تخطٍ إلى المحتوى

Kurtuluş

الفصل 1 · قراءة 16 دقيقة

Kurtuluş

الفصل 1

Bölüm 1: “Kaçış”

Kurtuluş

Bölüm 1: "Kaçış"

Hayatta herkes eşit doğmadığı gibi eşit olamayabiliyordu. Arkama bakmadan kaçmam bunu net olarak yüzüme vuruyordu. Kimisi ailesine koşarken ben de onlardan arkama bakmadan uzaklaşıyordum. Bu benim son şansımdı. Bugün ya aydınlığa kavuşacaktım ya da tamamen karanlığa gömülecektim.

Aşağıda bekleyen taksiye binerek terminale sürmesini istedim. Derin bir nefes alarak elimdeki kağıdı açtım. Taksi tam da kimsenin göremeyeceği bir noktadan beni almıştı. Köyde kimse beni göremezdi. Kağıttan kafamı kaldırdığımda bir teyze aracılığıyla bulduğum otobüs firmasını gördüm.

"Burada duralım."

Taksi durduğunda parayı ödeyip dışarı çıktım. Firmanın Edirne'deki otobüs sahibini gözlerimle aramaya başladım. İleride iki adamla konuşan kadını gördüm. Otobüs sahibi bu kadındı. Bana lazım olan kadın. Hızlı adımlarla kadına yaklaştım.

"Merhaba Ebru Hanım. Biraz konuşabilir miyiz?"

"Ah tabi. İzninizle beyler."

Yanımızdan uzaklaşan adamlarla kadına döndüm.

"Ebru Hanım ben Asel. Size Dudu Teyze'nin bahsettiği kızım."

"Ah Asel sonunda saatlerdir seni bekliyorum. Senin için sahte bir giriş oluşturdum. Eğer bu gibi bir durumdan şüphelenilirse bulunma diye. Otobüse Miray Kara olarak bineceksin. Buradan seni direk olarak Ankara'ya götürecek sen oradan sonrasında ne yaparsın bilmem ama ben arkanda olurum. Bu benim telefon numaram. Eğer Ankara'dan doğuya kaçman gerekirse beni ara, oradaki otobüs firmalarından senin adına sahte kayıt oluştururum. Asel sen kendin için en büyük adımı bugün attın. Seni hiç tanımasam da seninle gurur duyuyorum. Dualarım seninle olacak. Şimdi acele etmeliyiz. Gel otobüse binelim."

Ebru Hanım kolumdan tutarak beni otobüse bindirdi. O sırada muavin olan genç adam Ebru Hanım'a merakla sordu.

"Ebru abla hayırdır akraban mı?"

"Evet Murat. Kuzenim Miray."

Murat kısa bir selamlamayla işine döndü.

Ebru abla beni ortadaki koltuklardan birine oturttu. Korkudan tir tir titriyordum.

"Şimdi sakin ol. Sadece 11 saatin var. İyice düşün taşın. 11 saatte, düğünün olacağı saatte sen çoktan Ankara'da olacaksın... Ben gideyim artık Miray sende teyzemlere selam söyle."

Son cümlesini biraz sesli söylemesiyle kendimi toparlayıp kafa salladım. Titrek ve cılız bir sesle ağzımdan kesik bir teşekkür çıktı.

"Bu arada bu yeni hattın şimdilik bunu kullan benim numaram kayıtlı. Eğer acil bir durum olursa kır gitsin. Kendini koru."

Elime tutuşturulan hatta baktım. Gülümsedim. İnançlı bir gülümsemeydi. Ebru Hanım bunu görünce gülümseyerek gitti.

O sırada otobüse diğer yolcular binmeye başladı. Yarım saat içinde dolan otobüsle son kontroller ve duyurular yapıldı. Otobüs kalktı. Yanım özellikle Ebru Hanım tarafından boş bırakılmıştı.

Büyük bir sırt çantam dışında yanımda bir şeyim yoktu. Geçen gün çarşıya çıktığımda aldığım telefonu bana verilen hattı takarak açtım. Tek bir numara olan telefonu kapatıp çantanın içine attım. Kıyafetlerim, ağrı kesici gibi lazım olabilecek bir iki ıvır zıvır ve yüklü miktar para dolu bir banka kartı.

Bugünü eğer başarılı olursam tarihe geçirmek istiyordum. 8 Şubat 2020 benim kaçışımın en önemli tarihiydi. Bugün benim doğum günümdü. Saat gece yarısını geçeli 40 dakika kadar olmuştu. Üzerimde kalın bir sweat ve eşofman dışında bir şey yoktu. Montumu almayı bile yakalanırım diye göze alamamıştım.

Çantayı cam kenarına koyarak telefonu elime aldım. Yan koltuğa kaydım. Ezbere bildiğim numaraya mesaj attım. Numarayı da telefona kaydettim.

Siz: Mine son durum ne? Ben Asel.

Mine: Kaçtım başardım de lütfen. Lütfen.

Siz: Kaçtım Mine. Ama başardım mi emin değilim. Son durum?

Mine: Ev yerleştirildi. Her şey tamam. Sizinkiler fazla salak. Gönderdiğin şeylerle yeni bir ev kurdum adamların ruhu duymadı. Evde son durum neydi?

Siz: Hepsi baygın yatıyordu. Dediğine göre yarın öğlene kadar uyanmazlar.

Mine: Uyanmazlar merak etme. Mithat peki o?

Siz: O çok zor oldu. Ben ilk defa kendimden tiksindim. Bize çay içmeye gelmiş. Bu gece bana tecavüz edecekti. Buna babam ve halam da göz yumdu. Konuşurlarken duymasaydım... Bilemiyorum. Benimle odaya geçince, iğrenç. O ara ona biraz alkol almak istediğimi söyledim. Bana eşlik eder misin dedim. O da kabul etti o ara zaten ilacı döktüm. Ben hazırlanıp geliyorum dedim. Banyoya girdim çıkınca zaten yığılmıştı. O ara taksiyi çağırdım. Çıktım.

Mine: Kameralar kayıt etmiştir.

Siz: Köydeki eve gelmiştik. Buradan gelin çıkarmayı düşünüyorlardı.

Mine: Vay canına fazla iyi bir tesadüf.

Siz: Aynen öyle. Şans bana elini uzattı. Şimdi gitmeliyim iner inmez sana yazacağım.

Mine görüldü atarak sohbetten çıktı. Cama doğru döndüm ve düşünmeye başladım. Kolumdaki saate baktım. 01:12 doğmama son 3 dakika. İçimden olanları düşünmeye başladım. 14 yaşımda annemi kaybetmiştim. Annem olmadan önce güzel bir hayatımız vardı. Mutluydum. Mutluyduk. Annem bir trafik kazasında ansızın ölünce hayatım tepetaklak olmuştu. Küs olduğumuz halam, annem ölünce tepemize çökmüş ve bir an olsun babamın yanından ayrılmamıştı. Beni ise görmezden gelmişti. Babam annem ölünce yaşadığımız şehirden memleketine göç etmişti. İstanbul'dan Edirne'ye böylece gelmiştik. Ben o aralar kendimi toplamaya çalışıyordum. Olanlara ses çıkaramamıştım. Çıkarsam da fayda etmezdi zaten. Halam Edirne'de yaşıyordu. Babama şehirden bir ev aldırdı. Zaten Edirne'nin bir köyünde de evimiz vardı.

Geçen yıla kadar babamın sabaha kadar içip içip eve gelmeleri ve halamın beni ezmesi dövmesiyle geçiyordu. Hem babam hem halam beni görmezden geliyorlardı. Evde her iş benim üstüme yükleniyordu. Ta ki geçen sene yaz başına kadar. Babamın bir adama yüksek miktar borcu vardı. Adamlar evi basmış ve babamdan para istemişlerdi. O arada borçlu adamın oğlu beni görmüş. Borç karşılığında beni istemişti. Halam da babamı ikna ederek bu durumu kabul ettirmişti. Daha söyledikleri dün gibi kulaklarımda.

'Zaten gidecekti erken gider biraz. Hem daha iyisini mi bulacaksın. Başından bir bela eksik olur hem de hayatına yeni birini almanın zamanı geldi de geçiyor. Yolumuza taş koymaz sende rahat edersin bende.' demişti.

1 yıldır ne çektiğimi bir ben bilirdim bir de Allah. Bana yaşatılanlar o kadar ağırdı ki. 17 yaşımda benden 15 yaş büyük biriyle nişanlanmıştım. O bir yılda bu adamın bana söyledikleri, yaşattıkları o kadar kötüydü ki. İlk tokadımı halamdan yemiştim ama bu halamın attığı son tokat değildi. İkinci tokadımı ise Mithat denen 'nişanlımdan' yemiştim. Ne içindi peki o tokat sırf düğün alışverişinde ona karşı geldiğim içindi. Bu evlenince yaşayacaklarımın fragmanıydı.

Hatırladıkça yanağım halen sızlardı. 1 ay önce halam Mithat'la mutfakta konuşuyordu. Bende istemeden bugün kaçmamı sağlayan şeye kulak misafiri olmuştum.

1 ay önce öğle saatleri

"Mithat sakın çekinme. Eğer sen bu kızın ipini sıkı tutmazsan elinden kaçar."

"Hacer abla tamam da nasıl yapacağız o işi. Ben dünden razıyım."

"Belli belli. Sen hiç dert etme. Ben babasıyla konuşurum. Zaten düğüne 1 ay kaldı. Düğünden önceki gece köydeki eve gideriz. Ben ikna ederim. Oradan çıkartalım gelini diye. Kabul eder zaten abim. Sende bizimle gel. Ama sadece sen bak. Ondan sonra da akşam saatlerinde odaya gidersiniz ikiniz. Abime içiririz. O zaten dünya yansa umrunda değil. Sizi de umursamaz. Bende o ara uyurum ya da sizi dinlerim, bilmem. Tüm gece kız zaten senin. İstediğini yap. Yalnız sabaha iyi olsun fazla yorma."

"İyi iyi sevdim bu planı. Düğünden sonra peki."

"Tepe tepe kullan o artık senin."

İkisi de pis pis gülerken ben sessizce odama geçtim. Ağlayamıyordum bile. O adamın pis ellerini bir kez daha vücudumda görmek istemiyordum.

İşte o günden sonra tek arkadaşım Mine'den yardım istedim. Mine Eskişehir'de üniversite öğrencisiydi. Planı ikimiz yapmıştık. Annemden kalan yüklü bir miktar nakit para vardı. Bunu yıllardır bir duvarın içinde saklardım. O para sayesinde Ankara'da bir ev satın almış, içine eşya almıştım. Buradaki eşyalarımı da uygun bir kılıfla Ankara'ya göndermiştim. Zaten burada önemli olan kitaplarım ve albümlerim vardı. Çok fazla kıyafetim bile yoktu. Şimdi ise bir iki tanesi içinden eksilmişti.

Her şeyle Mine ilgilenmişti. 1+1 evimi çok seviyordum. Sadece resimlerden görmüş olsam bile.

Düşüncelerden sıyrılarak çantanın ön gözünde olan not defterini çıkardım. Avukatıma mesaj attım. Dakikalar önce 18 yaşıma girmiştim. Artık yasal olarak annemin bana bıraktığı yüklü miktar mirasın sahibiydim. Avukatım işlemleri sabah yürürlüğe sokacağını söylemişti. Sadece benden haber bekliyordu.

Telefonu kapatarak arkama yaslandım. Yanıma aldığım kitabın kapağına baktım. Pek manidardı. Bin Muhteşem Güneş, Khaled Hosseini. Kaldığım yeri açarak okumaya başladım. Gün doğana kadar kitabı bitirmiştim.

Saat sabahın sekizi olduğunda kahvaltı için verilen poğaça ve meyve suyundan içiyordum. Muavin Murat'a kaç saatimiz kaldığını sordum. 3 demişti. Sahi üç saat bu içimdeki heyecanla nasıl geçecekti. Başarmaya çok ama çok yakındım.

Ebru Hanım'ın aramasıyla şaşırdım. Otobüste fazla kişi yoktu ve oturanlar genelde ön koltuklardaydı. Sessiz konuşursam beni duyabileceklerini sanmıyordum.

Telefonu açarak kulağıma yasladım. Ne olur ne olmaz diye ses vermedim.

"Asel iyi misin? Nasıl gidiyor yolculuk."

"İyi gidiyor Ebru Hanım. Bir sorun mu var?"

"Hayır hayır. Babaannem seni merak etmiş seninle konuşmak istiyor. Ona veriyorum telefonu."

"Tamam."

"Asel'im kuzum."

"Dudu teyze. Ben iyiyim. İyiki varsın. Varsınız. Siz olmasaydınız oradan çıkmam zor olurdu."

"İyisin demi kuzum."

"İyiyim teyzem sizi habersiz bırakmayacağım. Orada.. son durum ne?"

Sizinkiler tüm Edirne'yi ayağa kaldırdı. O Mithat denen it soyu her yerde seni aratıyor. Ben seni haberdar ederim kızım. Şimdi sen kendini güvenceye al."

"Tamam o zaman kapatıyorum. Dikkat edin sizde."

"Tamam tamam. Ararım ben yine."

Gülümseyerek yüzüme kapanan telefona bakıyordum. Hayatımda tanıdığım iyi ki diyebileceğim bir kadındı Dudu Teyze. Yıllar önce merkezde tanışmıştık. Annemin öldüğü yıllardı. Buraya yeni taşınmıştım. O yılların bana verdiği iyilikti.

Kafamı cama çevirdim. Gül yüzüme Allah'ım. Gül ki kurtulayım şu sefaletten.

2 Saat Sonra

Terminale giren otobüsle kendimi hazırladım. Otobüsden en son indim. Çevreme bakındım. Koca şehirde bir başımaydım. Keşke Mine burada olsaydı. Eskişehir'de yaşamasaydı. Yüzüme otobüsden çıkarken taktığım maskeyi düzelttim. Her yerde virüs kol geziyordu. Önlem almak lazımdı.

Terminalden çıkınca taksi durakları gözüme çarpınca oraya ilerledim. Boş olan taksilerden birine verdim. Yeni evimin adresini adama söyledim. Günlerdir bu adresi büyük bir mutlulukla ezberliyordum.

İçli bir nefes dudaklarımdan çıktı. Koca şehirde bir başıma kaldığım için korkmuyordum. Beni bulacakları için de korkmuyorum. Beni bulmaları bir ihtimalde olsa aylar sürerdi. Sağlam plan yapmıştık. Mine sağolsun. Kendisi hukukçuydu. Zekası da en az bir hukukçuya yaraşır şekildeydi.

Evin önünde indiğimde taksiciye parasını ödedim. 1 numaralı dairenin ziline bastım. Binanın kapısı açıldı. Hemen yan tarafımdaki kapı da eş zamanlı açıldı. Karşımda duran 50 yaşlarındaki tontiş teyzeyle bakışıyorduk.

"Merhaba ben Asel 8 numaralı dairenin sahibiyim. Arkadaşım Mine anahtarı size bırakmış galiba."

"Ay evet evet kızım. Bu anahtarın buyur. Bu arada akşama yemeğe bana gel. Evin daha alışverişi falan derken yarına zor çıkarsın. Hem gel de birbirimizi tanıyalım. Ben Gülnur. Adımı söylemeyi unuttum başta, yaşlılık işte. Neyse ben seni tutmayayım."

Gülümseyerek asansöre ilerledim. 4. katın tuşuna bastım. Asansörün kapılarının açılmasıyla daire numarama baktım. 4 katlı apartmanda toplam 8 daire vardı. Ben en üst katta tek daire şeklinde terasta yaşıyordum. Evin holu tam olarak fotoğraflarda gördüğüm gibiydi. Huzur verici gerçekten ev gibi hissettiren. Çantamı kapının girişinde bıraktım.

Salona girdim. Sola döndüm. Duvar boyu kitaplıklarda kitaplarım vardı. Gözlerim doldu. Onları özlemiştim. Onlar benim bu yaşıma kadar yol arkadaşımdı. Gri renk koltuklarım ve sade beyaz renk yün halım salonu sadeleştiriyordu. Duvara monte edilmiş bir televizyon vardı. Karşımdaki duvar tamamen camdı ve terasa açılıyordu. Terasa girmeden salondan çıktım. Ev temizleme derdim iyi ki yoktu. İki gün önce Mine buradaydı. O son hazırlıkları tamamlamıştı.

Yatak odasına geçtiğimde tek kişilik bir yatak ve yanında komodini gördüm. Gayet ferahtı. Gardırop ve aynalı bir makyaj masası dışında ekstra eşya yoktu. Evin ufak tefek aksesuar eksikleri vardı onları da en kısa sürede halledecektim.

Son olarak mutfağa girdim. Tam istediğim gibi evin en büyük kısmı burasıydı. Yatak odasının küçük olmasını bu yüzden takmıyordum. Benim için en önemli yer mutfaktı. Elimde olsa burada yatar kalkardım. O derece mutfakta vakit geçirmeyi seviyordum.

Beyaz renk ve ahşabın karışımı olan mutfağa hayranlıkla baktım. Dolapların içinde olan tüm eşyaları Mine'ye aldırmıştım. 2 kişilik yemek masası bile çok hoşuma gidiyordu. Mutfakta olan diğer 2 kapıya baktım. Biri terasa açılırken diğeri küçük bir kilere açılmıştı. Raflarına kadar herşeyiyle uyumlu olan bu evin önceki sahibi gerçekten çok zevkli biriymiş.

Kapının ağzında olan çantamı içeriden alarak yatak odasına götürdüm. Eşyalarımı dolaba yerleştirmeye başladım.

🤍

Ellerimi gerginlikle ovuşturarak zile bastım. Eşyalarımı yerleştirdikten sonra güzel bir duş almış ve Ebru Hanım'la Dudu Teyzeyi aramıştım. Onlarla konuştuktan sonra akşam yemeğe çağıran Gülnur Teyzenin evine inmiştim. Bir saat belirlememiştik ama ben olabildiğince geç inmiş saat 18:00'a kadar oyalanmıştım.

Belki Mine'ye ve sözlerine güvenmesem bu kadının evine gelmezdim ama dediğine göre iyi bir kadındı.

Açılan kapıyla gülümsedim.

"Hayırlı akşamlar"

"Gel kızım geç böyle içeri. Sana da hayırlı akşamlar. Tam zamanında geldin bende seni bekliyordum. Sofrayı kurdum gel masaya geçelim."

"Bunu size yaptım. Buyrun."

"Ay kızım sağol vallahi. Ellerine sağlık."

Oyalanmamı sağlayan poşete baktım. Poğaça, börek ve kurabiye yapmıştım. Olur da yer ya da dolaba atar diye. Özellikle bayatlamayan tarifler seçmiştim. Masaya çekinerek oturduğumda gözlerimi hayranlıkla masada gezdiriyordum. Harika yemekler vardı. Dolmalar, mezeler, salatalar. Bu yaşta birine göre fazla hareketli ve maharetliydi. Elinde çorba tenceresi ile gelen kadına baktım. Kasemi alarak içine çorba koydu. Kendi kasesine de koyarak tencereyi tekrar mutfağa götürmek için salondan çıktı.

O sırada eğilip çorbayı kokladım. Harika bir tarhana çorbasıyla karşı karşıyaydım. Karşıma oturan Gülnur Teyzeye baktım.

"Ellerinize sağlık her şey harika görünüyor."

"Afiyet olsun güzel kızım. Başla haydi. Soğutma çorbanı."

Önümdeki çorbayı içmeye başladığımda damağıma yayılan lezzete bayılmıştım. Çok özel bir tarif olduğu fazlaca belliydi.

"Eee kızım bana kendinden bahset biraz. Senin kızılcık şerbetiyle tanıştım. Şimdi de seninle tanışalım."

"Ben Asel Zümra Kirazcı. 18 yaşındayım. Ankara'ya yeni taşındım."

"Okul için geldin herhalde."

"Yo hayır ben üniversite okumaya gelmedim buraya. Hayallerimi gerçekleştirmeye geldim."

"Neymiş senin hayallerin."

" Bir kafe sahibi olmak istiyorum. Ben meslek lisesi mezunuyum. Pasta ve pastacılık okudum. Okul dışında da ekstra eğitim kurslarına gittim. Halen de gidiyorum. Belki burada bir iş bulabilirim diye düşünüyorum."

"Demek kafede çalışmak istiyorsun. Şehrin en işlek yerlerinden birindesin. Hemen iş bulabilirsin. Üniveriste okumayı düşünmüyor musun peki?"

"Aslında hayır bana sadece zaman kaybı gibi geliyor. Gittiğim kurslardan öğrendiklerim yeterli ayrıca lisedeyken işletme eğitimi de aldım. Bildiğim şeylerin okulunu okumak açıkçası bana sıkıcı geliyor. Siz peki kimsiniz?"

"Ben Gülnur Kaya. Eski aşçıyım."

Yüzümde şaşkınca bir gülümseme oluştu. Bu yemeklerin sırrını açıklıyordu.

"Açıkçası şaşkınım Asel, güzel kızım. Ben de bir kafe işletiyorum. Daha doğrusu 1–2 ay önceye kadar işletiyordum. Günlük rutine ayak uyduramayınca kısa bir süre kapatma fikri aldım. Belki bu sürede yerime başka birini bulurum diye düşünüyordum. Ayrıca söylemeliyim ki üniversite konusunda seninle kopyala yapıştır olmamıza şaşırdım. Açıkçası sen iyi birine benziyorsun. Belki biraz safsın ama olsun. Zamanla alışırsın. Asel ben sana iş teklifi yapmak istiyorum. Benim kapalı kafeyi açıp işletmek ister misin?"

İri iri gözlerle Gülnur Teyzeye bakıyordum. Hayatımda hiç bu kadar hızlı bir kadın görmemiştim.

"B-ben mi? A-ama ben daha önce böyle bir şey yapmadım ki."

Kekelediğimi fark edince dilimi ısırdım. Hepsi heyecandandı.

"Ay kızım ben sana yardım ederim. Merak etme sen. Alışınca da kendi halime çekilirim."

"Yani ben ne desem bilemedim. Bu çok güzel bir teklif."

"E o zaman neyi bekliyorsun kız. Kabul ettin varsayıyorum. Bugün hafta başı. Hafta sonuna kadar sen yerleş, alış, çevreyi tanı. Haftasonu da gider bakarız. Hazırlıkları yaparız. Hazırlıklar bitince de kafeyi yeniden açarız."

Küçük bir kıkırtı çıktı ağzımdan bu yaşlı kadının benden daha heyecanlı olması ağzımı açık bıraktı. Benden daha genç ruhlu olduğu kesindi.

Yemeklerimiz bittiğinde ben yorgunluktan bayılmak üzereydim. Gülnur Teyze bu halimi fark edince beni evime postalayıp güzelce uyuyup dinlenmemi istemişti. Saat 20:00'a geliyordu. Yatağın içine üstümü değiştirip girdim. Kafamı yastığa koyar koymaz gözlerimi kapattım.

🤍

Karanlık çökmüş oda da gözlerimi korkuyla açtım. Gördüğüm kabus gerçekten sinirimi bozmuştu. Akan gözyaşlarımı ellerimle sildim. Yataktan çıktım ve evde dolandım. Ay ışığının vurduğu salona girdim. Salondaki saate baktığımda gece yarısını bir kaç dakika geçtiğini gördüm.

Guruldayan karnıma üzgünce baktım. Acıkmıştım. Ve benim hiç sevmediğim özelliğim olan bu gece yemek yeme isteği istediğim şeyi yemeden gitmezdi. Beni de sabaha kadar oturturdu. Canım şuan fazlaca köfte ekmek çekiyordu. Ama böyle bol soslu. Offf olsa harika olurdu.

Telefonumu odamdan alarak salona geldim. İnternetten açık köfteci aradım ama yoktu. Yeni hattım adına bir uygulamada hesap açmıştım. Haritalara girerek en yakındaki açık köfteciyi arattım. Caddenin başında bir köftecinin açık olduğu gösteriliyordu. İnternetteki yorumlara bakarak açık olduğundan emin oldum.

Üstüme iki kat sweat giydim. Maalesef ki bir montum yoktu. Edirne'de kalmıştı. Yanıma cüzdan, telefonumu ve anahtarlarımı alarak çıktım.

Cadde çok işlekti. Ve fazla da kalabalık. Gece yarısı olmasına rağmen çevredeki kafelerden kısık da olsa müzik sesi geliyordu. Çevrede bar gibi ortamlar var mı diye baktım. Caddede öyle bir yer yok gibi görünüyordu. Caddenin başına geldiğimde açık gözüken köfteciye baktım. Haşim Usta. İçeri girerek boş masalardan birine oturdum. Genel olarak erkekler ve kızlı erkekli karışık gruplar vardı. Galiba tek yalnız gelen bendim. Garson önüme menü bırakınca kısa bir bakış attım.

"Köfte ekmek ve yanına mercimek çorbası istiyorum."

"Başka bir arzunuz?"

"Yok teşekkür ederim."

Giden garsonun arkasından etrafı incelemeye başladım. Hemen çapraz masamda dört adam oturmuş kahkahalarla gülüyorlardı. Yaşlarının büyük olduğu belliydi. 25 ve üstü gibilerdi.

Gözlerimi onlardan alarak mekanın içine baktım. Genel olarak içerde dolu olan 10 kadar masa vardı. Geri kalanlar ise dışarıda paket servis yaptırıyordu. Mekan daha çok ahşap bir kulübe havasını veriyordu. Kendimi bir balıkçıda gibi hissettiriyordu.

Garsonun önüme bıraktıklarıyla gülümsedim. Köfte ekmekten ilk ısırığımı aldığımda gözlerim kapandı. Muhteşem bir tadı vardı. Hatta yediğim en iyi köfte olabilirdi. Çalan telefonum bu muhteşem anı bozdu.

Mine'nin bu saatte görüntülü aramasına şaşkınlıkla baktım. Görüntülü aramayı cevaplayarak cüzdanımda olan kulaklığı aldım. Kulaklığı takmadan Mine'nin cırlayan sesini duydum. Kulaklığı hemen taksam da yan masadaki dört adamın bakışları bana dönmüştü.

"Bu saatte köfte ekmek ha hani bana?"

"Mineee o nasıl ses ya?"

"Ay ne var kız. Fena mı işte. Kulaklarının pası silinir."

"Ya ya silindi. Hemde ne silinme. Hayırdır bu saatte."

"Ha şey ya. Ben sıkıldım. Senin de uyuyamayacağını düşünmüştüm. Haklı da çıktım. Dedim bir arayayım gül cemalini göreyim."

"İyi işte ne güzel. Gördün. Hem sen ne yapıyorsun?"

"Ders çalışıyorum."

"Hmm ne çalıyorsun peki?"

"Anayasa ezberi yapıyorum."

Ekranda gözlerini deviren arkadaşıma güldüm. Ezber yapmayı hiç mi hiç sevmiyordu.

"Ee sen bu saatte evde değilsin nerdesin böyle?"

"Caddedeki köftecideyim."

"Afiyet olsun. Benim için de ye."

"Sağol. Gelseydin beraber olurdu."

"Merak etme. Tatilim başladığı an yanındayım."

Ekranın diğer tarafından gelen 'güm güm' seslerinden sonra Mine'den bir oflama çıktı.

"Kapatsam iyi olacak. Oda arkadaşım pek insancıl değil."

"Bence haklı kız. Gecenin bu saatinde. Ayıp yani."

"Ya ya ne ayıp. Yarın sabah dersim yok. Oda arkadaşımın da dersi var. O zaman konuşalım."

"Tamam görüşürüz. İyi akşamlar."

Mine el sallayarak konuşmayı kapatınca güldüm. O sıra bakışlarım bir iki masa çaprazımda oturan orta yaşlı adama takıldı. Kaçamak bakışlarıyla beni izliyordu. Bir anda tüylerim ürpermişti. Adamın bakışları hiç hoş değildi. O sıra çapraz masamdaki dört adamdan sarışın olanla gözlerim kesişti. Az önce benim baktığım yere dik dik bakıyordu. Biten yemeklerimle hesabı istemek için el kaldırdım. Yanıma gelen garson daha ben konuşmadan konuştu.

"Hesabınız ödendi hanımefendi."

"Anlamadım. Kim ödedi?"

"Şu masadaki beyefendi."

Garson bana eliyle beni süzen adamı gösterince ellerim titremeye başladı. Çok korkuyordum. Tehlike çanları çalmaya başlamıştı.

"Hesap ne kadar tuttu?"

"50 TL."

Cüzdanımdan titreyen ellerimle çıkardığım parayı garsona uzattım.

"Bu parayı beyefendiye verin lütfen."

Garson başını sallayarak uzaklaştı. Eşyalarımı alarak restorandan hızlıca çıktım. Hızlı adımlarla eve yürümeye başladım. Arkamı dönüp kontrol ettiğimde adamın peşimde olduğunu gördüm. Hızlı adımlarla ara sokaklardan birine daldım. Issız da olsa bu adamdan kaçmamı sağlayabilirdi. Koşmaya başladığımda arkamdaki adım sesleri hızlandı.

Tam köşeden döndüğümde sertçe birine çarptım. Kafamı dahi kaldıramadan bir anda arkaya doğru itildim. Biri beni sıkıca tutunca korkuyla kafamı kaldırdım. Restorandaki 4 adamdan 3'ü karşımdaydı.

Arka taraftan sertçe kemiğin kemiğe çarpma sesini duydum. Sonrasında gelen küfür sesini ve acılı bağırışı. Hızlıca arkamı döndüm. Beni takip eden adamı 4 adamdan birisi yerde dövüyordu. Beni tutan adamdan kollarımı korkuyla geri çektim. O ara kafam sadece yerde dayak yiyen adama odaklıydı.

Kafam sertçe çenemden tutularak önüme döndürüldü. Karşımda ela gözlerle karşılaştım. Sonra beni tutanın ve kafamı çevirenin sarışın adam olduğunu gördüm. Bir şeyler söylüyordu ama anlayamıyordum. Tam olarak odaklandım ve ne dediğini duydum.

"-biz askeriz. Sakin ol korkmana gerek yok. Beni anladın mı?"

Kafamı otomatik olarak onaylarcasına salladım. Trans halinden yavaşça çıkarken korkum bir nebze olsun geçmiş gibiydi. Ellerim ve dizlerim hala titriyordu. Göğsüm düzensizce inip kalkıyordu.

Beni takip eden adamı döven kişi adamı kaldırdı ve gelen arabaya adamı resmen fırlattı. Arkasından arabaya bindi.

Karşımdaki sarışın adamın sesi gelmeye başladı.

Evin nerde seni bırakmamızı ister misin?"

"Y-yok hayır. Evim bir iki bina ötesi."

"Tamam dikkatlice eve git tamam mı?"

Kafamı yine salladım. Geldiğim sokaktan titrek adımlarla geri döndüm. Caddeye çıkınca olabildiğince hızlı adımlarla apartmanımın önüne geldim. Açtığım kapıdan sonra hızlıca asansöre bindim. Evin kapısını açtıktan sonra sertçe kapattım. Daha sonra üst üste kapıyı hem alttan hem üstten kilitledim. Kapıya yaslanır yaslanmaz gözyaşlarım akmaya başladı. Kendimi ilk defa bu kadar boşlukta hissediyordum. Bu o kadar kötüydü ki. Kendimi kapının önünden kaldırabilecek gücü bile bulamıyordum.

Bölüm Sonu

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.