تخطٍ إلى المحتوى

OYUNBOZAN

الفصل 2 · قراءة 11 دقيقة

OYUNBOZAN

الفصل 2

Z

Aspova - Eskimiş Seneler

32 YIL ÖNCE

Nice kalpler kırıldı bu kırık lambaların bulunduğu sokakta ve nice çığlıklar koptu ruhları kendini asarak intihar etmiş olan bedenlerde. Fakat herkes sustu, kulaklığını taktı ve sigarasını yaktı. Kimse kimseye ''iyi misin?'' diye sormadı çünkü biliyorlardı ki, hiçbiri iyi değildi bu yoldaki suskunların ve biliyorlardı ki, dokunsalar ağlayacaktı hepsi.

Bu yüzden dokunmadılar. Kimse kimseye içini dökemedi, kafasını bir omuza yaslayıp konuşamadı, birine sarılarak ağlayamadı ve herkes yaşamını yitirdi içinde. Bu yüzden kimse iyi olamadı ama soranlara herkes iyiydi :) İyi olmak herkesin söylediği ortak yalanıydı.

İnancı yıkıldığı an bitermiş insan ve güveni dağıldığı an ölürmüş. Derdine derman bulamadıkça hayatın, yaşamanın, aldığın nefesin ne anlamı varmış. Bu dertler kendi hayatımıza girmediler, bunların bir yaratıcıları var esas yaratıcıları. Yaşamımıza gelecek olur isek yaşantımız sömürüldü, aldığımız her nefesin kursağımızda kalmasının bir sebebi varken, nasıl suçlu kendisi olur ki bir insanın?

Son düşüncelerim artık. Penceremden dışarıya bakıyorum, elimde kahvem ile önümde kül tablasında tüten sigaram. Ben buyum işte, uzun tişörtüm ve uzun çoraplarım. Sevmek zorunda değilsiniz, bende sevmezdim kendimi ki hala daha da sevemiyorum zaten. Topuz olan saçlarımı tokadan kurtararak serbest bıraktım, ne kadar da çok uzamışlardı. 35. Kattı burası. 35. kat mahallesi fakat neden 35 onu bende bilemiyorum, daha doğrusu hiç sorgulamadım. Ama bildiğim tek şey burada kendinizi sevemezdiniz başkasını da sevemezdiniz çünkü burada insanların bahsettiği o meşhur güzel komşuluk kavramı hiç oluşmamış, hep eski kalmış ve tenha diye bahsettikleri sokaklar hep bu mahalleye aitmiş, en acizi de kimse bunu değiştirmek istememiş. Uyuşturucuyu burada satıp burada yakalanmışlar, kimisi maddeye bağlılığıyla ne yaptığının farkına varmadan karşısındakine bıçak saplamış hatta tüm kavgaların ortak noktasıdır burası, öyle rezil bir yer. Sevemezdiniz işte, hem sevseniz bile ne fayda ederdi ki. Her yerin bir şeyi meşhurdur ya benim yaşadığım bu yerin tek farklılığı üç şeyinin meşhur olmasıdır. Cinayetleri, intiharları ve leş ölü kokusu. Kaldığım evde bile benden önce biri öldürülmüş eski rezil bir yer diye çöplük sanmışlar burayı.

Elime bir sprey boya alarak simsiyah duvara doğru ilerledim ve bir yazı yazdım. "BU İLK ÖLÜŞÜM DEĞİL" spreyi bırakarak köşe komidindeki silaha yöneldim. Silahı kafama dayadım ve konuştum. Sakallarına aşık olduğum adam keşke aşkıma inansaydın.

Derin bir nefes aldım. Son üç dedim. İlaç yoktu bu defa, hap yoktu geri dönüş imkansızdı. Son iki, durdurabilecek kurtarabilecek birisi yoktu. Tek bir mermi ve ben baş başaydık. Tetiği çekmek üzereydim. Ve bir. Aç kapıyı!

Bu defa ölecektim, durmayacaktım. Durduramayacaktı! Bu defa sorumlusu oydu ve bu gidişin dönüşüne temenni olmasına izin vermeyecektim. Duyduğum seslere aldırış etmemeye çalışıyordum çünkü gerçek değildi. Yine hayaliydi, kendisi yoktu. Boş sesler duyuyordum ve artık bundan kurtulmak istiyordum. Duymazdan gelmeye devam ederek ateş ediyordum ki kırılan kapının sesiyle dikkatim dağıldı, dengem şaştı ve elimden düşen silah rastgele ateş etti. Silahın yere düşmesinin ardından bende dengemi kaybederek yere kapaklanırken kendimi onun kucağında şişmiş gözlerine bakarken buldum. Gerçekten şişmiş ve kıpkırmızı olmuştu. Ağlamış olabilirdi ama o ağlamazdı. Acaba gerçek miydi? Gerçek gibiydi ama değildi çünkü o kesinlikle ağlamazdı. Elbette ağlardı ama bunu kimse bilmezdi. Neden ölmek istedin? diye bağırmaya başladı. Sessiz kaldım. Yaptıkların yüzünden, senin yüzünden diyemedim. Ne yaşadığımı biliyor muydu sanki de açıklama yapacaktım. Senin yüzünden desem bahane ürettiğimi düşünecekti. Ya ölseydin? dedi bu defa hala bağıran ses tonuyla. Bana birşey olmaz, timsah gözyaşlarını kendine sakla diyerek suskunluğumu bozdum, yalancıydı o. Endişelendim diye devam etse de neyi direttiğini hala anlamamıştım. Sorularının bunalttığını anlaması için Sıkıyorsun diye direttim bende. Salak salak konuşma Müjde, ölebilirdin. Son bağırışında endişe sezer gibi olsam dahi kendime gelmem lazımdı. Sanki ben bunları bilmiyordum. Karşıma geçmiş beni düşünüyormuş gibi davranması midemi bulandırıyordu, yalandı çünkü söyledikleri değil baştan sona kendisi yalan dolandı.

Gelmeseydin zaten ölecektim gerizekalı, neden geldin nerden çıktın da geldin şimdi ne halt vardı bu anı mı bekliyodun? Artık bağırma sırası bana geçmişcesine saydırdım lafları. Ölme diye geldim. Ölünce çok mu iyi olacak sanıyorsun? Yine başlamıştık işte. Bilmediğin bir his hakkında duyma bilgilerle konuşmak kolaydır ama bilmediğin şey ölüm huzurdur, ölüm kurtuluştur. Beni sen defalarca ittin bu çukura biliyor musun, sakın biliyorum deme bilmiyorsun hakkımda hiç birşey bilmiyorsun tıpkı benim gibi. Eğer bilseydin böyle olmazdı eğer bilseydin bunun benim ilk ölüşüm olmadığını bilir ve konuşamazdın. Soluklandım biraz, sakindim, gerçekten sakindim ta ki şu iki kelimeyi duyana kadar sakinliğimi koruyabilir ve kırmamak için kendime yemin edebilirdim ama sinirlerime hakim olamadım. Bu defa dağılacak taraf ben olmayacaktım. Özür dilerim.

Siktir git dedim aniden bir çıkış yaparak. Siktir git o masadan da özür dile o sandalyeden de özür dile, hatta sen git bütün mahvolmuş şeylerden özür dile, sonra bak bakayım düzelebiliyorlar mı tekrardan.

...

Kaç saat geçti acaba telefonda yok ki bakayım. Geçmiş karşımda öylece duruyor boş boş. Gitmeyi düşünmüyor musun?diye bir soru yönelttim. Malum lanet olası bırakmıyordu bir türlü öleyim. Şşştt sana diyorum! hala cevap vermiyordu. Battaniyemi bırakmadan hatta kendimi daha sıkı sararak yanan eski şöminenin yanındaki kapıya yöneldim. Bu kapı mutfağa çıkıyordu. Ani bir ürpermeyle battaniyeme daha bi sıkı sarılırken buldum kendimi. Hava bayağı bir soğumuştu ve ben farkında bile değildim çünkü evin camı balkonu her yeri açıktı. Elindeki iki kupa bardağı bırakarak pencereye yöneldi. Açık olan pencereyi kapattıktan sonra bıraktığı kupa bardakları eline tekrar alarak içeri şöminenin önüne geçti ve ardından Gelmeyi düşünmüyor musun? diye bir soru yöneltti. Hayır dedim bende, bence çok net bir cevap. Üşümek zorunda değilsin burada da içebilirsin. Bak beni düşünen tavrına bak, benim evim sanki bilmiyorum ben orada içebileceğimi diye içimden geçirirken ona sadece fikrini sorduğumu hatırlamıyorum demekle yetindim. Kapıyı kapattıktan sonra sigarayı yakmak için ocağa yönelmiştim ki köşede duran çakmağı gördüm. Bilerek bıraktığına emindim. Tekrar ocağa dönerek sigaramı yaktıktan sonra pencerenin kenarına yaslanarak düşünmeye başladım. Yarım saat öncesine kadar ölecektim. Belki de bir daha asla onun yüzünü göremeyecektim. Sadece öfkeliydim, kırgındım onun beni sevdiği yalanına her seferinde inandım çünkü ve bizim geleceğimizin ortak olabileceği umuduna her defasında inandım. Evlendiğini duyana kadar bu gerçeğe inandım hemde aptal gibi.

Psikoloğum ile olan konuşmamız geldi aklıma. Bana hayatımı cehennem eden o çocuğu sormuştu, bende anlatmıştım.

"Yakıcı yıkıcı yıpratıcı bir kişilikti o. Biraz acayip ve fazla egolu. Kumral saçları kahvemsi gözleri vardı. Kötü deseniz kötü biri değildi fakat iyi biri de değildi. Esrarengiz, sert, acımasız ama sempatik. Bağlıydı fakat şerefsizdi işte. Çok yandım çok yaktı. Çok yıkıldım, bıraktığı enkazlar altında kaldım. Çok yıprandım, hurdaya dönmüş hayatımda. Ve o hep yaktı, hep yıktı, hep yıprattı, hep devam etti..."

Daldığım düşüncelerden adımla uyandım. Sana diyorum.

Ne var ne, git artık iyiyim ben.

Ne malum yine kendini öldürmeye kalkışmayacağın? O konuştukça öfkeleniyordum resmen, sinirle bağırdım bu defa.

Ya Pusat!

Ne Müjde ne?

Bana adımla seslenilmesinden nefret ettiğimi bilmesine rağmen bu nasıl bir özgüvendi böyle. Bana o isimle hitab etme!

Neden? Adın Müjde değil mi?

Değil! kurtulmak istediğimi açıkça belli edemiyor muydum acaba yada kendisi mi fazla yüzsüzdü, tabiki kendisi fazla yüzsüzdü. Tamam ben suyu ısıtıp geliyorum adının ne olduğu bilinmeyen kız dedi arkasını dönüp gidince hafif kıkırdadım.

Seni duydum.

Galipten sesler duyman normal, buranın atmosferi gereğidir aldırma! döndüğünde beni kucağına alarak banyoya götürdü. Teşekkürler dediğimde gülümsedi ve devam etti.

Hadi!

Çıkabilirsin.

Yok öyle bir dünya! Yine intihar etmeye kalkışmayacağın ne malum!

Bana bak ya çıkarsın yada kendimi keserim.

Hayır! Ya çıkarım kendini kesersin yada kalırım adamakıllı yıkanır ve temizlenirsin.

Fazla mı zekisin yada kendini zeki falan mı sanıyorsun.

Benim zekiliğim konusunda aksini ispat edemezsin ama senin bir cadı olduğuna dair birçok şahit ve kanıt bulunabilir.

Yapma ya, şimdi senin yanında üzerimi mi çıkarmam gerekiyor?

Hıhımm derken ki sırıtışı ve çocuksuluğu inatlaşmaya gitmeye hazır gibiydi. Sanki hiç değişmemişti, gözkapakları yarı kapalı alttan bir bakış atarak inceden gülümseyişini görünce yanaklarının yuvarlak yuvarlak oluşuna baktım.

Anlık bir düşünceyle tişörtümü kavrayıp çıkardığımda gözlerini elleriyle kapatınca gülmemek için kendimi zor tuttum. Ne o dedim tek gözümü kırparak utandın mı? Az önce üzerimi çıkarmamı istemiyor muydun? Bide gözlerini kapatıyor sanki hiç görmediğin şeymiş gibi derken alaya almaya kalkışmış ve kurduğum cümlelerin ardından çoraplarımı bile çıkarmıştım. Ta ki o tek kaşının kalktığını görene kadar! Onca kız, kadın vücuduna gözlerinin değdiğini biliyorken utanmış gibi davranması hiç ilgimi çekmiyordu.

Evet haklısın. Hiç görmediğim hiç dokunmadığım bir şey değil sonuçta derken gözlerini açmış bana doğru ilerleyince gerilemeye başladım. Aç köpek diye geçirdim içimden bi anlığına. Dibimdeydi artık ve kalakalmış bir şekilde ona bakıyordum. Neden geri çıkmıyorum diye düşündüm bir an ve bir adım daha atamadım çünkü küvete düşmek üzereydim. Fakat ukala bey ani bir refleksle iki elimi birden tutarak beni kurtardı, bırakırsa düşecektim. Bunun yerine beni kendine çekti ve üzerindeki tişörtü bir çırpıda çıkardı. Biraz daha yaklaştı ve vücudunu vücuduma yapıştırdı. Nefesinin tenime temasıyla gözlerimi kapadım. Dokunmuyordu ama nefesi boğazımda geziniyordu. Tatlı bir sarhoşluk bedenimi sardığında konuştu. Merak etme dokunmayacağım dedi ama dokun demek istedim, diyemedim. Ama baş belası, bu duş alınacak! beni bırakmasıyla kendimi sularla dolu küvetin içinde buldum. Alt dudağını dişlemiş bana bakıyordu PİS SAPIK! Sinirle üzerine su sıçrattığımda tek kaşını kaldırdı, yine. Bunu bir davet olarak kabul ediyorum dedi ve ardından yanıma oturdu ve yüzüme sıçrayan suyla bir anda kendimi onun kucağında buldum. Kafama şampuan dökerek saçlarımı köpüklemeye başladı ardından durulamaya başlayınca şaşkınlıktan gözlerimi alamayarak onu izlemeye devam ettim.

Neye bakıyorsun öyle? bal gibide nereye baktığımı biliyordu, açıkçası bariz bir şekilde ıslak vücudunu ve dudaklarını aralıksız soluksuz kesiyordum ama tabii bunu dile getirmeyerek kaçış yoluyla cevap verdim. Hiiç hiç bir yere bakmıyorum. Eminim öyledir Müjde, gerçi sende haklısın açıkça seksiliğini kesiyorum diyecek halin yok tabi dedi ukala tavrıyla.

Ulan! bir kaç defa göğsüne vurduktan sonra kolumu tuttu ve dedi ki Öyle deme alınıyorum bak!

dudaklarını büzüp konuşunca Alınırsan alın. Sende duygu mu varda alınacaksın sanki. Neyine alınacaksın pislik, alınamayan utanmaz. dedim bende.

Bak utanmayan biri olduğum doğrudur ama bide sabır var ve sen kucağımda hareketlerine dikkat etmediğin için bendeki sabır taşıyor.

Ya Pusat! derken bir tane daha yapıştırdım göğsüne.

Ne Müjde ne?

Ben sana çok mu meraklıyım ulan!

Belki ben sana meraklıyım, belki tadını merak ediyorum, belki özledim.

Sen o tada sahip çıkamadın başkaları tattı.

Ne demek başkaları tattı. Yalan söyleme! Kızgınlığını gözlerinden öfkesini verdiği sesli soluğundan anlayabiliyordum.

Yalan değil! derken bile yalan! Şeytana oynuyorsun Müjde dedim içimden fakat laf ağızdan çıkmıştı bir kere.

Bakacağım ulan!

. . . .

Şimdi anlarız, bana pek başkaları tatmış gibi gelmedi ama... neyse

Sen ne yaptığını sanıyorsun?

Neden yalan söyledin. deyince asıldı bir an yüzüm ve konuşmak istemedim taklamaz davranır sanmıştım. Seni ilgilendirmez. diyebildim sadece.

. . .

Yüzyüze bakmıyor göz göze gelmiyor tek kelime dahi etmiyorduk. Bozulmuş mudur bana acaba diye düşünmeden edemiyorum. Gerçi bu onun umurunda bile değildir muhtemelen bir kıza daha sahip olduğu için huzurludur.

Tabi beni yine düşünen yok. Ne haldeyim diye soran yok. Bakireliğini kaybetmiş ölümden dönüp dönüp duran bir türlü ölmeyi beceremeyen bir kızım ben. Sevdiğim adamda yine geri dönüyor gibi ama biliyorum ki hepsi yalan. Kafam allak bullak oldu tüm bu olanlar sanki çok fazlaydı bana. Herşey değişiyordu bundan sonra ölmeyi denemeyecektim. En azından bir defa yaşadığımı hissetmeden ölmeyecektim.

Kavanozda son kalan iki kaşık kahveyi de ekledikten sonra cezveyi ocağa koydum ve köpürmesini bekledim. Köpürdüğünü farkedince ocaktan alarak fincanlara böldüm ve içeriye götürdüm. Şömineye dalmış yanan ateşi izliyordu. Çok düşüncelisin dedim yanına otururken. Öyleyim diye cevapladı beni. Ne düşünüyorsun bu kadar ki? diye sordum bu defa. Bana neden yalan söylediğini dedi. Ne demekti şimdi bu, o konu çoktan kapanmış olmalıydı.

"Sen yalancısın senin sevginde yalan söylediklerinde yalan. Bir daha beni arama Müjde. Bana hiçbir şekilde ulaşmaya çalışma. Uzak dur benden seviyormuş bide YALANCI.

"Amaa -..."

Dıt dıt dıııt ... dıt dıt dıııt

Gözlerim dolmuştu. Yutkunarak konuştum. Yalancı değil miydim zaten öyle dememiş miydin? Ne değişti sandın ki al sana yalancı Müjde. Adımı uzun zaman sonra ilk defa söylemiştim. Sen dedi sustu. ve ben konuştum. Evet Pusat Karayel, ben Müjde, Müjde Kaya." uzattığım elimi sıkarak karşılık verdi. Yeniden bir başlangıç ha, sevdim bunu dedi tebessüm ederek.

Bir sigara uzattı ardından da kendi yaktı bir tane. Telefonuna yöneldi, şarkı açtığını farkettim. İyi mi yapıyordum bilmiyorum ama sanırım biraz huzur benimde hakettiğim birşey. En azından biraz sessiz sakin bir zaman. Omzuna kafamı koyduğumda beni kendine çekti. Bir yandan şömineye bakıyor diğer yandan çalan şarkıyla birlikte sigaramı içiyordum.

"Şimdi seeen hiç sevmemiş gibi hiiç görmemiş gibi davran. Ama beeen kalbimi açmamış gibi hiç dokunmamış gibi davranamam."

Huzur içinde uykuya daldığımın farkındalığı çok güzeldi.

'Düşünüyorum da acaba farklı şekilde tanışmış olsaydık nasıl olurdu?'

'Nasıl mı olurdu? tanışmamış olurduk. Eğer o olmasaydı asla denk gelemezdik.'

'Ben seni her türlü bulurdum Müjde.' başımı omzuna yasladım. göle doğru daldım gittim. başımızda güneş ve o huzur, ilk aşk... mükemmel...'

Kalk artık! diyen bir ses ve huzur biter. Rüyamda geçmişin verdiği huzurla dolarken, iyi ki ölmediğimi düşündüm yoksa kötü bile olsa bu sesi duyamayacaktım. Her ne kadar öküz gibi anırsa da bu ses bile özleniyor işte. Kalktım be ne bağırıyorsun? diye çıkıştım bu defa, hayır yani sanki sürekli uyuyorum. Bugüne bugün ölümden dönmüşüm ben. Rüyamda ki huzurumuzu gerçekte niye bozuyorsun dimi ama? Bir ses yükseldi kahvaltı hazırlamaya da gelmiyor hanımefendiye diye ve ardından gerçekten güzel bir kahvaltı sofrasıyla karşılaştım. hafif tebessümüme sebep olmuştu bu. hele ki kalkan tek kaşı ve çarpık gülümsemesi.. beni benden almasına yetiyordu. Fakat ölü birinden farksız olduğum için pek mimiklerim belli olmuyordu anlaşılan.

Sofraya yönelerek elime dörde bölünmüş olan simitlerden bir parça aldım. Bu ne der gibi simiti ona gösterince gülmemek için kendimi zor tuttum. Elimdeki simit parçasını aldı ve dalga geçme girişimi başladı. Bu görmüş olduğunuz şeyin adı simittir. Simit artı domates peynir ve çay. Bak bunları bilmezsen evde kalırsın. Sofrada ki herşeyi saydıktan sonra zeytini de masaya koyarak ekibi tamamladı. Ne olduğunu biliyorum ama nerden buldun ki? dedim bizim burada simitçi yok ki diye ekledim. Ardından simitçiden. diye bir yanıt aldım. Hadi ama bu kadar kötü espri anlayışına sahip olamazsın. Ayrıca ben evde kalmam diye yanıtladım bu defa.

Hahaha seni kim alır bi söyle bakalım bana deyince yüzümü astım bu defa. Haklıydı defalarca ölmeyi beceremeyen ölü gibi birini kim alırdı böyle bir kızı kim alırdı ki? Cevabım gecikmeden Haklısın bakireliğini kaybetmiş ölmeyi bile beceremeyen bir cadıyı kim alır ki? deyiverdim. Karşısında şu cevapla karşılaştım.

Eğer o cadı ben dedim diye kendine cadı diyorsa onu zaten alan almış demektir Baş Belası.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.