Nathan ve Amelia konuşmaktan çok hoşlanmış gibiydiler. Amelia kendini her zaman insanlardan üstün görmeye alışıktı ama Nathan ona alçak gönüllülükle yaklaşıyordu. Bu durum bir süre sonra Ameliayı çok etkilemişe benziyordu Çünkü kelimelerini daha özenle seçmeye başlamıştı. Nathan uzun boylu, dağınık saçlı, iri gözlü ve oldukça diri bir genç adamdı. Ve Fransaya özgü konuşma stili de yadsınamazdı. dört ablası ve annesiyle yaşadığı için kadınları çözmeye başlamıştı. Ama pek tabii kadınlar her zaman gizemini korur. Amelianın attığı kahkahadan sonra bir sessizlik oldu.
-İnsanlar her zaman sinirimi bozar hele Fransızların o "Yardımsever görünme çabaları".-
-Matmazel, inanın Fransa sizi yatıştıramaz ama sanıyorum bildiğim bar sizi eğlendirebilir.
-Mösyö inanın açık havada olmak beni rahatlatıyor, mazuru yoksa yürüyelim?
Amelia yorgun ve bitkin konuşmuştu. Nathan üstüne gitmek istemedi ama merakına yenilmişti şimdi.
-Je suis triste* matmazel ama anlayamıyorum?
-Ah ama anlatamayacağım bir takım pürüzler- takılmayın lütfen-
-Sizi üzgün görmeye katlanamıyorum sanki içinizde bir sıkıntı var.
-Kadınlar ve İngilizler diyelim olur mu?
-Anladım, belki daha sonra konuşmak istersin matmazel...
Bu son cümle bir sorudan daha çok ağıt gibiydi. Kadının gözleri dalmıştı şimdi. Ay ışığı badem gözlerini boyuyordu. Nathan kendi kendine konuşuyormuş gibiydi.
-Sizi daha önce hiç böyle görmemiştim...
-Ah bende, daha doğrusu hiç böyle olduğumu hatırlamıyorum.
-Eğer peşinize takılan lüzumsuz oğlanlarsa dert etmeyin matmazel ileri gidemezler.
-Non** değil yani emin değilim.
Amelia devam etti.
-Bir mektup aldım mösyö.
-Akrabalarınız mı yoksa?
-Her şey çok karışık... Hayır değil sıradan bir mektup değil!
-Matmazel baştan lütfen, anlayamıyorum.
-Bugün otele geldiğimde Angel- yanımda getirdiğim yardımcım- bana mektup geldiğini söyledi, aslına bakarsanız Fulhamdan komşular sandım. Ama mektup kapının öne konmuş yani normal olarak gelmesi gerek!
-İçinde yazanlar sizi ürküttü mü?
-Ah hayır biz soğukkanlı insanlarız kolay kolay korkmayız. Bu ilk değil.
-Nasıl yani siz daha önce de aldığınızı mı söylüyorsunuz?
-Maalesef mösyö...
-Ne kadar zamandır?
-Buraya geldiğimden beri.
-Matmazel eğer mahsuru yoksa ne yazdığını anlatırsanız-
-Evet anlatmalıydım hem de hemen çünkü yaşamak istiyorum. Mektup yanımda.
-Siz yani onu her yere taşır mısınız?
-Hayır, yanlış anladınız bugün amacım Christina dan kurtulmaktı. Mektubu size göstermek istedim sadece...
Nathan utanmıştı ama yapması gereken kızı güvende tutmaktı. Amelia devam etti.
-Ee başınızı derde sokmak istemezseniz anlarım... sonuçta-
-Yanlış Matmazel benim görevim bu! şimdi okuyabilir miyim?
Amelia kağıdı zarfından çıkardı ve Nathana kağıdı uzattı.
*
Desene Tanrı seni erkenden yanına almak istiyor, ama hemen değil...gözlerin çok güzel ama onlarda kalıcı değil. ama bir testere işimi görebilir... çok yakında
*
Amelia tekrar donuklaşmıştı. Bir duygudan çok kin vardı yüzünde. Nathan ise şaşıtıcı derecede sade bir tepki verdi. Düşünüyor gibiydi.
-Seni çok yakından tanıyor gibi.
-Ne nasıl yani mösyö?
-Gözlerin.
* üzgünüm
**hayır