Deniz, benim için sadece bir su değil. Deniz, bir tarih. Bir günün adı. Bir kelimenin gölgesi. Bazı insanlar için deniz, özgürlüktür. Benim için deniz, nefesin kırıldığı yerdir. O gün, babamın yüzünde “özgürlük” değil, “zafer” vardı. Annemi evde bıraktı. Kavgalarımızı da geride bıraktı sandı. Ama kavga, insanın peşini bırakmaz. Sadece başka bir yerde devam eder. Sahile gittiğimizde, kumlar sıcaktı. Rüzgâr, tuzlu bir söz gibi çarpıyordu yüzüme. Babamın elini tuttum. Küçük bir kızın, büyük bir yalanı vardı: “Yüzme biliyorum" “Yüzme biliyorsun, değil mi?” dedi babam. Yüzmeyi biliyorum. ... Bilmiyordum Sanki benim cevabım, onun bir zaferi olacaktı. Sanki benim bir şeyleri başarmam, onun kayboluşunu meşrulaştıracaktı. Ben de “evet” dedim. Kendi kendime, bir gün o denizi seveceğimi söyledim. Ama deniz, sevilecek bir şey değildi. Babam bir adım attı. Ben de bir adım attım. Sonra bir adım daha. Deniz, beni içine çekmeye başladı. O an anladım: Ben yüzmeyi bilmiyordum. Kollarım bir anda boşaldı. Ayaklarım kumun üzerinde kaydı. Dalgalar, üstüme üstüme geldi. Sanki deniz, beni değil, benim içimdeki bir şeyi yakalamak istiyordu. “Baba!” diye bağırdım. Sesim, suyun içinde kayboldu. “Baba bak, sanırım öğrendim!” Ama babam yoktu. Etrafıma baktım. İnsanlar vardı. Yabancılar. Gözleri bana değil, kendi hayatlarına bakıyordu. Babamın gittiği yöne bakınca, bir boşluk gördüm. O boşluk, benim içimde bir şeyin kırıldığını gösteriyordu. Dalgalar, yüzümü kapladı. Nefesim kesildi. Sanki dünya bir anda yalnızca suya dönüştü. Gözlerimi kapattım. Korku, insanın gözlerini kapattığı an büyür. Ben de büyüdüm. O an, bir çift kol hissettim. Sanki iki demir parçası beni sudan çekti. Nefes alamadığımı fark ettim. Nefes, o an bir lüks değil, hayattı. Bir ses duydum. Tanımadığım bir ses. “İyi misin? Beni duyuyor musun?” Cevap vermek istedim. Ama nefes yoktu. O çocuk beni plaj yataklarından birine oturttu. Bana baktı. Ben ağlıyordum. Korkudan değil. Bir şeyin yok oluşundan. “Su getirin!” diye bağırdı etrafa. Birileri su getirdi. Ben suyu içemedim. Suyun kokusu, boğulmanın kokusuydu. Öksürmeye başladım. Öksürürken, “babam” dedim. Sanki o kelime, tüm dünyayı yeniden düzenleyecekmiş gibi. O çocuk, “Evini ya da annenin numarasını biliyor musun?” diye sordu. Kafamı salladım. Bilmiyordum. Hiçbir şey bilmiyordum. O çocuk, annem gelene kadar yanımda bekledi. Bekledi, çünkü benim hayatımda “beklemek” zaten bir alışkanlıktı. Annemi gördüğümde, içimde bir şey daha kırıldı. Çünkü annem gelmişti. Ama babam yoktu. Annem, beni kucağına aldı. Korku ve suçluluk arasında titreyen gözleriyle bana baktı. Ben de ona baktım. Ama ben, onun gözlerinde kendimi görmüyordum. O sırada, o çocuk ayağa kalktı. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Sanki sadece bir anlık bir rüya görmüş gibi. Beni kurtarmıştı. Sonra gidecekti. O an, bileğinde bir şeyin düşüşünü gördüm. Küçük, ince bir bileklik… Bir zincirin ucunda minik bir taş. Sanki denizin kendi parçasıydı. Bileklik düştü. Ben, onu fark etmeden önce, bir şey hissettim: “Bu, bir daha bulamayacağım bir şey.” Ama o çocuk gitmek üzereydi. Annemin sesi, “Teşekkür ederim” diye yükseldi. O çocuk başını salladı. Ve o anda, ben bilekliği gördüm. Bir süre baktım. Sonra, annem fark etmeden, bilekliği aldım. Ve bileğime taktım. Bileklik, çok küçük ve hafifti. Ama benim için, ağır bir anlam taşıyordu. O çocuk, bana bakmadan uzaklaştı. Gözlerim onu izledi. Ama o, dönüp bakmadı. O an anladım: O, benim hayatımda bir “kurtarıcı” değil, bir “iz” olacaktı. Bilekliğin taşına parmağımı sürttüm. Sanki o taş, denizin içindeki bir sırrı saklıyordu. Ve ben, o sırayı hiç kimseye söylemeyecektim. Yıllar geçti. Ben büyüdüm. Denizden korktum. Denizden kaçtım. Ama deniz, her zaman benimle kaldı. Şimdi üniversitedeyim. Psikoloji okuyorum. İnsanları anlamaya çalışıyorum. Kendimi anlamaya çalışıyorum. Ama her seferinde denizi gördüğümde, nefesimin kırıldığını hissediyorum. Ve bir gün, o çocuk tekrar çıkacak karşıma. Bunu biliyorum. Çünkü ben, o günün izini hiçbir zaman silemedim.
Chapter 1
Nefesin kırıldıgı yer
End of chapter
0 comments
No comments on this chapter yet. Write the first one.