تخطٍ إلى المحتوى

Katiline Gülümse

الفصل 7 · قراءة 13 دقيقة

Katiline Gülümse

الفصل 7

7

Kendime geldiğimde her yerimin ağrıdığını hissettim. Etrafa bakındığımda hastanede olduğumu fark etmem çokta zor olmadı. Fırat elimi tutmuş, başı yatakta olacak şekilde oturarak uyuyordu. Hatırladığım son şeyler gözümün önüne geldiğinde istemsizce gerildim. Fazla derin uyumayan Fırat bu hareketimle gözlerinle araladı. Ona baktığımı fark edince yorgun görüntüsüne rağmen gülümsedi.

"Beni çok korkuttun. Seni kaybedeceğimi sandım." Eli saçlarıma dokunup, hafifçe okşadı. "Nasıl hissediyorsun?" Cevap vermeme izin vermeden bir çocuk sevinciyle doktoru çağırmak için koridora koştu. Geri geldiğinde ona güldüğümü görünce başarısızca ciddi bir ifade takındı. "Çok eğleniyorsun galiba."

"Ben iyiyim. Bu kadar endişelenmene gerek yok. Ayrıca benim için bu kadar korkup sağa sola koşman çok tatlı."

"Hayatımda ilk defa birisi tatlı olduğumu söylüyor." O sırada içeriye giren doktor ve hemşire konuşmamızın bölünmesine neden oluyor. "Kendinizi nasıl hissediyorsunuz Nazlı hanım." Bir yandan gözüme ışık tutup, kontrollerini yaparken bir yandan da konuşuyordu. Bu insanlar için gerçekten adım Nazlıydı.

"İyi hissediyorum. Neden hastanedeyim ki?" Doktorlar benden uzaklaşıp gözlerimin içine baktı. "Vurulduğunuzu hatırlamıyor musunuz?" Üç çift göz merakla vereceğim cevabı bekliyordu.

"Yani, şey... En son neler olduğunu hatırlıyorum ama vurulduğum kısmın neresi olduğunu tam olarak hatırlamıyorum." Doktor başıyla onayladı. "Şoktan dolayı fark etmemiş olabilirsiniz. Şanslıymışsınız ki kurşun bacağınıza fazla zarar vermemiş."

Rutin bir kaç kontrolden sonra dinlenmek için gözlerimi kapattığım sırada kapı tekrar açıldı. İçeriye giren hemşire, serumumu kontrol etti. "Yürümeyi denemek ister misiniz?" Yerimde doğrulurken Fırat yanimdaki koltuktan bana baktı. "Eğer istersen seni her yere kucağımda taşıyabilirim." Hemşire gülerken ben büyük bir şok içinde kalmıştım.

"Yürümezsem seni nasıl gizlice takip ederim." Ayaklarımı yataktan aşağı uzattığımda yardım için hemen koluma girmişti bile. "Bu kadar merakla bu yaşa gelebilmen büyük şans!" Hemşirenin de yardımıyla ilk adımımı atarken acıdan istemsizce yüzümü buruşturdum.

"İyi misin?" diye soran Fırat'a cevabı benim yerime hemşire verdi. "İlk başlarda biraz ağrı olması normal." Fırat onu duymazdan gelip cevap için bana bakmaya devam etti. "İyiyim." Küçük bir tur yapıp, yatağa geri döndük. "Orada ne işin vardı?"

"Boşver bunları. Sen iyileşmene odaklan." Küçük bir çocuk gibi geçiştiriliyordum. "Peki başka bir şey sorsam?" Başıyla onaylayarak sormamı istedi. "Rizedeyken." Soruyu sorabileceğim en yumuşak kalıbı bulmaya çalıştım. "Ali amcan beni nişanlın sandı." Ne diyeceğimi bilemeyerek durdum. "Sende o olmadığımı söyledin. Geçen gece de nişanlın olmadığını söyledin." Net olarak bir şey sormasamda, o ne sormak istediğimi anlamıştı.

Yüzü ne söyleyeceğini düşünürken gerildi. Bakışlarını yere çevirdi ve konuştu. "Şu an bir ilişkim yok ve... Daha fazlasını bilmene gerek yok." Benim istediğim cevap bu değildi. Ben onu tanımaya çalıştıkça beni geçiştiriyor, sonra beklenmedik bir anda beni öpüyordu. Sanki üzerinde bir görünmezlik pelerini vardı. Benimle ilgili her şeyi görebiliyordu, bense onun izin verdiğinden fazlasına ulaşamıyordum. Belki de onun açısından düşündüğüm kadar yakın değildik.

Bir kaç dakika sonra telefonu çalan Fırat bu sefer işini garantiye almak için dışarı çıktı. Büyük ihtimalle yine bir işler karıştırmakla meşguldü. Bu yalnızlığı fırsat bilerek dinlenmeye çalıştım. Fırat kapıdan kafasını uzatarak "Nazlı?" dedi. "Sana bir sürprizim var. Hazır mısın?"

"Sabırsızlıkla bekliyorum." dedim sadece. Kapının önünden çekilerek, süprizimin gelmesi için yol açtı. Miray içeri girdiğinde kendimi tutamayarak bağırdım. "Şaka mı bu?" Bana adeta koşarak gelen Miray'a sıkıca sarıldım. "Bensiz başına ne işler açtın yine?" diye başlayarak annemin yapacağı şekilde beni azarlamaya başladı.

Sonunda sustuğunda onu kendime çekerek sımsıkı sarıldım. "İyi ki geldin Miray. Sana o kadar çok ihtiyacım var ki..."

...

"Dikkatli ol, iyi misin?" Derin bir nefes alıp Miray'a baktım. "İyiyim Miray. Olayı bu kadar dramatize etmene gerek yok." Yinede her ihtimale karşı koluma girerek benimle beraber yürümeye başladı.

"Kusura bakma, Ceylin hanım. En yakın arkadaşım her gün vurulmadığı için olayı ciddiye alıyorum, kusura bakma." Ona hak verdiğim belli ederek susmayı seçtim. En son görüşmemizden sonra kendi bayaa toparlamıştı. Ailesine ait olan evde kalmak için beni ikna etmeye uğraşmamak için hastaneden çıkmadan otelden her şeyimi almıştı bile. Koluyla koluma yaramazca vurup göz kırptı. "Hiç konuşamadık ama Fırat'la aranda ne var?" Cevap vermek için dudaklarımı aralamıştım ki sözlerimi ağzıma tıktı. " Ve hayır. Aramızda bir şey yok sen yanlış anlamışsın kesinlikle bir cevap değil."

Tam bu sırada evin dış kapısına gelmiştik. Kapıyı açmak için beni zorla verandadaki sandalyelerden birine oturmuştu. Tek başıma yürüyebilmeme rağmen hala yalnız hareket etmeme izin vermiyordu. "Bir kere öpüştük." Gözlerini kocaman açarak bakışlarını elindeki anahtarlardan bana çevirdi. "Nasıl? Peki sonra ne oldu? Bütün detayları istiyorum." Kapıyı açmayı unutmuş, karşıma oturmuş beni dinliyordu.

"Öyle bakma Miray. Adam hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Sorsamda geçiştiriyor. Sakın bana saçma sapan cümleler kurma. Bu konu burada kapandı. Hem üşüdüm ben." Teslim olurcasına ellerini kaldırıp kapıya doğru yürüdü. "İleride çocuklarınızı severken şimdi söylediklerini sana hatırlatacağım Ceylin." Durumumdan son derece eğleniyordu.

"Miray!" Sesim beklediğimden yüksek çıkmıştı. "Tamam, sustum." diyerek sonunda kapıyı açtı. "Gel, yardım edeyim." dediğinde el hareketimle onu durdurdum ve tek başıma içeri girdim.

...

"Çok yoruldum ama sonunda bitti." Miray kendini karşımdaki koltuğa bırakıverdi. "Yardım etmeme izin versen bu kadar yorulmazdınız hanımefendi."

"Sen daha iyileşmedin. Hem kendi eşyalarını yerleştirdin ya." Tatlı tatlı gülümsedi. "Kız kıza vakit geçirmeyi özlemişim." Yüzünde tanıdığım ama benim açımdan istemeyeceğime emin olduğum yaramaz gülümsemesi belirdi. "Hatırlıyor musun? Bu olaylar başlamadan önce en son görüştüğümüzde bana dışarı çıkma sözü vermiştin. O sözünü bugün tutmanı istiyorum. Hem madem temizlik yapabilecek kadar iyisin, arkadaşınla da dışarı çıkabilirsin bence." İki elini birleştirmiş, asla hayır diyemediğim yavru kedi bakışlarını atıyordu. Her ne kadar isteksizde olsam bu savaşı çoktan kaybetmiştim zaten, boşuna savaşmanın anlamı yoktu.

"Tamam, sen nasıl istersen. Şu masum bakışı hemen kes ama!" Sevinçle yerinden fırlamış, saatler sürecek hazırlanması için odasına girmişti. Aldığım ilaçlar sersemleşmeme neden olmuştu. Televizyonda ki olaydan kopup uykuya dalma çokta zor olmamıştı bu yüzden.

"Hazırlanmadın mı?" Uyanır uyanmaz Miray'ın bakışlarıyla karşılaştım. "İki saattir odadan sana attığım o kadar lafa neden cevap vermediğin belli." Uyku mahmurluğuyla yerimde doğrulup, ona bakmaya başladım.

"Sen şu salyanı sil, bende sana güzel bir şeyler ayarlayayım." Kolumdan çekiştirerek beni zorla banyoya soktu. Aynadaki yansımama baktığımda tek görebildiğim deli gibi uyumak isteyen bir kızdı. Kendimi toparlanmaya zorlayarak hazırlandım. Beş dakika geçmeden Miray sabırsızlıkla kapıyı çalmaya başlamıştı bile. Kapıyı açıp, kendimi biricik stilistimin kollarına bıraktım. Uzattığı elbisenin eteği yarayı kapatacak kadar uzun görünmüyordu. O yüzden onu direkt yatağın üzerine attım. Miray hayal kırıklığıyla onu geri alıp bana baktı. "Hayır Miray."

"Ama neden? Sana çok yakışır eminim. Yaranın belli olmasından endişe etme. Tam bir belalı güzellik olacaksın. Bana güven yeter."

"Dikkat çekmek istemiyorum. Hem normalde üşüdüğümden fazla üşüyorum."

"Peki fıstık. On dakika içinde kapıda olduğun sürece sıkıntı yok." Odadan çıktığında hızlıca hazırlandım.

...

"Nereye gideceğimizi söyleseydin en azından." Kollarımı göğsümde birleştirdim. "Ne fark eder ki? Bu gece kararları ben veriyorum, unuttun mu?"

"Bundan sonra sana söz verirken ekstra dikkatli olacağıma emin olabilirsin." Dışarı çıkmayı istemiyor gibi görünsemde daha şimdiden iyi gelmeye başlamıştı. Miray'ın neşesi beni kabullenmediğim depresyondan çıkarıyordu. Eğlenceli şarkılar açarak şimdiden partilemeye başlayan Miray'a bakıp gülümsedim ve eski günlerdeki ona eşlik etmeye başladım.

Miray arabayı durduğunda sonunda nereye geldiğimizi görmüştüm. Arabayı park eden Miray, arabadan inmek için kapıya uzandığında elimle kolunu tuttum. "Grande olmaz, Miray. Başka yere gidelim."

"Hadi Ceylin. Pardon Nazlı, mızıkçılık yapma. Önce yemek yeriz sonrada seni fazla yormadan eğleniriz. Burayı çok merak ediyorum. Bu gece komuta bende, bunu tekrar hatırlatmak zorunda bırakma beni." Ona mekanın Engin'in oğlunun olduğunu söylemek istedim ama sonra özellikle onunla ilgili konulardan kaçtığını hatırladım. O gece olanlardan tahminimden daha fazla etkilenmişti.

"Emredersiniz komutanım." Verdiğim cevap onu mutlu etmişti. Bu gece için her şeyi unutmaya karar verdim. Eski günlerdeki gibi en yakın arkadaşımla eğlenmek bana iyi gelecek şeydi.

Biz yemeklerimizi yerken içeriye giren Anıl'ı fark ettim. Ona uzakta olsam dudağının patlamış olduğu belli olacak kadar kırmızı ve şişti. Bu gecenin meselesi bu değildi. İlgimi Miray'ın anlattığı olaya verip kendimi düşüncelerin ağır yükünden kurtardım. Ta ki yemeklerimizi bitirip, alt kata inene kadar.

Anıl tam bizim gireceğimiz sırada dışarı çıkmaya karar vermişti anlaşılan. Burun buruna gelmemize rağmen beni tanımayacağını düşünmüştüm ve yanılmıştım. Beni fark edince takip ettiğim süreçte hiç görmediğim ciddi ifade beklenmedik bir gülümsemeyle aydınlandı. Önümde durup yolumu kesti. Birkaç adım ileride duran Miray merakla bize bakıyordu. "Nazlı hanım, hoşgeldiniz." Adımı unutmamıştı. "Bu gece sarhoş olmazsanız çok sevinirim. Bir daha sevgilinizle kavga etmeyi istemiyorum."

"Ben çok özür dilerim. Normalde o kadar içmem ama..." Söyleyecek yaratıcı bir bahane bulamadım. Dudağını işaret ederek sordum. "Bunu o mu yaptı?" Sorum onu eğlendirmişti.

"Hiç şansı yok." Erkekler ve egoları diye düşünmeden edemedim. Zaten bu yersiz soruya gerek olmadığını fark ettim. Sarhoş olduğum günün ertesinde onu mafya grupları arasında normal bir şekilde görmüştüm. "Hem sayenizde mekana biraz eğlence gelmiş oldu." Ardından yolumuzdan çekilerek konuştu. Her ne kadar vurulduğumda orada olmasada bana o anı hatırlatan yüzüne bakmaktan kaçınıyordum. "İyi eğlenceler hanımlar." Bunu söylerken ilk kez Miray'a doğru baktı ve başıyla selam verip yoluna devam etti. Birkaç adım atmıştım ki bana seslenmesiyle ona döndüm. "Ve lütfen ben yokken olay çıkarma. Eğlenceyi kaçırmak istemem." Anlaşılan ilginç bir eğlence anlayışı vardı. Konuşmayı uzatmamak için kısaca gülümsedim ve Miray'ın koluna girerek merdivenlere yöneldim.

Oturduğumuz da Miray'ın görmezden geldiğim sorularına bir son vermem gerekiyordu. "Bu gece sadece eğlenmek istiyorum ve düşündüğün gibi bir durum yok."

"Az önceki yakışıklı öyle demiyor ama." Ona sert bir bakış attım. Cevap olarak dudağını mühürleme hareketini yaparak beni güldürdü. "Ne içiyorsun bakalım?"

"Alkolsüz ne olursa." Küçük bir çocuk edasıyla dudağını büzdü. "İlaç kullanıyorum ya bebeğim." diyerek hatırlattım ona. Mutlu olmasa da ısrar edemeyeceği bir neden vermiştim ona.

İki kadehten sonra Ceylin dans pistinde yerini almıştı. O kadar çok eğleniyordu ki sadece onu izlemek bile beni mutlu ediyordu. "Eğleniyor musun?" Kulağımın dibindeki nefes tüylerimi diken diken etmişti. Arkamı döndüğümde Anıl biraz geri çekilerek bana biraz alan açtı. "Arkadaşım kadar olmasa da." Bir saniye için gözünü dans eden insanları çevirip tekrar bana döndü. İçkimi göstererek konuştu. "Sarhoş olmadığın zaman eğlenemiyor musun yoksa?" Bacağımı zorlamamak için oturuyordum oysa.

"İlaç kullandığım için bir süre alkolden uzak durmam gerekiyor." Cevabım onun için yeterli değil gibi duruyordu. Beni sinir edecek birşey söylemeye hazırlandığını fark ettiğimde ona fırsat vermeyerek kendimi dans pistine attım. Miray yanıma gelip bana eşlik etti. "Otursam daha iyi değil mi?"

"Biraz eğlenmenin kimseye zararı olmaz." Çakırkeyif olduğu için sorgulamadan kollarını boynuma dolayıp benimle uğraştıktan sonra kendi etrafında dönerek dans etmeye devam etti. Kesinlikle ayık birisinin yapmayacağı figürler sergiliyordu. Geçen gece bende böyle miydim diye düşünmeden edemedim.

Gerçekten dans etmek iyi gelmişti. Masaya doğru baktığımda Anıl orada değildi. Arkamdan omzuma dokunan elle büyük bir şok yaşadım. "Beni mi arıyorsun?" Cevap vermedim. Bunun yerine olduğum yerde dönüp katilimin oğlunun kollarında dans etmeye başladım. Şu an olan şey her neyse olmaması gerekiyordu. Çok yakın dans etmemize rağmen Anıl gayet mesafeli duruyor, beni rahatsız edebilecek en ufak hareketten kaçınıyordu. Onun öğrendiğim kadarıyla uyuşturucu ve mafya işlerinin içinde olmasını aklım almıyordu. Eğer onu ilk defa gören birisi olsam bunları yapabileceğine ihtimal vermezdim. Bu gece her şeyi bir kenara koyup, eğlenecektin diye hatırlattım kendime kızarak. Hızlı bir şekilde kafamdaki bütün düşünceleri yok edip sadece dansa odaklandım. Tabi gerçek yüzünü bir geceleğine bir kenara bıraktığım Anıl'a.

Miray elinde iki bardakla arada bir yanımıza uğrayıp anlamsız şeyler söyleyip, sonra kendini tekrar pistin ortasına atıyordu. Her ne kadar eğleniyorda olsam bacağıma giren ağrı bütün gerçekleri yüzüme vurmaya yetmişti. Bir an sendeleyerek yüzümü buruşturdum. Anıl beni tutup, ayakta kalmamı sağladı. Zaten ağrı da geldiği gibi hızlıca gitmişti. "İyi misin? Oturmak ister misin?" Anıl'ın korkmuş yüzüne bakınca aklıma gelen düşünceyle gülümsedim. Hayatım boyunca görmediğim kadar çok değer görüyordum.

"İyiyim, sağol." Kendi başıma ayakta durabildiğimi göstermek için bir adım geri atıp gülümsedim. Dans pistinde dağıtmış olan Miray'ı işaret ettim. "Sanırım daha fazla dağıtmadan onu eve götürsem iyi olacak." Beni başıyla onayladı. Hızlı bir şekilde Miray'ı kolundan tutup sürüklemeye başladım. Onu en kolay bu şekilde çıkarabileceğimi biliyordum. Açıklama yapmak sadece zaman kaybı olurdu. Miray'ın itirazlarına kulak asmadan çantalarımızı almak için masaya ilerliyordum ki elinde çantalarımızla Anıl karşıma çıktı. "Süpersin, çok sağol." Normal arkadaşlar gibiydik. Sözlerime karşılık gelecek olan kızgın düşüncelerimi susturup, sözlü teşekkürümü Anıl'ın yanağına dostça bir öpücük kondurarak mühürledim. Yetişkin bir erkeğin dostça bir öpücüğe karşı olması gerekenden daha fazla şaşırmışa benziyordu. Ne diyeceğini bilemiyordu. Bu tepkisi yaptığım şeyin aşırı olabileceğini düşündürerek kızarmama sebep oldu.

"Öpüşüp koklaşmaya devam edecekseniz ben biraz daha içip geliyorum." Bu ikimizinde daha çok kızarmasına sebep oldu. En azından ışıklarda fazla belli olmuyordur diye kendimi teselli etmeye çalıştım. Ne diye gidip öpüyorsun ki? Teşekkür et geç işte. Anıl'dan aldığım çantaları koluma takıp, Miray'ın koluna girdim. Miray tam olarak iyileşmemiş bedenime çok fazla zorluk çıkarıyordu. Anıl bir şey demeden Miray'ı kucağına aldı ve kapıya yöneldi. Bir an için ne olduğunu anlayamasamda olayı kavrayıp peşine takıldım. Çıkarken son anda aklıma gelen ceketlerimizi alıp, kendimkini giymeye çalışarak arkalarından adeta koşuyordum.

Sonunda sokağa çıktığımızda Miray savaşmayı bırakmıştı. Anıl onu yere indirdiğinde gözleri yarı kapalı şekilde koluma girip, omzuma başını yasladı. Kendi içinde bir şeyler söylese de ağzından çıkan tek şey anlamsız fısıltılardı. Onu kendi iç konuşmasıyla baş başa bırakarak bakışımı Anıl'a çevirdim. Öylece durmuş beni izliyordu. Miray'ı taşıdığı için üzerine ceketini alamamıştı. Üzerinde ince bir gömlek olmasına rağmen üşüyor gibi görünmüyordu. Bakışlarım gözlerine geldiğinde o bakışlara aklımdan geçen anlamı yüklemek istemedim ama gözlerindeki ateşin başka bir anlamı olamazdı. Asıl korkunç olan bende aynı gözlerle ona bakıyordum. Sokağın ortasında durmuş, omzumda yarı baygın arkadaşım varken sadece birbirimize bakıyorduk. İçimde bir yerde çığlık atıyordum. Kaç Ceylin ondan uzak dur!

"Her şey için sağol." diyerek Miray'ı dürtüp, yürümek için ona destek oldum. Onu bir rüyadan uyandırmışım gibi konuştu. "Nereye gidiyorsun Nazlı?" O sırada önümüzde bir araba durdu. Vale arabadan inip, patronuna yol verirken başıyla selamlayıp yerine döndü. "Sizi bu şekilde bırakacağımı düşünmedin herhalde."

Cevap vermek için dudaklarımı aralamıştım ki o çoktan Miray'ı benden devralıp arabaya yöneltmişti.

"Bizim arabamız az ileride aslında." Beni duymazdan gelip, Miray'ı arabaya bindirdi. Arkasını dönüp bana baktı. "Anahtarları verirsen evine bıraktırabilirim."

"Çok sağol. Miray arabasına yabancıları bindirmez. Yarın alırız." Miray zaten şu an araba kullanabilecek durumda değildi, bu yüzden o kadar dans ettikten sonra birde araba sürerek ağrımın artmaması düşüncesi hoşuma gitti. Miray'ın kapısını kapatıp, beklenmedik bir şekilde centilmence kapımı açıp eliyle içeriye geçmemi işaret eden komik bir jest yaptı. İstemsizce gülüp, arabaya bindim.

Arabada ki sessizlik sadece benim yol tarif ettiğim anlarda bozuluyordu. Sanırım ikimizde olanlar hakkında konuşmak istemiyorduk. Bu durum işime geliyordu. Çünkü bir şeyin varlığını dile getirerek sorgulamak o şeyin olabileceğine dair inancı arttırıyordu. Ve bu olmasını istediğim bir şey değildi. Benim sebeplerim belliydi zaten, peki o neden konuşmaktan kaçıyordu?

Eve geldiğimizde teşekkür ederek arabadan insemde ardımdan inip, Miray'ı içeri taşımama yardımcı oldu. Miray'ı koltuğa yatırıp, onunla beraber dışarı çıktım. Her ne kadar inkarda etsem içimde bir yerde konuşmak isteyen bir yanım vardı ama konuşmadık her ne kadar istemese de arabasına kadar ona eşlik ettim. Gitmeden önce bir iki adım önümde durup, konuştu. "Teşekkür ederim, Nazlı. Uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim." Bütün düşünceleri unutup arkadaşça cevap vermek en iyisiydi. Olmayan bir şey için mesafe koymaya gerek yoktu sonuçta. Belki bu şekilde onun işlerini daha kolay öğrenirsin, diye konuştu içimdeki karanlık taraf.

"Aşk olsun, tanıştığımız gece eğlenmedin mi yani?" Cevabım onu güldürmüştü. Ellerini saçlarına götürüp, biraz oyalandıktan sonra konuştu. "Aşk... Olsun tabi." Bana doğru bir adım attı. "O gece tekrardan yaşamaya başladığım geceydi. Benim miladımdı." Kızarma aşamasını çoktan geçmiştim, vücudumda tarif edemediğim bir elektrik akımı vardı sanki. Çarpılmış gibi öylece duruyordum. Eliyle hafifçe koluma dokundu, varla yok arasında bir dokunuş. Yanağıma arkadaşça bir öpücük kondurdu, tıpkı benimki gibi. "İyi geceler, Nazlı."

Kendimi toparlayıp konuştum. "İyi geceler." Gülümseyerek arabasına bindi ve eliyle içeri geçmemi işaret etti. Dediğini yapıp evin bahçe kapısının içine geçtim ve dönüp el salladım. O da bana el sallayıp arabayı çalıştırdı. Gözden kaybolana kadar arabayı izledim.

Artık göremediğimde derin bir nefes alıp, arkamı döndüm. Tam verandanın ilk basamağına adım atmıştım ki az önce fark etmediğim gölge konuştu. "Sonunda gelebildin. İyi eğlendiniz mi Ceylin hanım?"

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.