تخطٍ إلى المحتوى

Killer

الفصل 1 · قراءة 6 دقيقة

Killer

الفصل 1

1

Korkuyla koşuyordu genç. Arkadaşları gibi, öğretmenleri gibi öldürülmek istemiyordu. Canı için kaçıyordu. Canı için; acısını umursamadan ilerliyordu. Sadece bu yerden uzaklaşmak ve güvenli bir yere gitmek istiyordu. Ancak kilitli olan kapılar, pencereler onu engelliyordu. Nereye girse; nereye dönse kanlarla, cesetlerle karşılaşıyordu. Peşinde olduğunu bildiği katilden kaçmak için çabalıyordu.

Ölmek istemiyordu. Yaşamak, hayatın tadını çıkarmak istiyordu. Ancak küçük bir binada, bir katil ve bir sürü ceset ile başbaşa bulunduğu bu durumda umutları tek tek sönüyordu. Tıpkı yaklaşık 5 saniye önce tek tek, sıra sıra sönen lambalar gibi.

Korkuyla etrafına bakındı: Bir ışık aradı. Ancak ne bir ışık; nede, kesik kesik aldığı nefeslerinin sesleri dışında, bir ses vardı.

Aniden ileriden bir ışık belirdi. Bir fenerin ışığıydı sanki. Cansız, güçsüz şekilde yanıyordu. Dikkatlice o yöne doğru yürümeye başladı. Karanlıktan nelerin çıkacağını bilmediğinden dikkatli olmak zorundaydı. Aniden ayağına değen şey ile duraksadı. Azda olsa görebildiği bedenden, onun bir ceset olduğunu anladı.

Cesedin üzerinden geçti ve ışığa doğru gitmeye devam etti. Gittikçe ışık ondan uzaklaşıyordu sanki. Uzun, karanlık koridorda tek başına yürüyordu. Katilin nereden çıkacağını bile bilmediği koca binada karanlıkların içinde ışığı bulmaya çalışırken delirecek gibi hissediyordu.

Bunun bir kabus olmasını, gözlerini kapatıp açtığında yatağında olmasını diledi. Hatta o anki psikoloji ile gözlerini kapatıp açtı... Kapatıp açtı... Daha hızlı bir şekilde yaptı, defalarca kez yaptı bunu... Ama nafile. Ne yaparsa yapsın çıkamıyordu bu yerden.

Sonunda ışığa yaklaştı. Duraksadı bi an. Nefesini tuttu ve etrafı dinledi. Sanki başka birinin nefes seslerini duyuyordu.

Duvara yaslandı ve gözlerini kısıp etrafına baktı. Daha sonra gözlerini merdivenlere dikti. Biri vardı sanki orada. Ancak emin değildi. Katil olabilir miydi?

Daha iyi baktı. Gözleri ağrıyana kadar baktı. Merdivenlerdeki, doğruca ona bakan beden hareket etti. Onun hareket etmesiyle korkudan dondu, hareket edemedi bir süre genç. Gencin kendisini fark ettiğini anlayan katil bir anda koşmaya başladı.

Genç çocuk girdiği şoktan çıkıp hemen yanındaki, fener ışığının geldiği sınıfa girdi ve kapıyı kapattı. Hemen yanındaki sandalyeyi kapının kulpuna yasladı ve kulpun hareket etmesini engelledi. Kocaman açtığı gözleriyle etrafa baktı ve sınıfın en arka yerindeki, sıraların arkasındaki boşluğa ilerledi. Hızlıca küçük bedenini boşluğa soktu. Dizlerini kendine çekti ve kollarını dizlerine sardı. Korkudan ağladığını o an anladı. Alnını dizlerine yasladı ve korkuyla beklemeye başladı.

Bir yandan ses çıkarmamaya özen gösteriyor, bir yandan da ağlamasını dindirmeye çalışıyordu. Sonra aniden birşey oldu. Ne olduğunu genç bile anlayamamıştı.

Kapı aniden açılmış, sandalye ise bir köşeye fırlamıştı. Genç yerine dahada sindi. Ellerini ağzına ve burnuna kapatmış, ses çıkmasını engellemeye çalışmıştı.

Kapı açıldıktan sonra içeriye bir beden girmişti. Gözlerini sınıfta dolaştırmıştı. Gencin burada olduğunu biliyordu. Sınıf 2. Katta olduğundan ve pencereler kapalı olduğundan bunda emindi. Arkasını döndü ve kapının üzerindeki anahtarı aıp kapıyı kilitledi. Anahtarı cebine attı ve sınıfı tekrardan inceledi. Genç, tüm hareketlerini dikkatle izliyordu katilin.

İlk önce öğretmenler masasının yanındaki dolaba yönelmişti. Dolabın kapaklarını açıp bakmıştı. Kimseyi göremeyince öfkeyle, aniden kapatıvermişti dolabın kapağını.

Genç, aniden çıkan sesi beklemediği için ufak bir çığlık atmıştı. Katil duyduğu sesle zafer kazanmış gibi gülümsedi. Genç ise elini bütün gücüyle ağzına bastırmıştı. Biliyordu artık buradan sağ bir şekilde çıkamayacağını. Sanki bütün hayatı gözünün önünden şerit gibi geçmişti o anda.

Gözlerini kapattı. Kafasını arkasına, duvara yasladı. Elleri gevşedi. Gücü bile yoktu. Kaçmak istesede yapamazdı. Çelimsizdi o. Daha 16 yaşında, liseye giden birisiydi o. Bütün bunlar fazlaydı ona göre. O an, duvara yasladığı başını annesinin dizine yaslayıp ağlamak geldi içinden. Biliyordu. Yapamayacaktı artık bunu. Bu binadan sadece cansız bedeni çıkacaktı. Diğer herkesin olacağı gibi.

Hiçbir sesin gelmeyişiyle açtı gözlerini. Hemen önündeki sıraya ters oturmuş, onu izleyen birisi vardı. Korkmuş ve duvara daha çok bastırmıştı kendini. Karşısındaki adam korkunç bir tebessüm ile kendisine bakıyordu. Adam ona üstten üstten bakarken o ona aşağıdan aşağıdan korkmuş bakışlarını yolluyordu.

Çok tanıdık geliyordu adam ona. Sanki daha önce görmüştü. Sahi ya, nerede görmüştü? Gazetede? Yoksa sokakta? Nerede gördüğünü hatırlamaya çalıştı bir süre.

Hatırlayamadığında daha fazla çabalamadı. Nede olsa ölecekti biraz sonra.

"Çok güzelsin." karşısında oturan adama baktı. Adam ona parıldayan gözlerle bakıyordu. Bir katil neden birkaç dakika sonra öldüreceği birisine 'Çok güzelsin.' derdi ki?

O an birkaç yaş daha düştü küçüğün göz pınarlarından. Aklına doluşan düşünceler, ölümden daha korkunçtu çünkü. Düşüp bayılacak gibi hissediyordu. Onun bünyesine çok ağırdı böyle şeyler. Korkuyla dizine sarıldı ve alnını tekrar dizine yasladı. O haldeyken daha yüksek sesle ağlamaya başladı.

Korkuyordu. Eğer aklındakiler doğruysa yaşayacağı şeylerden, ölümden, annesini bırakmaktan ve daha birçok şeyden korkuyordu.

Sonra bir ses duydu. Birisinin kıyafetinin sesiydi sanki. Kafasını kaldırdı. Önündeki sıraya baktı. Adam kalkmıştı. Ayaktaydı şimdi. Yavaşça eğildi. Genç çocuk onun her hareketini dikkatle izliyordu.

Elini çocuğun yüzüne doğru yönlendirdi. Çocuk kafasını geri çekti ama o yine uzattı elini. Yavaş ve sakin bir şekilde çocuğun gözyaşlarını sildi ve elini çocuğun yanağına koydu.

"Ağlama. Sana zarar vermem. Korkmana gerek yok benden." dedi şefkatli bir ses tonuyla. Ancak bu sözler genci tabii ki rahatlatmamıştı. Karşısında bir katil vardı ve ona zarar vermeyeceğini söylüyordu. Ne kadar rahatlayabilirdi ki? Aksine daha da korkmuştu çünkü ölmeyecekse başına daha değişik şeyler de gelebilirdi.

"Deli misin sen! Bir sürü kişiyi gözünü bile kırpmadan öldürdün ve şimdide bana zarar vermeyeceğini söylüyorsun. Sapığın teki misin?" tüm cesaretini toplayıp konuştu genç. Ancak bunu yapmamalıydı belkide çünkü katil sinirlenmişti ve diz çöktüğü yerde gövdesini gencin üstüne itip kollarını duvara yaslamıştı. İşte şimdi tam olarak kapana kısılmıştı genç.

Bacaklarını, sanki yapabilirmiş gibi, biraz daha kendine çekti ve kafasını dik bir konuma getirdi. Katilin gözlerinin içine bakıyordu. Okulun bahçesindeki lambaların ışığı sınıftan içeri vuruyor, azda olsa içeriyi aydınlatıyordu.

Genç, yakınlıklarından dolayı rahatsız olmuştu ama katil pek rahatsız durmuyordu. Gözleri, gencin gözlerinde takılı kalmıştı sanki. Sadece gözlerindeydi gözleri. Tıpkı gencin bacaklarına değen sert göğsü gibi, sert bakışlı gözleri, karşısındakinin gözlerine değiyordu.

Genç, karilin gözlerine bakarken, sıraların üstünde oturan birini gördü. Kendisinden, hatta karşısındakinden bile, büyük gözüken adam elinde tuttuğu ama gencin ne olduğunu anlamadığı şeyi, gerçi pekte merak etmiyordu, hafifçe sallayarak onlara bakıyordu. Yüzünde psikopatça bir gülümseme vardı. Bu tehlikeli gözüken adamdan gözlerini çekmeden önce başka birşey dikkatini çekmişti. Adam, sıraya hafifçe yasladığı elinde bir beyzbol sopası tutuyordu. Ancak asıl dikkatini çeken şey, sopanın üstündeki kanlardı. Hatta o kadar çoktu ki, sopa tamamen kan olmuştu. Üstelik adamın elinde ve kıyafetlerinde de kan vardı.

Bu görüntünün güzel olduğunu düşünmüştü genç. Kan görüntüsünü sevmişti. Kanlar içinde olan kıyafetleri sevmişti. Nedenini kendisi bile anlayamamıştı. Ancak şuan ilgilenmesi ve kafasını meşgul etmesi gereken daha önemli birşey vardı.

Mesela sıranın üstünden kalkan, elindeki şeyi ezen ve bir kenara fırlatan, bu şeyin teneke bir kutu olduğunu çıkan sesten anlamıştı genç, adam daha önemliydi o an.

Adam onlara yaklaşıp tıpkı onlar gibi eğilmişti. Yüzünden silmediği tehlikeli gülümseme ile genci süzüyordu.

Biraz daha süzdükten sonra katile döndü ve fısıldar gibi bir ses tonu ile." Minik sincabı bulmuşsun." dedi. Genç sinirlenmişti. Minik sincap neydi? Neresi minikti tanrı aşkına! Kendisine minik denmesinden hayatı boyunca hoşlanmamıştı.

Daha sonra kafasına birşey dank etti. Bu adam ne zaman girmişti oraya? Karil kapıyı kilitlememişmiydi? Kendi gözleriyle görmüştü!

"Sen nasıl girdin buraya?" dedi genç. Adam, gencin dediğini komik bulmuştu ki histerik bir kahkaha atmıştı. Kahkahası yavaşca dinerken aniden durdu ve ciddi bir ifadeye büründü. Genç, onun ürkütücü olduğu düşündü.

"En başından beri buradaydım. Buraya geleceğini biliyordum. O feneri kim yaktı sanıyorsun? Kendisi yanmadı ya!" dedi ve kıkırdadı. Daha sonra ise devam etti. "Minik bir sincap gibi tuzağıma düştün. Şimdi ise ellerimdeki kafeste, bana korku dolu gözlerle bakıyorsun." dedi adam.

Genç o an kendine kızdı. Nasıl böyle bir aptallık yapmıştı! Burada bir sürü sınıf vardı ama o en tehlikesini seçmiş, kendi kuyusunu kazmıştı.

Adam, onun şekil değiştiren ifadelerini eğlenceli bulup kıkırdadı ve tekrar konuştu. "Kendini aptal yerine koyma. Bir anlık psikolojiyle yaptın bunu." dedi ve devam etti.

"İnsanlar korktuklarında aptalca şeyler yaparlar."

♩✧♪●♩○♬☆

نهاية الفصل

3 تعليق