تخطٍ إلى المحتوى

KARA

الفصل 14 · قراءة 7 دقيقة

KARA

الفصل 14

Bölüm 14

Işık, Elif’i yanına çekerek yaşanan her şeyi anlatmaya hazırlanıyordu. Ancak nereden başlayacağını bir türlü bilemiyordu. Derin bir nefes aldı ve Elif’in ellerini sıktı. Onun gerildiğini fark eden Elif, anlayışlı bir gülümsemeyle yüzüne baktı.

Bu küçük hareket bile Işık’ın kendisini biraz olsun rahatlamış hissetmesine yetmişti. Sonunda anlatacaklarını zihninde sıraya koyarak konuşmaya başladı.

“Kuzum, biliyorsun işte durumu… Yani Kara’yla aramızda yaşananları.”

Elif, anladığını belirtmek istercesine başını salladı ve dikkatini tamamen ona verdi.

“Ben o gün mutfakta içiyordum. O sırada Kara mutfağa geldi ve içmememi söyledi. İşte, her şey orada karıştı.”

Nasıl anlatacağını bilemediği için birkaç kelimeyi ağzının içinde geveledi. Elif ise merakına daha fazla hâkim olamayarak araya girdi.

“Eee, peki sonra ne oldu?”

Işık, tek seferde söyleyiverdi.

“Beni öptü.”

Bunu söyler söylemez gözlerini odanın içine çevirdi. Tuğran’ın kendilerini duyup duymadığını kontrol etmek istiyordu. Elif’in şaşkınlığı yüzünden okunurken Işık, onun dışında her yere bakmaya devam etti.

Sonunda Elif’in tepkisi gecikmedi.

“Yuh artık! Benim neden şimdi haberim oluyor bundan, kızım?”

“Elif, ben bile beklemiyordum! Sana nasıl söyleyebilirdim? Bir de bütün bunların üzerine bu olay yaşanınca iyice çileden çıktım. Bu yüzden gittim. Biraz kafamı toparlamaya ihtiyacım vardı. Ama Türkiye’ye dönerken bile karşıma çıktı.”

“Hadi canım! Onun ne işi varmış yurt dışında?”

“Bilmiyorum ama gelirken yanında o kızı getirmeyi de ihmal etmemiş.”

Işık, son cümlesini tıslayarak söylemişti. Bunu duyan Elif daha fazla dayanamadı. Bir anda ayağa kalkarak bağırmaya başladı.

“Eee, oha ama lan! Hem öyle bir bok yiyor hem de sonra senin karşına o kızla mı çıkıyor?”

Işık hemen Elif’in kolundan tutup onu yeniden yerine oturttu. Ardından gözleri kapıya kaydı.

Tuğran’ı gördüğü anda içinden bir küfür savurdu.

Elif de Işık’ın baktığı yöne dönünce Tuğran’ı fark etti. Sonra yeniden arkadaşına bakarak sessizce dudaklarını kıpırdattı.

“Sıçtık.”

Tuğran şaşkınlıkla ikisine bakıyordu. İlk başta ne diyeceğini bilememiş gibi sessiz kaldı. Ancak birkaç saniye sonra kendisini toparlayarak konuştu.

“Sen şimdi bu yüzden mi çekip gittin?”

Işık kaşlarını kaldırdı ve ona baktı.

“Ne yapmalıydım, müstakbel enişteciğim? Sen söyle o zaman.”

“Burada kalıp onun gözüne soka soka keyfine bakmalıydın, Işık.”

Tuğran’ın sesindeki ciddiyet, Işık’ın biraz daha gerilmesine neden oldu. Yüzünde sinir bozucu, neredeyse histerik bir gülümsemeyle ona baktı. Bu kez konuşma sırası kendisindeydi.

“O öyle olmuyor, Tuğran! Önce gelip bana sevgililik rolü teklif edecek, sonra canımı yakacak, her istediğini yapacak… Üstüne bir de beni öptükten sonra karşıma o kızla çıkacak, öyle mi? Sikerler öyle işi!”

Sonlara doğru sesi iyice yükselmişti.

Tuğran, söylediklerine şaşkınlıkla bakakaldı. Işık’ın anlattıklarının bir kısmını duymuş olsa da olayların bu noktaya geldiğini bilmiyordu.

Işık ise sıkıntıyla iç çekerek arkasına yaslandı.

“Ben bu kadarını bilmiyordum, Işık. Haberim bile yoktu.”

Tuğran’ın sesinde, sanki abisinin yerine özür diliyormuş gibi bir hâl vardı. Işık ona yalnızca hafifçe gülümseyebildi.

“Bundan sonra pek bir önemi yok artık.”

Bir süre sessizlik oldu. Işık, aralarındaki havayı değiştirmek istercesine doğrulup ellerini birbirine vurdu.

“Neyse, hadi bakalım! Bu konuları kapatalım da sizin nişanınıza odaklanalım. Sonuçta iki gün sonra başın tamamen bağlanıyor, seni seni!”

Elif’e doğru sokularak şakacı bir tavırla konuştu.

Arkadaşının yanakları kızarınca Işık sinsice sırıttı. Ardından Tuğran’a baktı. Onun da yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

İkisi de mutluydu.

Işık, içinden onların mutluluğunun hiç eksilmemesini diledi. Yaşadıkları her şeye rağmen Elif’in böyle güzel bir geleceğe adım atacak olması onu gerçekten sevindiriyordu.

Bir süre sonra Elif’in aklına bir şey gelmiş olacak ki yerinde huzursuzca kıpırdandı. Işık, arkadaşının yüzündeki ifadeyi fark edince dikkatle ona baktı. Elif bir şey söylemek istiyor ama bir türlü cesaret edemiyor gibiydi.

Işık kaşlarını kaldırdı.

“Çıkart şu ağzındaki baklayı. Oltaya takılmış solucan gibi kıvranıp durma.”

Elif hafifçe gülümsedi, ardından yeniden ona baktı.

“Aslında bir şey yok, kuzum. Biraz heyecanlıyım sadece.”

Işık, onun daha fazla üstüne gitmedi. Elif zamanı geldiğinde anlatmak isterse anlatırdı.

“Pekâlâ o zaman.”

Elif ayağa kalktı.

“Ben bize bir kahve yapayım.”

Mutfağa doğru ilerlerken Işık, içinden gülümseyerek onu izledi.

Hamarat kız seni!

Artık bundan sonra kahveleri yalnızca kendisine değil, kocasına da yapacaktı. Bu düşünceyle yüzünde daha geniş bir gülümseme oluştu ve oturduğu yere iyice yayıldı.

Bir süre sonra içeriden Tuğran’ın sesi duyuldu.

“Kızlar, ben çıkıyorum! Bu yakışıklı, nişan işlerini halletmeye kaçıyor. Kendinize dikkat edin. Bensiz dedikodu yapmayın!”

Işık eline geçirdiği yastığı hiç düşünmeden ona fırlattı.

“Hadi lan oradan!”

Tuğran, muzır bir kahkaha attı. Elif’e öpücük göndermeyi de ihmal etmedi. Ardından kapıdan çıkarken Işık’a son bir laf atmaktan geri durmadı.

“Sen de iyice abime benzemeye başlamışsın, Işık!”

Işık hemen yerinden kalkıp ona doğru koştuğunda Tuğran kapıyı kapatıp kaçmayı başardı.

“Şerefsiz!”

Söylene söylene yeniden yerine geçti.

---

Günün geri kalanı Elif’le sohbet ederek geçti. Işık, Amsterdam’da yaşadığı olayları, yeni evini ve orada geçirdiği iki ayı bir bir anlattı. Elif de onu dikkatle dinledi, zaman zaman sorular sordu.

Birlikte güldüler, eski anılarından söz ettiler ve aralarındaki iki aylık ayrılığı telafi etmeye çalıştılar.

Fakat saatler ilerledikçe yol yorgunluğu Işık’ın üzerine çökmeye başladı. Akşam olmuştu ve artık dinlenmeye ihtiyacı vardı.

Ayağa kalkarak odasına yöneldi.

“Kuzum, ben biraz uyuyacağım. Bir şey olursa kaldır beni.”

“Tamam, kuzum.”

Işık odasına girdiğinde etrafına bakınmadan edemedi. Her şey, bıraktığı gibi duruyordu. Eşyalarının yeri değişmemiş, odası olduğu gibi kalmıştı.

Burayı ne kadar özlemişti…

Şehrini, evini, odasını ve arkadaşlarını…

Valizini bile açmadan kendisini yatağa bıraktı. Başını yastığa koyar koymaz göz kapakları ağırlaşmaya başladı. Çok geçmeden derin bir uykuya daldı.

---

Elif ise o gece Işık’a söylemek istediği şeyi nasıl anlatacağını düşünüyordu.

Gün içinde birkaç kez ağzını açmış, fakat sonunda söyleyeceklerini yutmuştu. Yeni kavuştuğu arkadaşını yeniden kaybetmekten korkuyordu.

Çünkü Işık’ın bilmediği bir gerçek vardı.

Elif’in nişanlandığı gün, Kara’nın da nişanı yapılacaktı.

Işık bunu öğrendiğinde nasıl tepki verirdi, Elif kestiremiyordu. Belki ortalık birbirine girecek, belki de Işık her şeyi ardında bırakarak yeniden gidecekti.

Elif, arkadaşının yeniden gitmesindense olayların açığa çıkmasını ve yaşananların bir şekilde çözüme kavuşmasını tercih ediyordu. En azından kendi gözünde mesele ancak böyle kapanabilirdi.

Fakat bir şeyi hesaba katmıyordu.

Işık’ın yaşayacağı hayal kırıklığını…

Üstelik Işık’ın Kara’ya karşı hislerinin yavaş yavaş değişmeye başladığından da haberi yoktu. Arkadaşı ona bunları anlatmamıştı. Zaten Işık’ın hayatında başka biri varken böyle hisler beslemeyi kendisine yakıştıramayacağını Elif nereden bilebilirdi?

Kara’nın yaptıklarından sonra Işık’ın ona karşı bir şeyler hissedebileceği, Elif’in aklının ucundan bile geçmiyordu.

O gece, söyleyemediği gerçek Elif’in içinde bir sır olarak kaldı.

---

Işık gözlerini açtığında sabah olmuştu.

Yorgunluğun etkisiyle güzel bir uyku çekmişti. Bir süre yatakta uzandıktan sonra kalkıp valizlerini boşalttı ve eşyalarını yerlerine yerleştirdi. Ardından rahat bir şeyler giyerek banyoya geçti.

Elini yüzünü yıkadıktan sonra mutfağa yöneldi.

Elif çoktan uyanmış, kahvaltı hazırlıyordu.

Işık’ın yüzünde yaramaz bir gülümseme belirdi. Arkadaşına yaklaştı ve yanağına kocaman, sulu bir öpücük kondurdu.

“Günaydın, Elif’im!”

Elif, hiç hoşlanmadığı bu hareket karşısında yüzünü buruşturdu ve yanağını eliyle sildi.

“Off, Işık! Yapma şunu, sevmiyorum ya!”

Işık, sırıtarak masaya oturdu.

Elif’i izlerken bir an kendi kendine gülümsedi. Arkadaşı yakında evlenecekti, kendisiyse hâlâ evde kalmıştı.

Bu düşünceye kendi kendine güldü.

Vay be, Elif bile evleniyor. Ben ise hâlâ aynı yerdeyim.

Sonra başını kaldırıp arkadaşına baktı.

“Eee, bebeğim, nasıl hissediyorsun? Yarın nişanın var. Bugün seninle alışverişe çıkalım mı?”

Elif kahvaltılıkları masaya yerleştirirken cevap verdi.

“Biraz gerginim ama onun dışında bir sorun yok, kuzum. Ben bugün Tuğran’la alışverişe çıkacağım. Anlarsın ya işte, kaynana falan…”

Işık’ın zihninde bir anda ampul yandı.

Gerçekten, bunu nasıl düşünememişti?

“Tamam o zaman, kuzum. Ben de kendi işimi hallederim.”

Elif’e havadan bir öpücük gönderdi.

Birlikte kahvaltılarını yaptılar. Ardından Işık odasına geçerek hazırlandı. Hava oldukça sıcak olduğundan askılı bir üst ve şort giymeyi tercih etti. Saçlarını da fazla uğraşmadan gelişigüzel bir topuz yaptı.

Aynada kendisine son bir kez baktıktan sonra evden çıktı.

---

Meydana ulaştığında etrafın kalabalıklığı karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. Sanki herkes dışarı çıkmak için özellikle bugünü seçmişti.

Elindeki broşür parçasını kendisine yelpaze yaparak elbise mağazalarının bulunduğu bölüme doğru ilerledi. Vitrinlere göz gezdirirken bir mankenin üzerinde gördüğü elbiseyle olduğu yerde kaldı.

Âdeta elbiseye âşık olmuştu.

Hiç düşünmeden mağazanın içine girdi.

Kasiyere yaklaşarak elbisenin M bedeninin bulunup bulunmadığını sordu. Olumlu cevabı alınca yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı.

“Harika! O zaman paketleyebilir misiniz, lütfen?”

Elbiseyi daha fazla beklemeden satın aldı. Ücretini ödedikten sonra mağazadan çıkarak ayakkabı dükkânlarına yöneldi. Elbisesinin altına uyacak bir ayakkabı bulması gerekiyordu.

İlk gördüğü mağazaya girdi ve satış görevlisine siyah bir stiletto aradığını söyledi. Adam birkaç farklı model çıkarıp önüne koydu.

Işık’ın gözü hemen siyah süet bir stilettoda takıldı.

Tam da istediği gibiydi.

Ayakkabıyı eline alıp bir süre inceledikten sonra kararını verdi.

“Bunu alıyorum.”

Satış görevlisi ayakkabıyı paketlerken Işık da ödemesini yaptı. Paketini aldıktan sonra mağazadan çıktı.

Görünüşe göre alışverişini tamamlamıştı. Artık eve dönebilirdi.

Etrafına bakınırken tanıdık bir yüz gördü.

Elif!

Işık’ın yüzü hemen aydınlandı. Elini kaldırıp arkadaşına seslenmek üzereydi ki Elif’in yanında duran kişileri fark etti.

Elini havada kaldı.

Yüzündeki gülümseme yavaşça silinirken gözleri gördüklerine odaklandı.

Elif’in yanında duran kişiler, Işık’ın hiç beklemediği insanlardı.

Ve o an, Türkiye’ye dönerek yalnızca arkadaşına kavuşacağını düşündüğü bu yolculuğun, sandığı kadar kolay geçmeyeceğini bir kez daha anladı.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.