تخطٍ إلى المحتوى

TATLI ACI

الفصل 1 · قراءة 15 دقيقة

TATLI ACI

الفصل 1

Nedir aşk? Cevabını arar herkes. Sorar ,soruşturur, araştırır,anlamaya çalışır.

En iyi bir biçimde anlatacak bir cevap veremez kimse. İliklerine kadar yaşayan herkes bilir ama anlatamaz. Çünkü diller varmaz söylemeye, ağız razı değildir bu acıya. Acı mıdır? Yoksa tatlı bir şey mi? Bence acının en tatlı halidir. Yakarken haz verir insana. Acıyorken kalp yorulmuşken, kırılmışken tamir eder kendini. Hem yanması insanın içi hem bir günlük ömrü olan varlığın hayat dolu uçuşması içinde. Hem boşluğa düşmek hem sonsuz varlığın içinde hissetmek kendini. İmkansızlıkların eğlenceli olması mı güzel olan yoksa ona bakmak mı?Dokunabilir miyiz aşka? Hissedebilir miyiz onu?Ya da görebilir miyiz? Yaşarız aşkı. Ağlasak da , üzülsek de , imkansız da olsa hep bir umut vardır. Kırmızı kar yağmayacağını bilsen de saatlerce yalvarmaktır Allah'a . En güzel dakikalarını onunla geçirmek iyi gelir. Ama eğer hayal kurabiliyorsan.Bencelerle doludur aşk. Kimisi inanmaz,kimisi sevmez,kimisi nefret eder aşktan. Bana sorarsanız 6.duyumun kalbim olduğunu fark ettiğimde anladım aşkı ve aşık olmayı.Bana göre acının en güzel halidir aşk. İçimde fırtınalar koparken güneş gibi doğması gönlüme. Alev alevken içim en çok itfaiyecisi olmayı sevdim kalbimin. Bir insan ulaşılamaz olur muydu hiç? Gözlerimiz değil miydi her şeyi görmemizi sağlayan? Peki ya o zaman neden aynı işlevi yapan başka birine ait bu organa neden bakamıyordu bir diğeri. Neden kıyamıyordu bakmaya. Bir yandan da bakmak istiyordu ömür boyu. Bütün şarkılar,şiirler, türkülerin konusunu düşündünüz mü hiç? Hepsi aynı yere bağlanıyor. Hepsi aynı konu adı altında toplanmış. En azından o sadece üç harfli anlam verilemeyen şeyi damarlarında hissedenlerin yazdıkları. Doğanın kanunuydu bu bence . Bir bilim insanı keşfetmedi belki , belki biri icat etmedi . Ama eğer bir bilim insanının keşfetmesi gerekiyorsa aşkı ,adımı en iyi bilim insanı olarak yazın tarihe. Çöküntüde olduğum bir dönemde girdi hayatıma bu duygu? Duygu muydu? Bence değildi. Sevmek,üzülmek,şaşırmak,heyecanlanmak. Bunlar duyguydu aslında. Peki ya aşk. Sevginin en üst raddesi,üzgun olmanın verdiği en dibe çöküş,şaşırmanın boyut aşmış hali, heyecanın kalbinde taht kurmuş hali. Belki de gerçekten duygu demek sönük kalırdı. Tecrübelerle dolu bu küçük dünyamda en büyük tecrübem olmuştu. Ağlarken mutlu olur muydu insan? Eğer birini canını verecek kadar çok sevmişse evet. Ona kavuşamamanın oluşturduğu zelzelede küçük bir yardım eliydi gülüşü. Altüst olmuşken nasıl bu kadar iyi hissedebiliyordu insan? Eğer o zelzele oluşmamışsa yani eğer kavuşmuşsan ona senden mutlusu yok dünyada. Ben hiç hissetmedim. Hep zelzeleler yaşandı içimde. Hep yorgundu kalbim, hep sıkıştı . Oysa yeri de kocamandı. Tıpkı sınırsız evrende sıkışması imkansız bir gezegen gibi. Ama kalbimin sıkışması imkansız değildi. Çünkü bir yere sıkışmak için o yerin dar olması gerekmez.Eğer deliler gibi istediğin ama ulaşamadığın bir şey varsa evren sana igneyle oluşturulan bır delik gibi gelir. Sığamazsın eve, sokağa ,şehirlere. Atmak istersin kendini sokaklara ama kalbin bir türlü soğumaz. Aralık ayında bile olsan. Ezberlenmesi gereken şeyleri gece uyumadan önce tekrar etmemizi söyler öğretmenler. Beyin sürekli o şeyi düşünür ve kaydedermiş. O zaman asla silinmeyecek belleğimden. Bilim insanları da gece bir şeyi çok düşünürsek bilinçaltımıza işleyip rüyamıza gireceğini söylerler. Doğruluğunu araştırmadan adını sayıklayıp onu düşünmeye sürükler sizi aşk. Kendinize ait bir Türkçeniz oluşur eğer aşıksanız.Ben , sen ,o , biz ,siz, onlar değildir şahıs zamirleri. Sadece o ve diğerleri. Eğer biz ve diğerleri olarak degismişse zamirleriniz işte o zaman dünya da yıkılsa başınıza umrunuz olmaz . Maddi durumda sıkıntıda olduğunuz bir zamanda ceketinizin cebinden çıkan 10 lira gibidir aşk. Az bir mevladır ama mutluluğunu tarif edemezsiniz. En iyi avukat olsanız bile diliniz tutulur, lal eder aşk sizi.

Onun canı yandığında ezilmiş bulursunuz kalbinizi. Bir kalp bir diğeri için atar mıydı?

Aşıksanız atardı. Canı yandığında yanar içiniz, mutlu olduğunda güller donatır . Çok yorulursunuz,hem de çok yorulursunuz. Bir daha asla görmek istemezsiniz ama bir yandan da ömür boyu yanınızda olsun istersiniz. Böyle bir celişkideyken gözleri aydınlatır karanlık dünyanızı. Ağlamak istersiniz, kaçmak istersiniz ama her kaçısınız ona dönüşünüzdür. Bu acının bitmesini istersiniz ama dayanmak zorundasınızdır. Zihninizin boşalmasını istersiniz hem de zihninizin onunla dolmasını. Sadece bir söz gününüzü muhteşem hale getirebilir mi? Sadece bir tek kelime etmesi gönlünüze huzur verir. Deli gibi istersiniz en azından sizinle iletişim kurmasını. Ama kurmuyorsa eğer solar çiçekleriniz, acır kalbiniz. Her an her dakika aklınızdadır . Evet uyuyorken bile. Karşısına geçip haykırmak istersiniz. Aşığım ben aşık, diye. Ama hayatta bazı sonuçların istemediğimiz şekilde olacağını bilerek kararlarımızı ona göre veririz. Çünkü hayat her zaman güzel sonuçlar vermez. Her gün dua edersiniz Allah'a. Bana dayanma gücü ver diye. Çünkü dayanması çok güç bir çelişkidir aşk. Nefessiz kalırsınız,bağırmak istersiniz ama tek yaptığınız şey aşkın karanlığında boğulup sadece susmaktır.En mutlu anın8zda, en üzgün anınızda, heyecanlandığınızda,korktuğunuzda hep onu düşünürsünüz. Çıkmaz aklınızdan hiç. Şuan İyi

midir acaba diye aklınızda konuşursunuz. Acaba başına bir şey gelmişmidir? Çünkü canı yandığında can diye bir şey kalmaz sizde. Tıpkı anne karnındaki bir bebeğin tekme atması gibi. O ,küçücük yerde sıkışırken annesinin de canı yanar.Ask size yapmam dediğiniz her şeyi yaptırabilir. Bir ağaç gibidir insan eğer aşık olmuşsa. Sonbahar geldiğinde yaprakları direnmeye çalışır ama çoktan sararıp dökülmüştür bile. Aşkı temsil eder sonbahar. Yaz geldiğinde tekrar oluşur yaprakları, yeşerir. Yaz ise kavuşmayı temsil eder. Onu hatırlatan şarkılar dinlersiniz hep. Okyanusun dibinde kaybolmusken yardıma gelen oksijen tüpüdür şarkılar. Size onu hatırlatır. Evet her zamanki gibi acı verir hatta belki gözyaşlarınız terkeder göz pınarlarınızı.Ama asla akıllanmazsınız hiç. Ciğerleriniz daracık göğüs kafesinde değil de sanki kelebeklerle dolu yemyeşil bir bahçededir. Kalbinize iğneler batırılmış gibi hissedersiniz. Ama ucuna bal sürülmüş muhteşem tatlı iğneler. Geçti, artık unuttum,her şey geçti ,kurtuldum dersiniz ama sadece bir bakışı yeterlidir dolaşım sisteminizin altüst olmasına. Damarlarınızda dolaşan kan değildir artık.Aşkın en saf hali.Aynı şeyleri tekrardan yaşamaya başlarsınız. Ama üzmez sizi bu başlangıç. Hayatınızdaki en güzel başlangıçtır hatta. Başlangıç da denilemez aslında. Çünkü çoktan kalbinizi sömürene kadar başlamıştı ve devam ediyordu şimdi. Peki ama ne zaman bitecekti. Bitmeyecekti. Sadece alışacaktınız onu düşünmeye,onunla olmayacak (!) hayaller kurmaya. Onun hakkında en ufak bir ayrıntı bile aklınıza onu getirecekti. Gözünüz kör olur eğer aşıksanız. Hiçbir hatasını görmezsiniz. Hatta bu hataları onu mükemmel yapan şeyler sanarsınız. Kötü bir hareketini gördüğünüzde hemen üstünü kapatırsınız. Bu yüzden size özgü doğrularınız olur. Hatasız kul da olur sizin hayatınızda. Garip olan da , bu şey kullar değil kuldur. Sadece ve sadece 1 kişi . Rahat nefes almak istiyorsanız, hayatı yaşamak istiyorsanız, kafanızın rahat olmasını istiyorsanız, her gün, her saat ,her dakika ,her saniye tek bir kişiyi düşünmek istemiyorsanız,olmayacak hayaller kurmak istemiyorsanız , ağlamak istemiyorsanız,psikolojinizin bozulmasını istemiyorsanız,kocaman evrende sıkışmak istemiyorsanız,birini 1 dakika göremeyince özlemek istemiyorsanız,hayatınızın döngüsünün değişmesini istemiyorsanız, kendinizi harap etmek istemiyorsanız aşık olmayın. Sakın aşık olmayın.Hayaller kurmak istiyorsanız,acı size haz veriyorsa,ağlamayı seviyorsanız,nefes almaktan bıktıysanız,en sevdiğiniz şey boğazınızın düğümlenmesi ise, geceleri çok ama çok seviyorsanız,kalbiniz sizin için acılarınızı attığınız bir torbaysa eğer,düşünmeyi ve rüyalarınızda aynı kişiyi görmeyi seviyorsanız, hayatın sizin için bir anlamı yoksa aşık olun. Hem de hemen. Tabii ki de sizin elinizde olan bir şey değildir aslında aşk. İşte bu sizi en çok üzen şeydir. Hiç beklemediğiniz bir anda girer hayatınıza. Karşınızdaki kişi diğer insanlara göre ne kadar çirkin olursa olsun gözünüz ondan başkasını görmez. Allah'ın yarattığı insanlardan çok farklıdır o. O kadar özene bözene yaratılmıştır ki tıpki yeni doğmuş mükemmel insancıklar gibi gelir size. Kimse anlamaz nasıl aşık olduğunuzu. Hatta buna mı aşık oldun diyebilirler de. Ama çoktan hayatınızı adamşsınızdır ona. Aşık Veysel'in türküsü çok güzel anlatır aşkı...Güzelliğin on par etmez , bu bendeki aşk olmasa... Diğer insanların onu nasıl bulduğu umrunuzda bile olmaz. Çünkü herkesin güzellik algısı vardır ve sizin güzellik algınız bile değildir o. Sadece güzellik. Hem de dupduru bir güzellik. Algı diye bir şey yok. Muhteşem, kusursuz, mükemmel,harika ... Kelimeler yetmez onun güzelliğini anlatmaya. Güzel kelimesini burada dişi varlıklar için kullanmıyorum. Güzel : Kusursuz yaratılmış, olağanüstü bir varlık. Hep yanınızda olsun istersiniz. Ama yoktur ve hiçbir zaman da gelmeyecektir. Ne kadar da şanslı onun hayatındaki insanlar diye düşünürsünüz. Üstelik ne kadar şanslı olduklarının farkında bile değillerdir.Onların yerinde olmayı o kadar çok istersiniz ki. Hem de her şeyinizi verebilecek kadar. Sonra tüm bunları düşünmenizin zihinsel ve psikolojik olarak yıprandığınızın göstergesi olduğunu anlarsınız. Kendinize bu kadar eziyeti çektirmemek istersiniz,bir insana bu kadar bağlı hissetmemek istersiniz, paranoyak bir hayat yaşamamak istersiniz. Ama sadece istersiniz. Öylece kalır. İstemenin ötesine geçemezsiniz. Hiçbir şey elinizde değildir. Sonra kendisine saf duygularla aşık olan insanları sırf eğlence için parmağında oynatan hatta onu aldatan insanları görürsünüz. Bu kadar mı kolaydır bir insanın duygularıyla , hayatıyla oynamak. Üstelik hayatı siz olmuşken.Anlam veremezsiniz. Anlam veremediginiz şeylerden biri daha. Beni en çok zorlayan şey ne oldu biliyor musunuz? Çaresizliğin pençesine tutunmuş olmam. Günaydın demeye bile cesaret edemezken hayatımın odak noktası olsun istiyordum.Karşısına dahi geçemezken hep yanımda olsun istiyordum. Her şey birbirine o kadar zıttı ki yaşamım birbirine karışıp düğümlenen ipler gibiydi adeta. Karmakarışık ama düzelmeyi bekliyor. Peki ya düzelebilecek miydi? İşte tam bu noktada belirsizliğin dibine çöküyorsunuz. Her insan geleceği görmek ister fakat siz bunu sadece tek bir şeyi merak ettiğiniz için istiyorsunuz.Bu düğümler ne zaman çözülecek ve ,en önemlisi, kim çözecek.Tüm bu olanlara rağmen ayakta durabiliyorsunuz. Fakat önemli olan ayakta durmanız mı ? Tabii ki de hayır. Sorulması gereken soru: Gönlünüz huzurlu bir şekilde mi ayaktasınız? Bunun da cevabı hayır. Ne kadar mutlu da olsanız,bütün sevdikleriniz yanınızda da olsa, harika bir hayat geçiriyor da olsanız kalbiniz yapbozmuş da 1 parçası eksikmiş, tamamlanmayı bekliyormuş gibi hissedersiniz . Her şey yerinde ama 1 parça eksik. Ve bu 1 parça yüzünden yapboz tamamlanamıyor. Mutlusunuz ama onunla değil,bütün sevdikleriniz yanınızda ama o değil,harika bir hayat geçiriyorsunuz ama o yine yanınızda değil. İşte ayakta durmanız tamamen bundan ibaret. Aslında benim anlattığım şeyi aşk değil de aşk acısı gibi yorumlayabilir bazılarınız. Ama benim için aşkın ta kendisi acı olduğu için bir daha aşk acısı diye tanımlamak istemedim. Tutarlılığımı da bozmayayım. Acının en tatlı hali. Sizin için acı olmayabilir. Aşk çok öznel bir şeydir. Herkes istediğini düşünebilir. Bu da benim düşüncelerim. Bazılarınız da geçip karşısına her şeyi söylemem gerektiğini düşünebilir. O kadar zor bir şey ki bu benim için. Buna cesaret edenlere de gerçekten özeniyorum. Çünkü ben bir iletişim dahi kurmadığım ya da kuramadığım bir insana beni bitiriyorsun nolur artık dur, diyemiyorum. Bunu başarmayı çok isterdim. Red edilmek bile belirsizlikten daha iyidir denilir. Bu konuda değil bence. Bütün hissettiklerimin bir çöp gibi boşa gitmesini duymaktansa olmayacak hayaller kurmayı tercih ederim.Her şeyi zaman gösterecek. Tek bildiğim şey var o da kalbimin çok acıdığı. Her şeyi aşk ile bağdaştırırsınız eğer aşıksanız. Mesela saçı bile aşkla bagdaştırabilirim ben. Saçımızı düzenli taramazsak birbirine karışıp düğümlenir. O düğümlerden kurtulmak istiyorsak saçımızı taramalıyız. Kalbimiz de saç gibidir. Kötülükleri ve bizi kötü gösteren şeyleri kalbimizden arındırmalıyız. Ama saçımızdaki bazı düğümler o kadar girmiştir ki birbirine eğer taramaya kalkışırsak saçımızın tellerinden mahrum kalmak zorunda olabiliriz. Tamamen çözülemezken bir de arkasından sağlam saç tellerini de alıp götürür. İşte o sıkı düğümler kalbimizdeki aşktır. Onu kalbimizden arındırmaya çalışırsak eğer, beraberinde kalbimize zarar verir. Hemde kendisi henüz yok olmamışken. Bazen onu gördüğünüzde gözleriniz dolar. Eğer gerçekten sevmişseniz. Ama yine ayakta durmak zorundasınız.Ben sevmeyi ve sevgiyi çok büyük şeyler zannederdim hep. Ta ki aşık olana kadar. Meğer aşkın yanında sevgi ve sevmek kıvılcım gibi kalıyormuş. Aşk ise kocaman bir ateş iken.Beni en çok zorlayan şeylerden biri de ilk defa böyle bir şey yaşıyor olmamdı. Bu zamana kadar hayatım hep stabil bir şekilde devam ediyordu. Tabii ki ben de zorluklar yaşıyordum ama bu kadar ağırını ilk defa tecrübe ediyordum. Navigasyon gitmem gereken yeri bu yaşıma kadar hep sağ gösterirken birden yönünü sol kavşağa döndürmüştü. İlk defa aşık olmuyorsanız belli şeyleri biliyorsunuz en azından. Ama benim ilk hatam olduğu için çok zorlandım. Zorlanıyorum. Hata demek doğru mu olur bilemiyorum. Herkes hata yapar. Peki ya herkes aşık olabilir mi? Evet. Hatalar bize haz verebilir mi? Hayır. O zaman aşk hata mıdır? Her şey bu kadar net iken bu sorunun cevabını verebilecek kadar iyileşemedim hâlâ. Eğer ki bir gün iyileşirsem her şey çok daha güzel olacak ve inanıyorum ki bir gün navigasyon da yanlış yöne gittiğinin farkına varacak. Umarım yanlışını erkenden fark eder. Çünkü bu yolun sonunda kötü sonuçlarla karşılaşabilir. Hem de çok kötü sonuçlarla. Bir sınavın içinde olduğunuzu da sakın unutmayın. Çok zor bir sınavın içindesiniz ve puan kaybetmek istemiyorsanız isyan etmemelisiniz. Benim sınavım da bu. Bazı sorular gerçekten çok zor . Normalde belki karşıma bir kere çıkabilecek birisi şimdi ben bu halde olmama rağmen her zaman karşıma çıkıyor. Hayat onu hep karşıma çıkarıyor.İşte bu en zor sorulardan. Benim puan kaybetmeye hiç niyetim yok. Ama kalemimin ucu bitiyor. Üstelik yedek ucum da yok . Bu sınavı geçmem icin uç almam lazım. Fakat sanırım param yetmeyecek. Ben hiç duygusal bir insan değilimdir aslında. Öyle hemen her şeye ağlamam. Duygusal dizilerde falan da nadiren ağlarım. Ama aşk beni o kadar duygusal yaptı ki. Dokunsanız ağlayacak durumdayım şu anda.Buradan kalbime seslenmek istiyorum. Bitmedi mi artık şu tadilat? Usta biraz amatör sanırım. Bir de beynime seslenmek istiyorum. Çok haklısın, inan ben de istemezdim ama konuyu biliyorsun,emir büyük yerden.Kahretsin ki emir büyük yerden. Rei'nin şu cümlesi beni çok iyi tanımlıyor. " Ben bir kez vuruldum bir daha hiç kalkamadım" Zamanınız varsa mutlaka birkaç dakikanızı ayırıp Rei dinleyin. Bakın 2 gün oldu ve ben yine özlüyorum biliyor musunuz? O kadar istiyorum ki görmeyi. Hiç bir şey olmayacağını bildiğim halde. Karşılıksız olduğunu bilsem bile. Hani kafanız dağınık olduğunda bir kitabı okumaya çalışırsınız ama hiçbir şey anlamazsınız da tekrar tekrar başa dönüp okursunuz ya işte benim de hayatım öyle geçiyor. Her şey yaşanıyor, yaşamam gereken bütün duyguları yaşıyorum, hissetmem gereken her şeyi hissediyorum ve hiçbir şey olmamış gibi bütün yaşananlar başa sarıyor. Bu başa sarmalar özellikle gece vakitlerinde oluyor. Sabah örtüyor acımı, gece ortak oluyor acıma. Ama ben artık öğlen olsun istiyorum. Ne yazık ki benim dünyamda günün 2 vakti var. Yoruluyorum . Çok ama çok yoruluyorum. Bir ilaç var mı acımı dindirecek? Bu acıyla ilgilenen birileri var mı ki? Tabii ki var. Gidip bir gün geceye sorarsanız size hepsini sayar Yalnız dikkat edin. Vaktinizin bol olduğu bir zaman sorun. Çünkü çok fazla zamanınızı alacak. İşte bu kişiler ilgileniyor bu acıyla fakat hiçbiri bir ilaç üretemedi henüz. Yaşayan anlayabilir anlattıklarımı. Çünkü yaşamayanın hayal gücü yetmez,saçma gelir bu kadar sevgi beslemek bir insana. O yüzden sen, eğer hiç aşık olmamışsan sanırım bütün yazdıklarım büyük bir kuruntu gibi geldi. Eğer aşık olmuşsan kör bir kuyu. Kuruntunun "k" si yok çünkü. Her şey gerçek. Ne yazık ki ve iyi ki. Bu iki ifade aynı cümle içerisinde kullanılabilir mi? Birisi olumsuzluk bildirirken bir diğeri gayet olumlu bir ifade. Tabii ki de kullanılabilir. Eğer aşıksanız. İşte kendi Türkçenizin oluştuğunun bir göstergesi daha.Asla unutamayacaksınız demiştim ya. Neden biliyor musunuz? Çünkü hayat size onu unutma fırsatı çıkarmayacak. Her zaman karşınıza onu hatırlatacak şeyler çıkartacak. Dünyanın en nadir ismi bile olsa onun isminin harflerini göreceksiniz en azından etrafınızda. Hayat inadına yaranıza tuz basacak. Üstelik onu görmeden önce hiç o harfleri bir arada görmemişken . Tüm bu acılar sizi güçlendirecek. Her acı biraz daha güç. Hiçbir şeyi umursamayacak duruma geleceksiniz. Dünya da yansa marstaymış gibi hissedeceksiniz. Bütün olanlar dibinizde ama umrunuzda olmayacak.Çünkü sizin dip anlayışınız farklı. Büyük ihtimalle sizin dibiniz onun yanı olacak . En dibiniz bile o kadar uzakta ki.Hiçbir şeyi umursamamanız çok normal. Nefes alamıyorum. Sanki içeriye hiçbir yerden hava girmeyen küçücük bir depoya kilitlemişler de çıkmaya çalışıyorum , dayanmaya çalışıyorum ama nefesim yetmiyor. Anahtar da çoktan çöpe atılmış. Üstelik yenisi de yok. Benim bir çilingire ihtiyacım var. Ne yazık ki çilingir ile farklı dünyalarda yaşıyoruz. Bu yüzden beni bu küçücük yerden çıkaramayacak. Bütün binalar yıkılıp her yere tekrardan ağaç dikilse de benim nefes almam için yeterli olmayacak gibi hissediyorum. Hep yalnız kalmak istiyorum. Şarkı dinleyip onu düşünmek. Onu düşünmek o kadar güzel ki. Yüzümdeki acı tebessümün sebebi oluyor gülüşü, gözü,her zerresi. Ama acı bir tebessüm. O kadar mükemmel ki yanından geçmeye, fotoğrafına bakmaya kıyamıyorum. Sanki dünyadaki bütün enler onda toplanmış gibi. En güzel gülüş,en güzel gözler,en güzel ses,en güzel beden ve daha nice enler.Yıldızlara sordum hep: Kaybettiğim mutluluk bir gün geri dönecek miydi, tıpkı bir kuş gibi konacak mıydı pencereme? Bulabilecek miydim onu. Bir anda geri gelecek miydi? Tıpkı bir anda çekip gittiği gibi. Günümüz evliliklerinin sorunu ne biliyor musunuz? İnsanların birbirlerini severek evlenmesi. Bir insanı sevip evlenmeye karar vermek boşanma oranlarını arttırıyor. Birbirine gönülden bağlı insanlardır, birbirlerine aşık olup evlenen insanlardır mutlu bir evlilik geçiren. Çünkü aşık olan insan aşık olduğu kişinin hatalarını örtebilir. Sorunlarıyla başa çıkabilir. Bazı şeyleri görmezden gelebilir. O çekip giderse hayatından mahvolacağını hatta var olamayacağını,nefes alamayacağını bilir. Bu yüzden küçük bir sorunda tüm yaşanmışlıkları hiçe sayamaz. Tabii ki istisnalar olabilir. Çünkü dünyada çok değişik insanlar gördüm. Fakat istisnalar kaideyi değiştirmez. Ben hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim biliyor musunuz? Yalnızlığı ne kadar sevsemde. Aslında hayatım boyunca pek insan almadım hayatıma, çok arkadaşım olmadı hiç. Geniş bir çevrem olmadı. Yani anlayacağınız yalnızdım hep. Ama bu seferki çok farklıydı. Sanki yeni tecrübe ettiğim bir şeymiş gibi hissettiriyordu. Tam anlamıyla yalnız hissediyordum. Kimseyle konuşmak , kimseyle gülüp eğlenmek, kimseyle oturup dertleşmek istemiyordum. Sadece ben ve şarkılar. Tabii bir de gözleri. Biz üçümüz bir bütün olmuştuk artık. Kimse bizi ayıramazdı. Yalnızdım , çok yalnızdım.Bir sürü insan vardı etrafımda,bir sürü ses,bir sürü telaş. Hepsi kuru bir gürültüden daha fazlası değildi.Kendi dünyamda savaş veriyordum ben.Üstelik rakibim de yoktu.Tek taraflı savaş mı olurmuş? Benim savaşım kendimleydi,sabrımlaydı,gönlümleydi, ciğerlerimleydi,benliğimleydi, gözlerimleydi,gözleriyleydi.Eğer girseydi hayatıma, eğer yağdırsaydı yağmur kurak bahçeme, eğer açsaydı karanlık depomun ışığını; ben o bahçedeki tüm zorlukların,depodaki her kötü anının üstesinden gelebilirdim.Sadece o gerekiyordu hayatıma. Sadece o . Her şey çok daha güzel olacaktı. Ama o gelmemeyi tercih etti. İyi gelemedi bana. Peki ona bu tercihi sunmuş muydum?Cesaretim izin vermemişti,Özgüvenim açmamıştı ona giden yolları bana. Utanç duygumdu o yollardaki engeller. Ama hep sabrettim. Sabrediyorum. Bir gün gelecek ve onun sayesinde ya da başka bir şeyin sayesinde bir şekilde yağacaktı o yağmur,o ışık bir gün açılacaktı.Biri çözecekti depodaki devreyi. Tek dayanağım bu kalmıştı. Güzel şeylerin mutlaka bir gün gerçekleşeceğine inanmak ve bunun için sabretmek. Dayanacak bir sabrım kalmasa bile.Sabredecek bir gücüm kalmasa bile. Acı çekecek bir ruhum olmasa bile. Çünkü zorundaydım. Sabretmek, dayanmak, gülmek,mutlu görünmek, içimde kopan fırtınaları dışarıya yeni doğan göz alıcı bir güneş gibi göstermek, hiçbir şeyi belli etmemek zorundaydım. Sanki ben de bir insan değilmişim gibi.Bana bir insanmışım gibi hissettirmiyordu ki bu tatlı acı. Robotmuşum da sadece bana verilen görevler doğrultusunda hareket edip sürekli aynı şeyleri tekrar ediyormuşum gibi hissettiriyordu. Görevlerimi de tahmin edebiliyorsunuzdur. Ama her robottan farklı bir yönüm vardı. Sadece 1 tane de olsa organımın olduğunu hissedebiliyordum.Düğmemin kapatılması gerekiyordu artık. Ya da baştan yaratılmak.Daha güzel ve mutluluk verici görevler verilmesi gerekiyordu bu yorgun robota. Hiçbir bilim insanının öngöremediği büyük bir deprem olmuştu içimde.Hem de çok büyük. Ve ne yazık ki enkaz altındaydım. Kocaman bir gökdelenin zemin katındaki evde oturuyordum hem de. Çıkmam olanaksız görünse de bu enkazdan her zaman bir umut vardır. Hem belki bakarsınız kırmızı kar da yağar ha!Nedir aşk?

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.