تخطٍ إلى المحتوى

Us

الفصل 2 · قراءة 8 دقيقة

Us

الفصل 2

Chapter 2

Ethan, Antik Yunanca kitaplarından birisini açtı. Bir çeşit sözlük denebilirdi bu kitaba. Eliyle heyecanla bir sözcüğe uzanıp gösterdi:

— Bu, labirent için ilk kullanılan kelime. Ve burada...

Siyah deri kaplı ajandasını açıp içerisine iliştirdiği eski bir parşömeni gösterdi.

— Aynı kelime mevcut. Bu kelime labirent için sürekli kullanılan yaygın bir şey değil ancak anlamına bakarsak göreceğimiz şey, çarpıklık kelimesi ile aynı olduğu olacaktır. Çarpıklık, çarpılma, çarpık veya çarpı; yani olağan dışı veya normal olanın bozulması olarak okunabilir.

Kafamı eğip parşömene baktım.

— Tam olarak bu parşömeni nereden buldun? Ve ne zamana ait?

Ethan omuz silkti. Ranzasının yanına iliştirdiği ışığı yakmıştı. Bir Ares çocuğundan kitap okumasını beklemezdiniz. Ethan da bir kitap kurdu sayılmazdı ancak kabininin geri kalanına göre oldukça kitap okurdu. Sarı ışık Ethan’ın siyah kıvırcık saçlarına vuruyor, kafasını eğdiği için de onun gözlerini göremiyeme sebep oluyordu. O gözlerini kapatan siyah saçlarını eliyle geriye taradı sorum üzerine ve gözlerini gözlerime dikti:

— Eh, Hermes kızı, bir şeyler çalabilen tek sen değilsin. Chiron’dan çaldım. Ve bundan bir tane daha olması lazım. 14. yüzyıl nüshalarından birisi. Aslında dönem kılıç kullanımına ve kılıç stillerine göre melezleri bulmak adına bir Fechtenbuch arıyordum ki bunu buldum.

Gözlerimi kısıverdim. Bu bir mevcut parşömenin nüshasıydı. Muhtemelen de Aristo dönemindendi zira 14. yüzyılda oldukça fazla Aristo dönemi ve Aristo eserleri Latinceye çevrilirdi ama bu Latince de değildi, Antik Yunancaydı. Kaşlarımı çattım:

— Sence bu bir melez miydi?

Ethan bulduğu şeyle gururla başını salladı:

— Evet, kesinlikle bir melezdi. Hem de öyle böyle değil, gerçekten ne yaptığını bilen bir melezdi. Ben diyorum ki Chiron aslında labirentte ne olduğunu biliyor ama bir şey onu geri tutuyor.

Ethan’ın deri ajandasını geri aldım. Kucağıma koyarak dikkatle incelemeye başladım. Sanki o kadar zekiydim ve sanki aptal sarı bir ışıkta bakınca tüm sırrını çözecektim.

— Bir dönem boyunca bunun üzerine çalıştım.

Kaşlarımı kaldırdım:

— Bu sebeple dönem boyunca yalnızca kütüphanede ve stüdyoda nefes aldın.

Ethan yerinden doğrulup kalktı:

— Genelde stüdyoda. Kütüphanede bunlara bakmak olası bir canavara karşı "Hey, ben buradayım, melezim ve sizin ininize inecek kadar aptalım, hadi beni yiyin" demekle aynı şey.

Kahkaha attım:

— Emposialar dahil mi?

Ethan yanımdaki başka bir eski kitaba uzandı. Kırmızı kapaklı ve kenarları atmış bir taneydi:

— En yakın arkadaşı Emposia çıkan ve kılıç kullanabildiğini dahi bilmeyen birisi için fazla özgüvenlisin.

Göz devirdim:

— Bir yıl bir Emposia ile çıkan ve birlikte olan ben değilim.

Ethan işaret parmaklarını bana doğrulttu, kitabını orta ve yüzük parmağı arasına alırken:

— Evet, kesinlikle bunu yapan ağabeyindi.

Göz devirdim:

— Ağabeyime dil uzatıp durma.

— Ağabeyime dil uzatmıyorum Gliselda, sadece... Dur bir dakika, sence Luke’un hayaletini çağırsak bize bu labirent konusunda yardımcı olabilir mi?

Gerildim. Omurgamdan aşağı bir ürperti yalayıp geçti ve gözlerim yandı. Yanı başımda duran kitabı Ethan’a geçirdim öfkeyle. Ağabeyimi kendi aptal fikrine alet etmeye çalışıyordu; muhtemelen haksız olduğu ve abarttığı bir fikre. Kime neydi labirentin ne olduğundan? Labirent labirentti işte, uzak durulması gerekiyordu. Siktigimin yerinde uzak durulması gerekiyordu!

— Ağabeyimden uzak dur, Ethan. Seni bir kez daha uyarmayacağım.

Ranzadan doğrulup kapıya yöneldim. Ethan her zamanki oynaklığı ile önüme geçti:

— Yapma ama güzelim, ne oldu şimdi? Ağabeyin konusunda hep böylesin! Ben ablam konusunda böyle miyim?

Onun dizine olanca gücümle vurdum:

— Ablan Clarisse, Luke gibi hain ilan edilip öldürülmedi Ethan!

Ethan kolumdan tuttu. Tutuşu sertti ama canımı acitmiyordu, sadece yerime mıhlıyordu:

— Ağabeyin gerçekten de bir haindi, Gliselda. Tüm kampa... Hayır hayır, babana ve Olympos’a ihanet ederek üçlü şirketin ona verdiği cruise gemisiyle Kronos’u canlandırmaya çalıştı. NEDEN? Güç için Gliselda! O Anakin Skywalker değil, bir düşmüş melek değil; Samael’in ta kendisi! Gücü elde etmek için kendi soyunu kıyan şeytanın... Kendine gel!

Yerimde titredim. Ethan gözümde birden çok çirkinleşti. Ağabeyim Luke... Öyle birisi değildi işte. İhanet eden hain bir şeytan değildi. Haklıydı... Haklı olduğunu biliyordum. O haklılığın içerisinde büyümüştüm. Hâlâ daha Melez Kampı’na gelen kampçılara küçük tanrının çocuğu olmak hakkında bahsediliyor ve Hermes çocuğu olmak basit gibi söylenip yaşadıkları canavar saldırıları görmezden geliniyordu. Annemi, Hephaestus kızını korkutan kendi yaşadıklarıydı ama, pardon, herkesten özür dilerim; bir Hephaestus kızı olarak yaşadıkları basitti! Canavar saldırıları da... Neden kızını koruyamamıştı ki? Neden Sally Jackson’ın yaptığı fedakarlığı yapmak yerine kızını kampa terk etmişti ki? Hay sikeyim, bunu tüm Athena kabininden dinlemiştim! O kampçılar gözüktüklerinden daha dedikoduculardı. Ah, herkes böyle düşünüyordu; bana yatacak yer dahi bulamamışlardı kabinde. Ranza verse, küçük olmamdan dolayı gelen yaşı büyük diğer kampçılara haksızlık olduğu söylenip durmuştu. İlk kabine adım attığında sonraki altı saat kabinde yaşanan tartışmadan kaynaklı kenarda ayaklarıma bakarak beklemiştim. Chris Rodriguez, Luke Castellan’a beni yanına almayı teklif ettiğinde Luke bunun kendi görevi olduğunu söylemişti. Kim nereden anlayacaktı ki Luke’un, Ethan Nakamura her gece annesi tarafından rüyalarında rahatsız edilirken ve gözü istenirken ona destek olduğunu? Ya da kim bilecekti ki yerde adım atacak dahi boşluk yokken Iris’in kızlarından birisini izlemek için bir tek taraflı gökkuşağı araması açtığında herkesin uykusunun sıkıldığını ve Luke’a sarıldığını ya da daha ağırları, kim nereden bilecekti ki istenmemeyi? Ares’in kabul edilmeyen çocukları gürleyliyken, kabul edilenleri ne anlardı ki onların hayatlarından? Hiçbir yere ait olamamanın kabini Hermes kulübesiydi. Sonra hepimiz hain ilan edilmiştik. Neden? İstenmeyişimize baş kaldırdığımız için mi? Annem, Hephaestus ve Chiron ile konuşmak için ikinci yazımda kampa gelmese çok sevgili babacığım beni kabul etmeyi düşünmüyordu bile! Neden etsindi ki? Neden neredeyse hiçbir işine yaramayacak bir kızı kabul etsindi? Ethan bunu Luke’dan daha iyi nasıl bilecekti ki?

Başımdan aşağı kaynar sular akmaya devam ediyordu. Ona doğru eğilip tıkandım:

— Ağabeyim bir hain değildi.

Ethan kahkaha attı. O da bana doğru yaklaştı:

— İstediğin kadar reddet. Bir haindi, Gliselda.

Kolumu ondan kurtarıp koşarak kulübeden çıktım. Arkamdan Dylan’ın Ethan’a aptal olduğunu söylediğini duydum; daha fazlasını değil. Koşarak Çilek Tarlaları’na gittim. Tarlalara çöküp ağlamaya başladım. Biraz anınarak ağlıyordum sanırım çünkü karanlıkta düşen gölgesini görmediğim birisi omzuma dokundu. Burnumu çekerek kafamı yukarı kaldırdım.

Yıldızlı gecenin altında dalgalı kahverengi saçları çenesine dağılan Cannor tepemde duruyordu. Elindeki bez mendili bana uzattı. Gülümseyerek kabul ettim:

— Teşekkürler.

Hıçkırdım birkaç defa. Cannor yanıma oturdu:

— Ne oldu?

Başımı onun omzuna yasladım:

— Ağabeyim Luke sence bir hain miydi?

Cannor omuz silkti:

— Meg de bir hain değildi. Ama kahraman diyebilir miyiz, bilmiyorum. Ama Luke, kahraman Percy Jackson’a göre esas kahramandı. Hain ve kahraman olmak arasında ince bir çizgi vardır Gliselda; ağabeyin o çizginin tam üzerindeydi. Bu sebeple belki de ona ne tam bir hain ne de tam bir kahraman diyebiliriz.

Burnumu çektim mendille yüzümü silerken:

— Biliyor musun, onu anlıyorum; gördüm ve yaşadım çünkü. Kimsenin anlamayacağı bir şey, onun döneminde Hermes kabininde yaşamak... Özel alanın, bireysel alanın olmadığı bir ortamdan bahsediyoruz Cannor...

Hıçkırdım:

— O bir hain değildi. O sadece bir ağabeydi ve her ağabeyin yapacağı şeyi yaptı. Kardeşleri için ailesine, babasına baş kaldırdı.

Dizlerimi kendime çekip başımı gömdüm. Ağabeyimin bana ilk kılıcımı hediye ettiği günü hatırlıyordum...

Sarışın delikanlı güneşin en sıcak olduğu anda arenada dersine devam ediyordu. Altın saçları güneşte parlıyor, gözündeki yara izi silikleşmek yerine ışıltıyla parlıyordu. Mavi gözleri önündeki öğrencilerine odaklanmış, en ufak bir hatalarında kılıcı ile doğrusunu göstermek için tartıyordu. Arenanın kenarına çökmüş, güneşten sebep ellerini gözlerine siper ederek delikanlıyı izleyen küçük bir kız vardı. Kızın sarıya çalan kumral saçları ve kahverengi gözleri vardı. Üzerindeki kamp tişörtü ona çok büyük geliyordu, bu sebeple de delikanlı tarafından tişörtün fazla kısımları kesilmişti. Saçları yine bir erkeğin elinden çıktığı belli olan örgülerle iki yanından örülmüş, iki farklı renk tokatla da tutulmuştu. Boynunda iki boncuklu kamp kolyesi vardı. Hayranlıkla delikanlıyı izliyordu.

Delikanlı öğrencileri arasından yeni gelen, kuzguni dalgalı saçlı çocuğu seçti. Çocuk cılız denebilirdi ama gözlerine küçük kız vurulmuştu. Karadeniz gibi yemyeşil gözleri vardı çocuğun. Delikanlı, çocuktan çalıştırdığı hamleyi yapmasını istediğinde yeni çocuk başarılı denebilecek şekilde savuşturdu. Delikanlı hoşnut şekilde gülümsedi:

— Oldukça yeteneklisin Jackson. Gülmeyin gençler. Hadi devam edelim. Bir sonraki hamleyi dene şimdi Jackson.

Yeni çocuk diğer hamleyi denedi. Küçük kız, yaşının küçük olmasına karşın yeni çocuğun elinde dengesinin iyi olmayan bir kılıçtan dolayı bu denli zorlandığını anlayabiliyordu. Luke en son elini burun kemerine götürdü:

— Gülmeyin!

Gülen Hermes kampçılarını susturdu:

— Percy’nin elinde oldukça dengesiz bir antrenman kılıcı var. Onun eline uygun daha dengeli bir kılıçla oldukça iyi bir kılıç ustası olacaktır.

Kılıcı kınına soktu:

— Siz çiftler haline gelin ve talime devam edin.

Yeni gelen çocuk, Chris Rodriguez ile eşleşti. Chris delikanlıya baktı:

— Luke, çok zorlayayım mı?

Delikanlı sadece süzdü:

— Hayır. Jackson yetenekli ama zorlarsak onu kırarız.

Delikanlı köşede oturan kızın yanına doğru geldi. Küçük kız kucağındaki talim kılıçlarının kınları ile oynuyordu. Kınlardan birisini kaldırıp Luke’a gösterdi:

— Ben de bunlarla talim yapabilir miyim? Sürekli ahşap kılıç kullanmak istemiyorum.

Luke gülümsedi:

— Öyle mi küçük kedi? Tamam, belki de yeterince büyümüşsündür ahşap kılıcı bırakmak için.

Kız sevinçle ellerini çırptı:

— Gerçekten mi?! Bunları mı kullanacağım?

Luke biraz ileri gidip Hephaestus kabininden, küçük kızla talimden hemen önce aldığı kılıcı aldı. Küçük kız gördüğünden beri dudağı ucuçlanmıştı. Diğer kılıcı da alıp geldi. Yere oturup kıza küçük, ince olan kılıcı uzattı:

— Bu, küçük kedi, senin şimdi kullanacak olduğun kılıç. Senin için özel yapıldı... Ve bu da...

Daha uzunca bir longsword uzattı. Kabzasında Hermes’in sembolü vardı.

— Senin büyüyünce kullanacağın kılıç. İzle.

Küçük kız ince kılıcı heyecanla kabzasından kavradı. Luke longsword’u dikkatle kınından çıkardı ve cebinden çıkardığı gümüş bir yüzüğe doğru ucunu değdirdi. Kılıç küçüldü ve bir anda yüzüğün üzerine işlenmiş yürek işlemesine geçmiş bir kılıç formunu aldı. Kız kocaman olmuş kahverengi gözleri ile hayran hayran ağabeyine bakıyordu:

— Wowww. Bu benim mi?

Luke başını salladı:

— İkisi de senin. Yarından itibaren seninle kılıç eğitimlerine başlayacağız. Bu kılıcı büyüyünce ve longsword’da mahir olunca kullanacaksın. Söz ver.

Başını heyecanla salladı küçük kız:

— Söz, ağabey.

Luke gülümsedi ve kızın alnından öptü:

— Aferin Gliselda. Hep böyle ol, hiç büyüme.

Cannor’un omzunda yatıyordum:

— Luke o zamanlar ne düşünüyordu da bunu dedi bilmiyorum ama hâlâ onun hediye ettiği longsword’u kullanıyorum. Yüzyılın kılıç ustası benim ağabeyimdi.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.