تخطٍ إلى المحتوى

KUTU

الفصل 2 · قراءة 4 دقيقة

KUTU

الفصل 2

Geçmiş

Kutunun dışına çıkıp merdivenleri inerken yüzüne yayılan ıslaklığı elinin tersiyle kuruladı. Gitme! demişti. Çatıdan damlayan yağmur üzerine yağarken yalvarmıştı. Tırnaklarına kadar titrediğini, arkasından koşmak için her kalkışında düştüğünü hatırlıyordu.

Elindeki çantayı masanın üzerine fırlatarak koltuğuna çöktü. Elleri yüzünü sıvazlarken öfkeli bir tekme savurdu masaya. Geri savrulan masa karşısındaki koltuğa kadar ilerledi ve üzerindeki çanta kayarak yere düştü.

İnanmamıştı. Yine yanlış yaptığı için onu cezalandırdığını düşünmüştü. Oysa kadının düşünceleri çok daha farklıydı. Onu yük olarak gördüğü için terk etmişti. Gittiği her yere peşinden sürüklemekten yorulmuş ve yanında doğuracak bir boğaz daha istememişti. En acısı ise bir başkasının sunduğu rahatlık için onu terk etmiş olmasıydı. Diğerleri için onu affetse de bunun için onu affedemezdi.

Babası olacak adamı hiç tanımamıştı. Ancak annesinin hayatını genç yaşta mahvettiğini biliyordu. Defalarca dile getirmişti kadın. Eğer onunla tanışmamış olsaydı okuluna devam edecek ve kendi ayakları üzerinde durabilecekti. Yapamamıştı. Bir anlık hataydı... Keşke ona karşı koyabilseydim… Kaç kez bu sözleri sayıklamıştı? Ağladığı birçok gece saldırganlaştığını ve onu hırpaladığını hatırlıyordu.

Hayatına giren çok fazla adam olmasına rağmen asla doğru kişiyi bulamamıştı. Her gidişinde yüzünde bir umut, her dönüşünde ise bir kırgınlık vardı. Yine de gitmeyi seçmişti. Yabancı insanlar için kanından vazgeçmişti. Hayır. Bunu kendisi için yapmıştı.

Ellerini indirerek kafese baktı. Bir şansı daha vardı şimdi. Çektiği her şeyi ona ödetecekti.

Kara Kutu Vakfı. Vakıf adı altında yürüttükleri çalışmalar şaşırtıcıydı. Çekiliş için ön başvuru yaptığında bu kadar şanslı olacağını ve beklentilerini hitap eden bir çalışmayla karşılaşacağına İnanmamıştı.

Kadın kaçakçılığı veya satışı... Adı her neyse bunu vakıflar değil, mafyalar yapardı. Duruşları bir yanılsamaydı ama adam, adlarına layık olduklarını söyleyebilirdi. Kutu vakfın adına yakışır şekilde dizayn edilmişti. Siyah ve kare görüntüsü amacına oldukça iyi hizmet ediyordu. Şimdilik onu -kadını- görmek istemediği için ekranı kapatmıştı. Açtığında ise her köşeyi görebiliyordu. Ancak içerideki için bu şeffaflık söz konusu bile değildi.

Şimdilik kafesi sadece bir yataktan ibaret olsa da kadın ondan çok daha şanslıydı. Üzerine ne yağmur yağıyordu ne de açlıktan ölüyordu. Oyuncak bir kutu gibi birkaç dokunuşla ona çok daha fazlasını verebilirdi. Verecekti de. Tüm yapması gereken buydu. Vermek ve almak. Sonunda onun kadar yalnız ve harap olmuş kalmasını istiyordu.

*******

"Uyanmışsın" dedi sofraya koyduğu tabakları düzeltirken. Uyku mahmuru gözlerle doğrulmuş ona bakıyordu. Neler olduğunu hatırlamaya çalıştığını görebiliyordu. İğneyi yapalı birkaç saati geçmişti. O süre zarfında kadın uyumaya devam etmişti.

"Gel"

Yanına giderek kalkması için yardım etti. Omuzlarından tutup masaya yönlendirmeden önce yatağın yanından çıkan küçük lavaboya götürerek suyu açtı. Onu beklemeden başını eğen kadın, avuçlarına doldurduğu suyu yüzüne çarpmaya başladı. Biraz sonra avucunu dolduran suya dudaklarını yaslayarak susamışlığını giderdi.

Yanına düşerek lavaboya değen saçları ıslanmıştı. Elini uzatarak musluğu kapattı. Başını kaldırıp ona baktığında yüzünden damlayan sular beyaz elbisesini lekeledi.

Eline aldığı havluyla kadının yanında durdu. Yüzünü kurulamaya başladı. Ona yabancı bakan gözlerine aldırmadı. Hatta yapmasına izin verdi. İzliyor ve araştırıyordu. Kafeste tutulan bir kuşa göre fazla cesur bakıyordu. Nedense cesareti hoşuna gitti.

"Burası nasıl bir yer?" dediğinde ince parmakları, yumuşacık saçlarını önünden toplayarak sırtına attı.

Cevap vermeden ona bakmayı sürdürdü. Kadın, elini lavaboya koydu. "Burada değildi" dedi ve gözlerini etrafta gezdirdi.

O uyurken duvarları aydınlatmıştı. Şimdi denizin serin suları vuruyordu kafesin camlarına.

Gözleri gördüğü şey karşısında kocaman açılırken havluyu omzuna attı. Şaşkın yüzünü avuçlayarak mavi gözlerine eğildi.

"Beğendin mi?"

"Evet"

Kısık çıkan sesiyle gülümsedi. Hala ondan korkuyordu.

"Bak senin için ne hazırladım"

Ellerini yanaklarından omuzlarına indirerek onu geri çevirdi. Önünde duran masayı çeşit çeşit yemekle donatmıştı.

"Benim için mi?"

Başını geri çevirerek ona baktığında yüzündeki gülümsemenin bocaladığını hissetti. Kasıldı. Ona bakan gözlerindeki boşluk ve korku silinmişti. Aksine mutlu ve rahatlamış görünüyordu. Sesine ulaşamayınca başını hafifçe salladı.

Ellerini sevinçle çırptı kadın. Ardından ileri atıldı ve omuzlarını saran parmaklarından kurtularak sandalyesine yerleşti.

Diğerlerinden farklı davranıyordu. Sanki onu hapsettiğini unutmuş ve ona bir şans daha vermiş gibiydi. Neden diye düşündü. Neden böyle davranıyordu?

Ondan önceki kadınların yaptığı gibi yemek istemediğini söylemeli ve ona dokunmasına izin vermemeliydi. Kadın düşüncelerini duymuş gibi ışıl ışıl gözlerini yemeklerden çekerek ona baktı. Yanına düşen ellerini birkaç kez yumruk yapıp açtı ve uyuşan bedenini ısıtmaya çalıştı.

"Teşekkür ederim"

Uysal sesi karşısında güçlükle yutkundu. Birkaç küçük adımla arkasına geçerek cebine uzandı. Saçlarını toplamak için yanına aldığı lastiği bileğine taktı. Sırtındaki saçlarının başının arkasında topladı ve lastiği etrafına birkaç tur doladı.

Karşısındaki sandalyeye oturduğunda bir ona bir yemeklere baktığını gördü.

"Başlayabilirsin"

Çatalı hızla eline aldı ve tabaktaki eti kesme ihtiyacı duymadan dudaklarına götürdü. Art arda aldığı ısırıkların arkasından dudaklarından çenesine kadar sosa bulanmıştı.

Bardağına doldurduğu meyve suyunu önüne doğru itti. Kadın gülümseyerek aldığı bardağı dudaklarına götürerek büyük yudumlar aldı.

Kollarını göğsünde bağladı. Sırtını sandalyesine yasladı ve iştahla yemeklere saldırmasını izlemeye başladı.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.