Skip to content

𝙲𝙰𝚂𝚄𝚂

Chapter 6 · 3 min read

𝙲𝙰𝚂𝚄𝚂

Chapter 6

Köstebeğin yeri

Kuzey'in atışı, beklenmedik bir kararlılıkla, Eren Aksoy'un hemen yanındaki cipe isabet etti. Çıkan kıvılcımlar, sokağın loş duvarlarında dans etti. Aksoy, pahalı kabanının altından şaşırtıcı bir hızla eğildi, bir anlık şoku profesyonel bir reflekle atlattı. "Çok duygusal, Kuzey," diye bağırdı Aksoy. "Ama hedefin her zaman daha önemli olduğunu da ben öğretmiştim!" Aksoy'un Sig Sauer P226'sı Kuzey'in saklandığı köşeye mermi yağdırmaya başladı. Mermiler, Kuzey'in siper aldığı taş duvardan parçalar koparırken, Kuzey siperini değiştirmek zorundaydı. Gözleri, dar sokağın solundaki bir demir kapıya takıldı; kapı bir hana, belki de eski bir depoya açılıyordu. Bu, ona Köstebek'in menzilinden kurtulmak için tek bir saniyelik bir pencere verecekti. Kuzey, nefesini tuttu. Silahını cipin ön lastiğine doğru son bir kez ateşledi. Lastiğin patlama sesi, Aksoy'un atışlarıyla karıştı. Aksoy'un dikkati dağılmışken, Kuzey, Köstebek'in şaşkınlığından faydalanarak hızla demir kapıya doğru koştu. Kapıyı omuzlayarak açtığında, içeriye keskin bir rutubet ve eski baharat kokusu vurdu. Burası eski bir Osmanlı hanıydı, ortası boş bir avluya bakıyordu ve etrafı yüksek, ahşap galerilerle çevriliydi. "Beni buraya sıkıştıramazsın!" diye bağırdı Aksoy, Kuzey'in peşinden hana girerken. Sesindeki sakinlik gitmiş, yerini soğuk, ölümcül bir öfke almıştı. "Burayı avuç içi gibi biliyorum! Senin için bitti, çocuk!" Hayalet'in Son Hamlesi Kuzey, avlunun karanlığına daldı. Köstebek'in "burayı biliyorum" sözü, Aksoy'un burayı pusu kurmak için seçtiği anlamına geliyordu. Yani, Kuzey tuzağa girmemiş, Köstebek'in tuzağını kendi lehine çevirmişti. Elindeki parçalanmış telefon kılıfını, yani hafıza kartını dikkatle inceledi. Hayalet, her şeyi planlamıştı. Kuzey'in tuzağa düşmesini sağlamak, Köstebek'i ortaya çıkarmak ve onu Kuzey'in menziline getirmek. Ama neden burası? Ani bir ilhamla, Kuzey, videonun son saniyesini hatırladı: "Kartı ver, ajan. Rusya operasyonu, sadece bir dikkat dağıtmaydı. Asıl hedef, senin o dosyanı almak." "Dosya", Kuzey'in ajansa getirmesi gereken ve Hayalet'in kaçırdığı, Aksoy'un uluslararası bir şebekeyi ifşa eden gizli bir operasyon planıydı. Bu planın kopyası, belki de burada bir yerdeydi. Kuzey, kılıfın şifreleme tuş takımına tekrar dokundu. Bu kez, acil durum kodu yerine, Hayalet'le yıllar önce kullandıkları ve hep güvende olduklarını simgeleyen bir koordinat kodu girdi: "K-U-Z-E-Y". Ekran anında canlandı. Bu sefer bir not değil, hanın basit bir kroki haritası belirdi. Haritanın tam ortasında, avlunun kuyu gibi görünen kısmında, küçük bir X işareti yanıp sönüyordu. "Yeraltı," diye fısıldadı Kuzey. "Kurtuluş ya da cehenneme giden yol." Köstebek'in Yeri Aksoy, avlunun girişinde durmuş, karanlığa doğru sesleniyordu: "Kuzey! Oraya saklanamazsın. Etrafın çevrili. Bak," dedi ve telefonunu havaya kaldırdı. Ekranda, Kuzey'in ajansından bir helikopterin hanın üzerindeki hava sahasına girdiğini gösteren termal bir görüntü vardı. "Ajans, seni çoktan 'firari' ilan etti. Kimse kurtarmaya gelmeyecek." Kuzey'in artık zamanı yoktu. Birkaç saniye içinde, han, ajansın özel timleri tarafından dolacaktı. Hızla avlunun ortasındaki kuyuya yöneldi. Kuyunun eski, taştan yapılmış kenarını eliyle yokladı. Hayalet'in işareti yanılmıyordu. Kuyunun yan tarafındaki taşlardan biri yerinden oynuyordu. Kuzey, parmaklarını araya sokarak taşı itti. Taşıtın arkasında, sadece bir insanın sığabileceği kadar dar, zifiri karanlık bir boşluk ve toprak bir merdiven vardı. Tam o anda, Aksoy'un sesi avluda yankılandı. "Orada mısın? Sana bir şans veriyorum, Kuzey. Teslim ol ve her şeyi unutup tekrar benim adamım ol. Ajanın her zaman bir yuvaya ihtiyacı vardır." "Benim yuvam mı?" diye Kuzey, fısıltıyla cevap verdi. "Benim yuvam çöktü, hoca. Ve enkazın altında kalan sensin." Kuzey, elindeki hafıza kartını son bir kez sıkıca tuttu, onu telefon kılıfından ayırdı ve merdivenden aşağıya, Moskova Dosyası'nı aramak için zifiri karanlığa kaydı. Taşı tekrar yerine itti. Aksoy, Kuzey'in saklandığı yere doğru ilerlerken, hanın üst katındaki pencerelerden kırmızı lazer ışıkları süzülmeye başladı. Aksoy'un takımı gelmişti. Aksoy, kuyunun yanına geldi, nefesi sinirle hızlanıyordu. Eğildi, eliyle taşı kontrol etti. "Çocukça," diye mırıldandı Aksoy, dudaklarının kenarında soğuk bir gülümsemeyle. "Ama bu kez, seni o yuvada yakalayacağım." Aksoy, telsizini açtı. "Üst katı ve tüm çıkışları kapatın. İki adam benimle avluya. Diğerleri, havalandırma tünellerini kontrol etsin. Kuzey sağ ele geçecek. Kartı bende istiyor. Hemen!" Kuzey yeraltında, burnuna çarpan küf kokusuyla ve kulağındaki ajanların ayak sesleriyle, kendini Aksoy'un yıllardır hazırladığı labirentin içinde bulmuştu. Işığı yoktu, sadece elindeki kılıfın şifreleme devresinden gelen zayıf, yeşil parıltı vardı.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.