تخطٍ إلى المحتوى

Son mesaj

الفصل 1 · قراءة 5 دقيقة

Son mesaj

الفصل 1

Gece yarısı

Telefonumun titreşimiyle uyandım. Önce rüyamın devam ettiğini sandım. Gözlerimi açmak istemiyordum çünkü birkaç saniye önce Mina'yı görmüştüm. Yüzünü tam seçemiyordum ama sesini duyuyordum. Bana bir şey söylemeye çalışıyordu. Ne söylediğini anlayamıyordum. Sadece sürekli aynı kelimeyi tekrarlıyordu. “Lara...” Sonra telefonum titredi ve rüya bir anda parçalandı. Gözlerimi açtığımda odamın karanlığıyla karşılaştım. Birkaç saniye tavana bakarak nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Kalbim hâlâ hızlı atıyordu. Elimi yastığımın yanında duran telefona uzattım. Ekran ışığı gözlerimi kamaştırdı. Saat 03.17'ydi. Ekranın üstünde tek bir bildirim vardı. 1 yeni mesaj. Gönderenin adına baktığım anda nefesim kesildi. Mina. Parmaklarım dondu. Telefonu elimde tutmaya devam ettim ama ekrana dokunamadım. Sanki sadece adına bakmak bile iki yıl önce gömdüğüm bütün anıları yeniden ortaya çıkarıyordu. Mina. En yakın arkadaşım. Çocukluğumdan beri yanımda olan kişi. Birlikte büyüdüğüm, bütün sırlarımı bilen, benim hakkımda benden bile fazla şey bilen kız. Ve iki yıl önce ortadan kaybolan kız. İnsanlar onun öldüğünü düşünüyordu. Bazıları kaçtığını söylemişti. Bazıları ise ailesinin başına bir şey geldiğini ve bu yüzden ortadan kaybolduğunu düşünüyordu. Polis her ihtimali araştırmıştı. Evimizin yakınındaki sokaklar, okul, park, otogarlar, hastaneler... Her yer aranmıştı. Ama Mina bulunamamıştı. Zaman geçtikçe insanlar onu konuşmayı bıraktı. Önce her gün konuşuldu. Sonra haftada birkaç kez. Sonra ayda bir. Sonunda adı yalnızca eski fotoğraflarda kaldı. Ben ise onun adını hiçbir zaman gerçekten unutamadım. Çünkü Mina kaybolduğunda benim hayatım da sanki ikiye ayrılmıştı. Ondan önceki Lara ve ondan sonraki Lara. Telefon ekranına tekrar baktım. Mesaj hâlâ oradaydı. Gönderen kısmında gerçekten onun adı yazıyordu. Bunun bir şaka olduğunu düşündüm. Birisi numarasını ele geçirmiş olabilirdi. Belki okuldan biri bunu yapıyordu. Belki biri iki yıl önce yaşananlarla ilgili benimle dalga geçmeye çalışıyordu. Ama içimdeki bir ses bunun şaka olmadığını söylüyordu. Mesaja dokundum. Ekranda tek bir cümle belirdi. “Bunu okuyorsan, sana anlattığım her şey yalandı.” Birkaç saniye hiçbir şey yapmadan ekrana baktım. Sonra mesajı tekrar okudum. Bir kez daha. Bir kez daha. “Sana anlattığım her şey...” diye fısıldadım. Mina bana yüzlerce şey anlatmıştı. Çocukken yaşadıklarımızı, ailesiyle ilgili sorunlarını, okulda kimden hoşlandığını, gelecekle ilgili hayallerini... Ama bu cümle başka bir şeyi kastediyordu. Bunu hissedebiliyordum. Telefonum yeniden titredi. İkinci mesaj gelmişti. “O gece sandığın gibi değildi.” Boğazım düğümlendi. O gece. Mina'nın kaybolduğu gece. O kelimeleri görünce odanın havası bir anda değişmiş gibi hissettim. Pencereye baktım. Perdenin arkasından sokağın soluk ışığı görünüyordu. Yağmur yoktu ama dışarıda hava kapalıydı. Bir an için iki yıl öncesine döndüm. Okulun arka bahçesi. Islak zemin. Soğuk hava. Mina'nın yüzündeki korku. Bana bir şey söylemek istemesi. “Lara, sana bir şey anlatmam gerekiyor.” Bunu hatırlıyordum. Sonrasını ise tam olarak hatırlayamıyordum. Ya da kendime hatırlamadığımı söylüyordum. Çünkü bazı anılar insanın zihninde kapalı bir kapı gibiydi. Kapının arkasında ne olduğunu bilirdim ama açmaya cesaret edemezdim. Telefonum tekrar titredi. Bu kez gelen mesaj yalnızca birkaç kelimeydi. “Bana neden yardım etmedin?” Elimden telefon düşüyordu. Çünkü bu cümleyi okuyunca içimde yıllardır bastırdığım bir şey uyandı. Mina'nın kaybolduğu gece bana yardım etmesi için yalvardığını hatırladım. Çok net değildi. Sadece sesini hatırlıyordum. “Lara, lütfen...” Sonra bir kapının kapanma sesi. Ardından karanlık. Ayağa kalktım ve yatağımın kenarında birkaç saniye hareketsiz kaldım. Odamda bir şeylerin değiştiğini hissediyordum ama ne olduğunu bilmiyordum. Telefonu tekrar elime aldım. Mesaj ekranına yazmaya başladım. “Sen kimsin?” Birkaç saniye bekledim. Cevap gelmedi. Sonra mesajı sildim. “Mina sen misin?” Bunu da göndermeye cesaret edemedim. En sonunda tek bir şey yazdım. “Neredesin?” Gönderdim. Mesajın altında “iletildi” yazısı belirdi. Kalbim hızlandı. Bir dakika geçti. İki dakika. Beş dakika. Cevap gelmedi. Telefonu yatağın üzerine bırakıp pencereye yürüdüm. Perdeyi hafifçe araladım. Sokak neredeyse tamamen boştu. Karşıdaki apartmanın ışıkları kapalıydı. Kaldırımda kimse yoktu. Ama yolun kenarında siyah bir araba duruyordu. Daha önce görüp görmediğimi hatırlamıyordum. Arabanın camları karanlıktı. İçerisi görünmüyordu. Birkaç saniye boyunca ona baktım. Sonra içimde garip bir korku oluştu ve perdeyi kapattım. Tam arkamı döndüğüm sırada telefonum yeniden titredi. Ekrana baktım. “Pencereden uzaklaş.” Kalbim duracakmış gibi oldu. Birkaç saniye boyunca nefes almayı bile unuttum. Yavaşça telefonun ekranına yaklaştım. Mesajın altında gönderen yine Mina'nın adı yazıyordu. Bir sonraki mesaj geldi. “Seni görüyorlar.” O anda odanın içinde yalnız olmadığımı düşündüm. Arkama baktım. Kimse yoktu. Dolabım kapalıydı. Kapım da kapalıydı. Yine de korku içimde büyümeye devam etti. Telefonu avucumun içinde sıkıca tuttum. “Bu kim?” diye fısıldadım. Cevap gelmedi. Sonra yeni bir bildirim düştü. Bu kez bir fotoğraf vardı. Fotoğrafı açtığım anda dizlerimin bağı çözüldü. Fotoğraf benim odamı gösteriyordu. Penceremi. Perdelerimi. Hatta yatağımın bir kısmı bile görünüyordu. Fotoğraf birkaç dakika önce çekilmişti. Bunu anlamak zor değildi. Çünkü fotoğrafta telefonumun ekran ışığı bile görünüyordu. Fotoğrafın altında tek bir cümle vardı. “Sakın polisi arama.” Telefon elimden kaydı ve yatağın üzerine düştü. Geri çekildim. O an ilk defa gerçekten korktum. Bu bir şaka değildi. Birisi beni izliyordu. Birisi odamın nerede olduğunu biliyordu. Birisi Mina'nın numarasını kullanıyordu. Ve en kötüsü, birisi iki yıl önce yaşananları biliyordu. Kapımın önünden hafif bir ses geldi. Olduğum yerde kaldım. Koridordan bir gıcırtı duyuldu. Sonra sessizlik. Annemle babamın odası diğer taraftaydı. Evde herkes uyuyordu. Kapıya yaklaşmak istemedim. Telefonumu aldım ve ekranı tekrar açtım. Yeni bir mesaj vardı. “Kapıyı açma.” O anda kapının kolu yavaşça aşağı indi. Nefesimi tuttum. Kapı açılmadı. Birkaç saniye sonra kol eski yerine döndü. Ardından ayak sesleri uzaklaştı. Yatağımın kenarına oturdum. Ellerim hâlâ titriyordu. Sabah olana kadar uyumadım. Güneşin ilk ışıkları odamın duvarlarına vurduğunda telefon ekranına tekrar baktım. Mesajların hepsi hâlâ oradaydı. Mina'nın adı hâlâ ekranın üstündeydi. Sonra yeni bir mesaj geldi. Bu kez yalnızca tek bir cümle vardı. “Okula geldiğinde yeni çocuğa güvenme.” Mesajın hemen ardından ikinci bir bildirim düştü. “Çünkü Efe seni benden daha uzun zamandır tanıyor.” Efe. İsmi daha önce duymuştum. Dün okulda yeni bir öğrencinin geleceğini söylemişlerdi ama üzerinde fazla durmamıştım. Telefonu kapattım. Aynanın karşısına geçtim. Yüzümdeki yorgunluğa baktım. İki yıldır kaçtığım şey artık beni bulmuştu. Mina'nın kaybolduğu geceyi hatırlamak zorundaydım. Kim mesaj gönderiyorsa gerçeği biliyordu. Ve ben artık gerçeğin peşinden gitmeye karar vermiştim. Çantamı hazırladım, kapıyı açtım ve odadan çıktım. Koridorda yürürken telefonum bir kez daha titredi. Ekrana bakmak istemedim. Ama sonunda dayanamayıp açtım. Son mesajın altında yalnızca şu yazıyordu: “Bugün okulda, iki yıl önce söyleyemediğin şeyi hatırlayacaksın.” Telefonu kapattım. Ve ilk defa şunu düşündüm: Belki de Mina hiç kaybolmamıştı. Belki de iki yıldır bir yerlerden beni izliyordu. Belki de bütün bu zaman boyunca asıl kaybolan kişi bendim.

نهاية الفصل

7 تعليق