تخطٍ إلى المحتوى

KORATEŞ

الفصل 18 · قراءة 12 دقيقة

KORATEŞ

الفصل 18

🔥 18

Alkolün etkisiyle biraz olsun sızmış olsam da çöp arabasının sesiyle sabah erkenden uyanmış ve yüzleşmek istemediğim gerçeklerin hepsiyle aynı anda çarpışmıştım. Ben henüz parti gecesi yaptıklarım konusunda kendimi affedememişken Gurur bana o geceyi hatırlatıyordu. Sözlerinin alternatifi yoktu, doğrudan beni öptüğünün farkındaydı ancak bunu ben olduğumu bilerek mi yapmıştı yoksa yaptıktan sonra mı ben olduğumu fark etmişti?

Hangisi daha korkunçtu kestiremiyordum. Eğer ben olduğumu bilerek öpmüş olsaydı bu bana doğru bir adım attığı anlamına gelirdi ancak o hala Buse ile birlikteydi. İkinci ihtimal için tüm suçu alkole atıp özür dileyeceği gerçeği vardı ancak bu durumda bir tarafın aptala yapması gerekiyordu.

Ne olursa olsun bilinçli bile olsa o geceyle ilgili ağzımdan tek kelime dökülmeyecek, onu reddedecektim.

Kısa bir duşun arından iyice yıkanıp akşam ertelediğim bakımlarımı yaparak pijamalarımla mutfağa indiğimde annem ve babam henüz uyanmamıştı. Annemin odasının kapısı kapalı, babam salondaki koltukta bir bacağı koltuktan sarkarken kolunu gözlerinin üzerine kapatmış uyuyordu. Kendime soğuk kahve yapıp sandalyeye oturarak gözlerimi camdan dışarıya çevirdim.

Annemin Toyota'sı sık kullanıldığı için dışarıya park edilmiş, babamın bana aldığı ve birlikte Edirne yolu teptiğimiz yeşil Toyota cipi yeni olduğu için garaj yoluna park edilmişti. Güneş üzerine vururken parti gecesi sürttüğüm yerler kendini cilalı boyanın üzerinde gri tozla kaplanmış olmasına rağmen iyice belli ediyordu.

Ayak sesleriyle başımı çevirdiğimde babam yeni yeni uyanıyordu. Benim selamlayarak alt kattaki banyoya doğru yürürken gözlerimi elimdeki kahveye indirdim. Babam bir noktada haklıydı, bazı şeylerin olduğundan daha düzgün görünmesi dağıtmak ve yeniden inşa etmek gerekiyordu.

Ancak yine cesaretim kırılıyordu ve bu kez onu alt edebilecek, kendi içimde yine kendimi kandırabileceğim haklı sebeplerim yoktu. Bu kez ikinci ihtimale değil de Gurur'un dün gece onunla öpüşmemden dolayı burayı terk ettiğimi düşünmesine haklı bir kılıf bulamıyordum. Aptala yatmıyordu, doğrudan saldırırcasına hareket ediyordu aslında ancak bunu yine beni kırmadan yapıyordu. Doğrudan o gecenin hesabını da sorabilirdi lakin o gece ikimiz de suçluyduk. Ben maskenin altındakinin kim olduğunu biliyordum. Heyecandan o geceyle ilgili pek bir şey hatırlamasam da sıcak dudaklarının dudaklarımı ezmesini, kollarının beni sarıp kendine bastırırken daha da yükselen bir arzuyla beni öpmesini, vücudunun sıcaklığını unutamıyordum.

Parmaklarım dudaklarımın üzerinde gezerken babamın mutfağa girmesiyle birlikte uzanıp kahve bardağını kafama dikerek büyük bir yudum aldım. Ahlaki olarak ikiye bölünmüş gibi hissediyordum kendimi. Bir yanım bunun yanlış olduğuna inansa da içimde Gurur'a karşı nükseden arzuları dindiremiyordum. Bugüne kadar böylesine hiddetli durdurulamaz anlarım olmamıştı, her seferinde kontrol bendeydi.

Ancak bu kez bir şey farklıydı.

Her zaman Gurur'u sevgilisi olmuştu, sürekli takındığı kadınlar vardı ancak hiçbiriyle ciddi olduğunu belli etmemişti. Hiçbirini ailesinin yemek masasına dahil etmemiş, evinde uyumasına izin vermemişti ancak Buse her anını onunla geçiriyordu. Aile yemeklerinde onun yanına oturuyor, evinde kalıyor, onunla bir sevgilinin paylaşabileceği her şeyi uçlarda paylaşıyordu. Afra, abisini tanıyordu ve benden daha çok onlara şahit olmuştu.

Gurur, Buse'yi gerçekten seviyordu.

Peki ya ben? Ben neydim bu hikayede?

Yanıma otururken "Nasıldı dün gece?" diye sordu.

Boynumu sağa sola yatırıp kütlettikten sonra "İyi," diye mırıldandım.

Bana beklenti dolu gözlerle bakarken "Sadece iyi mi?" diye sorarken kaşları havalanmıştı.

"Konuşmadık," dediğimde iç geçirerek arkasına yaslandı.

"Cesaretli ol, kaybedecek hiçbir şeyin yok,"

Annem mutfağa girerken "Hangi konuda?" diye homurdanarak araya girdi. "Lema'yı da kendin gibi onursuz birine mi çevirmek istiyorsun?" diye çıkıştığında babam sandalyesinde ona döndü.

"Kızımla dertleşiyoruz, seni ilgilendiren bir şey olsaydı seninle konuşurdu," dediğinde annem dişlerini sıkarak babama tepeden bakıyordu.

Ellerini beline koyduğunda işleri kızışacağı açık ve net bir şekilde belli olmuştu "Nereden senin kızın oluyormuş? Onu ben büyüttüm, benim kızım o," diye bağırırken kahve bardağımı alarak ayaklandım.

"Tırsak büyütmüşsün kızı, hiçbir şeye cesareti yok,"

"Bir hanımefendi gibi büyüttüm ben onu," derken eşikte beni yakalamıştı "Nereye?"

"Hazırlanıp çıkacağım, biraz geç kalıyorum,"

"Nereye geç kalıyorsun?" diye sorarken pembe kalpli pijamalarının aksine kırmızıya çalan suratı ve belindeki elleriyle bana dönmüştü.

Babam "Sen karışma," dediğinde ona bakmadı bile.

"Sus, kapat çeneni,"

"Özel bir seansım var,"

"Elalemin evine mi gidiyorsun?"

"Evet,"

"Hayır, izin vermiyorum. Doğru düzgün klinikte bir iş bulana kadar kimsenin evine gitmeyeceksin," diye çıkıştı.

Babam ayağa kalkarken "Neden yaptığı işleri beğenmiyorsun? Çırpınmaya çalıştıkça Lema'yı boğduğunun farkında mısın?" diye bağırırken annem tüm öfkesini ona çevirmişti. O ikisi aralarında kavga ederken yavaşça merdivenleri tırmanıp üst kata çıktım. Bir an önce evden çıkmak istediğim içi alışkınlık haline gelmiş kremlerimi sürüp üzerime kırmızı elbisemi geçirerek dün akşamdan kalma uyumsuz çantamı ve altına spor ayakkabılarımı giyerek saçlarımı toplamak için toka alarak merdivenlere yürüdüm.

Annem ve babam hala mutfakta kavga etmeyi sürdürürken yürüyüp portmantodaki anahtarlıkta araba anahtarı aradım. Önceliğim kendi arabamın orijinal ve yedek anahtarıydı ancak ne çantamda ne de anahtarlıkta yoktu.

İşin tuhaf yanı annemin arabasının da anahtarları yoktu.

Kavgalarının ortasında tamamen onların dertlerinden uzak bir şekilde "Arabanın anahtarı nerede?" diye düştüğümde ikisi de bana döndü.

Annem elindeki anahtarları mutfak masasına fırlatırken "Araba falan yok, otur oturduğun yerde," diye bağırdı.

Babam rastgele anahtarlardan birine uzanırken "Rahat bırak şu kızı!" diye bağırıyordu.

Annem öfkeyle bağırıp babamı iterken "Annemin karnından arabayla çıkmadım ya? Size iyi eğlenceler," diyerek evden çıkarken açık pencereden bağırışları dışarı taşıyordu.

Onlarla ilgili iyi anılara öylesine bağlanmıştım ki asıl kötü olanları her zaman görmezden gelmiştim. Babamın eve döndüğü zamanlar her zaman annem iyi ve mutlu olurdu ancak babamın dönüş vakti yaklaştıkça bağırışlar, kavgalar ve huzursuzluklar artardı. Annem her seferinde baskın çıkmaya, sözünü geçirmeye çalışırdı. Babamı evde tutmaya gayret ederdi ancak hiçbir zaman başarılı olamazdı. Sevgisi de öfkesi de babamı evde tutmaya, yanımızda kalmaya ikna edemezdi.

Otobüs durağına yürürken kulaklıklarımı çıkarıp taktım ve son ses Marifet dinlemeye başladım. Eski sayılabilecek bir gruptu, dağılmıştı ve solist solo kariyerine devam etmişti. Solo şarkılarını da seviyordum ancak Marifet'teyken aşkı hayal ettiği, ulaşmaya çalıştığı sözler hoşuma gidiyordu.

Otobüsle gitmenin bir avantajı vardı o da cüzi bir miktara şehir turu yapmaktı. Normalde arabayla on beş belki de yirmi dakikada gideceğim yere kırk dakikada ulaşmıştım. Durakta indiğimde zaten kapalı olan hava iyice kapanmıştı, alelacele evden çıktığım için üzerime tamamen yazlık şeyler giymiştim, hava artık soğuk esiyordu.

Yağmura yakalanmada bir an önce Saygın'ın evine varmak için koşar adımlarla yürüsem de sitenin etrafını dolanan kaldırımda yağmura yakalanmıştım. Altına saklanabileceğim bir ağaç, durak yahut ona benzer hiçbir şey olmada istimlak duvarının dibinde koşar adımlarla site güvenliğine ulaştığımda tamamen ıslanmıştım. Adımı verdiğimde sorgulanmadan geçmiş ve yeterince ıslanmamışım gibi daha fazla ıslanmamam için bana şemsiye vermişlerdi.

Asansöre bindiğimde site içinde şemsiyeyle gezmiş olmama rağmen eteklerimden sular damlıyordu. Attığım her adımda arkamda ıslak izler bırakırken ayaklarımdan vıcık vıcık sesler çıkıyordu. Zile bastıktan sonra açılmasını beklerken üzerime yapışan elbiseyi çekip bedenimden uzaklaştırsam da ıslak elbise yeniden kalıp gibi üzerime yapışıyordu.

Üzerime yapışan elbise yüzünden öfkeyle kendime kızarken içeri girdiğimde ne yapacağımı düşünüyordum. Açıkçası pek fazla alternatifim yoktu, sokakta üzerime dikilen gözlerle mücadele etmektense doğrudan ve utanmadan Saygın'dan beni idare edecek kıyafetler isterdim.

Ancak bir kez daha elbise üzerime yapışırsa herhalde sinir krizi geçirip yırtıp atmam da olasıydı.

"Geç kaldın," diye homurdanarak kapıyı açtığında elbiseyi serbest bırakarak ona gülümsediğimde elbisenin kumaşı sanki mıknatısla çekiliyormuş gibi yeniden üzerime yapışmıştı. Saygın çatılmış kaşlarla ıslak saçlarıma, üzerime yapışan elbisenin ıslaklığına ve yere damlayan sulara bakarken gözlerini kısmıştı.

"Yağmura yakalandım," dedim elbiseyi bir bahane yaratarak üzerimden çekiştirirken.

Elbiseyi yeniden bıraktığımda üzerime yapıştı "Görebiliyorum. Şemsiyeni ters mi tuttun?" diye homurdanarak elimdeki şemsiyeyi gözleriyle işaret etti.

Dilimi şıklattım "Hayır, seni tavlamak için bilerek ıslandım," derken şemsiyenin üzerindeki oturduğu siteni ambleminin göründüğü kısmı gösterdim.

Çatılmış kaşları gevşerken bana kapıyı açtı "Doğru yerden yakalamışsın, ıslak kadınları severim," dediğinde sırtımdan aşağı soğuk bir ürperti indi. "Ancak bu şekilde ıslananları değil."

"Daha az ıslanmayı düşünemedim, üzgünüm," dedim alaycılığımı bırakmadan.

Arkamdan kapıyı kapatırken artık tam anlamıyla kibirli gülümsemesiyle bana bakıyordu. "Doğru oran yanlış konum," diye mırıldandığında kaşlarımı kaldırarak ona baktığımda dişlerini göstererek gülümsüyordu. Başıyla işaret verirken "Beni izle," dediğinde ıslak ayaklarımdan vıcık vıcık sesler çıkararak peşinde onu takip ettim.

Önden misafir odasına girerken peşinden onu takip ettim. Elinde katlanmış bornoz ve üzerindeki havluyla çıkarken "İstersen sıcak duş al, üşütme," dediğinde başımı iki yana salladım. Yani o kadar da değil, tanımadığım bir adamın evinde duşa girecek kadar aklımı kaybetmemiştim. Sadece iki kötü seçenek arasından daha iyi olan olduğu için onun kıyafetlerini bana ödünç vermesine razıydım, aksi değildi.

Havluları alırken "Teşekkür ederim, minnettarım," dediğimde başını salladı.

"Sana şimdilik bir şeyler getireyim, kıyafetlerini kurutmaya atarız," diyerek odadan çıktığında arkasından kapıyı kapatıp hızlıca üzerime yapışan kırmızı elbiseyi, ıslanan iç çamaşırlarımı ve ayakkabılarımı çıkarıp bornozu giydim.

Bornozun kuşaklarını bağlarken Saygın odaya girdiğinde dişlerimi sıkarak ona baktım. Bir elinde kıyafetleri, diğer elin kapının kolunda bana bakarken karşılık olarak sessizce ona bakıyordum. Defalarca kez odama girmesi konusunda ona çıkışmış olsam da burası onun eviydi, bu yüzden sesli olarak değil de sadece gözlerimle onu azarlarken uzanıp kapıya vurdu.

Elindeki kıyafetleri alırken "Nezaketten yoksunsun," diye homurdandım.

Kendini savunurcasına "Daha önce evimde kapıya vurmamı gerektirecek biri bulunmadı," dediğinde geçiştirerek başımı salladım.

Üzerine kapıyı kapatıp yeniden içeri herhangi bir şey için dalma ihtimaline karşı bana getirdiği siyah şortu ve siyah tişörtünü üzerime geçirdim. Her zaman giydiği beyaz tişörtlerden birini getirmediği için minnettardım.

Evdeki tüm kapılar sonuna kadar açık olduğu için Saygın'ı ararken çamaşır odasını bulmuş, kıyafetleri ve ayakkabılarımı kurutma makinesine atıp uzun programda çalıştırmıştım. Salona girdiğimde Saygın camın önünde, tedavi ettiğim omzunu esnetirken camda dışarıyı, yağan yağmuru izliyordu.

Boğazımı temizleyerek varlığımı belli ettiğimde omzunun üzerinden bana döndü, Gözleri üzerimde dolaşırken kollarımı göğüslerimin üzerinden sardım. Hava soğuk olduğu için vücudumdaki tüm tüyler diken dikendi.

Orta sehpaya uzanırken "Sıcak bir şeyler ister misin?" diye sordu.

Saygın uzanıp klimanın kumandasını alarak sıcak havaya ayarlarken "Teşekkür ederim, yeterince geç kaldım zaten," dediğimde bana sadece göz ucuyla baktı. Klimanın kumandasını aldığı yere bırakırken "Isınma turları ile başlar, tedaviye geçeriz," dediğimde sadece başını sallayarak onaylamıştı.

Ben klimanın sıcak esintisinin vurduğu koltuğun kolçağına oturmuş, soğuk vücudum ısınana kadar kollarımı göğüslerimin üzerinde bağlamış otururken ona zaten bildiği hareketlerin sırasını söylüyordum. Bu ilk okuldan bu yana beden derslerinde yaptığımız hareketlerdi, vücudun ısınıp spora hazırlanması için bir ön hazırlıktı. Böylece kaslar çalışacağının mesajını alıp kendini hazırlıyordu, aksi takdirde ani hareketler kasları kırılgan yapabiliyordu.

Yanımda getirdiği pilates bantlarından orta seviye olanların bir ucunu ona verip arkasına geçerken "Şimdilik ağırlık yerine bunlarla idare edelim," dedim.

"Evimde spor salonum var,"

"En küçük ağırlığın kaç kilo?" diye sorduğumda alacağım cevabı çoktan biliyordum.

"Beş," dediğinde sesli bir şekilde güldüm.

"Senin parmaklarını çalıştırdığın alet bile fazla, o yüzden şimdilik kaslarını uzatan hareketlere devam edelim," diyerek bantların diğer ucundan tutup kollarını esnetmesini izledim. Beklediğimden daha güçlüydü, birkaç kez onu fazla güç kullanmaması konusunda uyardığımda kendi minimumunun bu olduğunu söylemişti.

Bir sonraki egzersiz için tek bantla kendi kendine çalışmasını izlerken iyice ısınmış ve vücudum sakinlemişti, bu yüzden rahatça dolaşabiliyordum. Yeniden koltuğun üzerine otururken tavana diktiği gözlerini üzerime çevirdi "Canın yanıyor mu?" diye sorduğumda bana sesli bir şekilde güldü.

"Suratıma iyi bakıyor musun sen?" derken bana yan profilden kırık ve kemerli burnunu göstermişti. "Bunların yanında hiçbir şey," dediğinde ona güldüm.

Bir bacağımı diğerinin üzerine atarak koltuğa yaslanırken "Öyle mi?" dediğimde gözlerini kısarak gözleri üzerimde dolaştı.

"Gevşemiş gibisin, ısındın mı?" diye sorarken bakışlarındaki alaycı ifade dağılmıştı. Dudaklarındaki kibirli gülümseme genişlerken oturduğum yerden hızlıca kalktım.

Tamamen durumu dağıtmak adına dirseğinden ve bileğinden tutarak "Kolunu düz tut," diye uyardım onu.

Tüm dikkatimi koluna vererek kollarının altından sadece çalışıyormuş gibi görünmek adına destek verirken "Burada çalışmıyorsun sanırım," dediğinde gözlerimi ona çevirdim.

Setler arasında dinlenmesi için onu durdururken "Aslında herhangi bir yerde çalışmıyorum," dediğimde önüne diktiği gözlerini yeniden bana çevirmişti.

"Bu yüzden mi seni hiçbir yerde bulamadım," dediğinde çalışması için yeniden kolunu kaldırdım. "Tavsiye ettiğin doktorla çalıştım, alanında isim yapmış birçok kişiyle çalıştım ancak hiçbiri senin kadar iyi değil, Lema. Bana iyi gelen tek şey senin tedavin," dediğinde ona genişçe gülümseyerek karşılık verdim. "Ama seni hiçbir yerde bulamadım."

"Burada değildim, Edirne'ye gittim,"

Gözleri kollarımın üzerinde dolaşırken "Tatilin sana yaradığını görebiliyorum, çok güzel yanmışsın," dediğinde gülümsemem daha da genişledi.

Kendi kollarıma bakarken "Teşekkür ederim," dedim. Teknik olarak sesli bir şekilde güzel olduğumu söylemese de güzelce yandığımı söylemişti ve bu güzel olmakla aynıydı. Açıkçası hayatım boyunca her zaman annemin istediklerini yapmaya ve bunları doğru bir şekilde yaptığımda iltifat almaya alışkındım, beni düzeltip moralimi yerine getiren her zaman Afra olmuştu. Gurur alaycılığıyla nötr kaldığı için ondan doğru düzgün iltifat duyduğumu hatırlamıyordum ancak ilk defa bir yabancıdan duyduğum iltifat kanıma kadar işliyordu.

Güzeldim.

Dolaylı yoldan da olsa güzel göründüğümü düşünmüştü.

Üzerimde hissettiğim gözlere döndüğümde doğrudan, sakınmadan yüzüme bakıyordu. Gözleri yanaklarımla gözlerim arasında dolaşırken hissettiğim sıcaklık derimin altına kadar işlemeyi başarmıştı. Gözlerine baktığım her an suratımda, özellikle yanaklarımda hissettiğim sıcaklık daha belirgin bir hale geliyordu. İltifat almaya alışkın olmadığım için kızarırdım ancak nadiren aldığım diğer insanlarda olduğu gibi değildi. Korateş'ten iki parça yanaklarıma düşmüş ve içten içe yakmaya başlamıştı.

Kurutma makinesinin bitiş sesini duyduğumda "İki tekrar daha yap, o zamana kadar ben de üzerimi değiştirip geleceğim," dediğimde başını sallayarak onayladı.

Çamaşır odasına girip kapıyı arkamda kapatarak sırtımı yasladım. Yanaklarımın bu kadar kızarması normal değildi, iki güzel iltifat aldım diye bu kadar kızarmazdım ancak onunla göz göze geldiğimde bu yanma hissi artmıştı. Kendimi durdurmak adına onun Korateş olduğunu yeniden kendime hatırlattım. Gurur'un ezeli düşmanı olarak Korateş'i tedavi ediyor ve üzerine aldığım iltifatla kızarıyor muydum? Üstüne üstü doğrudan bir iltifat bile değildi, sadece güzel yandığımı söylemişti.

Üzerimi değiştirirken biraz olsun sakinleşmiştim. Sıcak kıyafetleri üzerime geçirdiğimde hala buz gibi olan vücudum biraz olsun ısınmıştı. Saygın'la egzersizlerimizi ağırdan alsam da yağmur dinmek yerine daha da şiddetlenmeye başlamıştı. Eve gitme vaktim geldiğinde beni eve bırakmayı teklif etmiş ve bu reddedemeyeceğim bir teklif halini almıştı.

Birlikte otoparka inerken "Yeni bir iş arıyor musun?" diye sormuştu.

"Haliyle aramak durumundayım, hayatta kalmak için ihtiyacım var," dediğimde gülümsüyordu.

Otoparkta, siyah motosiklet ve her zaman beni almaya gelen siyah Mercedes'in ortasındaki beyaz Toyota'nın ışıkları açılırken "Çalıştığım spor salonunda seni gibi bir doktora ihtiyacımız var," dediğinde düşünmeden başımı iki yana salladım.

"Sporcularla çalışmak istemiyorum," dedim.

"Sporcularla çalışma, sadece benimle çalış o halde," dediğinde bu açıkçası daha korkunç olan diğer ihtimaldi. Sevdiğim adamın ezeli rakibiyle mi çalışacaktım? Daha neler?

"Teşekkür ederim,"

"Açık teklif, istediğin zaman değerlendirebilirsin. Şartlarım iyidir," dedi arabaya binerken. "Esnek çalışma, yol ve yemek, iyi bir hayat sigortası, dolgun maaş ve prim," dediğinde ona güldüm.

"Tam aradığım iş," dediğimde birlikte gülüştük.

Henüz siteden yeni çıkmıştık ki arabanın içinde telefon sesi yankılandı. Radyonun ekranında numara belirdiğinde Saygın'ın gözleri numaranın üzerinde saniye oyalandıktan sonra meşgule verdi ancak aynı numara üç kez daha peş peşe aramayı sürdürüyordu. Numaranın aramaları sürerken telefonu kökünden kapatıp arabanın kapı cebine attığında dişlerini sıktığı açıkça belli oluyordu.

Saygın tamamen yola odaklanmış halde ilerlerken onu bu kadar darlayacak kadar arayacak tek bir insan gelmişti aklıma. Numarasının sonunu görmüştüm ve ister istemez içimdeki şüpheye yenik düşmüştüm. Telefonumu cebimden çıkararak ilk şüphelendiğim ismin numarasına baktığımda haklıydım.

Arayan Buse'ydi.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.