Skip to content

𝐌𝐈𝐊𝐍𝐀𝐓𝐈𝐒 𝟏

Chapter 1 · 5 min read

𝐌𝐈𝐊𝐍𝐀𝐓𝐈𝐒 𝟏

Chapter 1

𝐁𝐎̈𝐋𝐔̈𝐌 𝟏

Yine yorgun bir nöbet dönüşü, Cristina'nın " Sedef hadi kalk artık kahvaltı hazır." deyişiyle uyandım. Cristina benim italyan ev arkadaşım. Kendisi türkçe biliyor ama bize nereden geldiğini sıklıkla hatırlatıyor. Kaba bir yapısı var ama bana karşı çok nazik, onu seviyorum. Kahvaltı sofrasına oturduğumda Cristina önüme bir çay koyduktan sonra kendine de portakal suyu alıp karşıma oturdu. " Şu portakal suyundan bir vazgeçemedin Cris." Cristina gözlerini devirdi "Sen çaydan vazgeçebiliyor musun Sedef ?" Uzun bir sohbet sonrası Cristina"nın çalan telefonu yüzünden sohbetimiz bölündü. Cristina bir süre telefonda konuştuktan sonra telefonu kapatıp bana döndü "Sedef, benim gitmem lazım. Adamlardan biri sakatlandığı için benim musabakam erkene alındı. Sende çok oyalanma işe git. Ha bu arada...Eğer baban yine birşeyler yapmaya kalkarsa haberim olsun." Onaylarcasına başımı salladım. Yanağıma minik bir öpücük bıraktıktan sonra ceketini ve spor çantasını alıp çıktı. Çayımı bitirdikten sonra etrafı topladım ve hazırlanıp bende yola çıktım. Kulaklıklarımı takıp herzamanki gittiğim yoldan giderken gözüme bir yazı ilişti "KAZI ÇALIŞMASI !" Herzamanki gittiğim yol kapalıydı, geriye tek bir seçenek kalıyordu. Kimsenin kullanmadığı terkedilmiş binalar, fabrikalar ve beni ürperten o mezarlığın olduğu o kestirme yol...

✿

Hastaneye ulaştığımda, hastane resmen yangın yeriydi. Bana doğru yaklaşan tanıdık bir yüz vardı. Göktuğ..."Nerelerdeydin güzelim ? Bu karmaşa sensiz çekilmiyor. " herzamanki Göktuğ karşılaması da yerini bulduğuna göre günüme devam edebilirdim. Göktuğ benim kişisel sapığım. Ona ne kadar sevmediğimi söyleyip reddetsem de bana böyle davranmaya devam ediyor. Sanırım bundan zevk alıyor. "Zıkkımın kökündeydim ,Göktuğ! Çekil şurdan acelem var." Göktuğ keyifle gülümsedi. "Ters tarafınızdan uyandınız sanırım, Prenses! " Bu sözlere karşı derin bir nefes aldım. Acil herzamankinden daha çok hareketliydi... Acildeki hemşirelerden biri yanıma geldi, "Sedef hanım...Zincirleme kaza olmuş, size ihtiyacımız var. Beni takip edin." Hemşirenin beni yönlendirdiği yerde yaklaşık yirmi yaralı vardı. Hepsiyle tek tek ilgilendim ve ayriyetten diğer hastalarla da ilgilendim...İşim bittiğinde dışarısı zifiri karanlıktı. Saate bakmak için cebimden telefonumu çıkarttım, ekranda "00.32" yazıyordu...Tam o sırada ekranıma doktor arkadaşlarımdan biri olan Beste'den bir mesaj geldi; "Sedef, abim bir kaza geçirmiş gitmem gerekiyor. Lütfen beni birkaç saat idare eder misin?" Mesajı bıkkın bir şekilde okudum, ama tabikide klasik ben, hayır diyemedim...Yaklaşık üç saat sonra Beste hastaneye geldi. Beste geldiği için hazırlanıp hastaneden çıktım. Her zamanki gittiğim yoldan gidecektim ki, aklıma "KAZI ÇALIŞMASI" yazan tabela geldi. Göz ucuyla mezarlığın olduğu yola baktım. Karanlık korkum vardı , ama şuan bunu düşünecek halde değildim. Korkularımı görmezden gelerek yürüyorken mezarlığın önüne geldiğimi farkettim. Karanlık ve ürkütücüydü. Kafamı dağıtmak için müzik dinlemeye karar verdim. Mezarlığın önünde durdum, elimi çantama atıp kulaklıklarımı aramaya başladım. Tam kulaklıklarımdan birini kulağıma takıcakken bir ses duydum. İlk başta görmezden gelerek kafamda kurduğumu düşündüm. Ama daha sonra acıyla inleyen bir erkek sesi duyunca kulaklıklarımı çantama attım ve telefonumun fenerini açıp oraya yöneldim. Fenerimdeki ışık kanlar içinde yatan bir erkeğin bedenini aydınlattı. Gördüğüm bu manzara karşısında çığlık attım. Karşımdaki adam sanki herşey normalmiş gibi bana sessiz olmamı işaret etti. Hayatel sandığım o beden; genç, yakışıklı bir adamın kanlar içinde yatan bedeniydi...

✿

2 saat önce...

Yiğit silahın dürbününden gözünü çekerek haberleşmek için taktığı kulaklığa konuştu. "Heryer temiz, menzilimde adam kalmadı.Harddiski aldın mı?" Kulaklığın karşısındaki demir karşılık verdi. "Aldım iş bitti." Yiğit silahını toparlayacakken duraksadı. "Siktir! Demir, çık oradan." Yiğit'in ani sözlerini duyan Demir duraksadı. "Ne var?" Yiğit telaşla konuştu. "Siktiğimin adamları bize eksik bilgi vermiş, üç araba daha geliyor." Demir çıkışa yöneldiğinde araba çoktan önünü kesmişti. Demir arabaya doğru silahını yöneltti. Arabanın kapısı açıldığında içeriden yaklaşık onbeşe yakın adam çıktı. Demir sağ cebine harddiski attı ve Yiğit'e seslendi. "Menzilinde kaç kişi var, Çelik?" Yiğit gözünü silahın dürbününe dayadı. "Yaklaşık beş kişi görünüyor Karaman." Demir öfkeyle konuştu. "Hepsinin işini bitir." Yiğit adamlarla uğraşırken Demir kalan adamları mezarlığa çekti. Demir bir mezar taşına yaslanarak şarjörünü değiştirdi. Saklandığı mezar taşından yaklaşık dört kişi vurdu. Demir kulaklığa konuştu. " Yiğit menzilinde kaç adam var?" Yiğit cevap verdi. " Üç leş kapıda ikisi yolda Karaman'cığım." Yiğit gözünü dürbüne yerleştirdi ve çok geçmeden tekrar konuştu. "Yavrum sana bir iyi bir de kötü haberim var." Demir cevap verdi. "Yediririm o yavrumu sana kısa kes!" Yiğit devam etti. "İyi haber yemekler benden, kötü haber yemeğimiz biraz soğuyacak." Demir kaşlarını çattı. "Ne var lan !" ,"Siyah uzun bir araba geldi keskin nişancı olduğunu anlamışlar, işim uzayacak." Demir bıkkın bir şekilde iç çekti. "Senin yapacağın işi sikiyim Yiğit." Yiğit yükseldi. "Lan ben nereden bileyim sülalecek ziyaret edeceklerini!" Demir of çekti ve işine odaklandı. Arkasında beş adam vardı. Silahlarında son iki mermiyle iki adamı daha vurdu, ve adımlarını hızlandırdı. Daha sonra mezarlığın arka tarafında bir ağaca yaslandı. Ağaç vücudunun tamamını kaplamıyordu. Tam bu sırada sol koluna bir kurşun yedi. Kurşunun etkisiyle bağırdı "Hassiktir, Yiğit senin yapacağın işi sikiyim." Yiğit, kulaklıktan cevap verdi, "Bende seni seviyorum, yavrum." Demir öfkeyle soluyarak göz devirdi. Arkasında üç adam kalmıştı, mermisi bittiği için tek yapabileceği şey yakın dövüştü. Koluna ateş eden adam ağacın sol tarafından yaklaşırken Demir ani bir hareketle adamın silah tutan elini büktü ve adamın kafasını kavrayarak birkaç kez sert darbelerle ağaca vurdu. Adamın silahını almak için yere uzanırken, arkadaki adamlardan biri sağ baldırına ateş etti. Demir hızlı bir şekilde yerdeki silahı kavrayarak kalan iki adama ateş etti. Adamların öldüğüne emin olduktan sonra sendeleyerek mezarlığın sonuna ilerledi ve bir mezar taşına yaslandı. Bacağındaki yara derindi, kolundaki kanama durmuyordu. Kıyafetinin bir parçasını yırtarak kolundaki ve bacağındaki yaralara bağlarken acıyla inledi. Bilincini kaybetmek üzereyken gözünü bir ışık aldı, karşısında kendine telefon ışığı tutan bir genç kız vardı. Kız Demir'in kanlar içindeki halini görünce çığlık attı. Demir olayların daha da karışmaması için kıza susmasını işaret etti ve ardından bilincini kaybetti...

End of chapter

3 comments