Londra sabahı griydi.
Gökyüzü, sanki geceyi bırakmak istemiyormuş gibi ağır bulutlarla kaplıydı. Lenora pencerenin önünde durmuş, şehrin üzerine çöken o puslu havayı izliyordu. İçinde tarif edemediği bir huzursuzluk vardı. Bu his, son zamanlarda daha sık gelmeye başlamıştı.
“Lenora, hazır mısın?” diye seslendi annesi alt kattan.
Lenora derin bir nefes aldı, gözlerini şehirden ayırdı.
“Evet!” diye karşılık verdi, sesi her zamanki gibi sakindi.
Ama içinde hiçbir şey sakin değildi.
Bugün Amerika’ya gidiyorlardı. Sadece bir tatil... en azından ailesi öyle söylemişti.
Valizini kapatırken aynada kendine baktı. Solgun teni, koyu gözleri ve her zaman biraz fazla dikkat çeken o bakışı… Diğer insanlardan farklı olduğunu hep biliyordu. Ama ne kadar farklı olduğunu henüz tam olarak bilmiyordu.
Ve belki de öğrenmek üzereydi.
Uçak saatler sonra bulutların arasından süzülerek Amerika topraklarına indiğinde, Lenora’nın içindeki o tuhaf his daha da güçlenmişti.
Sanki bir şey… ya da biri… onu çağırıyordu.
Havaalanı kalabalıktı. İnsanlar koşturuyor, bavullar sürükleniyor, anonslar yankılanıyordu. Ama Lenora için bütün sesler boğuklaşmış gibiydi.
Bir an durdu.
Kalbinin hızlandığını hissetti.
Bir yere bakıyordu… ama neden baktığını bilmiyordu.
Kalabalığın içinde, uzak bir köşede duran bir adam dikkatini çekti.
Uzun boylu, sert bakışlı, karanlık bir auraya sahipti. Etrafındaki insanlar farkında olmadan ondan uzak duruyordu. Adam başını hafifçe kaldırdı.
Göz göze geldiler.
Lenora’nın nefesi kesildi.
İçinde bir şey… yankılandı.
Tanıdık.
Ama imkansız.
Adam kaşlarını hafifçe çattı. Sanki o da aynı şeyi hissediyordu. Ama sadece bir an sürdü. Sonra adam başını çevirip yürümeye devam etti.
Lenora olduğu yerde kaldı.
“Lenora?” dedi annesi, koluna dokunarak. “İyi misin?”
Lenora gözlerini o köşeden ayıramadı.
“Az önce… biri…”
Ama cümlesini tamamlayamadı.
Çünkü adam gitmişti.
Aynı anda, havaalanının diğer çıkışında Hector Hill siyah arabasına doğru yürüyordu.
Yüzü ifadesizdi, ama içi… değildi.
Bir an önce arabaya binmek istedi. Çünkü az önce hissettiği şey, yıllardır hissetmediği bir şeydi.
Kontrol kaybı.
Durdu.
Başını hafifçe geriye çevirdi, kalabalığa baktı.
“Ne saçmalık…” diye mırıldandı.
Ama içindeki kurt huzursuzdu.
Ve dolunay… yaklaşıyordu.
Lenora o gece otel odasında uyuyamadı.
Kalbi hâlâ hızlı atıyordu.
Ve ilk defa...
Kan kokusu bu kadar güçlü geliyordu...
Bu sadece başlangıçtı.
Ve hiçbiri, aslında kim olduklarını bilmiyordu.