"Allah'ım sen aklıma mukayyet ol yarabbim çıldıracağım"dedim kendi kendime.En son otobüs durağında otobüsü bekliyordum,ve şimdi buradayım!
Saplantılı bir şekilde tüm mobilyalar mavi renkte,ama öyle sıradan bir mavilik değil,sanki biri gözlerimin rengine göre döşemişti odayı.
Parkeler bembeyazdı, odadaki iki tane koltuk,koca bir yatak,duvara monte edilmiş dev bir televizyon,beyaz bir makyaj masası ve duvara takılmış dev bir kitaplık vardı.Hemen yanında ise büyük bir dolap!
Ben elimdeki yarısı gitmiş törpüyle kapı kilitini bozup, açmaya çalışırken,bir anda kapının yüzüme ÇOTANGK! diye çarpması bir oldu!
"Offf anam!" Diyerek düştüğüm yerden doğrularak,acıyan alnımı ovuşturdum.Tam o sırada tepemden bir ses geldi;
"İyimisin?"
Kafamı kaldırıp,sesin sahibine baktım, kumral saçlı, siyah gözlü adam sanki hayatının en önemli şeyini kaybediyormuş gibi bana bakıyordu! Hemen ayağa kalkıp, bana hâlâ dik dik bakan adama çevirdim gözlerimi;
"Sen kimsin lan!?"
Dedim öfkeyle,"Önce beni kaçırtıyorsun,sonra bir odaya kilitliyorsun,kafama çarpan sensin ve şimdi de gelmiş bana'İyimisin?' diye mi soruyorsun?!"
"Bak benim tek amacım seni korumak!"dedi bir anda gömleğini düzeltirken.
"Ne,ne demek tek amacım seni korumak?Bana burada neler olduğunu açıklayacaksınız,hem de hemen!" dedim öfkeyle.
Adam derin bir nefes alıp,yatağa oturdu,mavi yatak örtüsünü eliyle düzeltirken,bir anda bana döndü,
"Öncelikle sana kendimi tanıtamadım,benim adım Demir, Demir Can Vural.Senden çok özür dilerim, böyle saçma bir şey başına geldiği için,lafa doğrudan gireceğim;babaannem seni rüyasında gördüğü için buradasın, biliyorum kulağa çok saçma geliyor ama önce bir dinle."
Çaresizce dinlemeye başladım,
"Öncelikle merak etme, güvendesin.Annen ile baban seni şu anda Mersindeki bir yemek fuarında zannediyor,onlara öyle söylendi."
"N-ne?!Ne DEMEK beni Mersin'de zannediyorlar?!"
"Mecbur kaldım, endişelenme ailen güvende sadece İstanbul'da olmadığını zannediyorlar; babaannem seni rüyasında, bembeyaz bir elbise ile görmüş, ben ise bir dere kenarında yatıyormuşum sonra sen gelip bana su içirmişsin gümüş bir bardaktan, sonra benim göğsümden altın bir top çıkıp senin karnına girmiş, sonra senin göğsünden beyaz bir ışık topu çıkıp göğsüme girmiş,uyanınca hemen seni getirtmelerini emretmiş kendi adamlarına."
"Babaannen delirmiş olmalı!"
"Hayır yada evet.....Bak benim......benim beynimde bir tümör var."
"Ne?"
"Evet, biliyorum kulağa kötü geliyor,zaten tümörümde kötü huylu bir tümör...O yüzden son günlerimde sevdiklerimi mutlu etmek istiyorum.Bir kaç ay burada kalacaksın,istediğin de gidebilirsin,ama akşamları buraya dönmelisin, lütfen Nefes."
Şok olmuştum, ilk başta kötü bir şey olacak sanmıştım.. Kabul edeceğim galiba,
"Tamam,kabul ediyorum."
Demir şaşırarak bana baktı,
"Yani bir şey istemiyecekmisin bu işin karşılığında?"
"Tabi ki hayır.Yaşlı bir kadın istemiş madem...Öyle olsun,"
Demir bir süre şaşkın şaşkın baktıktan sonra genzini temizleyerek yataktan kalkıp,kapıya yöneldi,çıkmadan önce bana dönüp,
"Dolapta bir kaç kıyafet var, onları giyip gelirsin,ailem seni salonda bekliyecektir.."
"Tamam "
Ve Nefes,ailem hasta olduğumu bilmiyorlar,haberin olsun."
"Peki"dedim,odadan çıkar çıkmaz hemen dolabın yanına gidip, dolabı açtım.İçinden mavi çizgili beyaz bir bluz ve beyaz bir bol kumaş bir pantolon seçip, aceleyle giyindim..
Aynaya bakıp siyah saçlarımı, masanın üzerinde duran beyaz bir tokayla yarım at kuyruğu yaptım,okyanus mavisi gözlerime bakıp durumun absürtlüğünü düşündüm.
Tam yarım saat boyunca hemde.......