تخطٍ إلى المحتوى

𝘒𝘪𝘴𝘴 𝘰𝘧 𝘧𝘭𝘢𝘮𝘦𝘴 | texting

الفصل 2 · قراءة 2 دقيقة

𝘒𝘪𝘴𝘴 𝘰𝘧 𝘧𝘭𝘢𝘮𝘦𝘴 | texting

الفصل 2

Yakın.

Elara, pencerenin önünde durmuş sokağı izliyordu. Akşam ışıkları yeni yanmıştı; asfalt hafif nemliydi, insanlar günün yorgunluğunu omuzlarında taşıyarak evlerine dönüyordu. Kael’in gelmesine daha en az on dakika vardı ama Elara yine de kapıya yakın duruyordu. Bunun bir alışkanlık hâline geldiğini fark edeli çok olmuştu. Kapıdan gelen her ses, kalbini hafifçe hızlandırıyordu. Onunla henüz “resmen” bir adları yoktu. Ne sevgiliydiler, ne de sadece arkadaş. Arada bir yerde, adı konmamış ama inkâr edilemeyecek bir bağın içindeydiler. Ve Elara, bunun farkındaydı. Telefonu titredi. Kael: Beş dakikaya oradayım. Elara, farkında olmadan gülümsedi. Tamam yazdı, sonra sildi. Yerine: Kapıyı açık bırakıyorum. Bu cümle basitti ama Kael için anlamı büyüktü. Elara’nın kapısını açık bırakması, sadece fiziksel bir şey değildi. Kael bunu hissediyordu. Kapı açıldığında Kael içeri girdi. Üzerinde koyu renk ceketi vardı, saçları rüzgârda dağılmıştı. Elara’ya baktığında yüzündeki sert ifade, neredeyse anında yumuşadı. “Üşümüşsün,” dedi Elara, daha Kael bir şey söylemeden. “Biraz.” Ama Kael’in sesi her zamanki gibiydi; sakin, kontrollü. Elara ceketin kolundan tutup onu içeri çekti. Kapıyı kapattığında aralarındaki mesafe fark edilir biçimde azalmıştı. Kael bir an durdu, Elara’nın yüzüne baktı. Gözleri, onun yüzünde fazla uzun kaldı. “Ne?” diye sordu Elara. “Hiç,” dedi Kael. “Sadece… iyi görünüyorsun.” Elara’nın boğazı hafifçe düğümlendi. Bu tür cümleleri Kael sık kurmazdı. O yüzden her biri, olduğundan daha ağır geliyordu. Birlikte kanepeye oturdular. Aralarında küçük bir mesafe vardı ama ikisi de bunun farkındaydı. Elara, dizlerini kendine çekmişti. Kael ise ellerini dizlerinin üzerinde birleştirmişti—her zamanki gibi, fazla kontrollü. Elara sessizliği bozdu. “Bugün geç kaldın.” Kael başını salladı. “İş uzadı.” “Yine mi?” Bu soru sitemli değildi, sadece meraklıydı. Kael cevap vermeden önce kısa bir duraksama yaşadı. “Evet.” Elara onun kaçamak cevaplarını fark ediyordu ama zorlamıyordu. Çünkü Kael’in geçmişi, sanki görünmez bir duvar gibiydi. Ne kadar yaklaşırsa yaklaşsın, bazı yerlere dokunmasına izin vermiyordu. Elara, kolunu yavaşça Kael’in koluna yasladı. Bu küçük temas bile Kael’in kaslarını anında gerdi. Sonra, farkında olmadan gevşedi. “Biliyor musun,” dedi Elara sessizce, “sen yanımdayken daha güvende hissediyorum.” Kael’in bakışları anında ona döndü. Gözlerinde karanlık bir ciddiyet vardı. “Bunu söyleme,” dedi. Elara şaşırdı. “Neden?” Kael çenesini sıktı. “Çünkü… bu bir söz gibi geliyor. Ve ben—” Sustu. Elara hafifçe gülümsedi. “Senden söz istemiyorum, Kael.” Kael ona baktı. Uzun uzun. Sonra sesi alçaldı. “Ben seni korurum.” Bu bir vaatten çok, içgüdü gibiydi. Elara bunu hissetti. O an kapının önünden geçen birkaç kişi kahkaha atarak geçti. Elara başını Kael’in omzuna yasladı. Kael bir an dondu, sonra yavaşça kolunu Elara’nın omzuna doladı. Hareketi temkinliydi, sanki fazla ileri gitmekten korkuyordu. Ama Elara geri çekilmedi. Dakikalar sessizlik içinde geçti. Bu sessizlik rahatsız edici değildi. Aksine, ikisini de saran sıcak bir şeydi. Sonra Elara fısıldadı: “Biz neyiz, Kael?” Kael’in nefesi bir anlığına kesildi. Bu soru gelecekti, bunu biliyordu. Ama hazır değildi. “Biz…” dedi, kelimeyi tartarak. “Birbirimizden vazgeçemeyen iki insanız.” Elara gülümsedi. “Bu, sevgili olmak sayılır mı?” Kael cevap vermedi. Ama kolunu biraz daha sıkı sardı. Bu, onun verebildiği en net cevaptı. Elara içinden şunu geçirdi: Bu adam beni çok sevecek… ya da çok kıracak. Ve nedense, ikisi de ona aynı derecede gerçek geliyordu

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.