تخطٍ إلى المحتوى

KORATEŞ

الفصل 6 · قراءة 7 دقيقة

KORATEŞ

الفصل 6

🔥 6

Yabancı.

Parmaklarımın arasındaki biber gazına sıkı sıkıya sarılmış, göğsümü döven kalbimi hizaya getirmek için derin nefesler alıp ağzımdan veriyordum. Adamın parlayan kahverengi gözleri kısa ve seyrek kirpiklerinin arasından onu sarsan adama gözlerini çevirirken rahatlamak yerine tüm vücudum daha da gergindi. Bir yabancının yardımından ziyade tanıdık birini beklerdim ancak oydu: Saygın Ragıyf.

Adamın ensesinde gömleğinin yakalarını yumruğunun arasında sıkıştırırken gömleğinin döğmesi adamın boğazını zorluyordu. Omzunun üzerinden kara bulutlar gibi çökerken gözlerini adamın suratına dikmişti “Bir sorun mu var?” diye sorarken sesi hırlayan bir hayvan gibi saldırgandı.

Adam sanki buna hakkı varmış gibi “Sen kimsin?” diye sorduğunda Saygın atmaca gibi gözlerini üzerime dikmişti.

“Kimim ben?” diye sorarken parmakları sıkılaşmıştı. “Bir önemi var mı?”

Arabadan inen adam kapanan kapının gürültüsüne karışan sesiyle “Lan!” diye bağırdığında adama dönerken ensesinden sıkıca tuttuğu adamı da kendisiyle birlikte çevirip arkadaşının ayaklarının önüne savurdu.

Sırtını dikleştirirken öfkeyle arabanın etrafında dönen adam gözlerini ayaklarının altına düşen arkadaşından alıp başı geriye düşecek kadar kaldırdığında ancak Saygın’ın gözlerine bakabilmişti. Arkadaşını yerden kaldırırken gözlerimi kısmış sorgulayarak bakıyordu.

“Canına mı susadın lan?” diye bağırdı.

Çantamdan telefonumu çıkarırken “Polis çağıracağım,” dediğinde iki adam gözlerini üzerime çevirmişti.

“Orospu…-“ diye hırlarken küfürü keskin bir bıçak kesiği gibi yarıda kesilmişti.

“Ne dedin sen?” diye hırladığında adam arkadaşını kolundan tutarak dengede olup olmamasını umursamadan yerden kaldırırken ikisinin de yüzü kızarmıştı.

Şoför tarafına yürüyen adam “Bu burada bitmedi lan,” derken arabanın kapısının altındaki basamağa çıkarak tavanın üzerinden kendini gösterdi “Bu yüzü unutma, bulacağım seni. Bu gece değil ama bundan sonra arkana bakarak yürü yavşak piç!” diyerek arabaya atlayıp lastikleri gıcırdatarak yola karışırken yanaklarımda biriktirdiğim nefesimi sertçe üfleyerek sırtımı dikleştirdim.

Saygın bana dönerken “Elin armut mu topluyor senin?” diye sorduğunda gözlerimi ona çevirdim.

“Çok pardon?”

“Korkudan titreyip adamların sana istediğini yapmasına izin mi verecektin?” derken sesi düz ve hatta aşağılayıcı bir tınıyla derimi iğneliyordu.

“Benim de kendi tarzımda çözümlerim var,”

Alaycı bir gülümsemeyle dudakları kıvrılırken gözleriyle çantamı işaret ederek “Biber gazı mı?” diye sordu ve aramızdaki mesafeyi kapatarak biraz önceki adam kadar bana yaklaşıp eğildiğinde sıcak nefesini suratımda hissedebiliyordum. “Bu mesafeden sıktığın biber gazının sana da zarar vereceğini biliyorsundur umarım… Ah, özür dilerim. Bunun için önce biber gazını çantandan çıkarman gerekiyordu,” dedi ve doğrulurken alaycı bir homurtuyu andıran hırıltısıyla kıkırdadı.

“Biz seninle bu kadar yakın değiliz, benimle bu şekilde konuşamazsın,”

“Ben şu an karşımda doktorum yahut arkadaşım olarak görmüyorum seni. Sıradan bir kadınla yapacağım konuşmayı seninle yapıyorum. Atla, evine bırakayım seni,” dediğinde bu kez alayla gülme sırası bendeydi. Teknik olarak şu an Gurur benim evimdeydi ve ben onun rakibiyle eve mi gidecektim?

Henüz şimdi taciz edilmişken?

Ölsem daha iyi.

“Teşekkürler süper kahraman ama ben giderim, babamı ararım gelir,” dediğimde başını onaylar anlamda sallarken gözlerini yolun ilerisine dikmiş, ben telefonumu çıkarırken rahatsızlık hissettirecek kadar uzun süre pür dikkat gözlerini diktiği noktaya bakmıştı. Aynı noktaya baktığımda biraz önce giden adamların arabasının bagajına benzer bir araç görüyordum. Adamlar gitmemiş miydi?

“Emin misin?” diye sorarken yan gözle bana bakıyordu.

“Eminim,” dediğimde gözleri kısılırken dişlerini göstererek gülümsedi.

Geriye doğru bir adım atarken “Tamam, sen bilirsin,” dediğinde gözlerim yeniden arabayı yokladı. Hala aynı yerindeydi, Saygın gittikten sonra ne olacaktı? Geri dönüp yeniden aynı şeyleri mi yaşatacaklardı? İstanbul’da olduğu gibi boş taksiler yolda dolaşmıyordu, bir tane çağırmam ve onun gelmesi uzun sürecekti, hastanenin önündeki durak boştu ve otobüs ortalıkta görünmüyordu. Babamı çağırmak da en az taksinin gelmesi kadar sürerdi. Hastaneye geri dönüp içeride babamı beklesem ben hastaneye ulaşana kadar beni sıkıştırabilirler miydi? Saplantılılar mıydı?

“Aaa…” derken kelimeler ağzımda yuvarlandı. “Şey…-“

Başıyla arkasındaki beyaz Corolla’yı işaret ederken “Yarın haberlerde seni görmeyeceğime sevindim, gel,” dediğinde minnetle gülümseyerek arabaya yöneldim. Hiç tanımadığım bir yabancıdan ziyade tanıdığım bir yabancının arabasına binmek daha mantıklı gelmişti bana.

Arabaya doğru yürürken ayaklarım külçe kadar ağırlaştı. Arabadan inerken Gurur beni görebilirdi, arabanın siyah camlarından dolayı arabanın içindeki Saygın’ı görmezdi ancak ya arabadan inmeye karar verirse? Ya Saygın arabadan indiğinde Gurur bahçeden çıkmaya karar verirse… Ah, sikerler! Gurur, bu adamın eski sevgilisiyle çıkıyor!

Araba binip kemerimi bağlarken gözlerim arabanın içinde dolaştı. Annemle aynı modelde ve aynı renkte bir arabaydı bu yüzden yadırgamamıştım. Gözüme batan şey arabanın içinde fazlasıyla büyük duran Saygın’dı. Sürücü koltuğu arka koltukta diz mesafesi bırakmayacak kadar geriye kaydırılmış, en alçak ayara alınmış olmasına rağmen bile arabanın içinde büyük görünüyordu. Hem Gurur kadar uzundu hem de ikisi de Süper Ağır Siklette kapıştıkları için genişlerdi.

Ben arabanın içini incelerken o ana yola karışmıştı. Gözlerini sorarcasına bana çevirdiğinde “Ne?” diye sordum. Gözlerimi ondan kaçırmaya çalıştıkça bana bakıyor olması rahatsız ediyordu, yüzümde bir şey mi vardı yoksa onun arabasına binmeyi kabul ederek çok mu aptal görünmüştüm?

“Evini tarif edecek misin?”

“Ah…”

Gözlerimi önüme çevirdim ve yolu tarif ettim. Onunla sağa dönüp sola dönmesi dışında herhangi bir konuda konuşmadım. Onun da benimle konuşmaya pek niyeti yoktu, göründüğünün aksine centilmence davranarak bir kadının hayatını ve psikolojisini koruyarak beni kurtarıp eve bırakıyordu. Bu, beni ona karşı borçlu bırakır mıydı? Kısmı olarak evet, ona karşı borçlu sayılırdım ancak bu borcu ödemek gibi bir isteğim olmayacaktı. Geriye iki haftam kalmıştı, iki haftada geçireceğimiz dört seans ve sonrasında bir daha Gurur’un karşısına çıkmadığı sürece adını duymayacak ya da yüzünü görmeyecektim.

Sokağın başında “Burada durabiliriz,” dediğimde yavaşça arabayı kenara çekti. Arabadan inerken “Teşekkür ederim.”

Aradaki mesafeyi koruyarak “Rica ederim,” diye karşılık verdi. Ben kaldırıma çıkıp adımlarken o da cadde boyunca ilerlemeyi sürdürmüştü.

Açıkçası onun hakkında düşünmek istemiyordum. Eğer onun hakkında düşünmek istersem ona acımak ve Gurur’a ihanet etmek için sebeplerim olurdu ve ben, bunu yapamayacak kadar kalbi taşlaşmış bir insandım. Hayatımda önemli olan şey adalet değildi, sevdiklerimin yanımda sağlıklı ve huzurlu bir şekilde var olmasıydı.

Adalet denilen şey kalıcı olarak sağlanamazdı, bu yüzden o terazinin rüzgarla bozulacak dengesini sabit tutarak kendimi yormak istemiyordum.

Bahçe kapısına uzanırken “Sevgilin mi var senin?” sorusuyla sıçrayarak araba ile bahçe duvarı arasında oluşmuş karanlığa döndüğümde Gurur’un içtiği sigaranın kızıl ışığını görmüştüm. Arabası, annemin arabasının önüne park etmiş, iki araya girmişti. Yeşil, suni sarmaşıklarla örülmüş çitlerin diğer tarafında, bahçede ailelerimizin konuşurken çıkardığı uğultuyu duyabiliyordum.

Onu görmek için gözlerimi kısarken sokak lambasının ışığıyla yüzünün bir kısmı aydınlandı. Açılmış kumral saçları, güneşten yanmış teni ve üzerindeki simsiyah tişört eve eşofman altıyla tamamen gölgede kaybolmuştu. Sigarasını dudaklarının arasına götürüp gözlerini üzerime dikmiş, alaycı ifadesini bozmadan bakarken “Hayır,” diye karşılık verdim.

Sigarasını yere atarken “Bana yalan söyleme,” dedi ve sigara dumanını üzerime üfledi.

Elimle üzerime yayılan dumanı savururken “Sana yalan söylemek için sebebim yok,” diye homurdandım

“Daha önce bana bu konuda yalan söyledin, patates. İkinci olmasına izin veremem, en azından bana kim olduğunu söylersen başına bir şey geldiğinde seni ben bulabilirim,” dediğinde konudan kaçmak için ona sırtımı döndüm. Ne zaman benim ilişkilerim söz konusu olsa ona karşı dürüst olmam için aynı günü, aynı olayı ısıtıp ısıtıp önüme sunuyordu.

Bu kez istesem bile ona kim olduğunu söyleyemezdim, bu onun öfkesini körüklerdi.

Parmaklarını enseme sardığında bir kısmı saçlarımı kavramıştı, güçlü bir hamleyle beni kendine çevirdi: “Kim o adam, patates?”

Yakındı.

Henüz yarım saat önce burun buruna geldiğim ve Saygın olmasaydı eğer bana ne yapacaklarını bilmediğim adamlar kadar yakındı. Dirseğinin içine vurarak kolunu ittiğimde bana karşı çıkmadı, karşı çıksaydı yerinden kıpırdatamayacağımı biliyordum. Kendimi geri çekerken ona vurma isteği ağır basıyordu. Buradaydı, evimizdeydi ve ben yoktum. Neden çıkıp beni almaya gelmemişti? Neden bunu teklif dahi etmemişti? Neden beni Gurur değil de bir yabancı kurtarmıştı.

Ya o kurtarmasaydı bu gece ne olurdu? Eve bir bütün halinde gelebilir miydim? Kendimi savunmayı bilmiyordum, çantamda taşıdığım biber gazına güveniyordum ancak o beni iki adamdan kurtarabilir miydi?

Saygın olmasaydı, Gurur beni kurtarmazdı.

Gurur, bana gelmezdi.

O adamların bana yapacaklarına dair ihtimaller gözlerimin önünde yankılanırken irkilerek geri çekildim. “Çok yorgunum, senin oyunların için halim yok,” diyerek bahçeden içeri girerken beni durdurmasını, neyimin olduğunu sormasını istedim. Belki vücudumda cereyan eden şokla ona sarılır ve beni teselli etmesine izin verirdim. Tıpkı çocukken düştüğümüzde dizlerimizi temizleyip bizi düşüren çocukları dövdüğü gibi aynısını bu yetişkin hayatımda da ondan beklemiştim.

Karşımdan gelen Buse bana gülümseyerek “Nasılsın, Lema?” diye sordu keyifli bir tınıyla. Belli ki Gurur’la bu akşam yine kaçamak yapacaklardı.

“Yorgunum, görüşürüz,” derken ondan yayılan parfüm kokusunu almıştım.

Burnumu havaya kaldırıp koklarken “Yüzüme bir şeyler sürmem gerekti, annen senin odanı kullanmama izin verdi. Kızmadın değil mi?” derken kızıp kızmadığımı umursamış gibi görünmüyordu.

Annem sandalyesinde bana doğru dönerken “Kızın öyle çıkmasına izin veremezdim,” dediğinde gözlerimi anneme çevirdim. O olaydan sonra tüm makyaj malzemelerimi parçalayıp çöpe atmış en güzel elbiselerimi makasla yırttığı gün gözlerimin önünde yeniden canlandı.

Hiçbir şey söylemeksizin kapıya doğru yürürken omuzlarım sarsıldı.

“Lema, senin içi köfteleri pişiriyoruz kızım!” diye bağırdı arkamdan.

Dudaklarımı sımsıkı bastırarak hızlı adımlarla hali hazırda aralık kapıdan eve girerek doğrudan merdivenlere yöneldim. İnsanlara karşı sınırlarımı düzgün çizemediğim gibi belirsiz kalarak onların beni tanımasına da izin vermemiştim. Bir noktada silik bir hal almış, gölge halini bile alamamıştım. Benim hakkımda bilmeleri gereken şeyleri bilemiyorlardı. Et, tavuk, balık yemezdim. Ben, canlı herhangi bir şeyin ölüsünü ağzıma sürmezdim. Midem bulanırdı. Tabağımdaki et parçasına yahut yumurtaya bakarken gözümün önüne yaşayabileceği yaşam döngüsü gelirdi.

Ben iyi rol yapamazdım, sadece birinin çıkıp neyim olduğunu sorması ve söylediğim yalana kanmadan bir kez daha sormasını beklerdim.

Ben hep beklerdim ve kimse gelmezdi.

نهاية الفصل

2 تعليق