"Şah" dedi, ardından gözlerine baktım. Etrafı saran sessizlik içinde elimdeki piyonu dikkatlice hareket ettirdim. Sonra sessizliği bozarak "Mat!" dedim. Rakibim veziriyle şah yapmıştı, ama ben şah mat yapmıştım ve elimdeki piyonla onu alt etmiştim.kafamı kaldırıp yüzüne baktığımda bu sefer daha farklı gülümsüyordu.hem çok sinirli hem de çok kurnaz bakıyordu. Bir an durup tekrar santranç tahtasına baktım herşey doğruydu onu yenmiştim ama o hiç de yenilmiş gibi bakmıyordu hala yüzünde kurnaz bir gülümseme vardı.
"Etkilendim gerçekten piyon ile veziri alt edip,şah mat yaptın"sonra gözlerimin içine baktı. Gözlerimi kaçırmaya çalıştım. Biraz daha yakına geldi "Umarm Sonra görüşürüz, yani görüşücez."dedi ve masadan kalkıp gitti. Ne olduğunu anlamamıştım şaşkın gözlerle santranç tahtasına baka kaldım. Sonra yavaş yavaş ayağa kaltım. Ağır adımlarla diğerlerinin yanına yürümeye başladım. Kafamı çevirip Lucas'ın masasına baktım hâlâ gülerek oyunlarına devam ediyorlardı. Gözlerimi kalabalığın içine çevirdim. Bayan Magareta Morris beni inceliyordu.
"Bravo sana kızım, diğer ikisi de hallederse bu iş bizde"dedi terra, koluma girerek.
"Marc nerde ?"dedim masası boştu.
"Onun iki oyunuda bitti bile dışarı çıktı" dedi Kevin, bakışarım Lucas'ın masasına kaydı, Lucas parmakları ile tekrar teker taşları gösteriyor ve bir yandan konuşuyordu.
"Lucas kızla flörtleşiceğine oyun oynasa çoktan yenmişti bile"dedi terra gülerek."AAAA! Dean aldı, işte bu kadar."dedi Kevin ile gülmeye başladılar.
Ama benim gözlerim hâlâ Lucas'ın karşısındaki sarışın kızdaydı. Düz uzun saçlarını kulağının arkadına attı. Kız çok tanıdık gelmişti bana xana yı hatırlatmıştı. Fiziksel olarak değil hal, hareketleri ve mimikleri ile çok güzel bir kızdı. Xanayı özlemiştim garipti ama özlemiştim. Evet belki anlaşamıyorduk çok tartışıyorduk ama onun ile kısa sürede bağ kurmuştum. Tek taraflı bir bağ olsabile. Onu her an görüyordum mutluyken, sinirliyken ya da gizlice odasında ağlarken bile.
Dean yavaşca koluma dokundu. "Ella iyi misin."dedi fısıldayarak.
"Ya Delirmek üzereyim ya da xana'yı gerçekten özledim. umarım ilkidir. " dedim sakince.
"Ella, neden bu kadar iyisin."dedi Dean şefkatle. Elini omzuma koydu. Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Gözlerim istemsizce dolmuştu. Dean bana büyük bir dikkatle bakıyordu; bakışlarında çok sıcak bir dostluk varıdı. Gülümsedim.
"Gidelim mi"dedi dean, kafamı Lucas'ın masasına çevirdim. Maç bitmişti, Lucas sarışın kız ile toklaştı ve bize doğru gülümseyerek koşturmaya başladı.
"Hadi gidelim ve şarkı söyleyelim!"dedi terra coşkuyla. “BUGÜN… BİZİM EVDE… KARAOKE… PARTİSİ… YAPIYORUZ,” dedi Terra, her kelimeyi ara ara durup bağırarak devam ediyordu.
"Terra ben-"
"Hayır itiraz istemiyorum." dedi baş parmağını yüzüme doğru tutarak."bugün çok şanslısınız kasabaya gider gitmez bize gideriz yemekleri ben yapacağım ve sonra karaoke, sadece biz bize olacağız yani 'SANTRANÇ CANAVARLARI' "dedi parmakları ile haftada parantez açar gibi.
Marc gözlerini devirdi.“Bunu gerçekten her yerde söyleyecekmisin?” terra da göz devirdi. Hep beraber gülmeye başladık.
Yavaş yavaş okuldan dışarı çıktık. Sırayla otobüse bindik. Bu sefer oturma düzeni farklıydı; kimse yer seçmek için tartışmıyor, herkes rastgele koltuklara yerleşiyordu.
"Ella, gel birlikte oturtalım."dedi Dean mutlu bir şekilde gülümserken. Hemen ayağa kaltı oturduğu yerden boş olan iki koltuğa yöneldi. Hemen yanımzıdaki koltukta yine Lucas oturuyordu. Yanında kimse oturmuyordu. Dean geçip cam kenerına oturdu. Ben de koridor tarfındaki koltuğa oturdum.
Dean yanına oturur oturmaz hemen heyecanla bana döndü. "Ella, bana Xana'dan daha fazla bahset yani nasıl biri" dedi "Anlaşamamanıza rağmen onun nasıl hâlâ özlediğin için merak ediyorum doğrusu. "
"O gerçekten çok güzel bir kız. Bakımlı, kendine özen gösteren ve en önemlisi kendini seven biri. Belki biz her zaman anlaşamıyoruz ama onun çok fazla arkadaşı var. Arkadaşlık bağları nasıl tam bilmiyorum, fakat çevresinin kalabalık olduğunu biliyorum. Çok sosyal, çok eğlenceli… Müzik dinlemeyi de alışveriş yapmayı da çok seviyor. Hayatı dolu dolu yaşayan bir kız." dedim sakince.
"Burda olmana sebep olan ve seni sevmeyen birini nasıl sevebilirsin bilmiyorum ama bildiğim tek şey" derin bir nefes alıp verdi. "Bahsettiğin kişi terra" dedi kahkaha atarak.
Tere, hızla otobüsün ön koltuklarından ayağa kalkıp bize bakmaya çalıştı. Hareket eden otobüsün sarsıntısıyla bir an savrulup düşecek gibi oldu, ama dengesini toparladı. Sonra tekrar bize dönüp baktı. "SANTRANÇ CANAVARLARI! Biri benden mi bahsediliyor orada?"dedi sinirle.Dean daha da yüksek bir kahkaha atmaya başladı. Otobüsün içi Dean'ın sesiyle doldu. Otobüsteki diğer kişiler dönüp bize doğru bakmaya başladı.
"Dean, sessiz ol,” dedim dişlerimin arasından.
Ama Dean kendini tutamıyordu;"Santraç canavarlar" diyerek koltuklara vura vura gülmeye devam ediyordu. Otobüsün içinde yankılanan kahkahası herkesi bize doğru çeviriyordu.
“Dean, lütfen sessiz ol,” diye fısıldadım bu kez, yalvarırcasına. Beni duymuyordu.
Dayanamayıp hızla ayağa kalktım. Tam o anda otobüs ani bir şekilde savruldu. Dengemi kaybedip düşecek gibi oldum; koltuğun kenarına sıkıca tutundum. İçimdeki panik, otobüsün sarsıntısıyla birlikte büyüyordu.
Yanımdaki Lucas bir an bile tereddüt etmedi. Bileğimden nazik ama kararlı bir şekilde tutup beni yanındaki boş koltuğa çekti.
“Otursana,” dedi alçak bir sesle. “Daha fazla dikkat çekiyorsun.”
Dean’in kahkahası yavaş yavaş kesilirken, ön taraftan birinin homurdanması duyuldu. Şoför aynadan sert bir bakış attı. Otobüsün içindeki hava bir anda ağırlaşmıştı.
Tere hâlâ ayaktaydı. Gözleri kısılmış, bize bakıyordu. cebimdeki telefonu çıkatıp terra ya mesaj attım.
Ella: Seninle ilgili konuşmuyorduk. Kasabaya varınca anlatırım.
Mesajı gönderir göndermez ekran titredi.
Terra, hâlâ arkası dönük bir şekilde bize bakarken saniyeler içinde cevap yazmıştı. Parmaklarının sinirden telefona gömüldüğünü uzaktan bile hissedebiliyordum.
Terra: Kasabaya vardığımızda Dean'in canına okuyacağım. Beni herkese rezil etti.
Mesajı okur okumaz gözlerim Dean’e kaydı. Dean hâlâ ara ara kıkırdıyor, hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi camdan dışarı bakıyordu.
“Dean…” dedim kısık sesle.
“Ne var?” dedi masum bir yüz ifadesiyle.
Telefonu yüzüne doğru eğdim. Mesajı okudu.
İfadesi bir anda değişti.
“Ben otobüsten inmeyeyim mi?” dedi fısıldayarak.
Terra sinirle arkasını döndü ve yerine oturdu. Sanki az önce savaş ilan etmemiş gibi sessizce önüne baktı.
Dean panikle arkasına yaslandı.
“Lucas, beni sakla,” dedi.
Lucas gözlerini devirdi. “Seni nereye saklayayım? Baraja mı atalım."dedi gülerek
“Olur… Nasıl bagaja gireceğim?” dedi Dean panikle.sessizce gülmeye başladım.
Kasabaya daha on beş dakika vardı.
Dean ise şimdiden kendi cenaze marşını yazacak moddaydı; korkudan tırnaklarını kemiriyordu.
Lucas bana doğru eğilip elindeki çikolata ve bisküviyi uzattı.
“Masada unutmuşsun,” dedi hafifçe gülümseyerek. “Hâlâ açsın, biraz atıştır.”
Işıldayan gece mavisi gözlerinde, az önceki komik anın izi bile kalmamıştı. Bir anlığına otobüsteki kahkahalar, Terra’nın tehditleri, Dean’in paniği… hepsi silinmiş gibiydi.
Kalbim deli gibi çarpmaya başladı. Sanki otobüsün sarsıntısı içimde devam ediyordu.
Yavaşça elindekileri avucuma bıraktı; hareketi o kadar sakindi ki zaman bir anlığına yavaşlamış gibi hissettim. Gözlerini kaçırmadı, ama ben kaçırdım. Hemen başımı eğip avucumdaki çikolataya bakmaya başladım.
“Neden söylemedin onlara?” dedi. Bana baktığını hissedebiliyordum.
“Neyi?” diye mırıldandım. Kafamı hiç kaldırmadım; gözlerimi avucumdaki çikolatadan ayırmadım.
“Satrançta çok iyi olduğunu.” dedi bu kez daha net, daha kesin bir sesle.
Parmaklarım çikolatanın ambalajında oyalanırken kalbim bir kez daha hızlandı.
Başımı kaldırmamaya çalıştım ama merakım utancımdan ağır bastı. Gözlerim yavaşça onunkilerle buluştu. Bakışlarında dalga geçen bir ifade yoktu. Sadece sakin bir hayranlık… ve garip bir ciddiyet vardı.
“Bunu neden biliyorsun?” dedim merakla.
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“İzlerken gördüm seni,” dedi sakin bir gülümsemeyle. “2023’teki turnuvada. İkinci olmuştun.”
Bir an donup kaldım.
“Orada mıydın?” diye fısıldadım.
Başını hafifçe salladı.
“Final masasındaydın,” dedi gözlerimin içine bakarak. “Herkes sonucu konuşuyordu… ben hamlelerine bakıyordum.”
Nefesim bir anlığına takıldı.
“Kaybettim.” dedim, gözlerimi tekrar avucumdaki çikolataya indirerek.
“Hayır. Sadece süren bitti.” dedi bu kez daha bastırarak.
Çenem hafifçe gerildi.
“Yani kaybettim.” dedim kestirip atarak.
Kısa bir sessizlik oldu. Otobüsün motor sesi aramıza doldu.
Lucas hafifçe iç çekti.
“Bazen sonuçla gerçeği aynı şey sanıyorsun,” dedi sakin ama kararlı bir sesle. “Ama o gün… sen masadan yenilmiş gibi kalkmadın.” dedi arkasına yaslanarak.
“Beni tanımıyorsun ama hep çok kesin konuşuyorsun.” dedim sertçe.
Hiç gerilmedi.
“Seni çok iyi tanıyorum. Bunu zamanla anlayacaksın.” dedi rahatça, koltuğa yaslanmaya devam ederken.
Kaşlarım çatıldı.
“Ama nası—” demeye kalmadan otobüs ani bir frenle durdu. Bir an sarsıldım; elim refleksle koltuğa tutundu.
Motor sesi yavaşça sustu.
Başımı çevirip pencereden dışarı baktım.
Okula varmıştık. Otobüs bahçede durmuştu.
Dışarıda öğrenciler çoktan inmeye başlamış, gürültü bahçeye yayılmıştı.
Dean panikle herkesten önce çantasını koluna geçirip otobüsten indi. Ayakkabısının bağcıkları neredeyse çözülüyordu ama umurunda değildi. Tek hedefi vardı: Terra’dan mümkün olduğunca uzaklaşmak.
Merdivenlerden inerken arkasına dönüp kontrol etmeyi de ihmal etmedi.
Ama tam o anda Terra onu gördü.
Göz göze geldiler.
Dean’in yüzündeki korku dolu ifadesi bir saniyede belirdi. Terra hiç tereddüt etmeden kapıya yöneldi.
“DEAN!” diye seslendi.
Dean cevap vermek yerine hızlandı.
Ve birkaç saniye içinde okul bahçesinde birbirlerini kovalamaya başlamışlardı.Çantalar savruluyor, öğrenciler kenara çekiliyor, bazıları olanları anlamaya çalışarak alkış tutuyordu.
Lucas yanımda camdan onları izlerken sakin bir şekilde;
“Beş dakika dayanamaz,” dedi gayet emin bir sesle.
Kevin ise ikizine o kadar alışmıştı ki hiçbir şey olmamış gibi davrandı. Sakince otobüsten indi, çantasını omzuna yerleştirdi ve birkaç adım ilerleyip onların koşuşturmasını izlemeye başladı.
Ne şaşırmıştı ne de paniklemişti. Sanki bu, günün tamamen normal bir rutiniydi.
Hatta bir an kollarını göğsünde bağladı.
Dean bahçenin bir ucuna doğru kaçarken Kevin sadece başını iki yana salladı.
Biz de Kevin’ı takip edip bahçeye indik. Merdivenlerden inerken hâlâ ileride koşuşturan Dean ve Terra’yı görüyorduk.
Bahçeye adım attığım anda soğuk hava yüzüme çarptı. Gürültü artmıştı. Herkes ya onları izliyor ya da kenara çekilip yol veriyordu.
Kevin hiç acele etmeden yürüyordu. Sanki birazdan olacakları zaten biliyormuş gibi sakindi.
Ben ise gözlerimi Dean’den ayıramıyordum.
Kaçışı pek umut verici görünmüyordu.
Bir saat sonra Terra sakinleşmişti ve biz de onların evine gitmiştik. Mutfakta şarkı söyleyerek yemek yapıyor, kahkahalar atıyordu. Biz ise Dean ile sessiz sessiz dalga geçiyorduk; o hâlâ biraz panikliyken biz gülmekten kendimizi zor tutuyorduk.
Terra mutfaktayken hepimize iş bölümü vermişti. Eva tabakları hazırlıyordu, Marc içecek almak için dışarı çıkmıştı, Kevin sebzeleri doğruyordu. Dean ise Terra’nın gözüne batmamak için sessizce bir köşede bizi izliyordu.
Ben ve Lucas ise masayı düzenliyorduk… ya da düzenlemeye çalışıyorduk. Lucas sürekli sandalyeleri yamuk indiriyordu, ben de bununla uğraşmak zorunda kalıyordum. Her seferinde gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
Bir anlığına içim ısınmıştı. Bu sıcak his, sabah rüyamda gördüğüm o anı hatırlattı. Sanki aynı huzur, aynı tanıdık his içimde yeniden kıpırdamıştı.
Birkaç dakika sonra Marc içecekleri alıp eve dönünce sonunda masaya oturmuştuk. Ben Marc’ın getirdiği içecekleri yavaşça bardaklara doldururken Eva da makarnayı servis ediyordu.
“Bize yemek yapacağım derken makarnayı kastettiğini bilmiyordum, Terra,” dedi Marc gülerek.
Terra şarkı mırıldanmaya devam ederek mutfaktan çıktı ve elindeki salatayı masaya bıraktı.
“Salata da var, Marc’ım,” dedi gülümseyerek.
Ama o gülümsemenin altında sinirlenmemek için verdiği mücadele belliydi. Gözleri bir saniyeliğine Marc’a takıldı.
Dean hemen önüne baktı.
Marc ise masum bir ifadeyle, "makarna benim en sevdiğim yemektir. ” dedi.
Terra derin bir nefes aldı.
“Afiyet olsun öyleyse” dedi tatlı bir ses tonuyla.
Hep birlikte yemek yiyip sofrayı kaldırdık. Tabaklar mutfağa taşındı, masa silindi, herkes bir şekilde yardım etti. Ortam iyice yumuşamıştı.
Ardından Terra’nın ısrarla isteği üzerine salona geçtik. Televizyondan şarkı açıp karaoke yapacaktık.
“İlk ben seçiyorum!” dedi Terra kumandayı kaparak.
Dean hemen geri çekildi. “Ben arka vokal olurum,” dedi temkinli bir sesle.
“Hayır,” dedi Terra hiç düşünmeden. “En öne sen.”
Marc alkış tuttu. Kevin koltuğa yayılıp izleyici moduna geçti. Eva kahkahasını tutamıyordu.Lucas gülerken yüzünü utançla kapatıp duruyordu.
Terra hızlıca kumanda dan Taylor Swiftin- You Belong With Me şarkısını açtı ve bağıra bağıra söylemeye başladılar.
"You're on the phone with your girlfriend, she's upset
She's going off about something that you said
'Cause she doesn't get your humor like I do
I'm in the room, it's a typical Tuesday night
I'm listening to the kind of music she doesn't like
And she'll never know your story like I do
But she wears short skirts, I wear T-SHİRTS" diye bağırmya başladı Dean. Kendini tutamayıp gülmekten kanepeye yığıldım. Diğerleri de bağıra bağıra gülmeye başlamıştı.
“Ay karnım… karnım ağrıdı, ölücem gülmekten!” dedim.
Gerçekten karnıma sancılar girmişti ama o kadar komik söylüyorlardı ki kendimi toparlayamıyordum. Dean şarkının en güzel yerini sanki marş okuyormuş gibi söylüyordu. Terra işi ciddiye almaya çalıştıkça daha komik oluyordu. Birkaç dakika sonra Terra elinde mikrofonlarla yanımıza geldi. Hepimizi söylememiz için ikna etmeye çalışıyordu. Tek tek elimizi tutup mikrofon verdi. İtiraz etmeye çalıştık ama pek işe yaramadı. Eva piyano dersine geciktiği için terrayı bir şekilde ikna edip apar topar evden çıktı.
Terra bir an bozuldu, yüzünden belli oluyordu ama bir şey demedi. Biz şarkı söylemeyi kabul edince morali hemen düzeldi. Televizyonun sesini biraz daha açtı.
“Tamam o zaman,” dedi. “Yeni bir şeyler açacağım, bekleyin.”
Terra elindeki kumandaya uzandı, Bruno Mars – Count on Me çalmaya başladığında kumandayı kanepeye bırakıp hiç beklemeden şarkıya eşlik etti.
Oh-oh-oh…
If you ever find yourself stuck in the middle of the sea…
O an odanın havası bir anda değişmişti. Az önceki sessizlik yerini hafif bir neşeye bırakmıştı. Terra sözleri yüksek sesle söylerken biz de istemsizce gülümsemeye başladık.
I'll sail the world to find you…
Dean her zamanki gibi en yüksek sesle söylüyordu. Hatta bazı yerlerde sözleri karıştırıyor ama yine de durmuyordu.
If you ever find yourself lost in the dark and you can't see…
I'll be the light to guide you…
Farkında olmadan hep birlikte şarkıya eşlik etmeye başlamıştık. Marc, Dean’in sürekli bağırmasından rahatsız olup arada kulaklarını kapatsa da yine de dudakları kıpırdıyordu. Sözleri mırıldanarak söylüyordu ama ritme ayak uydurmayı da bırakmıyordu.
You can count on me like one, two, three, I’ll be there…
Terra bir anda dönüp bizi işaret etti, “Hep birlikte!” der gibi. Biz de nakarata daha yüksek girdik. O an kimsenin umurunda değildi kim nasıl söylüyor, ses güzel mi değil mi. Sadece birlikte söylüyorduk.
Şarkı ilerledikçe odanın içi kahkahalarla doldu. Dean bir yerde bilerek sesini inceltip saçma bir tonla söylediği için Terra ona yastık fırlatmıştı. Marc göz devirdi ama gülmemek için kendini zor tutuyordu. Kevin'in hiç bu kadar eğlenirken görmemiştim o sihirli ve depresi bakan yüzünden eser yoktu sadece gülüseyerek televizyondaki şarkının kelimelerini tekrar etmeye çalışıyordu. Lucas, Kevin’in boynuna kolunu atmıştı. İkisi de yan yana durmuş, şarkıyı eğlenerek söylüyorlardı. Lucas sözleri fazla abartılı mimiklerle söylerken Kevin gülmekten doğru düzgün söyleyemiyordu.
Nakarat kısmında ikisi birden daha da yükselip bağırarak söylediler. Kahkaha atmaya başladım. Herkes çok eğleniyordu. Terra ile sırt sırta verip hep birlikte bağırarak şarkı söylüyorduk. O an kimse susmak istemiyordu. Sesler birbirine karışıyor, kahkahalar şarkının arasına giriyordu.
Bana çok iyi gelmişti. Sanki içimde biriken her şey o şarkıyla birlikte dağılıyordu. Birkaç dakikalığına hiçbir şeyi düşünmüyordum. Sadece oradaydım. Şarkı sürekli değişiyordu ama biz hep birlikte eşlik etmeye devam ediyorduk. Ritmi, sözleri, tarzı fark etmiyordu. O an önemli olan tek şey eğlenmemizdi.
Tekrar hepsinin yüzüne baktım.
Lucas, Kevin’a gülerek göz deviriyordu. Kevin ise çekik gözlerini gülmekten neredeyse hiç açamıyordu bile. O anki halleri o kadar gerçekti ki… sanki dünyada hiçbir şey onları üzemezmiş gibi.
Marc ile Terra karşılıklı dans hareketleri yapmaya çalışıyordu. İkisi de ciddi görünmeye çalışıyor ama her seferinde bozup kahkaha atarak kanepeye yığılıyorları.
Dean ise Kanepede ters yatar pozisyonda, elinde tutuğu mikrofona bağırarak şarkı söylüyordu. Kocaman gülümsemesi ile yine çok mutlu görünüyordu.
Ve ben…
Hepsine bakarken içimde garip bir his vardı. Bu anın bir gün sadece bir hatıra olacağını biliyordum. Belki yıllar sonra bir şarkı duyduğumda aklıma bugün gelecekti. ama şu anada çok mutluydum. Yılar sonra ilke defa mutlu hissediyordum...
Ve bu kez, geçecek gibi korkmuyorum...