تخطٍ إلى المحتوى

Yanlış Kapı

الفصل 1 · قراءة 8 دقيقة

Yanlış Kapı

الفصل 1

1. bölüm | Yanlış kapı

Bazı insanlar ilk görüşte elektrik aldığını söyler.

Ben ilk görüşte “Bu adam kesin başıma iş açacak.” diye düşündüm.

Ve galiba hayatımda ilk defa iç sesim haklıydı

⸻

Ben İpek Arın.

Babamın deyimiyle “fazla dobra”, annemin deyimiyle “dili kemiği olmayan”, arkadaşlarımın deyimiyle ise “bir gün fena dayak yiyeceksin.”

Henüz yemedim.

Çünkü insanlar genelde cevap veremeyince susuyor.

Benim de böyle kötü bir huyum var işte.

Birisi saçma konuşunca içimde onu susturma isteği doğuyordu

Güncel hayata x2 ya da +10 saniyenin gelmesi için daha teknolojinin ne kadar gelişmesi gerekiyordu.

Bazı anlar bunu yoğun bir şekilde arzuluyordum.

⸻

Telefonum çaldı.

Arayan Defne’ydi.

Açtığım gibi bağırdı.

“Akşam boşsun!”

“Sor bi bakalım.”

“Boş musun?”

“Hayır.”

“Boşsun.”

“Defne.”

“İpek.”

İkimiz de sustuk.

Sonunda ben pes ettim.

“Ne var?”

“Emir’in bir daveti var.”

“Ben niye geliyorum?”

“Çünkü yalnız gitmek istemiyorum.”

“Beni üçüncü teker yapıyorsun.”

“Sen teker değilsin. Sen… hava yastığı gibisin.”

“Bunun iltifat olduğuna emin misin?”

“Değilim.”

Defne güldü.

Sesini duyunca istemsizce ben de gülümsedim.

Onu çocukluğumdan beri tanıyorum.

On yedi yaşındayken annesini ve babasını kaybetti.

Bir gecede büyümek zorunda kaldı.

Ailesinin küçük şirketi batmak üzereydi.

Üniversite okurken aynı zamanda şirketi ayakta tutmaya çalıştı.

Ben olsam muhtemelen üçüncü günde tüm şirkenin a… koyup sıçıp batırmıştım.

Ama Defne öyle biri değildi.

İnatçıydı.

Düştüğü yerden kalkmayı biliyordu.

Emir’le de o dönem tanışmıştı.

Şirket satın alımları yapan genç bir yatırımcı olarak çıkmıştı karşısına.

Defne anlatırken hep aynı şeyi söylerdi.

“onu ilk gördüğümde tüylerim diken diken olmuştu.”

Ben de her seferinde aynı cevabı verirdim.

“İyi ki full paket epilasyona gittik.”

O da bana küfür ederdi.

Gerçek dostluk buydu.

⸻

Akşam, Emir’in düzenlediği iş davetine gittik.

Burası otel değildi.

Otelden biraz daha pahalı görünen yerlerden biriydi.

İçeri girince herkesin suratında aynı ifade vardı.

Ben senden daha zenginim.

Yok ben senden daha zenginim.

Yok benim saatim senin araban kadar.

Böyle tuhaf bir rekabet.

Ben Defne’ye eğildim.

“Buradaki herkes birbirinden nefret ediyor.”

Defne şampanyasını aldı.

“İş dünyasına hoş geldin.”

“Ben eve dönüyorum.”

“Daha Emir’i görmedin.”

“Aman canım düğününüzde görürüm.”

Tam çıkmayı düşünüyordum ki Defne kolumu tuttu.

“Geldi.”

Emir kalabalığın arasından yürüyordu.

Takım elbisesi kusursuzdu.

Yüzünde her zamanki sakin ifade vardı.

İnsan ilk bakınca güven veriyor sanıyordu.

Bilmiyorum neden ama bazen gözlerine bakınca ürperiyordum.

Sanki sürekli bir şey hesaplıyormuş gibi.

Bizi görünce hafifçe gülümsedi.

Defne’nin yanına gelip yanağından öptü.

O an bütün sert havası kayboldu.

İlginçti.

Ben ikisini izlerken Emir bana döndü.

“İpek.”

“Emir.”

“Yine Defne’yi bana karşı dolduruyor musun?”

“Hayır.”

Defne kaş kaldırdı.

Ben devam ettim.

“En büyük destekçiniz benim DEFEM.”

Kısmetse olur Erol taklidime emirin ekran süresi yetmediği için sadece belli belirsiz gülümsedi

“İnanmıyorum.”

“Haklısın.”

Defne kahkahayı patlattı.

Tam o sırada Emir’in bakışları giriş kapısına kaydı.

Yüzündeki ifade değişmedi.

Ama ortam değişti.

İnsan bazen hisseder ya.

Odadaki ses aynı kalır ama hava ağırlaşır.

Ben de dönüp kapıya baktım.

Bir adam içeri girdi.

Yanında iki kişi daha vardı.

Ama gözüm onları seçmedi bile.

Adamın üzerinde siyah bir takım elbise vardı.

Kravatını gevşetmişti.

Yürüyüşü bile sinir bozucuydu.

Kendinden fazla emin insanlar vardır ya…

Sanki dünya onun etrafında dönüyor gibi.

İşte öyle.

Yanımızdan geçen iki kadın fısıldaştı.

“Bu o mu?”

“Bence o.”

Ben Defne’ye eğildim.

“Bu abi biri mi?”

Defne sessiz kaldı.

Emir bize baktı.

“Kaan. Ortağım”

Tek kelime.

Sadece Kaan.

Ben içimden tekrar ettim.

Kaan.

Yakışmış.

Adamın adının Cafer falan olmasına evren izin vermezdi zaten.

Kaan yanımıza geldi.

Önce Emir’le tokalaştılar.

Garip bir şey vardı.

İkisi arkadaş gibi durmuyordu.

Sanki birbirini çok iyi tanıyan ama çok az konuşan insanlar gibiydiler.

Sonra Defne’ye başıyla selam verdi.

En son bana baktı.

Ve…

Hiçbir şey olmadı

Hiç….

Derler ya.

Göz göze geldik.

Elektrik çarptı.

Yok.

Bana bildiğin baktı.

Bir saniye.

Sonra başka tarafa çevirdi.

Ben hayatımda ilk defa biri tarafından bu kadar yok sayıldım.

Acaba yok muyum lan diye etrafa bakınma ihtiyacı duymuştum.

Emir şokumu görüp tanıştırdı.

“İpek.”

Kaan sadece başını salladı.

Elini uzatmadı bile.

Ben de uzatmadım.

İnatlaşacaksak ikimiz de oynarız.

“Memnun oldum.”

mırıltı şeklinde çıkmıştı sesim

“Olma.”

…

Bir an yanlış duyduğumu düşündüm.

Kaşımı kaldırdım.

“Affedersiniz?”

“Siktiğimin yerinde zorla duruyorum. O yüzden memnun olmana gerek yok.”

Ses tonu dümdüzdü.

Ne sinirli ne kaba.

Sadece…

Kesin.

Ben gülümsedim.

“Ne güzel. Ben de zaten insan sevmiyorum.”

İlk defa bana tam olarak baktı.

Gözleri beklediğimden daha koyuydu.

İnsanın içini okuyor gibi.

Bir iki saniye sustu.

Sonra,

“iyi uzak dur o zaman.”

dedi. Bakışları hep etrafı tarıyordu.

Etrafımızdaki konuşmalar devam ediyordu.

Kimse bizi dinlemiyordu.

Ama nedense o cümle bütün salon sessizleşmiş gibi geldi.

Ben geri adım atmadım.

“Tehdit mi bu?”

“Uyarı.”

“Allah Allah havlayan köpek ısırmaz derler ama?”

Yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.

“laf dinle uza ufaklık.”

Ben hafifçe güldüm.

“Şansına küs. Ben söz dinleyen biri değilim.”

Bir saniye daha bana baktı.

Sonra eğilip sadece benim duyacağım kadar alçak sesle konuştu.

“ yanlış kapı.”

“Nereden biliyorsun?”

Güldüğünde verdiği nefesi boynumda hissettim.

Ürpermiştim.

çekip gitti.

Ben olduğum yerde kaldım.

Defne yanıma geldi.

“Ne oldu?”

Ben hâlâ adamın arkasından bakıyordum.

“Bilmiyorum.”

“Bir şey mi dedi?”

Derin bir nefes aldım.

“Evet.”

“Ne dedi?”

Gözümü ondan ayırmadan cevap verdim.

“Galiba bana uzak dur dedi.”

Defne rahatladı.

“İyi işte.”

Başımı yavaşça iki yana salladım.

“Hayır.”

“Nesi kötü?”

Dudaklarımın kenarı istemsizce yukarı kalktı.

——————

Salonun ağır havasından çıkıp otelin önüne adım attığımızda ilk yaptığım şey derin bir nefes almak oldu.

Sonra da pişman oldum.

Hava buz gibiydi.

"Kış mı geldi?" diye söylendim.

Defne çantasından anahtarını çıkarırken bana baktı.

Arabanın kapısını açıp yan koltuğa oturdum.

Motor çalıştı.

Bir süre ikimiz de konuşmadık.

Camdan dışarı baktım.

Şehrin ışıkları hızla geride kalıyordu ama aklım hâlâ davetteydi.

Siyah takım elbise.

Koyu gözler.

Dümdüz bir ses tonuyla söylenmiş iki kelime.

"Uzak dur."

Hayatım boyunca bana yaklaşmaya çalışan insanlardan kaçmıştım.

İlk defa biri benden uzak durmamı istiyordu.

Ve bu durum sinir bozucu derecede merak uyandırıyordu.

Defne direksiyona bakarak konuştu.

"Ne dedi sana?"

"Bayağı uzun bir konuşma yaptık."

"İpek."

"Tamam tamam..."

Koltuğa yayıldım.

"Bana uzak dur dedi."

Defne birkaç saniye sustu.

Sonra beklemediğim kadar ciddi bir sesle,

"Dinle onu."

dedi.

Kafamı çevirip ona baktım.

"Komik”

"Ne?"

"Bana akıl veren kişi. Emir Vural ile sevgili"

Gülmedi.

Bu sefer gerçekten gülmedi.

İçimde hafif bir huzursuzluk oluştu.

"Defne?"

Eli direksiyonda biraz daha sıkıldı.

"Emir birkaç kez adını söyledi."

"Kaan'ın mı?"

Başını salladı.

"Çok detay vermedi."

"Niye?"

"Bilmiyorum."

Defne'nin "bilmiyorum" dediği şeylerin sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi.

Çünkü öğrenene kadar rahat bırakmazdı.

"Ne söyledi peki?"

Uzun bir sessizlik oldu.

Kırmızı ışıkta durduk.

Camdan yansıyan yüzüne baktım.

Bir an çok yorgun görünüyordu.

Annesini ve babasını kaybettiği günkü kadar olmasa da...

O ifadeyi tanıyordum.

İnsan kötü bir şey hissedip de kanıtlayamadığında öyle bakardı.

"Emir, bazı insanlardan uzak durmam gerektiğini söyledi."

"Ee?"

"Kaan'ın adını verdi."

İstemsizce güldüm.

"Ondan mı yıllardır ortaklık yapmış."

Defne bana baktı.

"Dalga geçme."

"Geçmiyorum. Kaan hayvan gibi yakışıklı olduğu için kıskanmış bence"

"İpek."

"Tamam."

Tekrar sustuk.

Araba sitenin otoparkına girdi.

Defne'nin evi artık benim de evim gibiydi.

Aslında teknik olarak kendi evim vardı.

Ama Defne ailesini kaybettikten sonra onu geceleri yalnız bırakmaya içim elvermemişti.

Bir gece kaldım.

Sonra bir gece daha.

Derken dolabımın yarısı buraya taşındı.

Hatta geçen ay kendi evime gidince pijama bulamadığım için babamın eşofmanlarını giymiştim.

Asansöre bindik.

Defne hâlâ sessizdi.

Bu canımı sıkmaya başlamıştı.

"Eğer bana 'ondan uzak dur' konuşması yapacaksan peşin söyleyeyim."

Kapı açıldı.

"Etkilenmeyeceğim."

Eve girdik.

Ben topuklularımı çıkarıp bir kenara fırlattım.

Defne mutfağa geçti.

İki kupa çıkardı.

Bana sormadan kahve hazırlamaya başladı.

Bu da bir işaretti.

Çünkü normalde gece kahve içmeme izin vermezdi.

"Konu ciddi."

dedim.

"Aynen öyle."

Kupayı önüme koydu.

Sonra karşıma oturdu.

Gözlerimin içine baktı.

"İpek..."

İlk defa sesinde korku vardı.

"Kaan'dan uzak dur."

Ben kupayı elime aldım.

"Neden?"

"Bilmiyorum."

"Harika sebep."

"Ciddiyim."

"Ben de."

Başımı yana eğdim.

"Ne duydun?"

Derin bir nefes verdi.

"Emir çok az şey anlattı."

"Ne gibi?"

"Bazı işlerin görünen gibi olmadığını söyledi."

"E zaten adamlar iş insanı."

"Hayır."

Defne yavaşça başını salladı.

"Öyle demedi."

"O zaman?"

"Bazı insanların yanında durmanın bile tehlikeli olabileceğini söyledi."

Ben kahvemi yudumladım.

" mafya filmi gibi."

Defne hiç gülmedi.

"Emir'in gözlerinde bunu ilk defa gördüm."

"Neyi?"

"Korkuyu."

Elimdeki kupa yavaşladı.

Çünkü Emir'i birkaç yıldır tanıyordum.

O adamın sinirlendiğini görmüştüm.

Soğuklaştığını görmüştüm.

Ama korktuğunu...

Hayır.

Onu hiç hayal edemiyordum.

"Belki sen yanlış anladın."

"Umarım."

Defne ayağa kalktı.

Pencerenin önüne yürüdü.

Sırtı bana dönüktü.

"Annemle babam öldüğünde herkes bana güçlü olmam gerektiğini söyledi."

Sessizce onu izledim.

"Ben güçlü olmayı seninle öğrendim."

Kaşlarımı çattım.

"Benimle mi?"

"Evet."

Dönüp hafifçe gülümsedi.

"Çünkü sen, en kötü günümde bile beni yalnız bırakmadın."

İçimde bir şey sızladı.

Ben hemen konuyu değiştirdim.

"Saçmalama Nihal makyajın akacak."

Küçük bir kahkaha attı.

Sonra tekrar ciddileşti.

"Ben seni de kaybetmek istemiyorum."

O cümle odanın ortasında asılı kaldı.

Ben başımı eğip kahveme baktım.

Birkaç saniye sonra omuz silktim.

"Merak etme."

Defne rahatlar gibi oldu.

Ben de tam o sırada ekledim.

"Adam zaten benden nefret ediyor."

Defne gözlerini kıstı.

"İpek."

"Ne?"

"yalan söyleme bana."

“Amca ben değilim diyorum ben yalan söylemem sana"

"Şu ekran süreni biraz azalt"

Masum masum baktım.

"Abartıyorsun."

"Hayır."

Bir adım yaklaştı.

"Sen şu an sırf sana uzak dur dediği için o adama gidip bulaşmayı düşünüyorsun."

Cevap vermedim.

Vermeyince daha kötü oldu.

Defne iki elini beline koydu.

"İpek Arın."

Ben de ona baktım.

Sonra istemsizce dudaklarımın kenarı yukarı kalktı.

"Tamam be"

Defne gözlerini kapatıp başını tavana kaldırdı.

"Allah'ım bana sabır ver."

Ben kahvemi bitirirken usulca mırıldandım.

"Aslında..."

"Hayır."

"Daha cümleyi kurmadım."

"Kurma."

"Adamın gizemli olması biraz..."

"İpek."

"...çekici."

Defne eline geçen ilk yastığı yüzüme fırlattı.

Ben kahkahayla onu tuttum.

Ama o gece odama geçtiğimde...

Işığı kapatıp yatağa uzandığımda...

Aklıma ne Defne'nin korkusu geldi...

Ne de Emir'in uyarısı.

Sadece karanlık bir salonda bana bakan o koyu gözler geldi.

Boynumda hissettiğim nefesi…

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.