تخطٍ إلى المحتوى

When the Sky Split

الفصل 3 · قراءة 7 دقيقة

When the Sky Split

الفصل 3

3. Bölüm

İyi okumalar

Öğret bana, nasıl unutulur düşünmek?

Sabahın ilk ışıkları perdenin arasından sinsice sızıyordu. Yatağında tüm gece uyuyayamayan gencin yüzüne vuran yaramaz aydınlık onun kapalı tuttuğu gözlerini aralamasına sebep oldu. Anlaşılan bugün hava Aris'in düşüncelere zıt açık olacaktı.

Nocturna'da böyle havalara pek rastlanmazdı. Hava çoğunlukla parçalı bulutlu ya da yağmurlu, daha az da güneşli olurdu. Güneş şehri yaz günü gibi ısıtmazdı. Ekinlerin yetişebileceği, onların temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği kadar olurdu. Güneşsizlik çekmelerine rağmen ten renkleri açık olmazdı. Bir Nocturnalı buğday ya da esmer tene, kahve tonlarında saça ve yeşilin tonlarında göz rengine sahip olurdu. Luminalılar ise açık tenli, beyaz ya da sarı saçlı, mavi gözlü olurdu. Hava durumu ve iklim koşullarına zıt fiziksel özelliklere sahiplerdi.

Aris'in uykusuzluktan kızarmış gözleri duvar saatini buldu. Saat daha çok erkendi. Hafta sonu olduğu için evdeki herkes uyuyor, kulağına yalnızca dışarıdaki birkaç kuzgunun sesi geliyordu.

Tüm gece doğru düzgün uyuyamamıştı. Kitapta okuduklarından sonra aklı daha önce hiç duymadığı o türde kalmıştı. Ne kadar düşünmemeye , kafasını boşaltmaya çalışsa da becerememişti. Lumina insanları ile Nocturna insanlarının özelliklerini düşünüp bu özellikleri birlikte bulunduran insanları düşünmüştü.

Yatağından kalktı. Bunalmış hissediyor, balkona çıkıp temiz havayı içine çekmek istiyordu. Anne babası uyuduğu için evde sessizlik hakimdi. Balkonun kapalı kapısını açtığında tüm vücudunu sabahın serinliği esir aldı. Içerisi soğumasın diye kapıyı kapatırken içinin titremesine engel olamamıştı.

Korkuluklara iki elini yaslayıp yeni aydınlanmaya başlayan gökyüzüne baktı. Her nefes alış verişinde ciğerlerine giren temiz hava onu rahatlatıyor, zihnini biraz da olsa boşalıyordu.

Güneş tamamen doğduğunda içeri girmeye karar verdi. Üstündeki ince pijama yüzünden üşümüştü.

Balkona girişi olan salona geldiğinde mutfaktan bazı sesler duydu. Adım sesleri ile birlikte duyulan çatal kaşık seslerinden annesinin uyandığını anladı. Odasına tekrar gitmeden önce ona günaydın demek için yönünü mutfağa çevirdi.

Mutfak kapısına geldiğinde onun sesini işiten annesi kafasını kaldırıp oğluna baktı. "Günaydın oğluşum." Aris esneyerek annesinin yanına geldi ve ona sarıldı. "Günaydın." Kadının eli oğlunun koyu ama yumuşak saçlarını buldu. Dünden beri oğlunda bir haller olduğunun farkındaydı. Tüm gün odasından çıkmamış, akşam yemeğinde neredeyse hiçbir şey yememişti. "Bu saatte ne işin var? Uyku tutmadı mı?" Aris bir şey dememiş yalnızca kafasını iki yana sallayarak annesine uyuyamadığını belli etmişti. Kadın oğlunun saçlarını okşarken ona bir sorun olup olmadığını sormak istiyordu fakat bir yandan da Aris'i sık boğaz etmek istemiyordu. Eğer altından kalkamayacağı bir şey olursa Aris ona anlatırdı. Küçüklüğünden beri böyleydi.

Öte yandan Aris; annesine sarılırken, başını onun omzuna koyarken, saçlarında hissettiği eller ve soluduğu annesinin kendine has kokusuyla kendini iyi hissediyordu.

Geçen dakikaların ardından Aris kollarını annesinden çekti. "Yardım edebileceğim bir şey var mı? Diye sordu eliyle kurulması yarım kalan kahvaltı masasını göstererek. Düşüncelerinden uzaklaşmanın yolunu kahvaltıyı hazırlamakta bulmuştu.

"Aslında ekmek almaya gidebilirsin." Bunun üzerine Aris üstünü değiştirmiş, ekmek için yeterli parayı alıp evden çıkmıştı.

Aydınlanan hava ile beraber gün başlamıştı. Yavaş yavaş açılan dükkanlar, ekmek almak için çıkmış evin küçük çocukları... Belki de Nox-Lumen insanları da bunları yapabilirdi. Herkes gibi günlük işlerini yerine getirebilirdi. Ama onların elinden alınmıştı tüm bunlar. Bir kişiyi bile bırakmamışlardı.

Tüm akşam Aris'in kafasını kurcalayan başka bir soru daha vardı. Babasının tüm bunlardan haberi var mıydı? Bu sorunun olumlu bir cevaba sahip olması korkutuyordu onu. Devletin kitapları yasaklarken ve onları toplatırken içeriğini biliyor olması gerekirdi. Babası çok önemli bir mertebede değildi bu yüzden onun bilip bilmediğini kestiremiyordu.

Fırına giriş yaptığında yüzüne sıcak, yeni pişmiş ekmek ve poğaça kokusu çarptı. Içeride yeni çıkmış ekmekleri yerleştiren ustalara kolay gelsin diyerek fırının içine doğru ilerledi. Müşteri geldiğinde aralarından biri ilgilenmek için ayrılmıştı. "Günaydın Aris." Mahallede herkes birbirini tanıyordu. Tezgahta karşı karşıya geldiler. "Sana da günaydın abi. Iki ekmek alacağım."

Fırıncı karşısındaki genci onaylayarak yeni çıkmış sıcak ekmeklerden iki tanesini poşete koydu. Çocuğa uzattığında ondaki dalğınlığın farkına vardı çünkü Aris tek bir yere odaklanmış, ona uzatılan ekmek poşetini farketmemişti. Onun dikkatini çekmek için parmağını şıklattığında yeşil gözler şaşkınlıkla onu bulmuştu. Irisleri ona uzatılan ekmeklere kaydığında neden burada olduğunun farkına varabilmişti.

Cebindeki parayı alıp tezgâha koyarken "Pardon abi, dalmışım." Diye mırıldandı. Ekmek poşetini almak için elini uzattığında fırıncı "Hayırdır Aris, bir şey mi oldu?" Diye sordu. Karşısındaki genç ekmek poşetini alıp konuşana kadar merakla ona baktı. Küçüklüğünden beri tanıdığı çocuk için endişeleniyordu.

"Pek uyuyamadım abi." Aris, başka soru duymak istememişti. Içindeki sıkıntıyı hem anlatmak istiyor hem de söylemeye çekiniyordu. Ona sorulacak herhangi bir soru onu bunaltmaktan başka bir işe yaramayacaktı. Bu yüzden konuştuktan hemen sonra bir cevap beklemeden "kolay gelsin." Diyerek dükkandan aceleyle çıkmıştı.

Eve geldiğinde annesi kahvaltıyı hazırlamış, babasıyla beraber onun gelmesini bekliyordu.

Kahvaltı sıradan ilerliyordu. Annesi ve babası kendi arasında sohbet ediyor, bazen Aris'i de sohbete dahil etmeye çalışıyorlar ama o verdiği kısa cevaplarla konuşmak istemediğini belli ediyordu.

Babası başkanın yapacağı yeniliklerden bahsetmeye başladığında Aris olduğu yerde kasılmaya başladı. "Çok azimli biriz sürekli daha iyisini yapmaya çalışıyor. " Babası o adamı övdükçe Aris'in kafasındaki 'Acaba babam biliyor mu?' sorusu yeniden kendini belli ediyordu. Babasına dair şüpheleri kendisini kötü hissetmesine sebep oluyordu. Sanki masum bir insana iftira atmış gibi hissediyordu. Bu kişi babası olunca suçluluk hissi daha da artıyor midesinin bulanmasına sebep oluyordu.

Kahvaltısını nasıl bitirdi hatırlamıyordu. Kendisini tekrar odasına kapattığında derin bir nefes aldı. O yatağına uzanmış, gözleri kapalı dinlenirken anne ve babası mutfakta kısık sesle oğullarındaki durgunluğun sebebini tartışıyordu.

"Okulda bir sorun mu çıktı acaba?"

"Kanları deli akıyor hanım, ufak sürtüşmeler yaşamış olabilirler."

"Dün ödevi için kütüphaneye gitmişti. Belki de ödevinde aksilikler yaşıyor."

"Ödev halledilir, zaten teslim tarihine daha var."

Mireira aklına gelen tüm olumsuzlukları dile getiriyor, eşi Sales ise karısının gönlünü ferah tutmak için yorum yapıyordu.

*
Saatler sonra Aris ödevini yapmak için masasına oturdu.

Odaklanma konusunda sorun yaşıyordu. Çalışırken gözü bir yere takılıyor, dalıp gidiyordu. Ya da okuduğu kelimeyi farklı yorumluyor ve aklına, düşünmekten kaçındığı Noxlumen insanları geliyordu.

Düşüncelerini toparlayamadığı için bu günlük çalışmamaya karar verdi. Açık olan kitaplarını aceleyle kapattı.

Birilerine anlatmak istiyordu. Öğrendiklerinin ağırlığı kendi omzunda yük olmasın, birisi onun yüklerini hafifletsin istiyordu. Kime anlatabilirdi ki?

O an zihninde tek bir yüz canlandı. Elara. O hem Nocturna'dan değildi hem de diğerlerinin aksine barış dönemine objektif ve sorgulayıcı yaklaşıyordu.

Heyecanla silahlarını koyduğu sırt çantasını çıkardı. Kütüphaneden adeta çaldığı o yasak kitabı, sanki dokundukça elini yakıyormuş gibi titreyen parmaklarıyla çantanın en dibine yerleştirdi.

Evden yeterince uzaklaştığında annesine haber vermediği aklına geldi. Zihni öyle doluydu ki bu küçük detayı tamamen unutmuştu. Geri dönüp vakit kaybetmeyi göze alamadı; adım adımlarını Void’e doğru hızlandırdı

Çok dalgındı. Öyle ki yolda kendisine selam veren arkadaşlarını bile fark etmemişti.

Olabilecek en hızlı şekilde Void'e ulaştığında bu sefer etrafa çok daha farklı bakıyordu. Gelen kuş sesleri, çiçekler, güneşli hava... hepsi ona olağanüstü geliyordu. Oysa yıllardır gelirdi buraya. Hiçbir zaman böylesine ilgiyle incelememişti etrafı.

Elara ile en son karşılaştıkları yere geldiğinde kimseyi göremeyince unuttuğu gerçeklikle karşılaştı. Elara'yı, Void'te göreceğinin garantisi yoktu.

Onu nasıl çağıracaktı ki? Lumina'ya giremezdi, iletişime geçebilecekleri hiçbir şey yoktu.

Tüm hayalleri söndü. Omuzları tekrar düşmüştü. Hafifleyecegini düşündüğü manevi yük hâlâ oradaydı.

Omzundaki çantayı düzelttikten sonra elini şakaklarına götürüp ağrıyan yere masaj yaparken dudaklarının arasından 'of' nidası döküldü.

Geri dönmek için arkasını döndüğünde iki adım ileride kaşları çatık ona bakan Elara'yı gördü.

"Elara?"

"Aris?"

"Ben de seni arıyordum. " Aris mutlulukla kıza yaklaştı ve aralarındaki mesafeyi azalttı.

"Neden beni arıyordun?"

Genç çocuk daha fazla bekleyemiyormuş gibi omzundaki çantasını yere koydu ve içindeki kitabı alarak kıza gösterdi. Elara anlamıyordu. "Bu kitap ne?"

Aris bir yandan kitabın ne olduğu ve nasıl bulduğunu anlatırken bir yandan da Noxlumen hakkındaki sayfayı arıyordu. Heyecandan sayfayı bulamamış iki defa daha sayfaları baştan çevirmişti. Bulduğunda kitabı Elara'ya uzattı. "Oku burayı. "

Elara kitabı aldıktan sonra olduğu yere çömeldi. Aris'in ses tonundaki heyecan ve tedirginliğin sebebini merak etmişti. Sayfayı okumaya başladığında Aris'in de yanına oturduğunu hissetti.

Aris, kızla beraber sayfayı tekrar okumuştu. Bir yandan kelimeleri takip ediyor bir yandan da kızın yüz ifadelerine bakıyordu. Elara'nın mimikleri kelimeleri okudukça değişti. 'İlk okuduğumda ben de mi böyle görünüyordum?' Diye düşündü.

Sayfayı okumayı bitirdiğinde Elara yanındaki çocuğa dönmüş ve kısık sesle "Bu gerçek mi?" Diye sormuştu.

"Malesef."

Elara, kitabın diğer sayfalarını incelerken "Ben bunu bilmiyordum." Dedi kendi kendine.

Ormanın sessizliğinden dolayı onun kendi kendine mırıldanışını Aris duymuştu. ​"Kimseden duymadık çünkü silmişler Elara... Köklerini kazımışlar," dedi. Artık bir sırdaşı olduğu için rahatlamıştı. Hâlâ daha o insanların yasını tutuyor, bunu bilip de susanlar midesini bulandırıyordu ama tek değildi; yanında bunu bilen, güvenmeye yeni yeni başladığı bir kız vardı. Elara.

Elara, bakışlarını eskimiş sayfalardan çevirip yanındaki gencin yeşil gözlerine baktı.

İkilinin birbirine baktıkları o dakikalarda Aris genç kızın gözlerinde kendisinin hissetmediği başka bir duygu daha fark etti. Hayal kırıklığı.

________________________

Aris çok bebek değil mi ya

Bölümde bir DETAY var, hata yaptığımı düsünmeyin fark eden kişiyi TAKİP EDİCEM.

Umarım beğenmişsinizdir. Yorum yapın lütfen!

نهاية الفصل

7 تعليق