Genç kadın gördüğü karaltıya yaklaştıkça bunun bir insan olduğunu fark etmesi uzun sürmedi. Fark ettiği anda elindeki sepetini atıp koşarak kıyıya vuran bu adamın yanına vardı. Kendisine arkası dönük bilinçsizce yatan adamı sırt üstü çevirdi. Yaşayıp yaşamadığını anlamak için nabzını yokladı. Çok zayıf da olsa hissettiğinde babasından öğrendiği kalp masajına başladı. Panik ve aceleyle titreyen ellerini genç adamın göğsünde birleştirdi. Hızla kalbinin üzerinde baskı yapmaya başladı. Sıra suni teneffüse gelince genç adamın hafif morarmış, kalın dudaklarına bakıp duraksadı. Kendi dudaklarını genç adamın dudaklarına yerleştirip aldığı nefesini, kurtarmaya çalıştığı genç adama bahşetti. Bunu tam iki kez tekrarladı. Adam kendine gelmedikçe genç kadın, dehşet içinde pes etmeden yapmaya devam ediyordu. Altıncı denemesinde adam gözlerini açıp aniden derin bir nefes aldı. Kadın adamın nefes aldığını görünce yılgınlık ve rahatlamayla kumsala oturup ellerini iki yanına koydu. Genç adamın bayılmadan önce gördüğü son şey, bulanık da olsa, rüzgarda savrulan uzun, simsiyah saçlardı.
Tam bu sırada kadının arkasında silik bir slüet olan, Günce. Adamın aniden açtığı gözlerinde, alev hareleri görünce korkuyla bir iki adım olduğu yerden geriye adımladı.
***
Kararlaştırdığımız gibi kütüphaneye gitmek için erkenden kalkıp oyalanmadan evden çıkmıştım. Otobüs durağında beklerken dün gece gördüğüm rüyayı düşünüyordum. Rüyalarımda görünmez gibi bir şeydim. O siyah uzun saçlı kadının peşinden gidip duruyordum. Buna alışmıştım aslında. Ama dün gördüğüm rüya çok farklıydı. O psikopat adam, beni kendinden ne kadar korkuttuysa artık. Alev gözleri bilinç altıma işlemişti. Otobüs gelince ayaklanıp bindim. Umarım o ikisi ben gelmeden karşılaşmazlardı. Kütüphanenin önünde inip kapısına doğru yaklaştığımda Çağrı'nın merdivenlere oturmuş, telefonuyla oynayarak beni beklediğini gördüm. Ona doğru ilerlerken karşı taraftan gelen İnci'yle orta noktada karşılaştık. Uykudan yeni uyandığı için bitkin ve uyuşuktu. "Günaydın Deccal." dedi. Sesi yeni uyanmış olduğu için pürüzlü ve kısıktı." Günaydın soytarı." İnci yarı baygın olduğu için bizi bekleyen Çağrı'yı fark edememişti. Çağrı, İnci'yi görür görmez kaşlarını çatmıştı. Önünde durduğumuzda İnci de Çağrı'yı fark edip sinirle bana döndü.
"Bu at kafasının burada ne işi var Günce." Çağrı da İnci'ye bakarak "Asıl bu sıçanın ne işi var." İnci kızgın bakışlarını benden çekip Çağrı'da topladı. " Senin suratını görmediğim, güzelim hafta sonlarım vardı. Bugün onu da mahvettin." Çağrı alayla ve sinirle gülümsedi. "Dün yüzüne bakmıyorum diye, kafama telefon fırlatıyordun ama." İnci sinirden kızarmaya başlayınca araya girmeye karar verdim. "Benim can dostlarım. Artık aranızda barış imzalamaya ne dersiniz. Yorulmadınız mı sürekli didişmekten." İnci kollarını önünde bağlayarak" Onunla barış imzalayacağıma, ölürüm daha iyi." Çağrı da ayaklanarak gitmeye yeltendi." Senin çocukça kaprislerinle uğraşmayacağım." Bana döndü" Günce, seni de başka bir zaman çalıştırırım." diyerek uzaklaşmaya yeltenmeden, kolundan tutup durdurdum. " Gidemezsin, ikiniz de gidemezsiniz. Bana şeref sözü vermiştin Çağrı. Eğer şimdi gidersen sana örümün sonuna kadar şerefsiz diye hitap edeceğim. Hatta telefonuma da şerefsiz diye kaydedeceğim." Çağrı sıkıntılı şekilde soluyup saçlarını karıştırdı. " Şimdi, kütüphaneye gitmeden kahvaltı yapacağız." İnci tam itirazlarını dile getirecekken baş parmağımı dudaklarının üzerine koyarak "Şşşş. İtiraz kabul etmiyorum." Yanlarından ayrılarak yürümeye başladım. "Düşün peşime."
Çağrı ve İnci'yle en yakın pastaneye girip sükunetle poğaçalarımızı yedik. İkisi de birbirlerine sert bakışlar atıyorlardı. Benden çekindikleri için seslerini çıkaramıyorlardı. Otorite konusunda az biraz anneme çektiğim için keyifle sırıtıyordum. Kütüphaneye gidip ders çalışmaya başladık. Çağrı yanımda, İnci de karşımda oturuyordu. İnci bilgisayarından, kulaklıkla konu dinliyordu. Çağrı da hangi konularda eksiğim olduğunu tespit etmek için, bana küçük çaplı matematik deneme soruları hazırlıyordu. Çağrı sorularını hazırlarken, çözdüğüm test kitabından arada İnci'yi gözlemliyordum. Kısa bakışlar atarak Çağrı'yı inceliyordu. Fark edilmekten korktuğu için de hemen kaşlarını çatıp bilgisayarına bakmaya devam ediyordu. Çağrı'nın hazırladığı denemeyi çözmeyi bitirip kağıdı önüne doğru uzattım. O da tüm ciddiyetiyle kağıdımı incelemeye başladı. Tam o sırada bugün kaçıncı kez yakaladığımı sayamadığım, İnci'nin bakışlarını fark ettim. Gözlerinde anlamlandıramadığım bir duygu seli vardı. Dudaklarındaki silemediği tebessümle Çağrı'yı inceliyordu. O sırada ona baktığımı fark etti ve göz göze geldik. Utançla beyaz yanakları kızarmaya başladı ve bilgisayarını bariyer gibi kullanmaya çalışarak kendini benden gizlemeye çalıştı.
İnci Çağrı'dan hoşlanıyordu ! Belki daha da fazlasını hissediyordu. Benimle neden paylaşmamıştı. Çağrı'ya karşı olan tüm o hırçın davranışları şimdi kafamda daha bir anlam kazanmaya başladı. Evlere dağılma vakti geldiğinde üçümüz de kütüphanenin önündeki bankta oturmuş, buz gibi havayı ciğerlerimize doldurarak ayılmaya çalışıyorduk. Çağrı ayaklandı. " Ben kaçar kızlar. Yarın görüşürüz." Gülümseyip el salladım." Görüşürüz. Dikkatli git." Çağrı kafa sallamakla yetinip kısa bir süre İnci'ye baktı. İnci ona bakmayıp kafasını aksi yöne çevirince, Çağrı'da kaşlarını çatarak arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı.
İnci'yle baş başa kaldığımızda, fark ettiğim şeyden bahsedip bahsetmemek konusunda düşünmeye başladım. İkimizden de çıt çıkmıyordu. Tam ağzımı açıp soracakken, İnci benden önce davrandı. "Evet." Kaşlarımı çattım. "Neye evet?" İnci yılgınlıkla omuzlarını düşürüp dizlerine koyduğu ellerine bakmaya başladı. "Çağrı'dan hoşlanıp hoşlanmadığımı soracaktın. Cevabım. Evet" Yönümü İnci'ye doğru çevirdim. "Neden benimle paylaşmadın?" "Ben de daha yeni farkına vardım." Anlayamamıştım. "Nasıl farkına vardın." İnci derin bir nefes aldı.
" Son zamanlarda, her zamanki takılmaları beni ağlatacak derecede gücendirmeye başlamıştı. Aslında bakarsan kantinde söylediklerinde haklıydı. Farkında olmadan onun dikkatini çekmeye çalışıyordum. Ama beni her umursamayışında daha çok alınıyor daha çok üstüne gitmek istiyordum. Bugün senin de fark ettiğin gibi. Her fırsatta onu izlemek istiyorum. Bir şeye odaklandığında çattığı kaşları, sıkıntılı hissettiğinde eliyle saçlarını dağıtışı, farkında olmadan tüm tepkilerini ezberlediğimi fark ettiğimde, onu sevdiğimi anladım." İnci'nin büyük bir yenilgiyle kabullendiği gerçekliğini benimle paylaşmasına mutlu olmuştum. "Peki ona açılmayı düşündün mü?" İnci yine sinirle yüzüme baktı. "Nasıl düşünebilirim Günce. Çağrı'nın tek düşündü, şu üzerinde kafa patlattığı oyunu ve programları. Ben onun umurunda bile değilken öylece karşısına geçip ' Hey seni seviyorum.' mu diyeceğim." İnci, beni de kendisiyle umutsuzluğa sürükledi. "Haklısın." İnci ayağa lakınca beni de kolumdan çekiştirerek kaldırdı. "Şimdilik bunu düşünmeyelim. Ben zamana bıraktım. Olacak olan bir şekilde olur zaten. Akışta kalmak en iyisi."
Kış ayında olduğumuz için hava kararmaya yüz tutmuştu. Kulaklıklarımı takıp durakta otobüsün gelmesini bekliyordum. Aynı zamanda İnci ve Çağrı'nın durumunu düşünüyordum. Muhtemelen bu yıl bir arada olacağımız son yılımızdı. Seneye üniversitede olacaktık. Farklı şehirlerde olma ihtimalimiz çok yüksekti. Özellikle Çağrı'nın. Aylardır kendi çapında bir oyun programlıyordu. Yurt dışında yapay zeka şirketlerine projelerini yolluyor, onlarla iş birliği yaparak yapay zeka destekli bir oyun çıkarmaya çalışıyordu. Eğer kabul edilecek olursa muhtemelen yurt dışında okumaya, aynı zamanda çalışmaya devam edecekti. Yani İnci'nin durumu cidden kocaman bir çıkmazla sonuçlanıyordu. Biraz düşününce, yedi yirmi dört programıyla meşgul olan Çağrı'ya karşı hırçın ve agresif davranışları, onun da bu gerçeği bilmesinden kaynaklıydı.
Ben düşüncelere dalmış dalgın dalgın önümden akıp giden araçları seyrederken, karşı kaldırımdan pür dikkat beni izleyen o garip adamla göz göze gelmemle, aldığım nefes içimi yakarcasına ciğerlerime oturdu. Bu psikopat herif, beni takip mi ediyordu? Panikle sağıma soluma odaklandım. Ne durakta, nede kaldırımda benden başka kimse yoktu. Tekrar ona döndüğümde karşı kaldırımdan bana doğru adımladığını gördüm. Ne yapacağımı bilemeyerek hızla koşmaya başladım. Ben koşmaya başlayınca o da arkamdan koşarak peşimden gelmeye başladı. Hızımı arttırıp izimi kaybettirmek için, ara sokaklardan ana caddeye ulaşmayı amaçlayarak bir ara sokağa saptım. Amacım ana caddeye ulaşıp kalabalığın ve insanların arasına karışmaktı. Beni yakalasa da çığlık atarak dikkatleri üzerime çekebilirdim. Sokak ışıklarının aydınlattığı karanlık ara sokakta korkuyla koşmaya devam ederken, dudaklarıma kapanan sıcak ellerle birlikte sırtımın duvara yapıştırılması bir oldu. Yabancı, alev saçan gözleriyle karşımda duruyordu. Hızlı ve zayıf soluklar almaya çalışıyordu. Gözlerinin altı morarmış, kırmızı dudakları çatlamıştı. Yüzü hastalıklı görünüyordu. Bir adım daha atacak hali yok gibiydi. Buna rağmen dudaklarımın üstündeki sıcak avcu tenimi yakıyordu. Alev gözleri, koşarken dışarı çıkan kolyeme takıldı. Sarı, sokak ışığının altında, çevresine zayıf yansımalar çıkararak kahverengiden yeşil tonlarına bürünen kolyemi, kısa bir süre şaşkınlıkla seyretti. Biraz daha soluklanıp kendine gelince, sakince konuşmaya başladı. "Sana zarar vermeyeceğim. Sadece konuşmak istiyorum." Emin olmak istercesine gözlerime baktı. " Şimdi. Yavaşça elimi çekeceğim. Sen de uslu duracaksın." Korkudan ödüm kopuyordu. Çok yakınımda olan bu yabancının gözlerinden, sanki lavlar fışkırıyordu. İçimi yakıyordu. Bu yabancının bana tecavüz edip yirmi yedi yerimden bıçaklayıp ormana gömmeyeceği ne malumdu. Ya da ormana gömmez beni parçalara ayırıp bir fıçıya tıkar, sonra da yakardı. Geriye kalan küllerimi de denize dökerdi. Televizyonda nelerini izliyorduk. Hiç benim de başıma geleceğini düşünmemiştim. KADES uygulamasını telefonuma yüklemediğim için, kendime küfür ediyordum. Bu düşünceyle can korkusu doğdu içime. Bu şekilde ölemezdim!
Yabancı adam, uslu duracağıma kanaat getirmiş olacak ki yavaşça elini dudaklarımdan çekmeye başladı. O sırada onunla ilk karşılaştığım gibi, aklıma ilk gelen şeyi yaptım. Suratına tükürdüm! Evet! Tükürdüm! O da bunu beklemiyor olacak ki gözüne denk gelen tükürüğümle, gözlerini kapattı. Eliyle gözünden yanağına akan tükürüğümü silmeye yeltenirken, hızla koşmaya başladım.