تخطٍ إلى المحتوى

RAYDEZ

الفصل 5 · قراءة 18 دقيقة

RAYDEZ

الفصل 5

5.BÖLÜM

Keyifli okumalar 🕊

Şarkılar;

Sezen Aksu, Güllerim Soldu

Doğan Duru, Beyaz kuş

5. BÖLÜM

Hatırlamak güzel ama unutmak daha iyidir bazen. Burada unutmak derken, görmezden gelmek demek istemiyorum. Tatlı bir unutmak demek istiyorum. Bir yerlerde derinlerde dursun ama büyütme gibi... Hah işte, arada çıkarır bakarsın diye. Herkesin tatlı unuttuğu bir hatırası vardır. Benim de unutamadığım bir anım vardı. Her hatırladığımda karnımda oluşan o hareketlilik ve kasıklarıma kadar ulaşan o sızı.

"Yeni fizik öğretmeniniz Emir Soykan." Gözlerimin içine bakarak sarf ettiği sözlerin harfleri tek tek kulaklarımdan zihnime ulaşmıştı ve saniyelik olarak algılarımda tek bir cümle tekrarlandı.

Ben öğretmenimle yatmıştım.

İçimde bu cümleyle fırtınalar eserken gözlerim ona bakmaya devam ediyordu, onun ifadesiz yüz hatlarına. Acaba o da kendinden nefret ediyor muydu? Çünkü ben kendimden iğreniyordum tam şu an. Hangi öğrenci öğretmeniyle birlikte olur ki, yüzümü buruşturdum.

"Hocam Servet hoca nerede?" Soruyu soran ön sırada oturan Faruk olmuştu.

Gözlerini gözlerimden ayırıp Faruk'a baktı. "Tayini çıkmış, uzun süredir de bekliyormuş zaten." dedi tekdüze bir sesle.

Ayşe; "Peki hocam kendimizi tanıtalım mı?" diyerek hemen söze atılmıştı.

Emir hocanın(!) gözleri bu sefer Ayşe'ye kaydı. "Tanıtmanıza gerek yok. İsminizi söyleseniz bile aklımda kalmayacak. Birbirimizi yormayalım en iyisi." derken o güzel dudaklarıyla güldü ve omuzlarını silkti.

Ardından birkaç saniyelik sessizlikten sonra öğretmen masasına doğru yürümeye başladı yavaşça, ellerini arkasında belinin üstünde çapraz bir şekilde bağlamıştı. Bakışları yerde yürüyeceği mesafedeydi. "Sormak istediğiniz başka bir şey var mı?" Sınıfa bakmıyor adım atacağı yerlere bakıyor, sonra ağır ağır baktığı yere adım atıyordu.

Ayşe tekrardan konuşurken sınıf sessizdi. "Hocam biz kendimizi tanıtmayalım ama siz kendinizi tanıtsanız."

Emir yerde olan bakışlarını kaldırdı, topukları üzerinde dönerek sınıfa döndü. Gözleri tüm sınıfta dolaşarak Ayşe'yi göz hapsine aldı. "Beni tanımanıza da gerek yok aslında o kadar önemli bir özelliğim yok sizden biriyim sonuçta." dedi sonra gözleri Ayşe'den ayrıldı. Gözleri benimle temas kurmadan tüm sınıfta dolaştı ardından tekrar konuşmasına devam etti. "Şimdi. Fizik dersini sevmeyen ya da yapamıyorum diyen kaç kişi var?" sözleri bittiği an gözleri beni buldu.

Bilmiyordu!

Sınıfın belli kişileri ellerini havaya kaldırırken gözleri benim üzerimdeydi. "Gelmeden önce notlarınıza baktım, rehber hocanızla da sizinle ilgili konuştuk." Sesi düzdü ve gözlerime bakmaya devam ediyordu.

Kuruyan dudaklarımı ıslatmak için dilimi dudaklarım üzerinde gezdirdim. Midemin kasılması aynı şekilde devam ediyor, göğüs kafesim hızla inip kalkıyor, tüm vücudum bir volkanın hemen önündeymiş gibi cayır cayır yanıyordu, titrediğini yeni fark ettiğim ellerimi havaya kaldırdım ama o elime değil de dudaklarıma baktı. Gözle görülür şekilde bedeni kasılmıştı.

Gözlerini dudaklarımdan ayırıp sınıfa döndü. "Sizinle daha çok ilgileneceğim çünkü YGS'de sayısal kısmı çok önemlidir."

"Sınıfın genelinin matematiği iyi ama fizik ve tarih dersleriniz düşük onun için onlara yoğunlaşacağız. Matematik çok şeydir ama her şey değildir. Matematiğin yanına tarih ve fizik de eklemeliyiz. Yarın size bir deneme yapacağım ama sadece sizin sınıfa. Netlerinize bakıp ona göre harekete geçeceğiz. Hangi konuda kötüyseniz onlara yoğunluk vereceğiz." Uzun konuşması Faruk tarafından kesilmişti.

"İyi de hocam bizim canımız çıkar böyle." dedi alayla. Gözlerim ona sertçe tutunduğunda gereksiz tavrı yüzünden ona nefret duydum. Her zaman bir konu hakkında gereksiz yorumlar yapardı.

"Sanırım biraz öyle olacak. Bu süreçte kitap okumak," dediğinde gözleri beni buldu sonra tekrar Faruk'a baktı. "Telefonla ilgilenmek, televizyon izlemek, spor aktiviteleri voleybol, basketbol gibi ve en önemlisi ilişkilerden uzak durmak zorundasınız." Son sözünü söylediğinde gözleri tekrar beni bulmuştu. Yutkundum.

Furkan, "Hocam şimdi ben sevgilimle olan ilişkimi bitirecek miyim?" Sorusunu gayet ciddi bir şekilde sormuştu.

Gözlerimi devirdim.

"Hayır, bitir demiyorum sadece biraz ara vermelisin çünkü kalbinin yanı sıra aklında orada olacaktır. Bu sadece beş ay sürecek." dedi sonra boğazını temizleyip öğretmen masasının kenarına kalçasını dayadı ve ellerini göğsünde bağladı.

Ben mi, şok içerisindeydim. Midem bulanıyordu ama içimdekileri dışarı çıkaracak cesareti de kendi vücudumda bulamıyordum. Avuç içlerim sırılsıklamdı ellerimi masanın altına koydum ve eteğimle avuç içimi sildim. Elim buz kesmişti. Gözlerimdeki yaşlar akmıyor göz pınarlarımda ev sahipliği yapmaya devam ediyordu.

"Konuyu kapatalım." Sesini duyduğumda dikkatimi ona vermeye zorladım. "O konuda anlaştıysak başka konuya geçelim. Sınıfın en kötü fizik notlarına sahip olan iki kişi var, sadece adlarını hatırlıyorum." dedi durdu ve sanki hatırlamaya çalışıyor gibi düşündü. "Bejna ve Yantu kim olduklarını görebilir miyim?"

Sadece adlarını hatırlıyorum demişti. Yüzlerini değil de adlarını... Onun bu cümlesiyle birlikte elim mideme gitti. Benimle yatmıştı belki ama şu an adımı bile hatırlamıyordu. Beynim bunu şiddetle reddetti çünkü beni dört aydan fazladır tanıdığını ve takip ettiğini söylemişti. Yine de kalbim fısıldadı, seni burada gördüğünde hiçbir tepki vermemişti.

Kafam karışmıştı.

Sınıfta bulunan çoğu kişi omuzları üzerinden arkaya doğru dönerek benim dolu gözlerime baktı. Çok iyiydi! Konuşmama izin vermeden benim olduğumu belli ettiler. Gözlerim sınıf arkadaşlarımdan ayrılıp ona kaydı sadece adımı hatırladığını söylediği hocama.

Sonunda toparlanarak, "Benim hocam." titreyen kısık ve çatallı sesimle kendimi belli ettim.

"Seninle özel olarak çalışacağız. Diğer arkadaşın nerede?" Hiçbir tepki vermemeye devam ediyordu. Sanki önümde o değil de Servet hoca varmış gibi tepkisiz ve ilgisiz. Benimle birlikte olmuştu o gün onunla birlikte o yatakta yatmıştım ama o beni hatırlamıyor muydu? Ya da hatırlamak istemiyor muydu?

"Pek okula gelen biri değil." Bu ses benden mi çıkmıştı? Bilmiyordum, beynim ayrı konuşurken dudaklarım ayrı konuşuyordu. Burada değilmişim gibiydi.

"Peki, yarından sonra sana daha çok yoğunlaşacağım. Eğer diğer arkadaşın gelirse onunla birlikte yolumuza devam ederiz. Ve senin matematiğinin de iyi olmadığını fark ettim. Elimden geldiğince ona da yardım edeceğim." Yantu'yu tanıyordu. Sandrada hep onun yanındaydım. Eğer beni orada da takip etmiş ise onu da beni de bilmeliydi.

Bir cevap vermedim.

Ben Bejna Çakır bir gece kendi isteğim ve iradem ile tanımadığım bir adamla birlikte olmuştum. Bunun büyük bir sorun olmadığını düşünürken şu an tam karşımda lacivert takım elbisesi içerisinde siyah gözlere sahip Emir daha birkaç dakika önce öğretmenim olduğunu söylemişti. Ben onunla kendi isteğimle birlikte olmuştum ve utanmadan gözlerine bakıyordum. Öyle iğrenç bir insandım.

Gözlerimi ondan ayırarak hemen sol tarafımda kalan pencereden okulun bahçesine baktım. Derin bir nefes bahşettim ciğerlerime. Kötü bir kabus gibiydi, tam şu an yelkovan ve akrebin gösterdiği o zaman diliminde kaybolmak istiyordum. Yarını düşünmeden, hatta bundan sonraki saniyeleri düşünmeden bu zaman diliminde kaybolmak istiyordum.

Dakikalar geçti o ders anlattı, kulağım sesini işitti ama tek bir an bile ona dönüp bakmadım. Kalbim o içeri girdiğinden beridir hızını yavaşlatmadan atmaya devam ediyordu. Oturup saatlerce ağlamak istiyordum. Utanç üzerime giyindiğim bir deri gibiydi şu an. Öğretmenimin beni böyle tanıyor oluşu nefesimi kesiyordu. Ellerimi yumruk yapıp dudaklarımı birbirine bastırdım ağlamamak için.

"İlk dersten dinlememek?" Hemen yakınımdan gelen sesle gözlerimi pencereden ayırıp masamızın önünde dikilen, bedenimdeki tüm hislerin sahibi olan adama baktım.

Siyah gözleri benim mavi gözlerimi izlerken yanımdaki Berva rahatsızca hareket etti. Tüm sınıf ise bize dönmüştü. Gözlerimi kırpıştırıp onun olduğu tarafa bedenimi çevirdim. Dudaklarımı ayırarak, "Özür dilerim hocam, dalmışım." diye mırıldandığımda onun yakınımda olan vücuduyla biraz daha utandım.

"Bir daha olmasın." diyerek gözlerimdeki gözlerini ayırdı ve sınıfa döndü. "İkinci dönem konularına daha sıkı sarılmalıyız sorun etmeyin size bir devlet okulu öğretmeni değil de bir özel öğretmen gibi anlatacağım." Gözlerim bana dönük olan sırtını seyrettiğinde iki adım attıktan sonra tahtanın önüne geçti ve bize yüzünü çevirdi. "Ödev vermeyeceğim ya da sizi anlamadığınız için zorlamayacağım sizden tek bir isteğim var yapamadıiğınız bir konuyu bana söylemeniz." Gülümsedi, utanan bedenimde başka duygular yaratırken. "Özel bir şekilde tekrar size anlatırım."

"Hocam benim de fizik dersim iyi değil bana da özel ders verir misiniz?" Ayşe'nin sesinde gizlediği anlamlarla sorduğu soruyla birlikte gözleri ona kaydı ardından saliseler sürmüş olan bakışları bana dokundu ardından tekrar soruyu soran Ayşe'ye döndü.

"Notların iyiydi?" Teredütte kalmış gibi sorduktan sonra bana döndü. "Şu an yoğunluğu Bejna ve Yantu arkadaşlarınıza vereceğim. Hiçbir konuda kafalarında soru işareti kalmamalı." Sesine yaydığı kontrolle birlikte kulaklarıma ilişen zil sesi dersi bitirmişti. Mekanik hareketlerele gözlerimi gözlerinden ayırıp yanımdan kalkan Berva'yı takip ederek ayağa kalktım.

Hissizleşen ayaklarımı zorlukla hareket ettirerek hala aynı yerde ayakta dikilmiş bana bakan adamdan gözlerimi ayırmadan ona doğru yürüdüm. Aramızda bir mesafelik mesafe kalıncaya kadar yürüdüm ve yanından geçerken bedenimi delen bakışlarından bakışlarımı ayırdım. Sınıftan çıktığımda gözlerinin sırtımda olduğunu biliyordum.

☆

Kaçmıştım sorunlarımdan her zamanki gibi kaçmıştım. Böylesi daha kolay diye hep kaçıp buraya gelirdim. Sandraya. Bu olan şeyleri bir süreliğine bile unutmak için kaçmıştım.

"Okulda ne bok vardı?"

Yantu'nun sorusu ile gözlerimi ona çevirdim. Elindeki otla üçlü koltuğa uzanmıştı. İnce uzun parmaklarının arasında olan otu renksiz dudakları arasına götürüp, yanakları içe çökecek şekilde ciğerlerine hapsetti o dumanı.

"Aynı." uysal ses tonumla mırıldandım.

İşaret ve orta parmağımın arasında olan otu dudaklarım arasına yerleştirdim. Dudaklarımda bulunan ottan gelen gri dumanın ciğerlerimde yer edinmesini hissettim, yavaşça. Otu dudaklarımdan ayırıp kafamı koltuğa doğru yatırdım, dudaklarım arasından yavaşça özgürlüğüne kavuşan gri duman içerideki dumanlarla birlikte tavana doğru yükseldi.

Yantu, "Bir dönem daha sıkıcı geçecek desene." dediğinde dudağının kenarı yukarı doğru kıvrılmıştı.

"Evet." dedim ve gözlerimi ondan ayırdım.

Bakışlarımın şimdiki rotası odanın köşesindeki çift olmuştu. Bartu, Selvi'nin üzerine eğilmiş, elleri hiç durmadan tişörtünün altından vücudunu keşfediyordu. Selvi ani bir hareketle elini Bartu'nun ensesine atarak dudağını Bartu'nun dudağına yapıştırdı. Sert öpüşmeleri ikisinin de zevk inlemesi ile devam ederken gözlerimi onlardan ayırdım.

Elimdeki ota bakarken o geceyi hatırladım. Uyuşturucunun etkisi bile o geceyi unutmaya yetmemişti. O anın her bir ayrıntısını hatırlıyordum. Bir yanım o geceyi unut ve Emir gibi umursama derken bir yanım bu senin en güzel anındı neden unutasın diyordu. İçim sıkıntıyla dolarken burnumdan derin bir nefes aldım.

"Emir diye biri varmış buralarda." Sorumu ortaya atmıştım gözlerim ise etrafımda olan bedenlerde gezinmişti. Sesimi gayet normal tutmaya zorluyordum kendimi.

"Bunun hangi Emir olduğuna bağlı." Yantu soruma cevap vermişti fakat istediğim yanıtı alamamıştım.

"Buradaymış işte. Ben hiç görmedim ya da fark etmedim. Ondan çok bahsettiler." Ağzımın içinde homurdanırken gözlerimi devirdim.

"Bahsettiğin Emir bizim Emir olmalı. Evet, buraya sık gelen biri." Yanımdan gelen kısık boğuk sese doğru döndüm.

Meryem oturduğum üçlü koltuğun yarısını kaplayacak şekilde uzanmıştı, elinde tuttuğu bira şişesini ağzına dayadığında kaşlarımı çattım. Bizim Emir mi demişti. Nereden onların oluyordu ki.

"Onu tanıyor musun?" sesim istemsizce sert çıkmıştı kendimi durduramayışıma küfürler savurdum.

"Kısmen." Diyerek gözlerini kapatıp, yüzünde peydah olan gülümseme ile şişeyi dudaklarına götürdü tekrar.

"Bu 'kısmen' olayını biraz açar mısın?" Ne olmuştu bilmiyordum ama kendimi hesap sorarken bulmuştum.

"Onunla hiç konuşmadım. Zaten çok konuşkan biri de değil ama buraya her geldiğinde bizim tarafa bakar, belki sen de görmüşsündür. Yalnızken onu hiç etrafımda görmedim hep topluluk alanda bana bakarken görüyordum. Buna kafamı yoracak zamanım hiç olmadı ya da hiç ayık kafam olmadı." dediğin de kahkaha attı.

Yüzümü buruşturup bakışlarımı ondan kopardım. Bende büyük bir şey sanmıştım. İçim mutlulukla dolarken gülümsedim. Bunun nedenini biliyordum buraya bakmasının nedeni bendim ama bunu fark edememiş olmam beni şaşırtıyordu. O gece dışında kendimi kaybedecek şekilde o maddeyi almamıştım ve etrafımda olanları algılayabiliyordum. Onun nasıl gizlendiğini merak ettim.

"Hey! Kendi kendine gülecek ne var." bunu soran Vahit'ti.

Kafamı kaldırıp önümüzde dikilen Vahit'e baktım. Kıvırcık saçları, kaşında ve burnunda bulunan piercing, kulaklarının arkasından başlayarak sırt ve göğsüne kadar olan dövmesini kaplayan tişört, ince uzun bacaklarını saran siyah dar pantolonu.

"Öylesine." dedim keyifle, omzumu kaldırıp indirdim. Onu her gördüğümde keyiflenirdim şu an olduğu gibi. Enerjisini etrafına dağıtan biriydi.

"Erkek fatma olmasan aşık oldun diyecektim." diyerek kahkaha attı.

"Ya tekrar aynı şeyi söyledin." diyerek uzağımda olmasına rağmen ona tekme atmaya çalıştım. "Kısmetim kapanacak öyle söyleme." diyerek gülümsedim.

"Evde kalmazsın merak etme en fazla Yantu seni alır." dedi işaret parmağı ile iki dakikada uyuyan Yantu'yu gösterirken.

"Iyy ben onunla evlenmem." diyerek yüzümü ekşittim ve ayağa kalktım. Bitirdiğim otu köşede duran çöp kutusuna atarken Vahit'in karşısına geçtim. "Beni boş ver sen kendini düşün. Hiç kimse bu kıvırcık saça," diyerek uzanıp saçlarını karıştırdım. "Bu iğrenç piercinge," bu sefer burnundaki piercinge dokundum. "Ve bu iğrenç," dediğimde arkasına geçtim ve zıplayarak sırtına attım kendimi. Ayaklarımı sıkı sıkı beline sararken, "Vücuda bakamaz." parmak uçlarımla dövmelerine dokundum.

"Ah güzelim az önce markette bile beni gözüyle beceren kişiler vardı." dedi kendini beğenmiş bir şekilde, kahkaha atarak ellerini bacaklarıma koyup düşme ihtimalimi sıfıra indirdi.

"Onlar böyle kirli biri olduğundan sana bakmıştır. Eminim sana dilenci gözüyle bakmışlardır." Alaya vurduğum sözlere ağzından garip bir ses çıkartıp umursamadı.

Odadan çıkmadan önce Meryem'in ona uzattığı çantamı almıştı. Odanın çıkışına yönelirken çenemi omzuna koyup yüzlerimizi yan yana getirdim. Derin bir nefes alıp boynunda duran elimi biraz sıktım.

"Sıkıntılısın." Dedi az önceki alaylı sesi yok olmuş ciddi bir abi edasıyla konuşuyordu.

"Evet." dedim sadece. Aramız ne kadar iyi olursa olsun ona yaşadıklarımı anlatamazdım. Aslında kimseye anlatamazdım. Öyle iğrenç bir olaydı ki. İçim içimi yiyordu ama bunu dışa vurmuyordum.

"Annen mi?" diyerek sorusunu sorarken sandradan çıkmış merdivenleri iniyorduk.

"Hayır, annemle sorunlarım yok onu görmüyorum bile. Öyle bir sorunun içindeyim ki çıkamıyorum." düz duygusuz sesimle mırıldandım.

"Çıkamayacak bir sorun olsaydı kaçtığın yerde kalırdın. Sen onunla savaşmıyorsun, sorunlarınla savaşmayı öğren sarı. Küçük bir sorunda kendini buraya atıyorsun. Eminim ki sorunlarının üzerine gidersen o kadar çıkılmaz bir şey olmadığını görürsün." Uzunca sarf ettiği sözleri zihnimin bir köşesine koyup kapıyı kapattım.

Yeri geldiğinde elimdeki anahtarla o kapıyı açıp bunların doğru olduğunu kanaat getirerek sorunlarımın üzerine gideceğim ama şimdi bu karışık kafamla bunları düşünürsem doğru olan sözleri yalanlayarak bir çözüm yolu bulamazdım.

Dışarı çıktığımızda arabanın önünde durarak inmemi bekledi. Sırtından inerken hiç konuşmadan arabasına bindik. Bir kez daha arabayı sattığıma mutlu oldum. Arabayı çalıştırırken cebimde olan telefonun bildirim sesini işittim. Kaşlarım kendiliğinden çatılırken ellerimi cebime sokup telefonumu çıkardım. Ekranı açtım ve hiç şifreyi girmeden bildirim çubuğunu aşağıya doğru sürükleyerek whatsaptan gelen bildirime baktım.

Annem mesaj atmıştı.

İlk defa annem mesaj atmıştı. Mesajdaki kelimeleri zihnimde tartıp ölçerken bir şeye varamadım.

'Hemen eve gel!'

Eve gitmemi istiyordu hem de hemen nedenini merak etsem de umursamadan telefonu cebime koydum tekrar. Ona nedenini soracak değildim ya da ne kadar sürede orada olacağımı. Boş yolda araba ilerlemeye devam ederken, tekrar onu düşündüm birlikte olduğumuz geceden beri hep düşündüğüm gibi, acaba yokluğumu fark etmiş midir? Neden etsin ki?

Kısa bir aradan sonra araba evimin önünde yavaşlayarak durdu. Kucağımda duran çantamı tutarken yüzümü Vahit'e çevirdim. Gülümseyerek bana bakıyordu ben de ona aynı şekilde karşılık verdim. "Hadi ben kaçtım çirkin şey!" dedim iğrenç bir şeye bakıyormuşum gibi yüzümü ekşiterek ona baktım.

"Bana mı çirkin diyorsun sen, önce kendine bak burnun küçücük ve en nefret edilen göz rengine sahipsin." dedi benim gibi yüzünü buruşturarak.

"Kime göre neye göre mavi göz nefret ediliyor." dedim kaşlarımı çatarak.

"Bana göre tabii ki iğrenç gözlerin var." dedi, öğürür gibi yaparak.

"Saçmalama." elimi yumruk yapıp omuzlarına vurdum, hafifçe.

Gülümseyerek arabadan indim.

Evin dış kapısını açıp içeri girdim içeriden ses gelmiyordu. Holden geçerek salona gittiğimde annemi koltukta otururken görmüştüm. Her zamanki gibi makyajını yapmıştı, giyindiği mini elbisesi vücut kıvrımlarını belli ediyordu, siyah saçlarını açık dalgalı şekilde bırakmış bir kaç tutamının göğsüne düşmesini sağlamıştı.

Boğazımı temizleyerek geldiğimi belli ettim. Omzumda olan çantamı kapının kenarına yere bırakarak ona doğru yürüdüm. Karşısındaki koltuğa otururken siyah gözleri beni dikizliyordu. Koltukta rahat bir şekilde otururken ellerini birleştirerek koltuğun kenarına kadar kayarak oturdu.

"Önemli bir şey var." Çekingen sesi ve hareketlerine kaşlarımı çattım.

"Evet." dedim sakince onu bekleyerek.

"Biliyorsun ki çoktandır reşit oldun." dediğinde gözlerim boynundaki morluklara kaydı, midem bulanırken gözlerim tekrar gözlerine tırmanmıştı.

O morlukların ne olduğunu artık biliyordum. Onunla birlikte olduktan sonra vücudumun çoğu yerinde morluklar vardı ama bu beni mutlu etmişti. Anneme bakarken midem bulanıyordu bunun nedenini bilmiyordum.

"Kendi ayakların üstünde durabilirsin." Birbirine geçirdiği parmaklarını ayırıp, avuç içlerini dizlerine yasladı.

"Direkt konuya girsen." Ağzındaki baklayı çıkartmasını bekliyordum.

"Evleniyorum." dedi hızla.

Yüzüne bakmaya devam ederken, "Bundan bana ne?" dedim. Bunun daha erken bir zamanda olacağını düşünürken şimdi olması pek bir şey değiştirmemişti.

"Ve kocamın evine taşınacağım."

"Git zaten evde olduğun yok." Kısık bir sesle mırıldandım. Ayağa kalkıp ona arkamı döndüm.

Onun hayatından bana neydi.

"Evi satıyorum." Adımlarımı durduracak kelimeleri söylemişti sonunda. "Uzun bir süredir satmayı planlıyordum. Evleniyorum zaten, evi satarım belli bir miktar da sana veririm." Yüzüne doğru döndüm hızla.

"Satmıyorsun." Bağırmıyordum ama sesim yüksek çıkmıştı.

"Sattım bile yarın önemli bir kaç eşyamı götüreceğim. Sana tavsiyem sen de önemli eşyalarını al." Beni dinlemeden salonun çıkışına doğru yürüdü.

"Anne?" fısıltılı sesimi duyunca yerinde durdu. Sırtı bana dönükken tekrar fısıldadım. "Anne lütfen yapma!" Hayır ağlamıyordum ama sesim titrek çıkmıştı. Belki uzun yıllardan sonra ona anne dememin ağırlığıydı.

"Özür dilerim!" Boğuk ve çatlak sesi ile gözlerimi yumdum. Adım seslerinin geldiği ve ardından dış kapının çarpma sesi kulaklarıma gelirken gözlerimi ağırca açtım. Şimdi gerçekten hayatımın en kötü gününü yaşıyordum.

Önce Emir.

Sonra annem.

☆

Belki hayatımın en zor günü olabilirdi ama bu diğer günlerimin iyi olmayacağı anlamına gelmezdi. Dün bütün gece uyumamış düşünmüştüm. Hayatıma annemin çizdiği yoldan değil de, kendi yolumu çizerek devam edecektim. Dün Vahit'in dediği gibi sorunlarımın üzerine giderek savaşacaktım. Artık kaçmayacak ve dik duracaktım.

Devrim Çakır'ın güçlü kızı olarak yoluma devam edecektim. Ben artık o kadının kızı değil de Devrim Çakır'ın kızıydım. Ve öyle davranmaya başlayacaktım. Onun gibi güçlü, pes etmeyen, korkusuz biri.

Öğretmenimle yatmış mıydım, evet. Ama onun öğretmenim olacağını nereden bilebilirdim ki. Bunda üzülecek yıpranacak bir şey yoktu. Buna kendime inandırarak yeni çizdiğim yola devam edecektim. Evde önemli olan eşyalarımı alıp bavuluma sıkıştırmıştım. Sabah erkenden sandranın alt katındaki odalardan birine bırakıp hemen okula yetişmek için oradan çıkmıştım.

Okula geldiğimde her şeyin aynı olduğunu görmüştüm. Sıramda oturmaya devam ederken Berva'nın yanıma değil de sınıfın diğer ucuna gittiğini görmüştüm. Umursamamıştım, onun yerine Yantu oturmuştu.

Emir hocanın, bunu söylerken her ne kadar delirsem de o benim öğretmenimdi. Dün dediğini yapmış ve denemeye girmiştik. Kendi dersi bizimle olmadığı için denemeye katılamamıştı, matematik öğretmenimizden dersinde yapmasını istemişti.

Onun yüzünü görmemem ne kadar güzel olmuş olsa da, kendi yolumu çizmeye çalışıyordum ve onu görmeliydim. Cesaretimi toplayarak onunla öğretmen öğrenci ilişkimi devam ettirecektim. Her ne kadar onu görürken kasıklarımdaki sızı kendini belli etse de.

Şu an önemli olan şey sandrada ne kadar kalacağımdı. Annem denilen kadın yeni kocasıyla birlikte yaşarken beni sokağa atmıştı. Ve bunu örtbas etmek için de bana bir miktar para vereceğini söylemişti. Ondan o parayı almalı mıydım onu bile bilmiyordum. O benim babamın emeğiydi ve bunu almakta sakınca yoktu ama o kadından o parayı almak da istemiyordum.

Beni düşüncelerimden ayıran zil sesini duydum. Derslere kendimi veremiyordum, sınava az bir süre kalmıştı ama bu yaşadığım olayların devamının geleceğini bilmek bile derslere odaklanmamı sağlamıyordu. Masaya gösteriş amaçlı bıraktığım defterimi ve test kitabımı çantama sıkışırdım hemen. Ben gösteriş amaçlı bile olsa defter çıkartırken Yantu onu bile yapmamış sadece uyumuştu.

"Kalk!" omuzlarını dürterken garip mırıltılar çıkartıyordu. "Kalk zil çaldı." Bu sefer daha sert dürttüm onu.

Uykulu gözlerle bana bakarken şirince sırıttım ona, gözlerini devirip ayağa kalktı. Ne yani tatlı tatlı gülümsemiştim ona. Omuz silkerek ben de onun peşinden yürümeye başladım. Yorgun adımlar atarken hızla ona yetiştim. Bana bakmadan önüne bakarken gözlerini ovuyordu.

"Yantu?" Ona seslenirken sesimi yükselttim.

"Ne?" Bana dönmemiş merdivenlerden aşağıya iniyordu.

"Sen nasıl para kazanıyorsun?" Evet, artık ayaklarım üzerinde kalacaksam kendi paramı kazanmalıydım.

"Torbacılık." dedi okul bahçesine çıkarken basit, normal bir şeyden bahseder gibiydi.

Omuzlarımdan düşen çantayı yukarı çekerken, "Zor mu?" diye sordum.

"Hayır zorlanmıyorum da sen bunu niye soruyorsun?" diye sorarken yüzüme kuşkuyla baktı.

"Kendi paramı kazanma zamanım geldi, geçiyor diye düşünüyorum." dedim okul bahçesindeki öğrencilere bakarken.

"Zamanın gelmedi ama gelmek üzere. Sen zaten ailenle kalıyorsun benim gibi sokakta yatmıyorsun." dediğini duydum sesi kısılmış fısıltı gibi çıkmıştı. "Yani bu düşünceyi aklından at."

"Artık ben de senden oldum." diye mırıldandım durgun bir sesle.

Yüzünü bana döndü ağırca. "Ne yaptı o kaltak!" Sesi yükselirken adımları durmuştu benim de adımlarım dururken yüzümü ona döndüm.

"Hey önemli bir şey değil. Sadece evi satmış ve beni kapı dışarı etti." Evet, önemli bir şey değildi.

"Siktirtme bu mu önemli değil. Sokakta kaldın haberin var mı?" Sesi aynı derecede yüksek çıkmıştı ve gözlerinde gördüğüm karanlıkla sertçe yutkundum.

"Senin gibi ayaklarım üzerinde kalacağım abartılacak bir şey yok." dedim zorlukla gülümsemeye çalışırken.

"O kadar kolay mı sence?" dedi ses tonunu düşürerek önüne döndü ve yürümeye devam etti. "Seni bu yola sokmayacağım."

"Beni alıştır." Mırıltılı sesimle göz ucuyla bana baktı. Kızarık gözleri artık baygın bakmıyordu gayet karanlık ve öfkeliydi.

"Hayır Bejna benimle kal sonra sana bir ev ayarlarım." derken yavaş yürümesine devam ediyordu.

"Henüz kendine ev bulamamışsın bana mı bulacaksın? Sadece kendi ayaklarım üstünde kalmak istiyorum uzatma bu kadar." derken hem önüme hem de ona bakıyordum.

"Bejna." dedi ama hızla onu susturdum sesimi bastırarak.

"Lütfen Yantu."

"Bakarız." dediğinde sesine yayılmış duyguyu anlamlandıramadım. Elini omzuma atıp beni kendine çekti. "Benimle kal." dediğinde bana doğru dönmüştü yüzünü.

"Olur." dedim heyecanla. "Artık sorun kalmadığına göre ilk adımı atmalıyım değil mi?" Aşağıdan ona bakmaya çalışıyordum.

"Ufak ufak başlayalım bakalım ama önce bu okul elbisesinden kurtul." dedi yukarıdan bana bakarken çenesi alnıma sürtünüyordu.

"Tamam sandrada elbiselerim, oraya gidip hazırlanayım." dedim önüme dönerken.

Sandraya gelmiş iki kişilik odalardan birine bıraktığım bavulumun içine gömülmüştüm. Düzensizce tıkıştırdığım elbiselerimin arasından deri siyah bir pantolon ve boğazlı bir kazak seçip üstüme geçirdim hemen. Saçlarımı hafif bir topuz yapıp montumu üzerime giydim.

Dışarı çıktığımda Yantu arabada beni bekliyordu. Hemen yan tarafına yerleştim. Çok heyecanlıydım. Hiçbir şey konuşmadan geçen yolculukta kalabalık bir sokağa doğru saptık. Gözlerim etrafı taramaya başlamıştı bile. Binalar eski olmasının yani sıra çökmemiş ayakta duruyordu, binaların duvar kenarına çökmüş genç ve daha küçük olduklarını düşündüğüm insanlar vardı.

Araba yavaş yavaş binaların arasında ilerlemeye devam ederken kalbim gereksiz yere korkuyla hızlanmıştı. Bunu başarırdım zor olan bir şey değildi sanırım. Araba bir binanın önünde durduğunda terleyen avuç içlerimi kazağımla sildim. Arabadan inmemiz için bir komut beklerken arabanın içini dolduran telefon melodisiyle gözlerim torpidodaki telefona kaydı.

Yantu uzanıp aldı, arayana bakmadan açtığında cevap vermek için açtığı dudakları hareketsiz öylece kalmıştı. Telefondan gelen mırıltıları duyarken Yantu'nun yüzüne bakmaya devam ettim. Yüzü şaşkınlıkla dolup taşmıştı gözleri tam karşıya bakmaya devam ediyordu.

Aralık kalan dudağını kapatıp sesli bir şekilde yutkunduğunu işittim. Gözleri yavaşça bana kaydı ve bir süre gözlerime bakmaya devam etti. Hareketleriyle korkum daha da artarken yüzüne bakmaya devam ettim. Gözlerindeki o korkuyu görmüştüm.

"Özür dilerim!" Şaşkın yüz ifadesine eş zamanlı olarak korkulu sesi de eklenmişti.

"Bilmiyordum." diye mırıldandı peşinden, hemen.

"Tamam, geliyorum." dedi karşısındaki kişi onu görüyormuş gibi kafasını aşağı yukarı salladı.

"Tamam." dediğin de telefonu kapattı. Başı eğik telefona bakmaya devam etti bir süre.

"Yantu?" Fısıldadığımda irkilerek kafasını kaldırıp bana baktı.

Gözlerime öyle bir çaresizlikle baktı ki. Sanki elini kolunu bağlamışlar da idama sürüklüyorlarmış gibi çaresiz ve güçsüzce... Gözlerindeki anlamlı ifadelerle bana bakmaya devam ederken dudaklarını ağır ağır kıpırdattı ve benim hayatımın iyiye gitmediğini tek cümleyle ifade etti.

"Sen nelere bulaştın böyle?"

🧸

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere lütfen oy vermediyseniz verin❤️

نهاية الفصل

22 تعليق