تخطٍ إلى المحتوى

WEEK

الفصل 3 · قراءة 13 دقيقة

WEEK

الفصل 3

|2| ilk cinayet

Şimdiden söylemek istedim bu hikaye cinayet konulu bazı yerler size iyi gelmeyebilir, ceset görmek istemiyorsanız şimdiden okumayı bırakın ❤️

******

Bir puzzle düşünün, tamamlamak için parçalarının tam olması lazımdır ama bu puzzle'ın hiç bir parçası tam değildir, eksilen parçaları saklayan kişi elbet ortaya çıkar...

Yatakta kafasını yastığa gömerek ağrıyan başının geçmesini bekliyordu, dün gece içilenler şimdi acısını yaşatıyordu. Yüzüne dağılmış siyah saçlarını geriye atarak komodinin üzerinde olan telefonu aldı ve en yakın arkadaşı olan Yazgı'yı aradı zaten çok beklemeden açmıştı telefonu.

"Alo.. canım sesim geliyor mu?" Dedi Yazgı.

"Bağırma başım çatlıyor"

"Dün gecenin acısı bebeğim, kalk bir duş al bizde kahvaltılık bir şey alıp sana geliyoruz Gökçe'yle"

"Yerim sizi ya, teşekkür ederim çok çok çok öptüm" dediğinden sonra telefonu ağzına yaklaştırıp iki-üç defa üst üste öptü ve kapattı. Açelya kafasını geri yastığa gömerek dün ki geceyi hatırladı. Acaba o maskeli, uzun boylu, beyaz kan lekeli tişörtlü ve üstünde siyah hırkası olan o adam gerçek miydi?

Ya da cidden Ozan'ın dediği gibi halisülasyonmu görmüştü? Bu cevapsız soru onun kafasını çok kurcalıyordu.

Derken telefon çaldı, hemen geri telefonu aldı kim arıyor diye bakacakken telefonu suratına düşürdü.

"Of anası sikeyim ya burnum!" Yatakta oturur vaziyete gelip burnunu tutu ve ekrana baktı arayan kişi Ozan'dı.

" Efendim Ozan!" Dedi sesi biraz yüksek çıkmıştı.

" Sevgilim sakin ne oldu?"

" Telefonu yüzüme düşürdüm burnum acıdı ya" eli hâlâ burnunun üzerindeydi. " Bir şey mi oldu neden aradın?"

" Sevgilimi merak ettim, dün gece biraz korkutun bizi."

" İyiyim sevgilim, zaten şuan Yazgı ve Gökçe bana geliyor merak edilecek bir şey yok. Öptüm canım duş almam lazım"

"Bensiz mi? hemen oraya ışınlanıyorum bebeğim"

Açelya yüzünü ekşiterek;

"Ozan artık son zamanlarda yaptığınız şakalardan tiksiniyorum cidden"

"Ya aşkım ben ışınlanmayı buluyorum burda senin dediğin söze bak ayıp ama alınıyorum"

Açelya göz devirerek;

" Tamam Ozan kapatıyorum"

"Ya aşk-"

Derken Açelya çoktan telefonu kapatmıştı, aynadan kendi yansımasına bakarak ağzının kenarından sırıttı;

"Ya gerizekalı çocuk"

O esnada onu gizli kameralardan izleyen maskeli adam o kadar sinirlenmişti ki derin derin nefes alıp vermeye başladı. Oturduğu sandalyesini geri çekip ayağa kalktı, eliyle yüzünü kapatıp Ozan'ın Açelya'ya dediklerini kafasında yer etmeye çalıştı, sakinleşmek için gözlerini kapatıp on'a kadar saymaya başladı ama yok kesinlikle sakinleşemiyordu... Odada duran deri koltuğa doğru ilerledi, kendini koltuğa atıp oturdu, bacağını okşayıp hafif sıktı.

"Aaaaa!" Bağırıp yumruk haline getirdiği elini kaldırdı ve ortada duran cam sehpaya yumruk attı, eli kanlar içerisinde kalmıştı ama şöyle bir şey vardı o acı hissetmiyordu.

Açelya bu esnada üzerini değiştirmişti. Kameralardan gelen sesler ile maskeli adam hızlı bir şekilde sandalyesine doğru gidip oturdu ve onları izlemeye başlamıştı.

Arkadaşları masayı hazırlıyordu, Açelya'da çayı alıp masaya geldi.

"Kızlar iyiki geldiniz ben kendimi biraz kötü hissediyorum, dün gece gördüğüm halüsinasyondan dolayı kafam allak bullak olmuş şuan"

" Sadece bir hayal gördün bir şey yok bende içince öyle oluyorum, mesele Ulgay tam karşımda dansöz kıyafeti giyip dans ederken bile görmüştüm" üçü birden kehkahaya boğulmuştu.

Kahvaltı yapmaları uzun sürüyordu çünkü konu konuyu açtıkça daha çok yavaş yiyip, konuyu daha güzel konuşuyorlardı. Genelde Cansu, Şeyma ve Hilal'de bu masada olurdu ama onlar bar'cı çocuğu bulmak için bazı bağlantıları kullanma derdindelerdi.

Onlar kafaya taktıkları şeyi mutlaka alırlardı, zenginlerdi ve aileleri baya tanınan ailelerdi, bu yüzden yaptıkları vs. Yapacakları şeylerden korkmak gibi bir şeyleri yoktu 'nede olsa ailemiz bizi kurtarıyor' hesabıyla istediklerini yaparlardı.

Konu Cansu, Şeyma ve Hilal'di o esnada kapı çaldı ve birden masada olan üçlünün telefonu aynı anda çalmaya başladı. Hepsi bi anda göz göze geldi.

"Tövbe ya ne oluyor" Gökçe sandalyeyi geri çekip ayağa kalktı.

"Sen telefona bak ben kapıya bakarım" derken Açelya telefonunu alıp ekrana baktı.

"Cansu arıyor, sen kapıya bak bence Gökçe" dedi ve telefonu açtı. Gökçe o arada kapıya giderken Yazgı ekranını kapatınca Açelya'nın gözünden kaçmamıştı bu hareketi, Cansu ile konuşması bittince mutkala hesabını soracaktı.

"Efendim bebeğim ne oldu?"

"Kanka, kanka bulduk çocuğun hesabını ve yazdım olaylar olaylar" Cansu gülerek anlatınca Açelya anladı dün geceki barmen'den bahsediyordu..

" Buldunuz da ne oldu ya?"

"Kanka deme öyle, çocuk bir Stori atıyor olay, kesin bu gizli zenginlerden"

Açelya'da Cansu ile gülmeye başladı, Açelya bazen düşünüyordu 'bunlarda olmazsa benim nasıl sıkıcı bir hayatım olurdu' diye.

" Ee, yazdınız mı?"

"Yazdık tabiki, bu gece buluşuyoruz"

" Owww işte benim kızlarım ya"

Onlar konuşmaya devam ederken Gökçe kapının deliğinden dışarı baktı ama kimse yoktu, bir adım atıp geri çekilmişti çünkü Gökçe sürekli kafasında kuran biriyidi şuan kafasında bir sürü senaryo vardı bilmediği bir şey vardı bir gün bu senaryoların....

"Yazgı, gelir misin lütfen?"

Yazgı anlamıştı yine senaryo kurduğunu, sandalyeyi geri çekip ayağa kalktı masadaki tabaktan bir peynir alıp ağzına attı ve Gökçek'in yanına gitti.

"Kim kapıyı çalan?"

"Delikten baktım kimse yoktu" dedi biraz Yazgı'nın arkasına geçti. Yazgı dönüp ona baktı göz devirerek kapıya doğru gitti, kapı kolunu tutup yavaş bir şekilde açtı gerçekten kimse yoktu, yerde kırmızı bir kutu vardı Yazgı önce etrafa baktı ama yine kimse yoktu yavaşça eğilip kutuyu aldı, Açelya'ya geldiği için açmamıştı, tekrar etrafa baktı yine kimseyi göremeyince arkasını döndü ve içeri bir adım attığında bir şey onu durdurdu. Omzunda hissettiği ağırlık kalbini titreti, gözleri korkuyla açılmıştı Gökçe yoktu orda ve arkasında kim vardı bilmiyordu... Birden hareket edip arkasını döndüğünde gördüğü kişiyle derin bir nefes aldı.

"Ya sen salak falan mısın, oğlum bak cidden bidaha yapma şunu Açelya çok haklı bazen bokunu çıkarıyorsun."

"Of sizde ne korkak çıktınız, sanki katil olsam gün ortası gelirim" gülmeye başlayan Kerem ile Yazgı yüzünü aşmıştı. Kerem bekleme yapmadan içeri girdi gamsız biri olduğu için kim ne der diye düşünmez bildiğini yapardı, onun için önemli olan sadece kendisiydi ve gizlediği sırrı..

" Kızlar, en yakın dostunuz ve gizli aşık olduğunuz kişi geldi" dedi ve sandalyeyi çekip oturdu.

"Kerem ne gizlisi biliyorsun hepimiz sana aşığız" dedi Gökçe gülerek elini Kerem'in omzuna koydu. Kerem pek belli etmese de o da Gökçe'den hoşlanmıyordu, Kerem'e göre bütün kızlar yürekli olması gerekiyordu ama Gökçe onun tersi olduğu için pek sevmezdi diğerlerine göre.

"Çek o elini temas sevmiyorum biliyorsun."

"Aklını olun be" dedi Yazgı kutuyu masaya bırakıp oturduğunda.

"Bu kutu ne" dedi kutuyu yanına çekerek. Açtı ve içinde gördüğü şey onu şok etmişti.

"Bilmem sana gelmiş" dedi Yazgı.

Kerem hemen kutuyu kendine doğru çekip baktı önemli bir şey görmeyince geri Açelya'ya doğru itti kutuyu.

"Yazgı,, başımın ağrıdığını bir sen biliyordun" gülerek kutuda olan ağrı kesiciyi ve suyu çıkarıp masaya bıraktı.

"Biliyorum da ağrı kesici ve suyu neden böyle göndereyim ki? Hem benim sana aldığım ağrı kesici çantamda bunu ben göndermedim" dedi Yazgı arkasına yaslanmış bir şekilde.

"Ahh, kesin Ozan gönderi"

"Aman ne kıskandım be" dedi Kerem kahvaltılık bir şeyler atıştırırken.

"Kes" Açelya sevinçle telefonu eline alıp ayağa kalktı ve mutfağın camına doğru giderek Ozan'ı aradı teşekkür için.

"Sevgilim teşekkür ederim" dedi

"Ne demek sevgilim de, ne için teşekkür ettin onu anlamadım?" Arabasını yıkarken aynı anda yanından geçen kızları da kesmeyi unutmuyordu.

"Aşkım bana ağrı kesici ve su göndermişsin ya hani" dedi ama yüzü düşmüştü, belliki bunu Ozan göndermemişti zaten çok beklemeden cevabını almıştı.

"Ben başın ağrıyor mu bilmiyorum ki sevgilim göndermedim ben, işim var sonra ararım bebeğim öptüm" dedi ve telefonu kapatıp işine devam etti. Ozan böyle biriydi hem Açelya'dan vazgeçemiyordu hemde gördüğü bütün kızlardan, fazla çapkın biriydi Açelya onun düzeleceğine o kadar inanmıştı ki, herşeyini Ozan'a adamıştı.

Telefonun ekranına bakarak dudağının kenarını dişlerinin arasına alıp kemirdi. Kimdi bunu gönderen aklına diğerleri gelmiyordu çünkü onları bilirdi böyle bir şey yapmazlardı. Derin bir iç çekerek dışarı baktı öyle bir yağmur yağıyordu ki etraf sabah olmasına rağmen sanki güneş batmış karanlık çökmüş gibiydi.

Geri arkadaşlarının yanına geldiğinde Gökçe ve Kerem gitmişti. Sandalyeli çekip oturdu başını yan tarafa çevirip televizyon odasına baktı.

"Kerem ve Gökçe nerde?"

"Bizim kızların yanına gittiler barmeni rahatsız edeceklermiş" güldü ve o esnada Yazgı'nın telefonu tekrar çaldı bu sefer telefonu toptan kapatıp sandalyeye asılı olan çantasına koydu. Açelya gözlerini kısarak Yazgı'ya baktı. "Bakma öyle korkuyorum senden"

"Neden açmıyorsun? Az öncede yüzüne kapatın kim arıyorsa artık"

"Ulgay arıyor bende konuşmak istemiyor" dedi. Sinirlenmiş gibiydi.

"Anlat bakalım ne oldu?" Dedi Açelya merakla çünkü Ulgay ve Yazgı kolay kolay küsmezdi.

" Bak şimdi dün gece herkes evine dağıldı tamam mı, sonra ben ve Ulgay en son bizim eve gittik ve ona eve gelmesini söyledim ama beyimiz gelmem dedi" baya kızmıştı bu duruma ama yorgun olabilirdi belki bu yüzden istememiştir diye aklından geçirdi Açelya.

"Ya aşkım belki işi vardır ondan gelmemiş olabilir"

Yazgı yüzünü ekşiterek Açelya'ya baktı:

"Ne safsın ya, dün gece Ozan ve Ulgay geri bara gitmişler ve bu sabah Ulgay'ın evine gittiğimde onları bir kızla yakaladım"

Açelya kaşlarını çatarak Yazgı'ya baktı inanmamıştı, Ozan akıllanmıştı Açelya'ya göre " Yazgı lütfen düzgün konuş Ulgay neyse de Ozan yapmaz yani" dedi ayağa kalktı ve tezgaha doğru gitti, kendini oyalamak istiyordu çünkü içine düşmüş olan bu kuşku ve arkadaşı yalan mı söylüyor acaba hissi onu korkutuyordu, bi yandan Yazgı umarım yalan söylüyor diye düşünüyordu, bi yandan da arkadaşının yalancı birinin olmasından korkuyordu. Çünkü Açelya en çok ona güvenirdi.

" İnanmazsan sen bilirsin, ben zaten bu gün bizim dağ evine gidiyorum istersen sende gel kafa dinleriz biraz" dedi ayağa kalktı ve çantasını aldı. "Bagajda bavulum var kendine elbise getirmesende olur ben paylaşırım seninle yani sadece hemen gidelim artık"

"Şey Yazgı" dedi ve elindeki bardağı tezgaha bırakıp Yazgı'ya döndü. "Ben gelmek istemiyorum sen git olur mu? Saçlarına da dikkat et havalar güzelim saçlarını bozmasın çünkü biliyorsun senin saçlarını çok severim" gülümsedi, elinden bir şey gelmiyordu. Yazgı ne kadar doğru da söylese Açelya yine Ozan'a kanacak ve inanacaktı.

"Saçıma kafayı taktın he" ağlamaklı bir sesle güldü çünkü Yazgı'da anlamıştı Açelya ona inanmak istese de inanmayacağını. İkisi de sım sıkı sarıldılar ve vedalaştılar. Yazgı evden çıkıp gittiğinde Açelya hemen evini toplayıp Ozan'ın yanına gitmişti.

Her şeyi bildiği halde sanki bir şey yokmuş gibi Ozan'a güldü. Yazgı böyle değildi biri ona tek bir yanlış yapsa silerdi onu hemen kafasında ve kendini bulmak için hep gittiği yere gitti dağ evine. Bazen sevdiğin yerin sana mezar olacağını bilemezsin.

Arabayı dağ evine doğru süren Yazgı arada şarkı açıp dinlerken arada da kendini ağlarken buluyordu çünkü sevdiği adamı kaybetmişti, bu ilk defa onun ağrına gitmişti.

Dağ evinin önüne gelip arabayı park etti ve arabadan inip kapısını kapattı, gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı, nefesini geri verirken gözlerini açtı bunun ona iyi geleceğine emindi. Telefonunu hiç açmadı kimsenin onu aramasını iyi dileklerini iletmesini istemiyordu ona yapmacık geliyordu çünkü kötü olan bir şey hakkında iyi konuşmak saçmaydı.

Eve doğru gitti ve çantasından anahtarı çıkarıp kapıyı açtı, onun için temizlenip hazırlanan dağ evine girdi. Kapıyı kapattıp üst kata gitti önce güzel bir duş aldı ve çıktı üzerine giydiği kısa şortu ve askılı bluzunu düzeltirken aynadan kendine baktı. Aynaya yaklaşıp saçlarına baktı gülümsedi çünkü Açelya çocukluğundan beri Yazgı'nın saçlarını çok sever kıskanırdı. Hep parlak ve gür saçları vardı fazla bakımı vardı bu yüzden asla dökülmezdi bile.

Yazgı askıda olan hırkasını alıp giyerek alt kata indi. Odunluktan iki-üç odunu alıp şömineye attı, eline çakmağı alıp yakmaya çalıştı ama bilmediği tek şey buydu.

"Bu kadar temizlik, yemek yaptınız bari bunu da yakıp öyle gitseydiniz ya." Dedi. Üst kat merdivenine doğru ilerledi. Yukarı gelip çantasından telefonunu aldı ateş yakmayı bilmediği için internetten bakacaktı. Telefonun düğmesine basılı tutu ve alt kata doğru geldiğinde sıcaklık hissedince biraz daha hızlı indi merdivenleri.

"Oooo, yakmışım ya yupiiyyy" diyerek sevinçle merdivenleri bitirip şömineye doğru koşarak geldi. " Bilmediğim hiç bir şey yoktur, dur fotoğraf çekeyim de Ulgay'ya atayım" dedi ve kamerayı açtı, sonradan akıla gelen olayla durdu ve gözleri dolarak telefonun ekranını kapatıp karşıda duran koltuğa doğru attı.

Mutfağa gidip kendine sıcak bir çay demleyip kupaya doldurdu, kupasını eline alıp geri şömine olan odaya geldi cama doğru gitti. Odada olan kocaman camın önünde durup manzarayı izledi herşeyden haberiz bir şekilde...

Sessizce koltuğun arkasından çıktı ve bu on kişiden ilki olan kurbanına doğru gitti, her şeyden habersiz manzayraya bakıp çayını yudumlayan kız birazdan hayatının en acı anını yaşayacaktı... Yazgı'nın arkasına geçti ve camdaki yansımasına bakınca bir kahkaha attı, Yazgı arkasından gelen kakhaka ile korkarak bardağı elinden düşürüp çayı ayağına dökmüştü. Acıyla arkasını döndü ve yüzünde maske olan adama bakınca gözleri kocaman açıldı.

"S-sende kimsin!" Yazgı çok korkmuştu.

" Söndö kömsön" diyerek dalga geçmişti Yazgı'yla, Yazgı ne yapacağını bilmiyordu şuan biri vardı karşısında tamda Açelya'nın o gece tarif ettiği kişiye benziyordu... Yazgı'nın telefonu çalınca Yazgı o tarafa baktı hesapladı ve eğer çok hızlı hareket ederse telefonu açıp yardım isteyebilirdi, maskeli adamda korkup kaçabilirdi. Yazgı koşmaya başladı ama adamın boyunu hesaba katmamıştı, Yazgı'nın üç adımı adamın bir adımıydı. Maskeli adam Yazgı'dan önce telefona ulaştı ve eline aldı.

"Oww bebeğim arıyor açalım mı Yazgı?" Dizlerine vura vura gülen maskeli adam kafayı yemiş gibiydi. " Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı" dişleri arasında Yazgı'nın ismini tekrarlayarak Yazgı'ya doğru gidiyordu. Yazgı hemen hareket edip kaçtığında maskeli adam arkasından atlayıp bacağından tuttu, o esnada Yazgı yere düşmüştü. Acıyla bağırıyordu çünkü dizi çok kötü yere çarpmıştı. Maskeli adama dönerek diğer bacağı ile adamın yüzüne yüzüne tekme atmaya başladı, Yazgı vurdukça adam gülüyordu acıyı hissetmiyordu...

"Kes şunu Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı" kahkahası durmuyordu, tek hareketle Yazgı'nın tuttuğu bileğinden kendine doğru hızla çekti ve elini Yazgı'nın saçına atarak tutu. Ayağa kalkıp saçından sürükleyerek şömineye doğru götürüyordu Yazgı çığlık çığlığa bağırıyordu çok acı çekiyordu ama bu acıya şükür edecek duruma geleceğini bilmiyordu... W. Yazgı'yı şöminenin önüne getirip camını açtı şöminenin ve Yazgı'yı tek hareketle çekip yüzünü yanan odunların üzerine bastı, saymaya başladı. "1,2,3,4 veee 5" diyerek Yazgı'nın yüzünü ateşten çekti, Yazgı yanan yüzüne dokunmaya çalıştı ama yapamıyordu canı çok acıyordu ve bu acıya daha çok çığlık artıyordu, kaçmak istedi ama önünü göremiyordu gözlerini çoktan kaybetmişti. Bildiği yolu sürüklenerek eliyle takip edip kaçmaya çalıştı ama W. durmadı yanına gelip saçını arkadan çekti buna rağmen hâlâ gülüyordu ama elinin altındaki kız çığlığı durmuyordu acısına daha çok acı katmaya başladı. Elindeki makas ile Yazgı'nın kafa derisini keserek tek çekişte derisini yüşmüştü. Buna daha çok bağıran kız acıdan baygınlık geçirip yere yığıldı.

W. kolay olduğu için daha fazla uzatmadı ve elindeki makasla Yazgı'nın sırtına bıçak ile on iki delik açmıştı Yazgı artık yaşamıyordu.... W. kestiği kafa derisinin üzerindeki sırma saçlardan bir tutam koparıp masaya bıraktı ve deriyi getirdiği torbanın içine koydu, yerde duran cesedi de torbanın içine koydu, sürükleyerek evden çıkardı ve ormanın en uzak yerine götürdü. Taktığı kulaklık ile şarkı dinleyerek derin bir mezar kazyamaya başladı. Hem etrafa bakıyordu hemde kazıyordu, sonunda kazıyı bitirmişti ve Yazgı'yı iterek kazdığı mezara atmıştı. Geri aynı yolu takip etti ve dağ evine girdi. Etrafı temizledi geriye hiç bir iz bırakmadı. Temizlik malzemelerini de alıp Yazgı'nın yanına gitti terkar ve mezarlığın içine attı geriye kalan şeyleri.

" Bay bay Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı Yazgı" kahkaha atıp mezarın üzerini kapattı. Dağ evine dönüp Yazgı'nın telefonunu aldı ve birkaç fotoğraf çekip diğerlerinin de olduğu gruba attı.

"Beni merak etmeyin gayet güzel bir tatile çıktım ve ben telefonu kapatıyorum rahatlamak için, Ulgay sakın beni arama yoksa seni gebertirim piç" diyerek Yazgı'nın ağzından yazmıştı. Telefonu cebine koyup evin arkasında olan arabasına doğru gitti evine doğru sürdü.

Kapalı oto parka arabasını bırakıp indi şapkasını taktı ki tam gideceken birine çarpmıştı.

"Ah, afedersiniz" dedi çarpan kız

" Sorun değil" derken şapkanın altından eline bakan kıza baka kaldı.

"E-eliniz iyi mi efendim?" başını kaldırıp önündeki adama baktı Açelya. W. Sadece ona bakıyordu ve ilk defa bu kadar yakın duruyorlardı. Açelya adamın elini tuttu ve baktı, sabah kesilen elini sarmamıştı baya da derin bir kesmişti.

" İyi" diyerek elini hızla çekti ve arkasına bakmadan hızlı adımlarla kaçtı Açelya'dan. Açelya arkasından baka kalmıştı çünkü tanıdık gelmişti ama kafası o kadar doluydu ki kimse onun umurunda değildi....

Harabe evin bodrumuna girdi ve getirdiği saç ile uğraştı ve kırmızı bir kutuya koydu güzel bir not yazdı gece Açelya'nın evine güzel bir hediye

gidecekti yine....

****

Bölüm dün gelecekti ama rahatsız olduğum için şuan atıyorum umarım beğenirsiniz ve şunu demek istiyorum bu bir cinayet hikâyesi bu yüzden rahatsız olacaksınız okumayın lütfen ❤️❤️❤️

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.