تخطٍ إلى المحتوى

Lain

الفصل 1 · قراءة 3 دقيقة

Lain

الفصل 1

1. Bölüm

Bir lambanın parlaklığına esir oldu ruhum. Koştum, deli gibi koştum… Bir şeyleri düzeltmek için. Olmayacağını bile bile, sessizce. Gözlerim patlamış lambaya kilitlenmiş, bedenim yerde, ruhumsa kayıplardaydı. Yere uzanmış hâlde, neyin ne olduğunu çözmeye çalışıyordum. Canım acıyor, ruhum ise bu acıdan garip bir haz alıyordu. Lamba patlaktı, gözümü kamaştırıyordu; ölüydü, her şey gibi. Patlak bir lamba, kırılmış bardaklar ve solmuş çiçekler arasında tek nefes alan bendim. Belki onlara özendiğim için, belki de bu araftan yorulduğum için… Bilmiyorum. Ama artık nefes alan tek kişi olmaktan bıkmıştım. Bedenim, ölü olan ruhuma acınası bir hâlde özeniyor, sessizce yerde yatıyordu. Ruhum belki ölüydü ama o da huzura erememişti. Cehennem azabında yanmasına rağmen bedenim onun yerine geçmekten başka bir şey dilemiyordu. Biraz korkuyordum… Neyden ve nasıl bilmeden, deli gibi korkuyordum. Ellerim titriyor, tırnaklarımı avuçlarıma geçirerek titremeyi durdurmaya çalışıyordum. Nafileydi. Korku her zerreme hükmederken ben, yalnızlığa bu kadar alışmışken bedenim ölüme, ruhum ise arafa âşıkken, korkudan delirmeye ramak kalmıştı. Yaşam zor geliyordu. Her hücrem farklı bir şeyden şikâyet ederken, stresten midem bulanıyor, zorlukla ayağa kalkmaya çalışıyordum. Elimde açtığım yaraların acısını umursamamaya çabalayarak duvardan destek aldım ve ayağa kalktım. Kırık camları toplamaya başladım. Her bir cam parçası bir insan gibi, ruhu parçalanmış bir insan gibi… Ayna oluyordu bedenime. Kendimi gördükçe deliriyormuş gibi hissediyordum. Delirmek aslında bir lütuftu. Çünkü delirmezsem, nefesimi bitirecektim, kendimi boğarak. Zamanın nasıl geçtiğini bilmiyordum. Gözyaşlarım akmıyor, kim olduğumu hatırlamıyordum. Duşa girdim. O an tek bir dileğim vardı: “Ben bir balığım… Suda yaşıyorum, susuz ölüyorum…” Bunu kendime değil, Tanrı’ya kabul ettirmeye çalışıyordum. Çünkü eğer balık olduğuma ikna olursa, sudan çıkacaktım. Yüzümü, bütün bedenimle birlikte küvetteki ılık suyun içine gömdüm: “Ben bir balığım, suda yaşıyorum, susuz ölüyorum. Ben bir balığım, suda yaşıyorum, susuz ölüyorum. Ben…” dedim Tanrı’ya yalvarırcasına. “…bir balığım…” dedim, balık olduğuma herkesi ikna etmeye çalışırcasına. “…suda yaşıyorum, susuz ölüyorum…” dedim, her şeyi sonlandırmak istercesine. Saatleri bilmiyorum, günleri saymayı da beceremedim şimdiye kadar. Kendimi yitireli ne kadar oldu, sayamadım. Neden bir saatin hesabını tutayım ki? Aklım bir karış havada, sessizlik her yere hâkim. Bekliyorum, gelmiyor. Neyi beklediğimi bile soramıyorum; hakkım yok. Odamda sadece oturuyorum, duvara bakıyorum öylece. Ölsem diye düşünüyorum. Ölsem kim fark eder, kim acı çeker? Arkadaşım olsa ne olurdu, diyorum. Belki normal bir yaşantım olurdu. “Normal” ne? Onu da bilmiyorum. Bilmediğim şeyleri bilerek yaşıyorum. Yaşıyor muyum? Hayır, arafa sıkışmışım. Onu biliyorum. Sessizleşiyorum. Sanki az önce bir konserden çıkmışçasına kulağımın ağrısını dinliyorum. Susuyorum. Yapacak başka ne var? Bilmiyorum. Ben ben olmayı yitirmişken yaşamaktan bana ne? Sus diyorum, konuşuyorum. Aptal bir balık gibi suda çırpınıyorum sadece. Kendimi çözemiyorum. Canım acıyor, onu biliyorum. Ama bu acının nedenini bile bilmiyorum. Sokuluyorum kendime, sarılacak başka kimsem yok. Kendime sarılıyorum, sanki kendimi çok seviyormuşum gibi. Ağlamak istiyorum; gözümden bir damla yaş akmıyor. “Tanrım” diyorum, “Al beni, kurtar.” Bekliyorum. Neyin olduğunu bilmeden bekliyorum. Neyi diye sormadan. Acı çekişimi dışarıdan izliyor, en içten bir şekilde yaşıyorum. Ben ben olmayı yitirmişim; yaşamaktan bana ne? Canımın acısına sustum da, ben yine kim olduğumu bulamadım. Her şeyin sonu olan ruhumun kemikleri sızlıyordu da, buna da sustum. Kendine acımanın dibini yaşadım, sona kendimi sürüklerken. Sevecek birini aradım, kimse yoktu etrafımda. Sahi neydi yalnızlık? Hayatım boyunca yalnız olmuştum, peki ama gerçekten neydi yalnızlık? Çözemiyordum. Çözemeyecektim. Çünkü insan aksini bilmeden bir şeyi nasıl anlayabilirdi ki? Ve ben aksini asla yaşayamadan, kimsesiz bir çocuk gibi sona yaklaştığımı hissediyordum. Ama o ince çizgiden bir türlü geçemiyordum. O çizgi zamanla kalınlaşıyor, yavaş yavaş boynuma dolanıyordu. Hissettirmeden, yavaşça… Hissedeceğim gün, boğulduğum gün olacaktı. Ve ben o günün gelmesi için deli gibi sabırsızlanıyordum. Çünkü kimsesiz bir çocuk kendini asmışsa, bir insan en fazla ne kadar üzülebilirdi ki?

نهاية الفصل

1 تعليق