Umay, elindeki telefona bakarken kalbinin ritmi hızlanmıştı. Alper’in gözleri az önce tüm kafeteryayı taramış ama kendisinde bir an bile durmamıştı. Çünkü onun gözünde Umay hâlâ abisinin peşinde dolaşan, heyecanlanınca dili tutulan o küçük kız çocuğuydu.
Ama ekranda duran o numara... O artık sadece bir "bilinmeyen numara" değil, Alper’in merakını her saniye daha da kurcalayan gizemli bir temastı.
+90 538 XXX XX 16: Seni düşündüğünden çok daha uzun zamandır tanıyan biri diyelim... Ve hayır, adımı öğrenmeye çalışma Alper abi. Pardon, alışkanlık... Sadece Alper.
Alper: Abi' mi? Yakalanmamak için iyi bir taktik. Ama merakımı uyandırdın. Söyle bakalım, şu an nerede oturup beni izliyorsun?*
Umay, Melis’in dürtmesiyle kendine geldi. Melis gözleriyle ileriyi işaret ediyordu. Alper, yanındaki arkadaşı Hakan’ın lafını bölmüş, pürdikkat telefon ekranına bakıyordu. Yüzündeki o umursamaz gülüş gitmiş, yerini çatılmış kaşlar ve koyulaşan meraklı bakışlar almıştı.
Umay heyecandan titreyen parmaklarıyla klavyeye dokundu.
+90 538 XXX XX 16: Nerede olduğumun bir önemi var mı? Önemli olan senin nerede olduğun... Mesela şu an Merve’nin kahkahalarına nezaketen gülümsüyorsun ama aklın maket projesinin tesliminde, değil mi?
Alper mesajı okuduğu an kafasını hızla telefondan kaldırdı. Bakışları anında kafeteryanın bahçesinde turladı. Gerçekten de yanında oturan kızın dediklerine kafa sallıyor ama zihninde teslim etmesi gereken mimarlık projesini dönüp duruyordu. Bunu nereden bilebilirdi ki?
Alper: Tamam, bu biraz ürkütücüydü. Beni bu kadar iyi analiz edebildiğine göre çok yakınımdasın. Mimarlıktan mısın? Söyle de seni bulmak için bütün fakülteyi dolaşmak zorunda kalmayayım.
Umay, Alper’in bu sabırsız haline kıkırdamadan edemedi. Gerçek hayatta Alper’in karşısında iki kelimeyi bir araya getiremeyen o kız, şimdi ekranın arkasında bu karizmatik adamı parmağında oynatıyordu.
+90 538 XXX XX 16: Avucunun içine bakmayı bırak Alper. Yanıtlar her zaman en çok göz önünde olan ama senin görmeyi reddettiğin yerdedir.*
Alper: Bana bulmaca çözdürme gizemli hanımefendi. İsmimi yanlışlıkla 'abi' diye ağzından kaçıracak kadar benden küçüksün ama bana ders verecek kadar da cüretkâr. Kimsin sen?
+90 538 XXX XX 16: Sadece seni izleyen biri... Şimdilik bu kadar yeter. Projeni bitirmeye bak, yoksa yarın jüride Hakan seni kurtaramayacak.
Umay mesajı attıktan sonra telefonu hemen çantasına attı. Yanakları al al olmuştu. Melis ona hayranlıkla bakıyordu. "İnanılmazsın Umay! Adamı tek bir mesajla darmadağın ettin. Bak, hâlâ telefona bakıp duruyor!"
Umay başını yavaşça abisinin olduğu masaya doğru çevirdi. Alper, elindeki telefona kilitlenmiş gibiydi. Parmaklarıyla masaya ritim tutuyor, arada bir numaranın yazdığı ekrana bakıp kendi kendine gülümsüyordu. Yüzündeki o meraklı ifade, Umay’ın kalbini sıcacık bir dalga ile kapladı. Alper ilk defa, onun bir şekilde var ettiği bir şeyle bu kadar ilgiliydi.
"Çok mu ileri gittim Melis?" diye fısıldadı Umay. "Ya anlarsa? Ya abim telefonumu görürse?"
"Anlamasına imkân yok," dedi Melis kendinden emin bir şekilde. "Alper seni 'Hakan'ın küçük kardeşi Umay' olarak kodlamış kafasına. Karşısına geçip 'O mesajları ben attım' desen bile önce şaka yapıyorsun sanır. Sen sadece bu cesaretini koru. Yanındayken de biraz konuşmaya çalış."
Umay derin bir nefes aldı. "Haklısın. Ama onun yanında sesim çıkmıyor ki..."
O sırada Hakan ve Alper masadan kalktı. Bizim kızların olduğu masaya doğru yürümeye başladılar. Umay’ın kalbi yine o tanıdık panik ritmiyle çarpmaya başladı.
"Biz kütüphaneye geçiyoruz kızlar," dedi Hakan, Umay’ın yanına gelip başını hafifçe öperek. "Umay, akşam seni ben alırım dersin bitince."
"T-tamam abi," dedi Umay, sesi yine hafifçe pürüzlü çıkarak.
Alper ise her zamanki çapkın gülüşüyle Umay’a baktı ama bu sefer gözlerinde farklı bir dalgınlık vardı. Cebindeki telefon tekrar titrediğinde bakışları hızla ekrana kaydı ama yeni mesaj olmadığını görünce hafif bir hayal kırıklığıyla iç çekti.
"Neyin var senin Alper?" dedi Hakan merakla. "Sabahtan beri telefona yapıştın."
"Hiç..." dedi Alper, gözlerini telefondan ayırıp Umay’a çevirerek. "Garip bir numara takıldı da kafama. Önemli bir şey değil." Sonra Umay’a doğru eğilip saçının bir tutamını hafifçe çekti. "Görüşürüz bücür. Dersini iyi dinle."
Alper ve Hakan uzaklaşırken Umay arkalarından bakakaldı. Alper’in dokunduğu saç tutamı sanki hâlâ alev alev yanıyordu.
O akşam eve döndüğünde Umay odasının kapısını kapattı, yatağına uzandı ve Melis’in verdiği telefonu eline aldı. Numara hâlâ orada, rehberin en üstünde duruyordu: +90 538 XXX XX 16
Derin bir nefes alıp ekrana tıkladı.
+90 538 XXX XX 16: Kütüphanede uyuyakaldığını duydum. Proje yetişmeyecek gibi mi?
Cevap saniyeler içinde geldi:
Alper: Sen gerçekten her yerdesin, değil mi? Kim olduğunu söylemediğin her dakika merakım daha da artıyor. Ve hayır, uyumuyordum, sadece gözlerimi dinlendiriyordum.*
+90 538 XXX XX 16:Tabii, kesin öyle yapıyordun. Kahveni sade içtiğini bilecek kadar seni tanıyorum Alper. Git bir kahve al, yoksa çizimlerin eğri büğrü olacak.*
Alper: Kahveyi sade içtiğimi de mi biliyorsun? Bak bu artık şakayı geçti. Sana bir teklif:+ Bütün gece benimle mesajlaşacaksın ve bana kendinle ilgili 3 ipucu vereceksin. Yoksa yarın bütün kampüste +90 538 XXX XX 16 numarasının sahibini aramaya başlarım.
Umay yatakta doğruldu, yüzünde engel olamadığı kocaman bir gülümseme belirdi. Alper oltaya takılmıştı. Hem de hiç tahmin edemeyeceği bir şekilde...