تخطٍ إلى المحتوى

VERDA

الفصل 40 · قراءة 5 دقيقة

VERDA

الفصل 40

40. B Ö L Ü M

Uyarı:

Bu bölüm fiziksel şiddet içermektedir. Hassasiyet gösterebilecek okurların bölümü okumadan önce bunu dikkate alması önerilir.

Bu sahne, şiddeti yüceltmek ya da meşrulaştırmak amacı taşımamaktadır.

Başımı hâlâ yastıktan kaldırmadım. Yattığım yerden dışarıyı izliyordum. Soğuk havaya inat güneş tüm görkemiyle odayı dolduruyordu. Kahvaltı saati gelmişti ama koca konakta hiç ses yoktu. Yatağın diğer tarafında Bars hâlâ uyuyordu.

Artık sıkılıp yataktan doğruldum. Bars’ın saçları alnına yapışmıştı. Üstümü değiştirip sessizce mutfağa indim. Nazlı, Simay ve Vildan’ı mutfakta görünce irkildim.

“Aman sessiz ol.” dedi Nazlı. Kapıyı ardımdan kapatarak,

“Saat 10! Neden kimse uyanmadı? Hâlâ mı yastayız?” dedim, sandalyeye oturarak. Yanımda Vildan oturuyordu, omuz silkerek,

“Bu konakta artık ömür boyu yas var. Al, börekten ye.”

“Olay basit değil ki. Koskoca Ömer Ağa’nın kızı kendini vurdu.” dedi Simay. Bir yandan bebeğini emziriyordu.

“Ömer ile Iraz kendine çok güveniyordu. Nasıl da yıkıldılar ama.”

“Verda, sus. Öyle de deme, valla yerin kulağı var.”

Gözlerimi devirdim. Hâlâ Heja’nın intiharı konuşulurken kızlara baktım. Vakti geldiğinde birini öldürme hakkım olsaydı kimi öldürürdüm?

Simay bir anne ama onun bir de bebeği var. Nazlı ilk zamanlarda herkesten daha samimiydi, tabii şu an farklı olsa da. Vildan’ı ilk tanıdığımda ne kadar nefret ediyordum… Ondan sonra benzer kaderi yaşadık ve Vildan delirdi. Deli Vildan daha çekilir durumda.

Ben bunları neden düşünüyorum!

“Ben o tetiği çekmez, blöf yapıyor sanıyordum.” dedi Simay. Nazlı çayından yudum alıp,

“Hem de bir erkek için.” dedi.

“O Mert nasıl biri acaba? Yani dürüst olalım, yakışıklı biri.” dedi Vildan. Simay parmağını dudağına götürüp,

“Sus, Aran falan duyar.” dedi. Vildan’ın bu dürüstlüğü içimi rahatsız etti. Neden birinin Mert’i beğenmesi beni bu kadar huzursuz ettiyse.

“E, duysun! Ne olacak, Aran boşar mı beni? Nerede benim bu adamdan boşanmam!” dedi Vildan.

“Sen boşan.” dedim dümdüz bir sesle. Vildan önce suratıma boş boş baksa da sırıtıp,

“Sence öyle bir mümkün mü?” dedi.

“Bu aileden kimseyle iki medeni insan gibi ayrılamazsın, Verda.” dedi Simay.

“Sen boşanabildin mi?” diye ekledi Nazlı. Omuz silkip,

“Boşanacaktım ama Bars gönlümü almanın bir yolunu buldu. Ömer Ağa’yı karşısına aldı—”

“Verda! Sen boşanabildin mi?”

Yutkundum. Nazlı’nın tekrar sorduğu soru bütün geçmişimi sorgulattı. Şüphe tohumları beynime kadar filizlenmişti.

“Dövdü, sevdi, tehdit etti, özür diledi… Ama boşanmadın, Verda.” dedi Vildan.

Bu aslında Bars’ın bir oyunu olabilir mi? Ama samimiydi, ayrıca bana konak dışında da yaşayabiliriz demişti. Nasıl oyun olsun? Iraz benden ölümüne nefret ediyor, boşanmamızı en çok o ister. Ne kadar kendimi ikna etsem de bir “ama” var işte. Oflayarak dirseklerimi masaya dayadım.

Kapıdan Dare nene göründü. Mutfağa girer girmez emirler yağdırdıktan sonra beni işaret edip,

“Gel hele, konuşacağız.” dedi. Bir sen eksiktin çünkü. Soğuk havada avluya çıktık. Dare nene bastonunu bırakıp oturdu.

“Heja kafasına sıktığında burası nasıl gözüküyordu?” dedi. Kaşlarımı çattım. Anlamsız gözlerle bakarken, Heja kendini vurduğunda bulunduğum yeri işaret etti.

“Oradan avluyu daha iyi görürsün.”

“Ne demek istediğinizi anlamadım.” dedim.

“Her vicdanı olan insan o gün ailenin hâlini görür, merhamete gelirdi. Artık yerinde dur, Verda.”

“Siz ne diyorsunuz? Yerinde durmak ne demek?!” dedim.

“O herif, yeşil gözlü Heja’nın sevdiği çocuk. Sana nasıl bakıyor gördüm, sen de ona bakıyorsun. Canından can gitti, sen de candan can aldın, onunla iş birliği yaptın. Ama bitti!” dedi. Baştan sona aptalca olan cümleyi kendi kendime tekrar edip daha da şaşırdım.

“Sen kafayı yemişsin ya. Ama hiç sıkıntı değil, çünkü bu konakta herkes yemiş. O adama binlerce lanet olsun. Sen torunun arkasından dua oku nene, benim böyle işlerim olmaz.” deyip geri çekildim.

Sinirle odama dönerken tuhaf konuşmayı neye yoracağımı şaşırdım. Odaya girdiğimde Bars üstünü giymişti. Aklıma mutfaktaki konuşma geldi. Hafif tebessümle Bars’a arkasından sarıldım. Aynada yüzüne baktığımda pek samimi olmayan bir gülümsemesi vardı.

“Bars, senden bir şey isteyeceğim.” dedim. Bars cevap olarak aynada gözlerimizi buluşturdu.

“Lafı uzatmayacağım. Kısa süreli ya da uzun süreli konaktan ayrılalım mı?” dedim. Bars fevri bir şekilde arkasına dönüp gözlerime baktı.

“Ne saçmalıyorsun, Verda?”

“Anlamadım?”

“Benim kardeşim öldü, evden mi gidelim? Ne oldu, neyden kaçıyoruz!” diye bağırdı. İstem dışı geri çekilirken Bars öfkeyle üstüme geliyordu.

“Cevap versene, neyden kaçıyorsun?!”

Şaşkınlıktan dilim tutulmuştu. Bu kadar öfkelenmesi hiç mantıklı değildi. Heja’nın ölümünden beni suçluyor, eğer gözüyle görmese tetiği bile ben çektim sanacak kadar beni sorumlu tutuyordu.

O ana kadar Heja’nın ölümüne vesile olmaktan hiçbir şey hissetmemiştim. Bomboştu içim. Ama şimdi oluk oluk öfke akıyordu damarlarımdan. İyi ki ben sorumluyum ölümünden.

“A-anlamıyorum Bars. Neden kaçayım, sadece—”

“Sadece uzaklaşmak mı istedin?” dedi. Aniden çok sakin olmuştu.

Düşündüğüm şey korkuyla nefesimi boğazımda bırakmıştı.

Acaba Bars hâlâ aynı şekilde hasta olabilir mi?

“Beni korkutuyorsun.” dedim. Bars’ın gözleri alev almıştı sanki. Masanın üstünde ne varsa devirip çenemi kavradı. O kadar sıkıyordu ki ağzımda kanın tadını hissettim.

“Korkuyor musun ha! Sen mi korkuyorsun!”

Yüzüme karşı bağırışları istem dışı titrememe neden oluyordu. Bars’ın bu hâllerinden nefret ediyorum. Ona bu kadar yakınken beni uzaklaştırmasından nefret ediyorum. Bars’tan nefret ediyorum. Güçlükle elimi elinin üstüne koyup gevşetmeye çalıştım.

“Senin kardeşini ben öldürmedim!” diye bağırdım.

Keşke öldürseydim. Öldürmeye vesile olmak kinime yetmiyor artık.

“Ulan, bir tek seninle sohbet ediyordu!” diye karşılık aldım.

İkimiz de yakın mesafeden birbirimize bağırıyorduk. Ne zaman bu adama inansam hep canımı yakıyor. Ama artık Bars’ın suçu değil bu. Benim aptallığım.

Sinirle dolaba yönelip çekmeceleri kurcaladım. Deli gibi her kıyafetin altına bakarken sonunda Bars’ın başka bir silahını buldum. Soğuk demiri sıkı sıkı kavrayıp Bars’ın karşısına geçtim. Silahı Bars’a uzatarak sakince,

“Madem bu kadar şüphen var, sen de beni öldür.” dedim. Aynı iradesizlikle bakınca bağırarak,

“Benim kaybedecek neyim var! Bars, öldürsene beni!” dedim. Bars silahı sertçe elimden alıp,

“Gerizekâlı.” dedi. Sinirle ayaklarımı yere vurup,

“Heja kendi kafasına sıktı. Gözünle gördüğüne inanmayıp benden biliyorsun. Öldür o zaman beni de!”

“Verda, neden aklımda tek şüpheli sensin!”

“Neden şüphe arıyorsun?”

“O kız kendini öldürecekse bile silahı nasıl biliyordu!” dedi. Aynı çemberin içinde debelenip duruyorduk, daha sinir bozucu ne var?

Bu sefer Bars’ı itip,

“Sık ulan, sık! Madem öyle, sık kafama.”

Bars sinirle baksa da tepki vermiyordu. Geri geri gidiyor, aramızdaki mesafeyi kapatıyordu.

“Zamanında vurmadın mı beni? Kızıma kıymadın mı? Şimdi de vursana, yapmadığın bir şey mi?” dedim.

Bars hızla mermiyi sürgüye çekip silahı ateşledi. Sağ omzumda hissettiğim acıyla sustum. Zonklayan ağrıya elimi götürdüğümde her yerime kan bulaşmış oldu. Acıdan dilim tutulmuştu. Sızlayan yere o kadar odaklanmıştım ki yanıma gelip beni kolumdan çeken Bars’ı fark etmedim bile.

“Beni sakın deneme, Verda. Sakın benimle oyun oynama. Ben Bars Aşratoğul’uyum. Daha önce tanıdığın kimseye benzemem. Duydun mu?” dedi.

Ağzımı açıp bir şey diyemedim. Son kez vurulmuş bana bakıp odadan çıktı. Ben vuruldum, çok kan akıyor. Ne yapacağım şimdi ben? Öylece de çıktı gitti.

Bir anda odaya silah sesini duyanlar geldi. Sesler kulağımda buğulaşıyorken tatlı bir uyku beni çekiyordu.

نهاية الفصل

62 تعليق