تخطٍ إلى المحتوى

MİNEL

الفصل 33 · قراءة 27 دقيقة

MİNEL

الفصل 33

🐣33🐣

Imposiblety'den

"Canımın içi bize geldiğinden beri onunla dışarıda hiç vakit geçiremedik; çocuk pedagogtan eve, evden pedagoğa gidiyor."

Gülten'in dediği şeyle derin bir nefes aldı Raif. Eşinin haklı olduğunu bilse de endişeliydi, dışarı çıkarlarsa bir şey olmasından korkuyordu, inci tanesine gelen ufacık bir zarara dahi dayanamazdı.

"Korumalar var Raif." dedi Gülten Raif'in bu tereddüdünü, endişesini fark edince. "Hem bu kişileri ne zaman bulacağınızı bilmiyoruz, Minel'i o zamana kadar evde hapis mi tutacağız?"

"Tamam." dedi adam sıkıntılı bir tavırla alnını ovuştururken. "Sen gidip Minel'i hazırla, ben de korumalarla konuşayım."

Gülten odadan çıkmadan önce Raif'e bakıp gülümsedi, yaşının etkisiyle yüzünde oluşan kırışıklıklar belirginleşince Raif de istemsizce gülümsedi. Gençlik hayali gerçek olmuştu, sevdiği kadınla beraber yaşlanmışlardı.

"Canımın içi, girebilir miyim?"

Yarı aralık olan kapıyı tıklattığında Minel başını kaldırdı, kamerasıyla uğraşıyordu. "Giyebiyiyşin babane." dediğinde Gülten zarif bir tavırla torununun yanına gitti, yere çömeldi.

"Ne yapıyordun babaannesinin meleği?"

"Şey..." dedi Minel. Babaannesi saçlarını toplamıştı sabahleyin ama el alışkanlığıyla, yüzüne gelen bukleler oradaymışçasına, saçlarını geri itmeye çalıştı.

"Vidyoyayıma bakıyoydum. Biy şüyü vidyom oydu babane." Gülümsedi.

Gülten elini Minel'in çenesine koydu, yanağına tüy kadar hafif bir öpücük bıraktı. Bir an Gökhan'ın yanaktan öpmeme kuralını unutmuştu, krem dudaklarına bulaşınca elleri dudaklarına gitti.

"Kyem oydun babane." dedi Minel gözlerini kocaman açıp. "Napıcas? Doktoya mi gidices? Doktoy napıcak? Bise kızay mı?"

Kadın hafifçe güldü bu sorulara. "Hayır babaanneciğim." dedi yumuşak bir tonla. "Suyla yıkarsak krem geçer, doktora gitmemize gerek yok."

"Geyçekten mi?"

"Gerçekten."

Bir sessizlik oldu. Gülten Minel'in boynunda asılı olan kameraya baktı. "Ne zaman video çekiyorsun canımın içi?" diye sorduğunda Minel'in anlamadığını görüp açıkladı. "Mesela yatmadan önce mi, yoksa sabah mı?"

"Şey... Basen şabah, basen yemekten önce. Yatmadan önce oymas çünkü, şey, çünkü babamya yoğuyt yiyoyus. Meyveyi yoğuyt. Ya da şey, çiyek. Ama değişik çiyek. Böyye..." Kelime aklına gelmeyince başka bir şekilde devam etti. "Şey, fındık da oyuyoy. Basen badem."

"Kuru çilek mi?"

"Hıhı, kuyu çiyek. Sonya, sonya babam maşay okuyoy. Bayyı şüt içiyoyum. Uyuyoyum. O yüsden, şey, yatmadan önce oymas."

"Masalları seviyor musun?" Amacı torununu konuşturmak, onun hakkında bir şeyler öğrenmekti.

"Hıhı. Babam çok güsey okuyoy. Şey, şey, ben soyu soyuyoyum. Çünkü meyakyı çocukum. Babam hep, şey, hep cevap veyiyoy. Hiç kısmıyoy. Sonya şey yapıyoy..."

Nasıl anlatacağını bilemeyince babaannesinin beyaz saçlarına uzandı, parmaklarını büyük bir naziklikle gezdirdi sağlıklı saçların üzerinde. "Böyye yapıyoy."

"Saçlarını mı okşuyor?"

"Hıhı."

"Seviyor musun babanın öyle yapmasını?"

"Seviyoyum. Çok güsey. Ama şey... Uykum geyiyoy öyye yapınca."

Gülten gülümsedi, Hale de saçlarıyla oynanınca sessizleşir ve mayışırdı. Torununda kızının çocukluğundan parçalar görüyordu ve her seferinde içi buruk bir sevinçle doluyordu. Buruktu çünkü kızı onun gözünde hâlâ çocuk olsa da büyümüştü.

"Canımın içi?" dedi Gülten daha fazla konuşmak istese de Raif'in onları bekleyeceğinin bilincinde olarak. "Seninle dışarı çıkalım mı?"

"Dışayı? Bahçeye mi? Beyabey mi yüsüces?" Gözleri büyürken heyecanlandı, Gülten onun bu haline gülümserken "Onu başka bir zaman yaparız." dedi kız çocuğunun hevesini kırmamak için.

"Seninle alışveriş merkezine gidelim, sinemaya girelim, oradaki oyun yerinde oynayalım... Daha bir sürü şey yapabiliriz. Ne dersin bir tanem, olur mu?"

"Ayışveyiş meykezi... Şey, neyesi oyaşı?"

Gülten dudaklarını ıslattı, torununun her şeyden geri kaldığını farklı farklı şekillerde görmek onu üzüyordu.

"Bir sürü mağaza var, sinema ve oyun yeri var. İnsanlar vakit geçirmek istiyor. Seninle de gidelim mi?"

"Gideyim babane."

Gülten çocuk gibi heyecanlandı ama belli etmedi, derin bir nefes aldı, ayağa kalkmadan önce "Sana kıyafet seçelim." diyerek yapacağı şeyi açıkladı.

"Ben de seçebiyiy miyim?"

"Seçersin tabii, gel."

Minel'i kucağına alıp kaldırdı, kız çocuğu yavaşça ayaklarını sallarken "Bu..." dedi toz pembe, kelebek desenli bir tulumu gösterirken. "İçine de bu." Toz pembe bir tişörtü işaret etmişti.

"Çok güzel şeyler seçtin babaannem."

"Teşekküy edeyim."

Minel'i yere bıraktı, aldıklarını ona uzatmadı. "Giymene yardım edeyim mi canımın içi?" diye sordu. "Tulum olduğu için biraz zorlanabilirsin."

"Şey, giymek iştiyoyum. Giyemessem, şey, giyemessem..."

Anlayışla gülümsedi Gülten, Minel kelimesini bulamayınca yardımcı olmak için konuştu. "Tamam, giyemezsen yardım ederim." Arkasını döndü, iki üç dakika sonra "Giydim!" dedi Minel. Gülten ona bakmak için dönünce küçük kız etrafında döndü. "Bak!"

"Çok güzel olmuşsun!"

Babaannesinin enerjik bir şekilde söyledikleriyle utandı kız çocuğu, gözlerini kaçırıp çoraplarının olduğu çekmeceyi açtı. Birkaç tane pembe çorap aldı, çorapları tulumunun üzerine tutup hangisinin renginin daha iyi uyduğuna baktıktan sonra bir taneyi seçti.

İnci tanesi çoraplarını da giydiğinde Gülten elini uzattı. "Gel babaannem, deden giyinmiştir, onun yanına inelim, sonra ben de giyineyim."

Minel Gülten'in eline uzanmadan önce "Şey..." diye mırıldandı saçlarına dokunup. "Sıcak mı dışayı?"

"Dışarısı sıcak ama gideceğimiz yer serin olacak canımın içi."

"O saman, o saman, şey, saçyayım böyye oymaşın, oymas mı?"

Gülten dizleri üzerine çöküp torunuyla göz göze geldi. "Saçlarını açmamı mı istiyorsun?" diye sordu emin olmak için.

"Hıhı."

"Tamam, dön arkanı babaannem, açayım saçlarını."

Minel sırtını dönünce tokayı dikkatlice çıkardı Gülten. Torununun saçları kıvırcık olduğu için bazen tokaya dolanıyorlardı, bu yüzdendi dikkati, kız çocuğunun canını acıtmak istemiyordu. Tokadan dökülen bukleleri düzelttikten sonra ayağa kalkmadan önce inci tanesinin saçlarına derin bir öpücük kondurdu. "Bitti, açtım saçlarını."

Minel gülümseyerek babaannesinin iki parmağını tuttu, yerde oturan tavşanını alıp kolunu oyuncağa sardı. Kamerasını bırakmıştı çünkü videosunu eve gelince çekecekti.

Onlar merdivenlerden inerken çoktan hazırlanan Raif oturma odasında oturuyor, telefonundan bir şeyler bakıyordu. Siyah bir tişört ve siyah bir pantolon giymişti. Adım sesleri duyduğunda başını kaldırdı, torununu görür görmez "Bir tanem..." dedi yumuşacık bir sesle. "Bu ne şirinlik?"

Minel'in tebessümü büyüdü, babaannesinin elini bırakıp dedesine ilerledi. Raif koltuktan inip kollarını açtı, ona gelen Minel'i kucaklayıp saçlarına öpücükler kondurdu. "Çok yakışmış her şeyin dedeciğim."

Gülten eşiyle torununun bu hallerini gülümseyen gözlerle izledikten sonra yavaşça odadan çıktı. İyi eş seçmekle kalmamış; çocuklarına çok güzel bir baba, torunlarına da çok iyi bir dede seçmişti.

Raif koltuğa oturduğunda Minel de dedesinin dizine yerleşti. Bacaklarını uzatıp tulumundaki kelebekleri gösterdi tombul işaret parmağıyla. "Bak dede, biy süyü keyebekim vay."

"Çok güzel kelebeklermiş. Tabii, senden güzel değiller."

Minel utandı, başını eğdi hızlıca. Raif onun bu haline hafifçe güldü. Hale'nin nazından, "Ben çok güzelim, ben bir prensesim." diyerek gezişlerinden sonra Minel'in utangaçlığı çok tuhaf geliyordu adama, tuhaf ama aynı derecede sevimli.

"Sinemada hangi filmi izlemek istersin bir tanem?"

"Biymem."

Kız çocuğunun mırıltısıyla telefonunu orta sehpanın üzerinden aldı Raif. Az önce bir sürü animasyon filminin fragmanlarını oynatma listesine eklemişti, onunla uğraşıyordu. "Bilmiyorsan izleyip seçebiliriz."

"Oyuy."

Raif ilk fragmanı açmadan önce torununun saçlarından öptü, daha sonra kolunu küçük kıza sarıp tuttu telefonunu. Minel ellerini dedesinin koluna koydu, sırtını adamı göğsüne yasladı hafifçe dönüp.

İlk birkaç fragman Minel'in sakince izlemesiyle geçti, dördüncü fragmana gelip Rapunzel'i gördüklerindeyse...

"Usun saçyı pyenşeş! Benim böyye Baybi'm vay! Bunu isyeyeyim dede, yütfen. Bak, sayı güneşyey vay. Ben de güneşim. Şey... O yüsden bunu izyeyeyim!"

Adam torununun bu heyecanına güldü. "Tamam bir tanem, bunu izleriz." deyip kızın şakağından öptü, telefonunu kapatmadan önce filmi gerekli kişilere mesaj attı. Üzerini değiştirirken alışveriş merkezinin bir sinema salonunu tüm günlüğüne ayırtmış, oyun salonuna da aynısını yine tüm günlüğüne yapmıştı.

"Hazırım."

Gülten'in sesini duyunca başını kaldırdı. Siyah, şifon, kısa kollu bir elbise giyip saçlarını alttan bol bir topuz yapan kadını gördüğünde derin bir nefes aldı. Minel'i bacaklarından sarıp kucağına alarak onunla beraber ayağa kalkarken "Çok güzel olmuşsun bir tanem." dedi yavaşça.

Gülten gülümsedi, Raif yanına gelip Minel'i tutmayan kolunu beline sararak şakağından öptüğünde tebessümü büyüdü.

"Daha da geç olmadan gidelim, eğlenmek için daha fazla vaktimiz olsun."

Gülten eşini başıyla onayladı, ayakkabılarını giyecekleri sırada "Çocuklara haber verdin mi?" dedi Raif, diğer torunları aklına gelmişti.

"Kuzey ve Doruk zaten dışarıda, arkadaşlarıyla buluştular. Arda kitap okuyor, gelebileceğini de söyledim ama istemedi. Ayaz da oyun oynuyor, oyun turnuvası varmış ve gelemezmiş."

"Bir gün gözleri bozulacak." diye homurdandı Raif yere bıraktığı Minel'i ayakkabılarını giydikten sonra tekrar kucaklarken. Büyük, duvarları tamamen kaplayan ayakkabı dolabının Minel için ayrılan kısmına baktı. "Hangi ayakkabını giyelim dedem?"

Minel tulumunun üzerindeki kelebeklerin renklerine baktı, mavi ve yeşil kelebekler vardı, o yüzden mavi ve yeşil bir spor ayakkabıya uzattı işaret parmağını. "Bu."

Raif bölmeden ayakkabı teklerinden birini aldı, avuç içi kadar olan ayakkabı onu güldürdü. "Biraz daha ufalsan kaybolacaksın." dediğinde Minel anlamadı. "Hı?"

Raif cümlesini açıklamaya çalışırsa torununa kısa olduğunu söylemek zorunda kalırdı ve bunu yapmak istemiyordu. Bu yüzden ayakkabılarını giydirirken geçiştirdi inci tanesini kibar bir edayla. "Yok bir şey bir tanem, kendi kendime konuşuyordum."

"Neden dede? Canın mı sıkıydı? Konuşmak mı iştedin? Benimye konuşabiyiyşin. Sonya, sonya, şey, işteysen çay paytişi yapabiyiyiz. Kuyabiye yeyiz. Babanem çok güsey yapıyoy. Biy de, biy de, şey, babanem de geyiy." Başını sallayarak kendisini onayladı.

Raif çenesini sıktı Minel'in yanaklarını öpmemek için. Bu sırada parmakları da Gülten'in belini daha sıkı -acıtmayacak şekilde sıkı- kavramıştı. Aktunaların inci tanesi fazla şirindi, dayanmak çok zor geliyordu bazen.

Bazen değil, çoğu zaman.

"Yaparız çay partisi, sen iste yeter."

"Ben de kurabiye yaparım. İstersen seninle şekil veririz canımın içi, bir sürü farklı kalıp aldım senin için."

Minel kaşlarını kaldırdı. "Yıydısyı vay mı?" diye sordu hemen. "Yıydısyayı seveyim."

"Var tabii ki."

"Tavşanyı, ayıyı? Biy de, şey, bayıkyı! Bizim, şey... Bayıkyay vay evimisin denizinde. Ama evimis yüskek, şey, yükşek, o yüzden göymüyoyuz. Babam öyye söyyedi."

"Onlar var mı emin değilim ama alırız, bugün bile alabiliriz meleğim. Alışveriş merkezinde market olduğuna eminim."

"Mayket. Büyük mayket mi?"

Raif alışveriş merkezindeki marketi hatırlamaya çalıştı, birkaç saniye sonra onayladı torununu. "Evet bir tanem, büyük market."

"Oyuncakçı vay mı oyda?"

"Vardır, neden soruyorsun dedeciğim? Bir şey mi almak istiyorsun? Alırız."

Yanağını Raif'e yasladı Minel. Eli ileri uzanacakken durdu, Raif'in künyesi olmadığını hatırladı, eli adamın yakasına çıktı, dikişlerle oynamaya başladı.

"Şey..." diye mırıldandı kız çocuğu. Bu sırada Gülten de dikkatle bakıyordu torununun suratına, soruların nedenini merak etmişti. "Hiç."

Raif bir şey söyleyecekti ama arabanın yanına gelmişlerdi, sustu. Minel'i çocuk koltuğuna oturturken -DNA testinin sonucu pozitif çıkar çıkmaz çocuk koltuğu sipariş etmişti torunuyla yapacağı gezileri düşünerek- da sessizdi ama şoför koltuğuna geçer geçmez hemen konuştu.

"Söyler misin bir tanem? Sana kızmayacağız, hem bugün sen ne istiyorsan o olacak ama bunun için bize isteklerini söylemelisin."

"Evet canımın içi, deden haklı. Hem biz senin babaannenle dedeniz, bizden çekinmene gerek yok. Aileyiz biz ve çocuklar ailelerinden bir şeyler ister, çok normal bu."

Minel tulumunu sıkıp bıraktı. "Şey..." dedi bir kez daha. "Babama hediye aymak iştiyoyum."

Raif kaşlarını kaldırdı, dudağının bir kenarı kıvrılırken Gülten hafif bir şaşkınlıkla güldü. "Neden babaannem?" diye sordu. "Babanın doğum günü de değil."

Minel bu soruya hemen cevap verdi. "Çünkü, çünkü, şey, babam çok iyi biyisi. Onu çok seviyoyum. Sonya, şey, bana biy süyü hediye aydı. Bis beyabey, beyabey oyun oynadık. Biy de güyünce..." Cümlesinin devamında getireceği kelimeleri bulamayınca başka bir cümle kurdu. "Babamın güymeşini seviyoyum. Hediye ayıyşam güyey."

Gülten derin bir nefes aldı, Raif'e baktı. Tatlı bir çaresizlikle "Bu ailedeki kızların babacılığını ne yapacağız biz?" diye sorduğunda Raif kendisine engel olamayıp sırıttı.

"Sen iste yeter bir tanem, alırız babana hediye."

Minel sevimli bir şekilde gülümsedi, tavşanına daha sıkı sarılırken "Teşekküy edeyim dede, teşekküy edeyim babane!" diye cıvıldadı. Camdan dışarı baktı, babasının ne kadar mutlu olacağını düşünürken ayaklarını salladı.

"Şey..." dedi birkaç dakika sonra, aklına gelen şeyle konuşmak istemişti. "Babam güyünce şuyda..." Yanağını gösterdi. "Biy şey oyuyoy. Böyye, şey, çukuy gibi. O ne?'

"Gamze, canımın içi."

Minel duraksadı, birkaç saniye sonra "Gamse mi?" diye tekrar etti, bu kelimeyi daha önce hiç duymamıştı. "O ne demek?"

Gülten güldü. "Babanın yanağındaki çukur gibi şeyin adı gamze."

"Neden vay gamse?"

"Öyle doğdu baban, özelliği o."

"Neden öyye doğdu? Neden benim gamsem yok? Gamsem oyşun, napıcam? Cevap veyiy mişin babane? Napıcam? Güymem mi geyek?" Son sorusundan sonra büyükçe gülümsedi.

Gülten de Raif de güldü, daha sonra Gülten arkaya uzanıp Minel'in çenesini okşadı şefkatle. "Gülüyor bir de, sen nasıl bir meleksin babaanneciğim? Bu şirinliğin kime benzedi?"

Minel hemen tebessümünü bozup heyecanla konuştu. "Babama bensiyoyum ben. Şey, benzemesek de oyuy. Çünkü, çünkü... Faykyı oymak güzey. Ama babama benziyoyum. Çünkü onun kısıyım. Babam benim babam."

"Gökhan'a şirin dendiğini duydum ya, bir yaşıma daha girdim."

Gülten Raif'i dürttü. "Minel'in önünde söyleme şöyle şeyler." diye fısıldadı. "Üzülecek çocuk."

"Ne dedim? Bir şey demedim." diyerek kendisini savunmaya çalıştı Raif. "Ben Gökhan'ı şirin bulmuyorum, küçükken evet, çok şirindi ama... Şöyle bakma Gülten, otuz yaşına gelmiş adam."

Gülten homurdandı. "Utanmasan 'Kazık kadar oldu.' da diyeceksin."

"Evet, oldu! Yine çok haklısın hayatım, öyle değil mi Minel? Babaannen çok doğru konuşuyor."

Minel neden bahsedildiğini anlamamıştı zira konuşma çok kısık seslerde geçmişti ama başını salladı. "Hıhı, öyye."

Raif keyifli bir şekilde güldüğünde Gülten başını iki yana sallayıp derin bir nefes verdi. Raif'in kıymetlisi olmak aynı zamanda şirketleri sallayan bu adamın çocuk yanını da görmek anlamına geliyordu.

"Cevap veymediniz. Neden? Gamsem oymayı. Gamse ayamas mıyıs? Babama hediye ayıyken... Oymas mı? Çok mu paya geyek? Payamıs mı yok? Paya biyiktiyebiyiyim. Kumbayam oyuy. Sonya gamse ayıyım, oymas mı?"

"Paramız var dedem." dedi Raif gülüşünü dizginlemeye çalışırken. "Ama gamze alınan bir şey değil."

"Ama neden?"

Minel'in üzgün suratını görünce hemen açıklamaya çalıştı adam, torununun somurtmasıma dayanamıyordu ve bu surat ifadesini başka bir şeyi istediği için yapmış olsaydı Raif gerekirse o şeyin fabrikasını kurardı.

"Gamzeyi göz rengi gibi düşünebilirsin. Babanın gözleri mavi, senin gözlerin yeşil, benim gözlerim kahverengi. Hepimizinki farklı ve bunu biz seçmiyoruz, doğunca oluyor. Gamze de öyle. Doğunca oluyor, biz seçmiyoruz."

"Doğunca oyuyoy. Biz seçmiyoyuz."

"Evet canımın içi, biz seçmiyoruz."

"Tamam."

Kabullendi, başını cama çevirip dışarıyı izlemeye başladı. Alışveriş merkezine gelip arabadan inecekleri vakit "Keşke bu hallerini videoya çekseydik..." diye hayıflandı Gülten. Raif kadının elini tutup dudaklarına götürdü, avuç içini öptü. "Üzülme bir tanem, başka bir zaman çekeriz. Minel hep burada."

"Doğru." deyip gülümsedi kadın. Minel hep yanlarındaydı.

"Gel babaannem." Gülten Minel'i koltuğundan aldı, yere bıraktı. O sırada Raif korumalarla konuşuyordu. "Her açıya bakacaksınız, gözünüzü dört açın. Hiçbir aksilik istemiyorum, tuhaf bir durum gördüğünüz an hem bize haber verecek hem de gerekeni yapacaksınız."

"Anlaşıldı Raif Bey."

Raif derin bir nefes alıp eşi ve torununa döndü, yüzüne bir tebessüm yerleşti. "Gelin, gidelim." deyip bir elini karısının beline koyup kadına hafifçe yön verdi, diğer eli ise inci tanesinin saçlarına gitti. Minel kıvırcıklarındaki dokunuşları hissedince başını kaldırıp dedesine baktı, adam bu bakışı görünce gülümsedi.

"Seni kucağıma alayım mı bir tanem, yürümek mi istersin?"

"Yüyümek iştiyoyum."

Yavaşça alışveriş merkezine girdiler, korumalar dört bir yanlarında yürüyordu ama arada hafif bir mesafe vardı, bu yüzden Minel etrafı görebiliyordu. Tavşanına sarılıp her yeri büyük gözlerle inceledi, ilk kez alışveriş merkezine geliyordu.

"Önce sinemaya mı gidelim, alışveriş mi yapalım, oyun mu oynayalım? Hangisini istersin Minel?"

"Biymem."

"O zaman şöyle yapalım..." diye araya girdi Gülten. Minel'den kesin bir cevap alamayacaklarının farkındaydı "Önce gezelim, biraz kıyafet bakalım. Yorulunca sinemaya gireriz, sonra yemek yiyip oyun oynarız. Ne dersiniz?"

"Bence güzel bir fikir."

"Bence de güsey babane."

Bir iki dakika kadar yürüdüler; pek insanın olmadığı, lüks bir markanın mağazasının önüne geldiklerinde durdular. "Buraya girelim mi canımın içi?" diye sordu Gülten hemen, Minel'in istemediği bir şeyi yapmak istemiyordu, onun için buraya gelmişlerdi.

"Oyuy. Işıkı da sayı. Sonya, şey, pembe biy eybişe vay. Bak!" Cam vitrin sayesinde içi gözüken mağazanın bir askısını işaret etti.

"Evet, çok güzelmiş o pembe elbise. Eğer sana uygun bir bedeni varsa alırız."

"Yoksa da yaptırırız." dedi Raif kayıtsızca. Minel Aktuna istiyorsa o elbise alınacaktı, başka bir ihtimal yoktu.

Minel utangaç bir şekilde gülümsedi mağazaya girerken. Çalışanlar korumalar dolayısıyla görmedikleri Aktunaları -magazinden ve haberlerden tanıyorlardı- içeri girince gördü. İçeride tek tük insan vardı, bu yüzden tüm dikkat bu çifte kaydı.

"Raif Bey, Gülten Hanım, hoş geldiniz." Bunu diyen çalışan kendisini inceleyen küçük kızı görünce duraksadı, ne diyeceğini bilemedi, Raif ve Gülten aynı anda ve yumuşak seslerle konuştular. "Minel Aktuna."

Aktunaların bir kız torunu olduğu haberlere çıkmıştı ama bir kanıt yoktu, kimse Aktunaların yanında defalarca görülen Minel'in videosunu veya fotoğrafını paylaşamamıştı çünkü paylaşırlarsa başlarına bela alırlardı.

Raif ve Gülten, torunlarının medyaya düşmemesi konusunda çok katılardı. Raif uyardığı halde bunu yapanların, torunlarının fotoğraflarını manşetlere basan veya onları gittikleri yerlerde darlayan insanların mahkemeye verildiği ve işlerinden olduğu bilindik bir gerçekti.

Bu birkaç durum dolayısıyla yeni torun Aktuna bir gizem olarak kalmıştı ama şu anki tabloya bakılırsa gerçekler ortadaydı, cidden bir torunları daha vardı. Bu zamana kadar onu nasıl medyadan, söylentilerden, kısacası herkesten bu derecede başarıyla sakladıkları ise ayrı bir gizemdi.

"Hoş geldiniz Minel Hanım."

Minel kendisine hanım diye hitap edilmesiyle duraksadı, kaşları şaşkınca kalkarken kadını incelemeye devam etti. Babasının ona "Minel Hanım" dediği olmuştu ama başkalarının söylemesi tuhaf geliyordu.

"Ne bakıyordunuz acaba? Yardımcı olalım."

Gülten kibar bir şekilde gülümsedi, hareketlerinden zarafet akıyordu ve herkes bunu görebiliyordu, belki de bu yüzdendi bu kadına zoraki bir saygı değil, hayranlık beslemeleri.

"Açıkçası bilmiyoruz, buraya Minel'imiz için geldik. O ne isterse o olacak."

Minel ismini duyunca babaannesine baktı, Gülten de bunu görüp gülümsedi. Eteğine dikkat ederek yere çöktü, torununun göz hizasına geldi. "Ne istersen onu seçebilirsin canımın içi, senin için buradayız. Mağazayı istediğin gibi gez, olur mu?"

"Oyuy."

Tavşanına sıkıca sarıldı, ufak adımlarla ve mırıl mırıl konuşarak mağazayı gezmeye başladı. Gözleri özellikle canlı renklere takılıyordu.

"Buydakiyey koyu yenk. Babam şevey bu yenkyeyi. Maviyey vay! Bak tavşan, göydün mü? Mavi etek vay, eybişe vay. Ama büyükyey için. Çocuk yeyine gideyim."

Konuşa konuşa mağazının çocuk bölümüne ulaştı. Korumalar, babaannesi, dedesi ve çalışanların birçoğu da onu izliyordu.

"Çocuk yeyine geydik! Buyda bisim için şeyyey vay. Buydakiyeyi giyebiyiyim, küçükyey. Şey, bak, pembe eybişe vay. Güsel eybise. Hıı, bak, sayıyay vay!"

Sarı gördüğü tarafa koştu hemen, cıvıl cıvıl elbiseleri görünce durdu, boyu yetmediği için uzanamadığı kıyafetlere hayranlığının etkisiyle büyümüş gözlerle baktı.

"İsterseniz kıyafetleri indirip gösterebiliriz."

Çalışan kadının söyledikleriyle başını o tarafa çevirdi, üzerindeki bakışları fark edince utandı, yanına gelen dedesinin bacağına sarılıp kendisini gizledi. Raif torununun bu tavrına gülerken "En iyisi tüm kıyafetleri indirmeniz." diye yanıt verdi kadına.

"Kaç yaşında acaba? Yaşına uygun kıyafetlerini indirelim."

"İki yaş kıyafetleri iyi olur."

Minel üç yaşında olabilirdi ama tüm kıyafetleri iki yaşa göreydi, Hakan'ın ona ilk başta aldığı kıyafetler kız çocuğuna genelde bol ve uzun olunca fark etmişlerdi daha küçük şeyler almaları gerektiğini ama bunu kıyafetlerin kalıbına yormuşlardı, Minel'in normalden bu kadar küçük olacağı akıllarına gelmemişti diğer torunları için de vaktinde yaşlarından büyük şeyler almak zorunda kaldıkları, çocuk kıyafetlerinin kalıplarına artık güvenmedikleri için.

Tüm kıyafetlerden iki yaşa uygun olanlar seçilerek askıdan indirildi, farklı çalışanlar bu askıları tutarken Raif bacağındaki kolları çözdü, diz çöküp inci tanesiyle göz göze geldi, yanağını okşadı yavaşça.

"İstediğin kıyafeti seç bir tanem, istersen burada veya evde deneyebilirsin, bu da senin tercihin. Hiçbir şeyden çekinmene gerek yok, tamam mı?"

"Tamam."

Kız çocuğunun zayıf sesi Raif'in gülümsemesine neden oldu, ayağa kalkmadan önce kızın alnına minik bir öpücük bıraktı.

Minel askıdaki kıyafetlere göz gezdirdi. Çiçek desenli, sarı elbiseyi gördüğünde durdu. Çiçekleri inceledi, daha sonra dedesiyle babaannesine döndü.

"Evimisin çiçekyeyi vay. Bu çiçekyey gibi. Hem de biy süyü."

"Onu mu alalım yani canımın içi?"

"Biymem."

Anladılar kızın o elbiseyi istediğini, Gülten hemen yanında duran kadın çalışana baktı, elbise paket yapılmak için kasaya götürüldü çarçabuk.

Minel'in ikinci durağı sarı bir tulum oldu. Ellerini kumaşın üzerinde gezdirdi, parmaklarındaki hissiyat kıkırdamasına neden oldu. "Bak babane!" dedi heyecanla arkasına dönüp. "Bunun şeysi faykyı."

"Kumaşı mı babaanneciğim?" dedi Gülten kendisi de tuluma dokunurken. Kottan yapılmıştı.

"Kumaş mı?" diye sordu Minel sesini kalınlaştırıp. "O da ne?"

Kadın güldü torununun bu tepkisine, yanağını yavaşça okşarken "Kıyafetin yapıldığı şey." diye açıkladı. "Mesela bu kot, şu da kadife."

Minel kadifeye uzandı, dokusu çok farklıydı, farklı ama güzeldi. Derin bir nefes alıp kumaşa daha çok yaklaştı, kadifenin hissettirdiklerini çok sevmişti, mest olmuş bir şekilde parmaklarını dolaştırdı hırkanın üzerinde, bu birkaç dakika sürse de kimse müdahake etmedi kız çocuğuna.

Raif kolunu eşinin beline sararken "Sence modacı mı olacak?" diye sordu kısık bir sesle. Gülten kocasının elini tuttu, belini kavrayan bu eli başparmağıyla okşarken "Bilmiyorum." dedi derin bir nefes alıp. "Hale için de aynısını düşünüyorduk ama şirkette çalışıyor."

"Tüm moda haftalarına da gidiyor ama."

"Onu yapmaması imkânsızdı, Minel de moda haftalarına gider ama başka bir mesleği seçebilir."

Bir süre sessiz kaldılar, sarı kıyafetlerin kumaşlarına dokunup farklı bir tane bulduğunda dakikalarca oyalanan kızı seyrettiler sessizce.

"Hangi mesleği seçtiği önemli değil." dedi Raif. "Başarılı olacağına eminim."

"Ben de." diye onayladı Gülten, hiç düşünmemişti. Devam etmeden önce gülümsedi. "Ne olursa olsun işini çok iyi yapacak ve biz de ona destek olacağız."

.

.

.

"Patlamış mısırlarda bir şey olmadığından nasıl emin olacağız?"

Raif sakince yanıtladı eşinin endişeyle harmanlanmış sorusunu. "Korumalardan biri patlamış mısır makinesinden alacak mısırları, sinema çalışanlarından biri değil."

Gülten rahat bir nefes verdi; elini tutup yürüyen, bu sırada sürekli etrafa bakan, genç kızların üzerinde güzel bir elbise gördüğünde kız gözden kayboluncaya kadar elbiseyi inceleyen torununa baktı.

Sinemanın önüne geldiklerinde bir şey demelerine gerek kalmadı, bir çalışan onlara eşlik etmek için gelmişti. Raif patlamış mısır olayını daha önceden belirttiği için korumalardan biri hemen oraya yöneldi.

"Neden duyduk babane? Neden duyduk dede? Gitmicez mi sinemaya? Napıcaz?"

Raif Minel'in saçlarını okşadı uzanıp. "Hayır bir tanem, patlamış mısırlarımızın getirilmesini bekliyoruz."

"Ne?"

"Patlamış mısır."

"Patyamış mışıy." diye tekrar etti Minel. Bir tek çizgi filmlerde patlamış mısır görmüştü, yiyeceği için heyecanlanacaktı ama bir anda hüzün çöktü yüzüne, belki de sadece babaannesi ve dedesi yiyecekti, Minel'e almayacaklardı. Tulumunu sıktı.

Raif ve Gülten kız çocuğuna üstten bakıyorlardı, bu yüzden fark etmediler yüzündeki değişimi.

"Buyrun Raif Bey, Gülten Hanım." Koruma Raif ve Gülten'e patlamış mısırlarını verdikten sonra hafifçe eğildi, sarı kutulu patlamış mısırı Minel'e uzattı. "Buyrun Minel Hanım."

Minel kendisine uzatılan kutuyu görünce gülümsedi, heyecanla "Benim mi?" diye sorduğunda "Tabii ki senin canımın içi." cevabını aldı.

"İstersen tavşanını ver dedeciğim, ben sinemada sana geri veririm, yanına oturtursun, olur mu? Böyle mısırını tutarken zorlanırsın."

"Oyuy." Tavşanını Raif'e uzattı. "Ama yütfen dikkatyi oy dedecim."

Raif derin bir nefes aldı, bu sevimlilik fazlaydı. "Tamam güzelim, dikkatli olacağım."

"Teşekküy edeyim."

Tavşanı gidince boşta kalan elleriyle iki yandan tuttu patlamış mısır kutusunu, başını kaldırıp korumanın yüzüne baktı. "Teşekküy edeyim."

Koruma tepki vermedi, belirli şeyler dışında konuşması yasaktı. Geri çekildi düz bir suratla. Minel buna aldırmadı, mutluluğunu hiçbir şey geçiremezdi.

"Şimdi gidicez, uzun saçyı pyenşeşi izyicez. Sonya, sonya, şey, yemek yicez. Babama hediye ayıcaz. Sonya... Oyun oynucaz." Başını sallayarak kendisini onayladı.

Yavaş adımlarla sinema salonuna girdiler, merdivenleri çıkarken "Hayı vay yeyde!" dedi Minel heyecanla. Ayaklarını yere basınca çıkan sesler onu şaşırttı, birkaç kez ayağını yere vurdu. "Ses çok... Çok, şey, değişik. Neden böyye?"

"Ses dışarı çıkmasın diye."

"Neden?"

"Ses dışarı çıkarsa diğer salondakiler filmlerinin sesini duyamaz."

"O saman üzüyüyyey, di mi?"

"Evet bir tanem, üzülürler."

Bunu söylerken arka sıranın bir iki sıra önüne gelmişlerdi. "Ortaya oturalım canımın içi." deyip Minel'i sırtından hafifçe destek vererek yürüttü Gülten.

"Ama babane..." dedi Minel etrafına bakınıp. "Koytukyay yok ki!.. Kıyıymış, neyeye otuycaz? Ayakta mı izyicez? Yoyuymaz mıyız? Dedem yoyuymaz ama, şey, ben yoyuyuyum. Çocukyay yoyuyuy. Şey, ben de çocukum. Napıcaz bu yüsden?"

Raif güldü, Minel'i belinden kavrayarak kucağına aldı, boynundan birkaç kez öptü. "Koltuklar kırılmadı dedem, böyle açacağız."

Koltuğun açılışını gösterdiğinde Minel "Hııı!" dedi şaşkınlıkla. "Bu ne? Açıydı. Çok değişikmiş! Neden böyye? Neden? Neden açık değiy? Neden kapayıydı? Cevap veyiy mişin dede? Cevap veyiy mişin babane?"

Raif Minel'i koltuğa oturdu, tavşanını da yanına koydu. Gülten bir yana, o bir yana otururken "Böyle olunca daha kolay geçebiliyoruz koltuklarımıza, koltuklar hep açık olsa zorlanırdık."

"Tamam."

Gülten torununun tepkisine gülüp sarı saçlara narin bir öpücük bıraktı. "Babaannem..." dedi sonra, aklındaki şeyleri unutmadan söylemek için aceleyle. "Duvardaki ışıklar kapanacak ama merak etme, bir sürü ışık olacak filmden dolayı, karanlıkta kalmayacağız. Bir de film sırasında çok gerekli şeyler dışında konuşmamamız lazım. Burada biri olmayabilir ancak bu, sinemanın kuralı."

Minel'e bunu söylüyordu çünkü kız çocuğunun bu kuralları başka bir yerde, kurallara uymadığı için uyarılmasıyla utanarak öğrenmesindense ailesinden öğrenmesinin daha iyi olacağını biliyordu.

"Tamam, konuşmucam. Çok sessis oyucam babane."

"Gerekli bir şey olursa, tuvalete gitmen gerekirse konuşabilirsin; tamamen sessiz olmana da gerek yok canımın içi."

"Tamam, öyye oyuyşa konuşucam."

Gülten gülümsedi, arkasına yaslandı. Birkaç dakika sonra konuştu Minel. "Kayanyık oymucak, di mi?"

"Olmayacak bir tanem, biz senin karanlıkta kalmana izin vermeyiz."

"Geyçekten mi?"

"Gerçekten."

Minel rahatladı, arkasına yaslandı, patlamış mısırlarına takıldı gözleri. Hemen yemek istemiyordu, yavaş yavaş yiyecekti. Gülümsedi sarı kutuya bakarken, ilk patlamış mısırıydı, ilk kez alışveriş merkezine geliyordu ve ilk kez sinemada film izleyecekti. Gülümseyişi iyice büyüdü, ayaklarını salladı. Bugünü hiç unutmayacaktı.

Beş dakika kadar sonra film başladı. Minel hemen odaklandı beyaz perdeye yansıyan dünyaya. Mısırından bir taneyi ağzına attı, diline dağılan sıcak patlamış mısırının hafif tuzlu tadıyla ve yumuşak dokusuyla mutlu oldu, bu yiyeceği sevmişti.

Tüm filmi sessizce izlediler, sinema salonu onlara ayrıldığı için ara da vermemişlerdi. Minel tuvaleti gelseydi söylerdi sonuçta. Patlamış mısır kutuları da büyüktü, tekrar mısır almaları da gerekmemişti.

Film bittiğinde ve ışıklar yeniden açıldığında Minel gözlerini ovuşturdu, ışığa alışmaya çalıştı. Raif ve Gülten güldüler onun bu haline, kız çocuğunun yaptığı her şey çok sevimli geliyordu gözlerine.

"Çıkalım mı sinemadan canımın içi?"

"Şşşt babane..." dedi Minel fısıldayarak. "Konuşmamayışın."

"Film bitince ve ışıklar açılınca konuşabiliriz babaanneciğim."

"Ben de konuşabiyiy miyim?" Hâlâ fısıldıyordu.

"Tabii ki konuşabilirsin."

"Tamam."

Yavaşça çıktılar sinema salonundan. Minel yine ayaklarını hafifçe yere vurup çıkan sesi dinledi, hatta kıkırdadı.

"Sevdin mi filmi?"

"Hıhı. Çok şevdim. Pyenşeş çok güseydi. Hem, şey, hem sayı saçyayı vaydı. Gösyeyi de yeşiydi. Benim saçyayım da sayı, gözyeyim yeşiy. Ona bensiyoyum, Yapunzey'e. Ama en çok babama, benim babama."

"Evet, senin baban." dedi Gülten yavaşça. Hale'de yaşadıklarını Minel'de de yaşıyordu, aşırı bir babacılık söz konusuydu iki Aktuna'da da.

"Şimdi yiyeceğimiz yemekleri seçelim. İstediğin her şeyi alabilirsin bir tanem, sağlıklı olmasına da gerek yok, bugün ufak bir fast food kaçamağı yapabiliriz."

"Raif, sağlıksız şeyler mi yiyecek küçücük çocuk?" diye sitem etti Gülten hemen.

"Hayatım, ara sıra onları da yemeli. Bu çocuk büyüyünce hamburger yemeden, pizza yemeden duracak mı sence? Hem burada sağlıklı ne yiyebilir? Ton balıklı salata mı alacağız benim torunuma?"

"Hemen kendini haklı çıkarıyorsun." diye söylendi kadın küskün bir tavırla. "Hem de haklı olan kişi benken bunu yapıyorsun."

Raif gülümsedi, karısının şakağına yumuşak bir öpücük bıraktı. "Yine haklısın bir tanem, ben sadece bazı yaramazlıklara izin veren babaanne ve dede olalım diyorum."

"Tamam ama bir seferlik."

"Evet hayatım, bir seferlik."

Bunları konuşurken yemek yerlerinin olduğu kısma gelmişlerdi. Durdular, Gülten dizleri üzerine çöküp Minel'le göz göze geldi. "Yiyeceklerin fotoğrafına bak canımın içi, hangisini canın çekerse onu alalım. Çekinmene gerek yok, dedenle biz de yemek yiyeceğiz. Evde nasıl yemek yiyorsak öyle düşün, tamam mı babaannesinin meleği?"

"Tamam."

Dolaştıkları beş dakika boyunca Minel sesini çıkarmadı. Raif de Gülten de bu durum hakkında bir şey söylemediler ne birbirlerine ne de kız çocuğuna, çekingen olması normaldi, daha birbirlerini iki aydır ancak tanıyorlardı.

"Çocuk menülerini sever misin babaannem? İstersen onlardan alabiliriz. Hamburger yer misin?"

Minel "Biymem." dedi zayıf bir sesle. Daha önce hamburger yememişti.

Anladı iki Aktuna da Minel'in daha önce hamburger yemediğini, Raif yumuşak bir sesle sordu. "Denemek ister misin? Sevmezsen başka bir şey alırız bir tanem ama ben seveceğini düşünüyorum."

"Oyuy."

"Gel, çocuk menüsünün oyuncağını seçelim."

"Oyuncakı mı vay? Geyçekten mi?"

"Gerçekten."

Oyuncakların olduğu dolaba yaklaştılar, Minel hemen Şirine'yi gösterdi. "Şiyine'yi ayayım, mavi, çok güzey."

Raif korumalardan birine işaret verdi, adam yanına gelince açıkladı ne istediğini. "Çocuk menüsü alacaksın, oyuncak şu, içecek olarak da..." Minel'e sorsa kız çocuğunun cevap vermeyeceğini biliyordu, yemeklerde neyi daha çok içtiğini hatırlamaya çalıştı. "Şeftalili soğuk çay olsun."

Derin bir nefes aldı, daha ciddi bir tonla devam etti. "Başka birine verilen soğuk çayı ve hamburgeri o kişilere para vererek al, sonra çocuk menüsü sipariş edip oyuncağı al. Patates normal boyda olsun, soğan halkası ve peynirli çubuklardan da al ama onları da başkasından."

Yemeklere bir şey katılması olasılığıyla böyle davranıyordu. Başka biri için hazırlanan şeyleri alırlarsa bir sıkıntı çıkmazdı, kendisi ve Gülten için de öyle yapılmasını sağlayacaktı.

"Biz ne yiyelim Gülten?"

"Biz de hamburger alalım, meleğimle yeriz."

"Tamam, öyle yapalım."

Bir masaya oturdular, alışveriş merkezinin katlarını yanlarındaki cam sayesinde görebiliyorlardı. Minel ellerini ve burnunu cama yapıştırdı. "Büsbükük ev!" dedi şaşkınlıkla. Kapalı otoparktan girdikleri için alışveriş merkezinin kaç kat olduğunu ancak görüyordu.

"Buyayı naşıy yaptıyay? Yego gibi mi? Biybiyine mi ekyiyoyyay? Yüyüyen meydivenyey naşıy? Yüyüyeyek mi geyiyoyyay? Adyayı o yüsden mi öyye? Cevap veyiy mişinis?"

"Burayı iş makineleriyle yapıyorlar güzelim."

"İş makineyeyi mi? Onyay da ne?"

Cebinden telefonunu çıkardı Raif, bir inşaat videosu açtı. "Bak, bunlar." deyip kepçeleri ve vinci gösterdi. Minel telefona odaklandı. "Şey..." dedi sonra. "Böyye oyuncakyay vay, di mi?"

"Evet canımın içi, genelde erkekler bu oyuncaklarla oynuyor ama istersen sen de oynayabilirsin, ilgin varsa eğer."

"Ben bebekyeyi seviyoyum. Bunyay, şey, bunyay değişik." Raif Minel'in saçlarını karıştırdı yavaşça. "Burayı bu ve buna benzer iş makineleriyle inşa ediyorlar." diyerek açıklamasını bitirdi.

"Yüyüyen meydivenyey?"

"Yürüyen merdivenlere öyle denme nedeni hareket etmeleri, gerçekten yürümüyorlar yoksa."

"Tamam."

Cama döndü kız çocuğu, etrafı izlemeye başladı. Bir sürü insan farklı yönlere gidiyordu, her biri farklı şeyler giyiyorlardı, ellerinde çantalar vardı, çok tuhaf bir dünyaydı burası inci tanesine göre. Daha önce hiç bunca insanı bir arada görmemişti.

"Buyrun, yemekleriniz."

Üç tepsi masaya bırakıldığında masaya çevirdi bakışlarını küçük kız. Hemen Şirine'yi aldı. "Yeni oyuncakım oydu!" diye cıvıldadı. "Teşekküy edeyim!"

"Bir şey değil dedem, hadi, soğumadan ye."

İnci tanesi önündeki hamburgere baktı, bunu da çizgi filmlerde görmüştü ama nasıl yemesi gerektiğini bilmiyordu. Babaannesine ve dedesine kaçamak bakışlar attı, onların tuttuğu gibi tuttu hamburgeri. Minik bir ısırık almaya çalıştı, bu sırada burnunu ketçap yapmıştı.

"Hıı..." dedi lokmasını yutunca. "Çok güzeymiş tadı."

Gülten gülümsedi, torununun ketçap ve mayonezini açtıktan sonra patatesleri, soğan halkasını ve peynir çubuklarını işaret etti. "Bunlardan da ye canımın içi, en azından bir tanesini seveceğine eminim."

Minel hepsini denedi, soğuk çayından da içti. Bir yandan da lokmaları arasında konuşup yediklerini yorumluyor, dikkatini çeken şeyleri söylüyordu.

"Bu, şey, şeftayiyi. Bunda da yeşiy şeyden vay. Kışıyda da bundan vay. Ama şey, oyda soyucan gibi. Buyda, buyda düs. Tekeyyeke benziyoy, yuvayyak. Peyniy de vay, sayı. Değişik peyniy. Şevdim. Sonya, sonya... Domateş vay. Bu çubukyayda da peyniy vay. Kıyıyınca, şey, kıyıyınca akıyoy. Yumuyta kıyınca böyye oydu, ayakıma döküydü. Ona benziyoy. Bu yuvayyakyayı anyamadım. Ama tatyayı güsey."

"Soğan halkası meleğim o."

"Ne?" Şoke olmuştu kız çocuğu, Gülten ve Raif onun bu tepkisine güldüler ne soracağını merakla beklerken.

"Şoğan mı? Ama şoğan yakay. Bu yakmıyoy. Şey, hem, hem... Şoğanın yengi faykyı. Bu sayı."

"Kızardığı için öyle dedeciğim. Yemeklerde de soğan yakmıyor mesela."

"Geyçekten mi?"

"Gerçekten."

"Şaşıydım."

Gülten dayanamadı, Minel'in saçlarından öptü.

İnci tanesi tepsideki her bir yiyeceğini sevmişti, yine de hepsini bitiremedi. Dedesi ve babaannesi ona çok fazla şey almışlardı, midesi bu kadarını kaldırmazdı.

"Daha fazla yemeyeceğine emin misin?"

"Hıhı. Yiyemiyoyum."

Raif tepside kalanları ziyan olmasınlar diye bitirdi, zaten tek lokmalık şeylerdi. Gülten çantasından ıslak mendil çıkarıp Raif'e bir tane verdi, başka bir ıslak mendilleyse Minel'in ufak ellerini sildi. Boğumları tombul parmaklar gülümsemesine neden oldu kadının.

"Şimdi babana hediye alalım, ne alacaksın, aklında bir fikir var mı?" diye sordu Minel'in ağzını ve ketçap mayonez bulaşan ufak burnunu da sildikten sonra.

"Vay. Oyuncakçıya gidebiyiy miyiz?"

Raif kaşlarını kaldırırken Gülten de ondan farklı değildi. Emin olabilmek için sordu Raif. "Oyuncakçıya mı?" Arabada da oyuncakçıyı sorup babasına hediye alacağını söylemişti inci tanesi ama bir dil sürçmesi olduğunu, ne alacaksa marketten alacağını düşünmüşlerdi. Anlaşılan oydu ki yanılıyorlardı.

"Hıhı."

Daha fazla soru sormadılar, Minel tavşanıyla konuşurken bir alt kattaki oyuncakçıya indiler. Minel mağazaya girer girmez etrafına bakındı, gözleri bebeklere bir süre takılsa da oyalanmadı, mağazanın içlerine doğru ilerleyip erkekler için tasarlanmış oyuncakların olduğu bölümde durdu.

"Şimdi babama ayaba ayıcaz. Ayabamısın aynışından. Çünkü babam ayabamızı seviyoy tavşan. Oyuncakı da şevey." Başıyla kendisini onayladı.

Arabaların olduğu kısma geldiğinde gözleri hep siyah arabalardaydı, babasının spor arabasına benzeyen bir araba bulduğunda gözleri büyüdü. "Ayabamısı buydum!" dedi sevinçle. Metal arabayı kutusuyla birlikte raftan indirdi zar zor.

"Buydum dede, buydum babane! Bak! Bizim ayabamız!"

Arabanın markası farklıydı, sadece görünüşü benziyordu ama Raif bozmadı torununu. "Aaa!.." dedi sahte bir şaşkınlıkla. "Gerçekten sizin arabanız."

"Di mi?" dedi Minel heyecanla gülümserken. Kutuyu kendisine bastırıp başını yasladı kutunun üzerine. "Babam mutyu oycak, güyücek. Gamsesi oycak." Yerinde sallandı kıkırdayıp.

Gülten hafifçe eğilip torununun yanağını okşadı. "Kutuyu bana ver canımın içi, sen kendine oyuncak seç."

"Bana mı oyuncak?"

"Evet, sana oyuncak. İstediğin her şeyi alabilirsin."

"Ama..." diye mırıldandı Minel. "Oyuncak aydım, babama aydım. Biy tane daha mı ayıcam? Ama, şey, vay mı payamıs?"

"İnan bana." dedi Raif rahatça. "İstemediğin kadar paramız var Minel."

"İştemedikim kaday mı?"

Gülten Raif'e baktı, güldükten sonra Raif'in cümlesini "Çok paramız olduğunu anlatmak istedi deden." diye açıkladı Minel'e dönüp. "Hadi babaannem, seç."

Minel bebeklerin olduğu tarafa gitmedi, kafasını kaldırıp arabalara baktı yine. Alt rafta duran sarı, metal, eski model bir arabayı aldı. "Benim de ayabam oyucak." dedi tatlı tatlı. "Babam gibi."

Küçük kalbi babasına benzeyecek olmanın, dev adamın sevdiği bir şeyi sevmenin, ortak bir nokta paylaşmalarının mutluluğuyla dolmuştu.

"Başka bir şey almayacak mısın? Bebekleri çok seviyorsun."

"Bebekyeyim vay. Yapunzey bebekim vay. Baybiyeyim vay. Doktoy bebekim vay. Sonya, şey, şey... Köpekyi bebekim vay. Hayvan doktoyu bebekim vay."

"Hayvan doktoruna veteriner diyoruz.

"Veteyiney mi?"

"Evet, veteriner."

"Veteyiney doktoyu bebekim vay."

Kasaya giderlerken duydukları "veteyiney doktoyu" iki Aktuna'yı da güldürürken üçüncü ve en ufak Aktuna neden gülündüğünü anlamadı, yeşil gözlerini merakla açarken sordu.

"Neden güydünüz? Komikim diye mi?"

Sözlü bir cevap alamadı. Dedesi tarafından boynundan öpülürken babaannesinin şirinliği ve akıllılığı hakkındaki iltifatlarını duydu.

نهاية الفصل

3 تعليق