تخطٍ إلى المحتوى

Tilki

الفصل 1 · قراءة 5 دقيقة

Tilki

الفصل 1

1. Bölüm | Kovalamaca

Bir adımım diğerini takip ederken düzensiz nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum. Kollarım senkronize bir şekilde hareket ederken tekrar bir ses duyuldu " Yakalayın şunu!"

Yüzümde alaylı bir sırıtış peydah olurken içimden 'Bir denesinler bakalım.' diye geçirdim. Gittiğim sokakta yol ayrımını fark edince kulaklıktan gelecek olan sesi bekledim. Tahmin ettiğim gibi hattın diğer tarafından sakin bir ses yükseldi "Sağ sokağa gir, hem kalabalık hem de dar. Hızlı ol." Gözlerim istemsizce devrilirken hızımı arttırdım. Kolaysa kendisi koşsun!

"Patron! Çok hızlı koşuyor! Yakala... yamıyoruz!" Aramızdaki mesafeyi açarken arkamdan koşturan iri adamlardan biri, elindeki telefona nefes nefese konuştu.

Sokağa hızımı kesmeden girmem için çok sert bir dönüş yapmam gerektiğinden dizlerimi kırdım ve sokak girişine az kala kendimi ileriye ittim. Adamlar ne olduğu anlamadan sağ elimi yere koydum ve ayaklarımı toprağa sertçe sürterek kendimi tabiri caizse sağ sokağa fırlattım.

Karşıma çıkan görüntüyle aniden kaşlarım çatıldı. Orta darlıkta bir sokaktaydım ve sokağın yan tarafları küçük dükkanlarla doluydu. Sokağın tam ortasında on-on beş çocuk futbol oynuyordu. Fakat beni asıl endişelendiren sokağın sonundaki iki iri adamdı ve bana doğru hiç de sıcak bakmıyorlardı.

Sokağın tam ortasında durduğumda etrafıma baktım. İlla bir çıkış yolu olmalı!

"Abla ne yapıyorsun ya! Oyunu bozuyorsun!" Kafamı aşağıya indirdiğimde on iki-on üç yaşlarında bir çocuk bana kızıyordu. Gergince burnumdan düşmek üzere olan siyah maskemi yukarı çektim. Çocuğu hiç takmadan etrafıma bakmaya devam ettim. O sırada dört iri adam da bana yaklaşıyordu.

Adamlar ortalarında beni sıkıştırınca telefonla konuşan adam gülmeye başladı "Nereye gidiyordun?" Aslında görevlerimde konuşmamayı tercih ederim çünkü sesimden kız olduğum anlaşılınca beni sonradan bulma olasılıkları artıyor. Ama bazen dilim çok güzel bir silah olabiliyor, anlarsınız ya.

" He şöyle bir hava alayım dedim. Ne de olsa güzel yurdumun güzel sokaklarında, güzel bir yürüyüş yapmayı kim istemez? Ben isterim. Sizi bilmem ama. Oldukça yapılısınız, vücutçu falan mısınız? O kaslarla nasıl koşuyorsunuz anlamıyorum. Benim o kadar kasım olsa, bahisli bilek güreşlerine katılıp zengin olurdum. Tabii sonra bir sürü düşmanım olurdu ve beni uykumda boğarlardı. Yani ben kendimin düşmanı olsam uykumda kendimi boğardım. Malum çok da yerimde durmuyorum. Ay bu arada ben Tilki. Çoğunlukla paralarını çaldığım adamlar bana Tilki der. Nedenini az çok anlamışsınızdır." Tek nefeste söylediğim şeylere aval aval bakan adamlara dönüp maskenin altına sakladığım kızılımsı at kuyruğumu çıkardım ve parmağımda döndürdüm. Adamlar o kadar afallamıştı ki, telsizli adamın bile eli havada asılı kalmıştı.

Fırsat bu fırsat!

Futbol oynayan çocuklar bile durmuş pürdikkat bizi dinlerken yanımdaki çocuğun ayağındaki topu tek hamleyle ayağımın altına aldım. "Beyler sohbetinize hayran kaldım ama gitmem gereken bir altın günü var." ve her şey o an da gelişti. Ayağımdaki topu hızla havalandırıp önümdeki adama nişan aldım ve bütün gücümle topa vurdum.

Top öyle hızlı gitti ki, adam ne olduğunu anlamadan yere yığıldı. Top çarpmanın hızıyla yukarı doğru giderken herkesin dikkatinin dağınıklığını fırsat bilip arkamdaki inşaat demirlerinden birini kaptım.

Yanımdaki iri adama doğru gidip omzuna parmaklarımla iki kere dokundum. Kafası gökyüzüne doğru bakarken bir anda gerçekliğe geri dönmüş gibi hızla kafasını bana çevirdi.

"Üzgünüm." hiç beklemeden elimdeki demiri sertçe yukarı doğru kaldırdım. Adam burnunu tutarak geriye doğru düşünce etrafıma baktım.

"Seni velet!" telefonla konuşan adamın yüzü sinirden kıpkırmızı olmuştu. Ağzından tükürükler saça saça bağırınca yüzümü ekşittim. İğrenç yaşlı eşkıyalar!

Kafamı hızla yukarı kaldırdım ve son sürat gelen topu sağ dizimle yavaşlatıp tekrar havalandırdım. Yine aynı şekilde, bu sefer o iğrenç adamı, yüzüne nişan aldım ve var gücümle topa vurdum.

Top bu sefer öncekinin iki katı sert şekilde adamın yüzüne çarptı. Ardından yanındaki tek ayakta olan diğer adama sekti ve onu da yere devirdi.

Ellerimi hızla yukarı kaldırıp "Bir taşla iki kuş!" diyerek sevindim. İkisi nefes nefse kendini toplamaya çalışırken diğer iki iri adamdansa tık yok. Bayıldılar herhalde. O kadar sert vurmadım ya...

Bir anda etrafımdaki bütün çocuklar beni alkışlamaya ve ıslık çalmaya başladı. Şaşkınca etrafıma bakarken çocuklardan biri "Onları nasıl yaptın abla!? Bu adamlar uzun zamandır bu mahalleyi rahatsız ediyordu ve hiç birimiz bir şey yapamıyorduk! Sen ise! Yani harikaydın, vay canına! O topa vuruşun! Ve ve-!" Derken heyecandan nefes nefese kalmıştı. Ardından ellerini yumruk yaptı ve havada savurmaya başladı. Aslında hiç öyle bir şey yapmamıştım ama gülmeye başladım.

Büyükler de buraya toplanmaya başlayınca arkamda bir el hissettim. Arkamı döndüğümde yaşlı bir dede bir eli bastonunda diğer eli omzumda bana gülüyordu. Aynı şekilde karşılık verirken yaşlı düşkünlüğüm yüzünden nerdeyse ağlayacaktım. Ya baksanıza yanaklara tombik tombik!

"Senin adın ne evladım?" kesik kesik sesine burukça gülümsedim. Ne kadar gerçek adımı söylemek istesem de bunu yapamazdım. Omzumdaki buruşmuş elini tutup konuştum "Bana Tilki diyebilirsiniz."

Aklıma gelen şeyle tedirgince omzumun arkasında yerde yatan dört iri adama baktım ve söze girdim "Polisi arasınız iyi olur, çok uzun baygın kalacaklarını sanmıyorum." Adam usulca başını sallarken elim hiç istemeden cebime gitti ve bu gün ki kazancımı, yani çaldığım iki tomar para, adama uzattım "Polise adamların bu mahalleyi rahatsız ettiğini ve bu paraları çaldığını söylersiniz."

Adam bir bana, bir arkadaki adamlara, bir de saatlere bakıyordu. Ardından saatleri aldı ve elini kaldırıp 'bekle' işareti yaptı. Ben ne yapacağını beklerken adam heyecanla arkasını döndü ve dükkanına girdi.

O an fark ettiğim detayla gülümsedim. Adam bir antikacıydı.

Beş dakika sonra elinde altın kolyeye benzeyen bir şey gördüm. "Küçük afacan halının altından çıktı." kendi söylediğine kesik kesik gülerken elindekini bana uzattı. Ellerimde tutuğum şeye şaşkınlıkla bakarken ne hissedeceğimi bilemiyordum. Anlamaz şekilde kafamı kaldırdığımda gülümsedi "Senin olsun."

Sevinsem mi şaşırsam mı bilemezken tekrar kolyeye baktım. Küçük demirlerden oluşan altın rengi kolye kısmı ve ucunda aynı renk olan bir tilki işlemesi vardı. Ellerimde resmen 'Beni tak!' diye bağıran kolyeyi aldım ve boynuma taktım.

Tekrar adama dönüp iki saat teşekkür edecektim ki kablolu beyaz kulaklığımdan Eylül'ün çirkefleşen sesi yükseldi "Elvin oyalanma artık. Yeterince kedini belli ettin zaten. Saçlarını da sakla." Gözlerim istemsizce devrilirken ofladım "Ötede zırla Eylül."

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.