🖤🤍
“Geç kaldın.”
O kelimeler duvarda değil, sanki doğrudan göğsümde yazıyordu. Kırmızı boya kurumuştu ama izi tazeydi. Kim yaptıysa acele etmemişti. Kendinden emindi. Bizi beklediğini saklamamıştı.
Ben yazıya bir adım daha yaklaştım.
Karan kolumdan tuttu.
“Dokunma.”
Elimi çektim.
“Zaten dokunmayacaktım.”
“Yaparsın.”
“Sen beni ne sanıyorsun?”
“Risk.”
Bu kelime… kısa, keskin ve fazla netti.
Eren yazıya baktı, sonra etrafa döndü.
“Alanı boşaltıyoruz. Herkes dışarı.”
Kimse itiraz etmedi.
Ama bu geri çekilme değildi.
Bu… yeniden konumlanmaydı.
Dışarı çıktığımızda hava daha soğuktu. Kapalı alanın baskısından kurtulmuş gibi olmam gerekirdi ama olmadı. Çünkü baskı içeride değildi.
Baskı artık benimleydi.
Eren beni kenara çekti.
“Bu yazı…” dedi. “Sence sana mı?”
“Evet.”
“Emin misin?”
“Eminim.”
“Niye?”
Bir an sustum.
Çünkü bu sorunun cevabı yoktu.
Sadece his vardı.
“Çünkü bu tesadüf değil,” dedim. “Ve bu dosyada tesadüf yok.”
Emir yanımıza geldi.
“Bilgisayardan bir şey çektim,” dedi. “Ama tam değil.”
“Ne buldun?” dedim.
“Liste… genişletilmiş.”
Kalbim bir an hızlandı.
“Göster.”
Tabletini bana uzattı.
İsimler.
Daha fazla isim.
Ve aralarında…
yine o isim.
Gözlerim otomatik olarak Karan’a gitti.
O uzakta duruyordu. Ama bizi izliyordu.
“Bu liste ne?” dedim.
Emir omuz silkti.
“Bağlantı listesi olabilir. Hedef listesi olabilir. Ya da…”
Durdu.
“Temizlik listesi.”
Bu ihtimal…
içimi buz gibi yaptı.
“Ben neden buradayım?” dedim.
Emir bana baktı.
“Bilmiyorum.”
Eren araya girdi.
“Bunu içeride konuşacağız.”
“Hayır,” dedim.
İkisi de bana döndü.
“Burada konuşacağız,” dedim. “Çünkü bu artık sadece bir dosya değil.”
Eren kaşlarını çattı.
“Derin—”
“Ben hedefsem,” dedim, “bunu bilmem gerekiyor.”
Sessizlik.
Karan yürüyerek yanımıza geldi.
Adımları yavaştı.
Ama kararlıydı.
“Değilsin,” dedi.
Bu cümle…
çok hızlı geldi.
Ben ona döndüm.
“Ne?”
“Sen hedef değilsin.”
“Duvar aksini söylüyor.”
“Duvar her zaman doğruyu söylemez.”
“Sen mi söylüyorsun doğruyu?”
Bir an sustu.
Sonra…
“Hayır,” dedi.
Bu cevap…
beklemediğim kadar dürüsttü.
“Peki kim söylüyor?” dedim.
Gözlerim onun gözlerine sabitlendi.
“Kim bu oyunu oynuyor?”
Karan derin bir nefes aldı.
“Henüz bilmiyoruz.”
“Sen biliyorsun,” dedim.
Bu sefer sustu.
Ve bu sessizlik…
cevaptı.
Bir adım yaklaştım.
“Benimle oyun oynama,” dedim.
Sesi düşürdü.
“Bu oyun değil.”
“Öyle,” dedim. “Ve ben piyon değilim.”
Bu cümleyle birlikte ortam tekrar gerildi.
Eren araya girdi.
“Yeter. Hepiniz merkeze geliyorsunuz. Bu iş burada bitmedi.”
Ben geri çekilmedim.
“Karan,” dedim.
O da bana baktı.
“Eğer bir şey biliyorsan…” dedim, “şimdi söyleyeceksin.”
Bir an…
çok kısa bir an…
gözlerinde bir şey gördüm.
Kararsızlık.
Ama geçti.
“Şu an değil,” dedi.
Bu cümle…
yine.
Aynı.
Ve bu sefer…
daha çok sinirlendirdi.
“Senin ‘şu an değil’lerin yüzünden insanlar ölüyor,” dedim.
Gözleri sertleşti.
“Senin aceleciliğin yüzünden de,” dedi.
Bu karşılık…
anında geldi.
Bir adım daha attım.
“Ben en azından saklamıyorum.”
“Ben de saklamıyorum.”
“Yalan.”
Bu kelime…
direktti.
Karan’ın çenesi gerildi.
“Ne istediğini bilmiyorsun,” dedi.
“Biliyorum,” dedim. “Gerçeği.”
“Gerçek seni yıkar.”
“Denemeden bilemem.”
Sessizlik.
Bu sefer daha uzun.
Eren tekrar konuştu.
“Bitti. Herkes araca.”
Kimse itiraz etmedi.
Ama bu kabul değildi.
Bu…
zorunluluktu.
Araca yürürken içimde tek bir düşünce vardı:
Ben hedef miyim?
Yoksa…
biri beni hedef gibi gösteriyor mu?
Ve daha kötü ihtimal:
Eğer ben hedef değilsem…
asıl hedef kim?
🖤🤍
Selammmmmmmmmm
Naberrrsinizzz milletttttt
Bölüm nasıldı
Beğendiniz mi?
Neyse diğer bölümü yazmaya gidicem bennnn
Görüşürüzzzzzz seviliyorsunuzzz
🖤🤍