تخطٍ إلى المحتوى

Kurtuluş

الفصل 1 · قراءة 9 دقيقة

Kurtuluş

الفصل 1

Denekler

Uyandığımda burası hakkında neredeyse hiçbir şey hatırlamıyordum. Ailem neredeydi? Bu beyaz ışıklı tuhaf yerde olmadıkları kesindi. Annem, babam ve tabi ki küçük kız kardeşim. Onların nerede olduğunu bilmiyordum ve bu beni çok tedirgin ediyordu. Nerede olduğumu anlatacak bir ses de yoktu. Sadece tuhaf bağırışa benzer sesler duyuyordum. Zaten sesler bir süre sonra da tamamen kesildi. Kafam aşırı derecede zonkluyordu ve sağlıklı düşünemiyorum. Midem hiç olmadığı kadar çok bulanıyordu. Kusmak istiyordum ama bir türlü kusamıyordum. Ben de etrafı incelemeye karar verdim.

Gözlerim ve gözkapaklarım burayı daha fazla kurcalamamam ve bir an önce yatmam için ellerinden gelen tüm çabayı sarf ederken ben inadına uyumadım. Etrafımı incelemeye başladım. Şeffaf bir odanın içindeydik ve bu odalardan birkaç tane vardı. Hem de aklımın alamayacağı kadar çoktu. Ama ben odalar neden şeffaf veya niçin böyle yan yana ve boş diye düşünmeye çaba sarf etmedim. Odayı inceledim. Yanımda dört kişi daha vardı. Oda arkadaşlarımın kim olduğunu görmek için sağıma döndüm. Uzun süre boş boş yanımdaki yüzü karşıya dönük çocuğa baktım. Ve gözlerim hiç olmadığı kadar kocaman açıldı. Bu erkek çocuğunu çok iyi tanıyordum. 15 yaşında, kıvırcık saçlı, 1, 86 boyunda ve adının hakkını bu kadar veren bir insan yoktu. Bu okuldan zeka oyunları takımından arkadaşım Atakan'dı. Hiçbir şeye bu kadar şaşırmamıştım. Neyse ki diğerlerine bakmayı akıl etmiştim. Solumda yine uzun, grubun benim dışımdaki tek kızı kumral saçlı kahküllü arkadaşım Duru yanımda duruyordu. Üst tarafımda kısa ve ince olan espritüel erkek arkadaşlarımdan İnan, aşağıda ise hafif kilolu ve siyah saçlı arkadaşım Ege vardı. Onlar neden buradaydılar? Daha doğrusu biz, hepimiz neden buradaydık?

O andan itibaren bir şekilde buradan çıkıp kendimi, hatta arkadaşlarımı kurtarmak zorunda olduğumu anladım. Ama nasıl yapacaktım? Daha yeni yeni doğru düzgün düşünüyordum. Birden sağımdan bir ses duydum. Cılız bir sesti ama kim olduğunu biliyordum.

“Atakan? Sen misin?” Atakan yüzünü bana çevirdi. Yüzü hiç olmadığı kadar beyazdı. “Melek, diğerleri uyanık mı?” dedi bana. “Hayır ilk sen uyandın.” Sonra da başkası uyanmış mı diye etrafa baktım. “Atakan, onlar ve kendimizi buradan çıkarmalıyız.”

Dedim.

Bu sefer solumdan bir ses duydum. Bu ses benimki kadar inceydi. “Artık sadece iki kişiyi çıkarmalısınız.” Duru uyanmıştı. Her zaman zayıftı ama sanırım yorgun olduğu için daha da zayıf görünüyordu. Ya da ben öyle sanıyordum. Ona döndüğümde gözlerini fal taşı gibi açıp üzerimde gezdirdi. “Melek, sen çok zayıflamışsın.”

Duru’nun sözünden sonra kafamı kaldırıp kendime baktım. Sanki 15 kilo fazlalığım yok olmuştu. Üstelik 5 cm daha uzun bir kızdım. Diğerleri de böyle mi diye etrafa baktım. Duru hayatımda gördüğüm en zayıf insandı. Kaburgaları sayılırdı. Ama şimdi yedi kilo almış, göğüsleri ve kalçası belirginleşmişti. Az önceki halinden eser yoktu. Üstelik kas da yapmıştı. Kafamı yine sağa çevirdim.

“Atakan, inanamıyorum bir kendine baksana” dedim. “İnanmıyorum bu kaslar benim mi?” Atakan kendini uzun uzun inceledikten sonra diğerlerine doğru bakmak için kafamızı kaldırdık. İnan kıpırdanıyordu. “Siz de mi buradaydınız? Artık 15 cm daha uzunum. Ve tabi ki şu kaslı kollar… ” o kendini öperken Ege uyandımı diye kontrol ettik ama hiçbir hareket yoktu. Belki de her ne yaptılarsa onun bünyesine çok daha ağır gelmişti. Bu arada da ben de Ege’yi inceledim. Artık o da benim gibi hafif kilolu değildi. Diğerleri gibiydi. Gerçi yüzlerimiz hâlâ aynıydı ama fiziğimiz bize ait değildi artık. Hepimiz aynı fiziğe sahiptik. Sporcuları andırıyorduk.

“Ege hâlâ uyanmadı.” Duru'ya haklısın der gibi başımı salladım. O anda Ege kıpırdadı ve bir iki dakika içinde kafasını toparlamayı başardı. “Atakan, Melek, Duru? Sizin burada ne işiniz var? Biz neredeyiz?” Ege’

ye hiçbir fikrim yok demek için başımı salladım. “Bilmiyoruz Ege” dedi Atakan.

İnan kendini öpmeyi bırakıp durumun ciddiyetine varana kadar biz biraz daha sessiz sedasız etrafımızı inceledik. “Peki, bu insanlara teşekkür etmeliyiz sanırım. Nereden çıkış yapıyoruz?” Ayağa kalkmaya yeltendim ama bir şey beni engelledi. Bizi bağlamışlardı. Hem ayak ve bacaklarımızdan, hem de belimizden bu yatak benzeri şeylere bağlanmıştık. “Bunu yapan insanlar teşekkürünü ister mi emin değilim İnan.” Ben biraz daha kendimi ve bağlandığım şeyleri inceledim. Bu şeyler sert kumaştandı ama metal yuvarlak plaka ile bağlanmıştı. Üstelik tam bize uygun yapılıydı. Kendimi yatağa geri bıraktım. “Ege haklı. İçimde kötü bir his var.”

“Peki buradan nasıl çıkacağız?” dedi Duru.

“Hiçbir fikrim yok.” Atakan yan taraflara baktı. “Bu bizi yatırdıkları yataklarda bizden başka kimse yok.” Haklıydı. Bunu daha önce fark etmiştim. Beş kişilik yataklardan hiçbirinde insan yoktu. Şeffaf odaların içinde bizden başka kimse yoktu.

Ege sanki her şeyi anlamış gibi yatağa yığıldı. “Çocuklar biz bir deneyin içindeyiz.”

Sözleri kulaklarımda çalmaya başladı. Biz. Deney. İçinde. Midem bulanmaya başlamıştı. “Biz 9435. Odanın denekleriyiz. İnan’ın kafasının hemen üstünde 9435 yazıyordu. Oda numarası bu ise bizim de numaralarımız olmalıydı. Üstümde dört numarası vardı. “Bende dört yazıyor. Sizde hangileri var?” “Bende beş yazıyor.” dedi Ege. Atakan eliyle iki çizdi. Duru’nun üstünde de üç yazıyordu. “Ben bir numarayım.” Bir rakamı İnan’a kaldığına göre her türlü saçmalığa hazırlıklı olmalıydık. “Bu deneyin amacı ne? Umarım kötü şeyler değildir.” “Bu kadar iyi korunan bir deneyin amacı iyi olamaz Duru.” Atakan yine etrafta bir şeyler ararken cevap vermişti. Bu deneyin pek mükemmel bir amacı olmadığı belliydi.

Soğuk terler dökmeye başladım. Diğerlerinin neler duyduğumdan haberi yoktu tabi. Çığlıklar. Dehşet içindeki o çığlık. Ve bir süre sonra durmaları… “B-b-ben siz uyurken duydum. Tuhaf sesler… hatta çığlıklar…” “çığlıklar mı?” Dedi Ege.” Birden hepimizin kafasındaki bulutlar dağıldı. Neler oldu neler bitti kafamızdan bir bir geçti. Bu deney vahşi bir deneydi. Ve duyduğum sesleri kafamın içinde tekrar tekrar dinleyince canımızı çok yakacağı da aşikardı. Bu olamazdı. Bizi ya öldüreceklerdi ya da ömrümüz boyunca bitmeyecek ciddi acılar çektireceklerdi. Debelenmeye başladım. Beni görünce önce Atakan sonra Duru en son da Ege ve İnan yattıkları yerde debelenmeye başladı.

İlk başta hiçbir fayda etmiyordu ama biraz daha debelendikten sonra ben bir tanesini koparmayı başardım. Bunu görünce bize daha da güç geldi ve tüm gücümüzü kullandık. Duru, ben ve Atakan bağlarımızdan kurtulduk. Ege ve İnan'ın son kalan iplerini koparmasına Duru ile yardım etmeye gittik ama çoktan ikisi de onlardan kurtulmuştu.

“Kapı açılmıyor” dedi Atakan. “İki kişinin kırması gerekecek.” Atakan ile Ege geri çekildi ve ikisi de tüm gücüyle kapıya vurdu. Kapı tek parça halinde yere düştü. Bu oda camdan değil daha farklı bir malzemeden olmalıydı. Plastikten daha sert, camdan daha dayanıklı bir malzemeydi. Ama şuan bunu düşünmek için vakit yoktu. İnan dışarı adımını atar atmaz alarmlar çaldı. Etraf kırmızıya büründü. Yan tarafımızdaki büyük ekranda bizim yüzlerimiz vardı ve fotoğrafların alt tarafında kırmızı yazıyla “escaped” yazıyordu. Bir iki dakika içinde buraya bir sürü silahlı insan geleceği belliydi. Duru’ya bir omuz attım ve beraber etrafta saklanabileceğimiz bir yer aradık. 5 metre uzakta ve hemen ana kapının yanında havalandırma vardı. “Şuraya gidebiliriz.” dedim. İlk başta dördü de bana şüpheyle baktı ama sonra başka çaremiz olmadığı anlaşıldı.

Koşa koşa havalandırmaya vardık. Tüm gücümüzle havalandırmayı açmaya çalıştık. İki dakika içinde açıldı. En son ben girdim ve havalandırmayı arkamdan kapattım. Atakan yine en öndeydi. Zaten zeka oyunları takımında da liderimiz oydu.Lider ruhlu bir insan olduğunu kabul etmek zorundaydım.

Oradan çıktık ama ben en arkada olmama rağmen bir insan göremiyor veya ses duyamıyordum. Bizim kaçtığımızı haber verdiklerine göre birilerinin arka tarafımızdan gelmesi gerekmiyor muydu?

“Sizce bu işte bir tuhaflık yok mu?” dedim.

“Yani şu ana kadar arkamızdan bir sürü asker gelmeliydi ama şu an ne ses var ne de görüntü.” “Haklısın.” dedi Duru. “Ben de

işkillendim. Bu işte bir iş var.”

"Melek, Duru. Durmayın. İkiniz de devam edin. Sizi yakalamalarını istemiyorsanız tabi." Atakan zaten bir araya girmese dişini kırardı. Fiziksel olarak çok değişmiş olabilirdi ama kişilik olarak hälä aynıydı. Zaten onu Duru veya Ege kadar sevdiğim söylenemezdi. Yeniden ilerlemeye başladık. Bu sefer daha hızlı ilerliyorduk. Birden Atakan durdu. "Şşt, sessiz olun."

Havalandırmadan takırtılar geliyordu. Sanki biri, hatta birileri ayaklarını vura vura havalandırmadan buraya doğru geliyordu. Ve asıl sorun iki yoldan hangisinden geldiklerini bilmediğimizdi. Atakan'ın hemen yanında bir yol, karşısında başka bir yol vardı. Parmak uçlarımda yükselip kim diye baktım. Bu insanları tanıyorduk. İnan'ın şok geçirmiş gibi "Emir?" dediğini duydum. İnan ve Emir iyi anlaşırdı yani. Onu gördüğüne sevinmiş olmalıydı. Emir yanında iki kişi daha getirmişti. Biri esmer, gözlüklü ve 1, 70 Duru ile arkadaşımız Eymen, diğeri de bizden 3 yaş büyük Ahmet abiydi. Ahmet abiyi de severdim ama Eymen genelde kızlarla takılırdı ve onunla sohbet etmeyi gerçekten seviyordum. İkinci şoku atlattım. "Siz burada ne arıyorsunuz?"dedim. "Emir, Ahmet abi ve ben kendi odamızdan kaçtık ve bu havalandırmaya girdik. Demek o büyük odadan başka da varmış. "Kafam allak bullak oldu. Ne demek başka oda? "Durun biraz. Siz 9435 tane odadan daha fazla olduğunu mu söylüyorsunuz?"

"Bak Atakan. Ben Eymen ve Emir'e buraya zar zor getirdim. Sizi görene kadar bu büyük yerden çıkacaklarına hiç Ümitleri yoktu. Biz de 9435. Oda denekleriyiz. İki kız da vardı ama onlar başka havalandırmadan çıktılar. Ve bu dev odadan sadece iki tane var. Yani bu havalandırmadan gitmemiz gerek." Ahmet abinin bu sözleri bizi daha da güçlendirmek yerine iyice güçten düşürmüştü. Artık neredeyse hiçbir ümidimiz kalmamıştı. Bizi böyle görünce Atakan'ın sırtına vurdu. "Hadi, İlerleyelim. Çıkacağız buradan. Sen önden gitmeye devam et. Kızları ortaya alın."

Atakan yine en önde arkasında Duru ve ben, bizimde arkamızda sırasıyla İnan, Ege, Eymen, en arkada da Emir ve Ahmet abi vardı. Atakan bir süre sonra durdu. Temiz hava.... Işığı görebiliyorduk artık. Kalbimin çarpıntısını daha da arttı. Özgürlük kolarını bize açmıştı. Ahmet abi bir omuz attı ve demir parmaklıklı şeyi yere düşürdü. Artık özgür özgür dolaşabilirdik. Sırayla yere indik. Ama ufak bir sorunumuz vardı. Bu taraf bataklıktı. Buradan geçebilirmiyiz diye Ahmet abi bir dal alıp bataklığa attı. Anında dal bataklığa gömüldü. "Tamam. O zaman başka bir yerdan çıkış bulalım. Bu kadar şey aşmışken bataklıkta boğulmak istemem."

Yine yürümeye başladık. Emir kuru toprak görürse öpeceğine yemin etti. O kadar ilacın etkisi ile hala başımız çatlıyordu. Üstüne üstlük yaklaşık bir saattir yürüyorduk. Ayaklarım da acıyordu. Su ve yemek desen iz bile yok. Bize giydirilen pijamaya benzer beyaz- gri giysilerimizden başka hiçbir şey yoktu. Dilim, dudaklarım, vücudum kurumuştu. Duru'ya baktım. O da aynı durumdaydı. "Eymen, senin de ayakların acıyor mu?" Dedim. "Benim belim de çok ağrıyor. Keşke sadece ayaklarım acısaydı."dedi. Ahmet abi sanki hiçbir şey umrunda değilmiş gibi yürümeye Atakan ile devam ediyordu. İnan ve Ege bile kol kola girmiş ağır ağır yürüyordu. Sanirim özgürlük onlara güç veriyordu. Keşke o gücün yarısını bize de verseydi. Emir 3 metre arka tarafımızdan ilerliyordu. Kollarını aşağı sarkıtmıştı.

Neredeyse Ahmet abiye isyan edeceğimiz sırada Atakan ile sevinç nidaları attılar. "Labaratuvarın giriş kısmına geldik. " Dedi Atakan. Ciddiydi. Hayatımda gördüğüm en büyük bina ve dev girişi hemen yan tarafımızdaydı. Gri ve yer yer alçıları dökülmüş eski bir binaydı. "Labaratuvarın karşısına doğru ilerleyelim. Daha güvenli "Ahmet abinin dediği gibi yaptık. Labaratuvarın 4 metre uzağında dururken arkamıza baktım. Emir toprağı öpüyordu. Verdiği sözü tutumuştu. Diğerlerini durdurdum. Biz katıla katıla Emir'e gülerken o da bize güldü.

Uzaktan ne kadar tuhaf veya gerizekalı görünüyor olduğumuzu tahmin edebiliyordum. Daha yeni bu dev labaratuvardan kaçmıştık ve sizi çığırtacak kadar acı veren bir deneyin son denekleriydik. Kıl payı kurtulmuştuk. Sanki bu olayları bir baskası yaşamış gibi kahkaha atıyorduk. Biz güldüğümüz sırada çok tuhaf bir şey oldu. Emir'in koluna beyaz ve uzun bir şey yapıştı ve onun kolunu sardı.

Ayvayı yemiştik.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.