تخطٍ إلى المحتوى

Kalender

الفصل 2 · قراءة 23 دقيقة

Kalender

الفصل 2

1. Bölüm

Annabel yıllar içerisinde büyüdü. Herkes onun türünü merak ediyor olsada bu zamana kadar ne türü ile ilgili ne de sihirle ilgili bir özelliğini gösteremedi. Müdire Nefarious onu yıllar içinde elinden geldiğince eğitmeye çalıştı.

Her sihirli varlık gibi onunda sihir yeteneklerini geliştirmek için okuması gerekiyordu. Lakin Annabel sihir gücü olduğuna dair inancını bu on dört sene içinde yitirmişti. Okuldakilerin onunla her fırsat bulduklarında sihir gücü olmadığı hakkında alay etmesinden bıkmıştı. Annebel artık on altı yaşındaydı ve sihir gücü bulunan varlıklar için sihrin son ortaya çıkış yılıydı. On yedisine bastığı dakika sihir gücü yoksa okuldan sürülürdü. Okul onun eviydi. Müdire ile yıllardır burada kalıyordu. Ama artık geçmişini bilmek daha doğrusu kim olduğunu bilmek istiyordu.

Müdire ona bildiği her şeyi anlatmıştı ama Annabel anlatılanlardan hiçbir şey anlayamıyordu. O aslında kimdi? Kafasında bunun gibi binlerce soru ile okulun koridorunda sınıfına doğru ilerliyordu. Sabah saatleriydi ve burada diğer öğrenciler gibi kalmasına rağmen derse geç kalmıştı. İçinden "bu sefer profesör Ternal canıma okuyacak" diye geçirdi. Ardından arkasından bir ses geldi. "Evet kesinlikle okuyacak." Bu müdire Nefarious'tu. Her seferinde nasıl unutmayı başarabildiğini aklı almıyordu. Buradaki insanların sihir gücü vardı. Merak eder ve isterlerse düşüncelerini okuyabilirlerdi. Korunma sihri yapmayı bilen kişiler için ise hiçbir sorun teşkil etmiyordu bu. Çünkü onlar kendilerini büyülerle koyuyordu. Ama Annabel daha en basit büyü olan cisim havalandırmayı bile yapamıyorken nasıl korunma büyüsü yapabilirdiki? Müdire onun kendine korunma sihri yapamamasından dolayı Annabel'e kendi korunma sihri yapmıştı. Ama size başka biri tarafından korunma sihri yapılırsa size korunma sihri yapan kişi düşüncelerinizi okuyabiliyordu. Yani bu okulda Annabel'in zihnini sadece müdire Nefarious okuyabilirdi.

"Müdire Nefarious. Efendim ben de tam derse gidiyordum ". Müdire Annabel'in yüzüne bakarken neler düşündüğünü biliyordu. "Derse girmeden önce seninle konuşmak istediğim bir konu var Annabel." Annabel ne olduğunu anlamaya çalışırcasına müdireye bakıyordu "sizi dinliyorum efendim." Müdire başını iki yana sallayarak "burada olmaz ofisime geçelim."

Annabel terlemeye başlamıştı. Aklındakileri kontrol etmek çok zordu. Müdireyi takip ederken aklını boş tutmaya çalışıyordu ama bu pekte mümkün değildi. Müdirenin ofisi okulun yedi binası arasında ortada bulunan ortak binanın tam beşinci katında bulunuyordu. Deniz insanlarının binası okulun altında bulunan su altı binasındaydı. Bu binanın öğretmenleri de deniz insanlarından oluşuyordu. Saf deniz insanı olmayanlar ortak binaya ayaklarını ortaya çıkartarak geliyorlardı.

Çoğu varlık türünü bildiği için rahatça binalarına yerleşebiliyordu. Ama Annabel için durum farklıydı onun türü belli değildi. Bu yüzden ihtimallere baş vurdular. İçindeki aydınlık enerjinin kolayca hissedilmesinden dolayı peri olduğu ihtimali daha yüksek çıkmış ve okul yönetimi tarafından peri binasına yerleştirilmişti. Ama öğrenci olmadan önce de bu okulda yaşadığı için odası ortak binadaydı.

Müdire ofisin önündeyken kapıyı yavaşça araladı ve bir şeyden emin olmak istercesine etrafına bakındı. Onları birinin görmesini ya da duymasını istemiyordu. Hızlıca içeri girdiler. Müdire yerine oturduğunda Annabel'e de oturmasını işaret etti.

Annabel daha da meraklandı. Müdire derin bir nefes alıp konuşmaya başladı "Annabel. Biliyorsun ki on dört yıldır seninleyim. Bu süre içerisinde içindeki enerji çok kuvvetli bir şekilde kendini gösterdi fakat..." Annabel'in alışık olduğu o cümleyi tekrar ve tekrar duyması artık onu bıktırmıştı. Müdire devam etti "fakat hala sihrini ve güçlerini keşfedemedin. Biliyorsun ki evrensel büyü yasaları gereği on yedi yaşına basmadan büyü güçlerini keşfetmelisin yoksa okuldan atılırsın. Bu da demek oluyor ki sadece bir yılın kaldı. Bu bir yıl senin için her zamankinden daha zor ve yorucu geçebilir. " Annabel bunları biliyordu. Stresten dolayı elleriyle oynamaya başlamıştı.

"Ama bu süre içinde güçlerini göstereceğine dair inancım hiç bitmeyecek. Sana bir hikaye anlatmak istiyorum. Ben küçükken yani senin yaşındayken bende henüz güçlerimi keşfedememiştim. Herkesin alay konusu olmuştum. Babam benden utanırdı. Tek destekçilerim annem ve küçük kardeşimdi. Onlar beni desteklemeyi asla bırakmadılar ve sonunda bir sabah uyandığımda bir şeylerin değiştiğini hissettim. Kendi benliğimi keşfettim. Sen de bunu yapabilirsin sadece inancın olsun." Annabel müdirenin anlattıklarını dikkatle dinledi ama aklına takılan tek bir şey vardı. "Müdire hanım kafama bir şey takıldı siz sizinle geçirdiğim bu on dört yıl içerisinde bana annenizden ve babanızdan bahsetmiştiniz ama kardeşinizden hiç bahsetmediniz ona ne oldu?" Müdirenin canı sıkılmıştı derin bir nefes alıp gözlerini kapattı. "Bu hikayede başka bir zamana kalsın ne dersin?" Annabel başını olumlu anlamda salladı ama hala kafası çok karışıktı.

Müdirenin odasından çıktıktan sonra profesör Ternal'ın sınıfına gitti. Müdire profesör Ternal'a Annabel'le olan görüşmesinden bahsettiği için profesör Annabel'in geç kalışını sorgulamadı. Ders bittikten sonra herkes sınıftan çıkarken profesör Annabel'in yanına geldi. "Bir konuda yardıma ihtiyacın olursa her zaman bana danışabilirsin unutma." diyerek o da sınıftan çıktı. Annabel ona acınmasından nefret ediyordu. Öfkeyle sınıftan çıktı.Ortak binalardan birinin koridorunda ilerlerken hala kafasındaki soru işaretlerini gidermeye çalışıyor ve önüne bakmıyordu. Birden bir şeye daha doğrusu birine çarptı. Çarptığı kişi sinirle "önüne baksana!" diye bağırıyordu. Kafasını kaldırıp baktığında çarptığı kişinin Flame olduğunu gördü. Flame'i görür görmez bir bıkkınlık duygusu Annabel'i ele geçirmişti. Boş tehditlerde bulunup bağıracaktı her zaman ki gibi.

Flame okulun popüler öğrencilerinden biriydi. Ailesi çok varlıklı ve peri liderinin yakın dostlarından biriydi. Aynı zamanda Flame alev perisiydi. Adı ve gücü gibi saçlarıda kor bir ateş kadar kırmızıydı.

Flame ileri atılarak "Eğer bunu bir daha yapmaya kalkışırsan gözlerini aleve veririm!" diye bağırıp havada küçük bir alev yarattı. Arkadaşları Flame'i sakinleştirmeye çalışırken "Bunu yapma. bırak gitsin unutma onun muntuk salyangozu kadar bile gücü yok." demişti. Muntuk salyangozları büyülü evrendeki en zayıf ve en güçsüz yaratıklardır. Annabel tam cevap vericekti ki Flame kahkaha atarak "Ah doğru unutmuşum." dedi. Flame ve arkadaşları Annabel'in yanından geçip giderken Annabel öfkesine yenik düşerek Flame'e çelme taktı ve Flame'in yere düşüşünü sırıtarak izledi. Bunu yaptığı anda derin bir sessizlik oldu ve herkes onlara bakmaya başladı.

Bunun yanlış olduğunu bilse dahi artık ona yapılan bu zorbalıkları kaldıramıyordu. Yıllardır onu ezen,onu aşağılayan ve küçük gören insanlardan biri de Flame'di. Hele onun yalakası olan ve asla yanından ayrılmayıp, Flame ne derse anında yapan, onunla menfaatleri için birlikte olan sözde arkadaşları ve ilişkileri Annabel'e göre çok banel ve klasik olan sevgilisi Eric.

Eric bir vampirdi. Peri vampir ilişkileri çok Annabel'e çok klişe gelirdi. Annabel'e göre Eric Flame'i yatağa atmanın peşindeydi. Sonra ondan sıkılıp bir kenara atacak ve kendine yeni bir oyuncak bulacaktı. Yoksa Flame'i gerçekten sevdiğine inanmıyordu. Flame ise onunla popülerliğine popülerlik katmak için birlikteydi. Flame'in babası çok ırkçı bir insandı ona göre perilerle büyücüler birlikte olabilirdi. Ve diğer varlıklardan peri ve büyücüleri üstün görüyordu. Eğer kızının bir vampirle birlikte olduğunu duysaydı sihirli evreni Flame'in başına yıkardı. Bu yüzden Annabel Flame'in bu ilişkiyi ailesinden gizlediğine emindi.

Asıl şimdi Annabel'in işi bitmişti. Flame o kadar öfkelendi ki birden havalandı ve kanatlarını ortaya çıkarttı. Annabel'in boğazını sıkarak onu havaya kaldırdı. Annabel ise havaya tekmelerini savuruyor fakat etkili olamıyordu. Onlar havadayken diğer öğrencilerden biri "bahisler Flame'e !" diye bağırıyordu. Flame Annabel'e doğru "ben sana ne demiştim?" diye kendince korkutucu fısıltılar yayarken Annabel hiçbir şey yapamıyordu. Flame bu sefer daha büyük bir alev yarattı ve Annabel'in gözlerine yaklaştırdı. Flame gücünü kullanırken dikkatini yaptığı büyü üzerinde topladığı için Annabel üzerindeki dikkati az da olsa dağılmıştı. Annabel de bunu bir fırsata çevirdi ve Flame'in karın boşluğuna doğru bir tekme savurdu. Savurduğu gibi de kendini yerde buldu. Her ne kadar gücünü keşfedememiş olsada kendini koruması için özel dövüş eğitimleri almış ve büyülü silahları kullanmayı öğrenmişti. Ama okulda silahları yanında taşıyamıyordu. O silahlarla okul içinde bir öğrenciye verdiği en küçük zarar sonucunda okuldan atılırdı. Bunu bildiği için müdire Nefarious silahların bulunduğu odadan Annabel hariç hiçbir öğrenciye ve Annabel'in dersine girmeyen hiçbir profesöre bahsetmemişti.

Flame hala havadaydı ve gözü tamamen dönmüştü Flame yine Annabel'e doğru geliyorduki Flame biri tarafından güç bariyeri içine alınmıştı. Bu kişi müdire Nefarious'tu . Flame bariyeri yumruklasada hiçbir işe yaramıyordu. Müdire gördüğü manzara karşısında o kadar sinirlendiki neredeyse yüzü kıpkırmızı oldu. Annabel ve Flame'e doğru "ofisime!" diye bağırdı. Müdireyi bu kadar öfkeli görmeye kimse alışık değildi. Genelde çok sakin ve aklı başında davranırdı. Onun bu tavrı herkesi şaşırtırken okul hizmetlisi Sinister'ın keyfi gayet yerindeydi. Müdireye kimin haber verdiği de ortaya çıkmış oldu. Öğrencilerin acı çekmeleri ve ceza almaları onu keyiflendiriyordu. Hatta bu hayatta ona mutluluk veren tek şey olabilirdi.

Müdire Flame'in güç bariyerini kaldırdı . Flame aşağı indi ve ofisin yolunu tuttu. Annabel müdireye baktı fakat baktığı anda hiç bakmamış olmayı diledi çünkü müdire çok büyük bir hayal kırıklığı ile ona bakıyordu. Annabel müdirenin ona böyle bakmasına alışık değildi. Kafasını önüne eğerek ofise doğru Flame'in arkasından ilerledi. Ofise girdiklerinde Annabel gözlerine inanamadı. Bunun sebebi ise Flame'in gözleri dolu dolu rol yapmasıydı. Flame müdireye her şeyi Annabel'in başlattığını ilk başta onu bilerek düşürdüğünü sonrasında ise onu hayatı ve okuldan attırmak ile tehdit ettiğini söyledi. Annabel şok içinde periyi dinlerken Flame hala ağlıyordu. Müdire Annabel'e de söz hakkı tanıdı. Annabel her şeyi olduğu gibi anlattı. Müdire hangisinin yalan söylediğinden emin olamadığı için bir karara varamadı. Annabel'in aklına bir fikir gelmişti. Müdireye "Flame'in arkadaşı elf Kelly Rath her şeye tanık oldu olanları ona sorarsanız size doğruları anlatacaktır" diyerek fikrini sundu. Müdire onaylayan bir bakış attı ve sinirli bir şekilde anons yaptı. "elf Kelly Rath müdirenin ofisine bekleniyorsunuz." Flame'in arkadaşı Kelly bir elfti yani yalan söyleyemezdi. Bu yüzden bu fikir müdirenin aklına yatmıştı ve bu kadar çabuk kabul etmişti.

Flame gözlerini kocaman açarak bunun mantıksız olduğunu Kelly yerine başka birisinin gelmesini söyleyip durdu. Annabel içinden "aptal işte ne olacak." diye geçirdi. Flame çok gergindi ve itirazlarıda yalan söylediğini destekliyordu. Artık Müdire Flame'in yalan söylediğinden emindi. Müdire Flame'in bu itirazlarını anlamsız bulduğu için onu dinlemedi. Yaklaşık olarak beş dakika sonra müdirenin ofisinin kapısı tıklatıldı. Kapı açıldığında içeriye giren elf son derece gergindi. Müdire onu rahatlatmak için gülümsedi ve koltuğa oturmasını işaret etti. Flame daha da gerginleşti. Flame Kelly'e çok sert bakıyor bakışlarıyla adeta bunu yapmamasını haykırıyordu.

Kelly müdirenin karşısına oturduğunda gerilmişti. Müdire Kelly'nin gerginliğini fark ettiği için Flame ve Annabel'i onları duymamaları için iki ayrı fanusa koydu. Dışarıda olanları görebiliyorlardı fakat duyamıyorlardı.

Kelly bir süre müdire ile konuştu. Flame'in Annabel'i tehdit etmesini, Annabel'in Flame'e çelme takıp düşürmesini, Flame'in Annabel'e saldırmasını olduğu gibi anlattı. Zaten yalan söyleyemeyeceği için Müdire Kelly'nin söylediklerinin doğru olduğundan şüphe edemezdi. Müdire Kelly'i gönderdi ve bir süre düşündü. Flame ve Annabel'i fanuslardan çıkarttı.

"Kelly'i dinledim. İkinizinde suçu var ama büyü okulu yönetmeliklerinin kırk yedinci maddesi gereği Flame'e sadece bu dönem içerisinde üçüncü olayını yaşadığı için eski usul cezalardan biri uygulanırken Annabel'in ilk olayı olduğundan ceza almaması kararını aldım." Annabel rahat bir nefes aldı. Flame ise itiraz edip bunun adil olmadığını söyledi. Son söylediği şey ise "cezam ne olacak?" oldu. Müdire "üç günlüğüne güçlerin alınacak ve önümüzdeki altı ay içerisinde başka bir olayda ismin geçerse okuldan atılacaksın. " Bunu ikiside beklemiyordu. Bu Flame için ağır bir cezaydı. Müdire Flame'in aklının başına gelmesi için bu cezayı vermişti.

Flame resmen çıldırdı. " üç gün mü? Güçlerim olmadan ne yaparım ben!" Annabel kahkaha atmak üzereydi. Sonunda Flame hakkettiğini yaşıyordu. Müdire "kendini Annabel'in yerine koymaya çalış o da henüz güçlerini keşfedemedi." Flame alaycı bir gülümseme ve tavır takınarak "keşfetmek mi? Onun gücü olmadığına dair her şeyim üstüne iddiaya girebilirim." dedi. Müdire Flame'in bu burnu havada tavırlarından fazlasıyla sıkılmıştı "yeter Flame çık artık dışarı ben çağırdığımda içeri gel." Flame Annabel'e öldürücü bakışlar atarken kapıyı çarparak dışarı çıktı.

Müdire bıkkın bir nefes verirken Annabel elleriyle oynamaya devam ediyordu. "Bana bakar mısın Anna. Senden böyle bir olaya karışmanı beklemezdim ama seni anlayabiliyorum o yüzden üstüne gelmeyeceğim ama bir kez daha olmasın." Annabel olumlu anlamada başını salladı. Müdire uzun bir süre daha Annabel'e nasihat verip uyardı.

"Flame! Gel içeri." Flame içeri geldiğinde ağlamak üzereydi. Müdire güçlerini özel olarak hazırlanan sihirleri tutan bir kutuya aktarıyordu. Bu işlem on dakika kadar sürdü. Flame artık güçsüzdü. Annabel bunu düşündükçe kendi kendine gülüyordu. Flame güçleri alındığında göz yaşlarını tutamadı çünkü içinden büyük bir parça koparılıp alınmıştı. Yani onu kendi yapan parçası . Annabel buna üzülüyordu fakat Flame'e bunu belli edemezdi. O kadar yıl onu zorbalayan popüler kız güçleri alınınca bir hiçti.

Flame enerjisinin büyük bir kısmını güç aktarımında kullandığı için ayakta duramıyordu. Bu durum üzüntü ve öfkeyle birleşince Flame'in bayılması kaçınılmaz oldu. Müdire Flame'in revire götürülmesi için doktor Enzo'yu çağırdı. Flame revire götürülürken Annabel de ofisten çıktı.

Annabel gün boyu gündemdeydi. Meraklı bir kaç kişi gelip neler olduğunu soruyordu. Annabel ise anlatıp anlatmamak konusunda kararsızdı. O yüzden kimseyle konuşmamıştı. Zaten arkadaşı da yoktu. Güçlerini keşfedemediğinden okulda dışlanıp ezilen kişi Annabel'di. Flame hala revirdeydi. Ona sahte Peri özü veriyorlardı. Bu Flame'in enerjisini yerine getirebilecek tek şeydi. Sahte Peri özü sadece perilere iyi gelirdi. Diğer varlıklar özelliklede cadılar ondan hiç hoşlanmazlardı. Eski çağlarda vampirler perilerin kendi özlerini emerdi ve peri özü tükenen peri yaşayamazdı. Flame'in ise peri özü duruyordu fakat peri özünün sadece minik bir parçası alınmıştı. Bu bile Flame'in enerjisini tüketmişken tamamının tükenmesi bir felaketti.

Annabel tüm gün derslere girdi. Dersler bittiğinde saat öğleden sonra dörttü. Yemek saati akşam yediydi . Yani üç saati vardı. Annabel bu üç saati değerlendirmeye karar verdi. Odasına gitti. Aklı hala Flame'deydi. Kendini rahatlatmak için eğitim odasına inmeye karar verdi. Altına siyah taytını üstüne ise beyaz sıfır kollu bir t-shirt giydi. Açık kahve saçlarını yukarıdan at kuyruğu olarak topladı. Beyaz spor ayakkabılarını giyerek müdirenin ofisinin yolunu tuttu. Gizli silah ve eğitim odasına geçen kapı müdirenin ofisindeydi. En güvenli yerin orası olduğuna karar verildiği için oraya inşa edilmişti.

Ofisin kapısını tıklattı ve içeriye girdi. Müdire her zamanki gibi sandalyesinde oturarak bazı işlerini hallediyordu. Annabel'i görünce işlerine ara verdi. "Bir sorun mu var Annabel?" Annabel başını olumsuz anlamda iki yana sallarken "hayır efendim sadece eğitim odasına inecektim." Dedi. Müdire "tamam." diyerek Annabel'e izin vermiş oldu. Müdirenin ofisinde büyük bir tablo vardı. Tabloda müdirenin büyük bir portresi vardı. Annabel tabloyu kendine doğru çekti ve tablonun arkasındaki kapı belirdi. Annabel kapıdan geçtikten sonra kapı tıklatıldı. Müdire "bir dakika lütfen" diyerek Annabel'e zaman kazandırdı. Annabel hızlıca kapıyı kapattı. Ama içinden bir ses bu gelen kişinin önemli bir haber getirdiğini söylüyordu. Kalıp dinlemeye karar verdi. Müdire normalde aklını okuyabilirdi ama belli bir mesefa içerisindeyse bu geçerli değildi. Bu mesafeden Annabel'in zihnini okuyabilmesi çok düşük bir ihtimaldi. Çünkü müdirenin odası fazlasıyla büyüktü ve masası ile tablo arasında en az on beş metre vardı.

Annabel içindeki sesi dinledi ve orada kaldı. "Gelin!" diye seslendi müdire. Kapı açıldı ve Annabel'in tanımadığı bir ses konuşmaya başladı. "Müdire hanım sizinle konuşmamız gereken büyük bir skandal var. Siz ne hakla kızımın güçlerini alırsınız? Eğer bu olay duyulursa ailemiz hakkında nasıl söylentiler çıkar? Ayrıca kızımın ne halde olduğunun farkında mısınız?" Annabel bu kişinin Flame'in babası olduğunu anladı. Kızının cezasından haberdar olması çok uzun sürmemişti. Ama o şuan da Flame'i değil ailesinin itibarını düşünüyordu.

"Bu okulun müdiresi olarak yetkilerim arasında gereken cezaları vermekte var. Ki bu kızınızın haklı olduğunu ispatlamaz. Bu dönem içerisinde bu üçüncü olayıydı. Yönetmelikte ne yazıyorsa onu uyguluyoruz lütfen sakin olun. Flame'in bu hale gelmesi de enerjisini harcamasından. Zaten sahte Peri özü verilmesi bitince odasına geçecek." Flame'in babası burnundan soluyordu "bu kabul edilemez. Sizi evrensel eğitim bakanlığına şikayet edeceğim." Kapıyı çarparak ofisten çıktı. Annabel aklından "bu kapı çarpma işi genetik sanırım." diye düşünüp kendi kendine sessizce güldü.

Annabel tam eğitim odasına yönelicektiki "çıkabilirsin Annabel" diyen müdirenin sesi Annabel'in kulaklarına geldi. Annabel tabloyu çekerek geri çıktı. "Özür dilerim efendim ama içimden bir ses dinlememi söyledi. Sizce bu olay başınıza bir bela açar mı?" Müdirenin gözlerine bakmak istemiyordu Annabel. Ama müdire sessizliğini koruyunca bakmak zorunda kaldı. Müdire kızgın olmayan bir ifadeyle ona bakıyordu. "Bilmeni isterim ki sana kızmadım Annabel. Ben de senin yaşlarındayken çok meraklı bir periydim. Ayrıca ben yönetmeliğe uydum. Benim için bir sorun teşkil edeceğine inanmıyorum."

Annabel bir süre daha müdire ile konuşup eğitim odasına gitti. Tablodan sonra çelikten bir kapı daha vardı. Odaya girebilmek için parmak izini ve gözünü okuttu Annabel. Bu odaya sadece Annabel ve müdire Nefarious girebilirdi. Sonunda eğitim odasına gelmişti. Boynunu kütletti. Sanal gerçeklik bölümüne doğru ilerlerdi. Sanal gerçeklik bölümü antremanda onunla dövüşebilecek rakipler yaratıyordu. Bunlar sadece görüntüden ibaret değildi. Onlara dokunduğunuzda yada onlar size dokunduğunda onları hissedebiliyordunuz. Annabel silahlardan ateş kılıcını seçti. Simülasyon ona rakip olarak bir kurt adam seçtiğinde iyice keyiflenmişti. Kurt adamlar güçlüydü ve bu savaşı daha eğlenceli kılıyordu.

Kurt adam Annabel'den yirmi santimetre daha uzundu. İlk atağı kurt adam yaptı. Pençesinde normal bir kılıç vardı. Annabel'e doğru kılıcı savurdu. Annabel ise kılıcın üstüne sıçradı ve kılıcı bir destek olarak kullanıp kurt adamın üzerine atıldı ateş kılıcını etkinleştirip kurt adamın sırtında büyük bir yarık açtı. Kurt adam hırçınlaşarak Annabel'in üstüne yürüdü. Kılıcı sağa ve sola hızlı bir şekilde salladığından hamlenin nereden geleceğini bilemedi. Ve kurt adam sağ taraftan saldırınca Annabel geri çekildi. Kılıcı kurt adamın bu boşluğunu fırsat bilerek karnına geçirdi. Simülasyon yok olurken arkadan bir alkış sesi geldi Annabel hızla arkasını dönerken müdire ile göz göze geldi "gün geçtikçe daha da iyi oluyorsun." Annabel kolunda hafif bir sızı hissetti ve koluna baktığında kılıcın koluna ufak bir kesik bıraktığını ve bu kesikten kan sızdığını fark etti. "Ama yeterince iyi değil." diye mırıldandı.

Müdire Annabel'i yanına çağırıp iyileştirme sihriyle Annabel'in kolundaki yarayı saniyeler içerisinde yok etti. Annabel müdireye teşekkür ederek oradan ayrıldı. Odasına gitti. Planladığı antrenman bu kadar kısa değildi ama birinin onu izlemesinden hoşlanmadığı ve alışık olmadığı için antrenmanı yarıda bırakmak zorunda kalmıştı. Uzun bir duş alıp kendini gevşettikten sonra derin bir uykuya dalmak istiyordu. Kendini sıcak suya bırakıp güzel bir duşun ardından saate baktı 18.37'ydi. dolabın kapağına uzanıp kendine siyah bir eşofman ve yine beyaz bir t-shirt seçip giydikten sonra açık kahve saçlarını kurutup ayakkabılarına uzandı. Odadan çıktığında koridorda hızla ilerledi kimsenin bakışlarına ve sorularına mağruz kalmak istemiyordu. Yemek salonuda ortak binadaydı. Kocaman salonun kapıları açıkken Annabel içeri girdi. Girdiği gibi tüm gözler onun üzerine döndü çünkü ayağı takıldığı için az kalsın düşecekti. Hemen kendini toparlayarak boş bir masaya oturdu. Her zaman tek başına otururdu gözleri Flame'in ve arkadaşlarının her zaman oturduğu masaya döndüğünde Flame ve Kelly hariç herkesin orada olduğunu gördü. Yemekler önlerine getirildiğinde yemeğini hızlıca yiyip gitmenin hayallerini kuruyordu. Ama bu hayalleri çokta uzun sürmedi. Yemekten ilk lokmasını almak üzereyken Flame'in sevgilisi Eric pat diye Annabel'in yanına oturdu. Annabel bıkkın bir nefes verirken "kalk şurdan." diyerek ilk lokmasını aldı. Eric aptalca sırıtarak "ne o beni görmek hoşuna gitmiyor mu yani?" Dediği an Annabel kusarcasına bir ses çıkardı "seni görmenin bende uyandırdığı duygular tiksinti ve mide bulantısı sadece." Yemeğini yemeğe devam ederken Eric ayaklarını da masaya koydu bu hareket Annabel'i rahatsız etti ve ayaklarına doğru bardağındaki suyu boşalttı. Ani bir hareketle ayaklarını masadan çeken Eric öfkeyle Annabel'e döndü. Annabel ise gülüyordu. "Sadece sevgilimi soracaktım ona ne yaptığını ve nerede olduğunu söyle.". "Neden babasına sor muyorsun? Bugün onu okulda gördüm." diyerek Eric'i denemeye karar verdi. Daha doğrusu ilişkilerinden Flame'in babasının haberi olup olmadığını anlamaya. "Ben görmedim ama." diyerek konuyu kapattı ve Annabel'in masasından kalktı. Annabel ise sadece omuz silkmekle yetindi.

Yemeğini bitirir bitirmez hemen kalktı ve odasına doğru giderken ayakkabı bağcığının çözüldüğünü fark etti bağlamak için eğildi tam kalkarken biri ona çarptı ve yere düştü "orda ne diye dikiliyordun ki?" diye sitem etti düşen kişi. Annabel kafasının kaldırınca bu kişinin Kelly olduğunu gördü. Kelly de onu fark etmiş olacak ki hemen kalktı ve hızlıca uzaklaştı. Annabel hiçbir şey anlamamıştı. Bugün olan olay hakkında bir şey düşünmek ya da konuşmak istemiyordur diye geçiştirdi ve odasına gitti.

Odaya girip dolabına uzandı ve en rahat pijamalarını giydi. Kendini yatağa attı . Saate baktığında 20.03 olduğunu gördü. Telefonunu aldı. Biraz telefona bakındı. Bakınırken içi geçmiş ve uyuya dalmıştı. Birden uyandığında saatin 22.17 olduğunu gördü. Tam yeniden uykuya dalacaktıki aklına Flame geldi. Yine kendini gülerken buldu. Aklına gelen fikirle bir anda ayağa kalktı ve odasından çıktı. Revire Flame'e bakmaya gidiyordu. Öğrencilerin bu saatlerde koridorlarda dolaşması yasaktı eğer Sinister onu görürse işi biterdi. Revire gitmek için üçüncü kata gitmeliydi. Annabel ise beşinci kattaydı. İlk kattı kolayca indi ama dördüncü katta Sinister'ın sesini duydu. Hemen bir kolonun arkasına saklandı. Bir süre bekledikten sonra Sinister'ın uzaklaşan ayak seslerini duymasıyla rahatladı.

Revirin kapısına geldiğinde Flame'in orada olmadığını gördü bu bütün keyfini kaçırmıştı. Mecburen odasına dönecekken doktorun odasından bir ses geldi. Annabel merakla oraya giderken çok sessizce hareket ediyordu. Kapı fazla olmasada aralıktı. O aralıktan baktığında doktor Enzo'yla Flame'in öpüştüğünü gördü Annabel eline koz geçmesinin verdiği mutlulukla telefonuna sarıldı. Eğer bu olay duyulursa doktor ve Flame okuldan atılırdı. Babası ise onun bu ilişkisini doktor bir büyücü olduğu için belki umursamazdı ama kızının okuldan atılması onun prestiji açısından kötü bir olaydı.

Kamerayı açtığında daha ileri gittiler doktor Flame'in eteğini sıyırmaya başlamıştı gömleğinden Flame'in göğüslerini sıkıyordu. Annabel kusmak üzere gibi hissediyordu. Cinsel ilişkilere olumlu bakmıyordu. Flame doktorun boynunu yalamaya başladığında telefon her şeyi çekiyordu. Doktor Flame'in kadınlığına elini daldırırken Flame de doktorun dudağında dilini gezdiriyordu. Doktor Flame'i masasına yatırırken kadınlığını yalamaya başladı. Flame kasılmış olmalıki hafif bir inilti çıktı dudaklarından. Oturur pozisyona gelerek Enzo'nun pantolonunun düğmelerini çözmeye başladı. Enzo ise onu durdurdu ve gömleğini yırtarcasına çıkartarak bu sefer göğüslerini sütyen üstünden sıktı bu onu tatmin etmemiş olacak ki sütyeni ağzıyla çıkartmaya çalıştı. Başarısız olunca sütyeni sertçe çekip çıkardı . Dudaklarını bu sefer onun göğüslerinde gezdirdi. Göğüsünün ucuna ağzını getirerek emmeye başladığında Flame yine inledi. O kadar uzun süre bunu yaptılar ki Flame "göğüsüm uyuştu." demişti. Enzo sonrasında diğer göğüsünü emmeye başladı. Boşta kalan elleri ise Flame'in kadınlığındaydı. Flame ise bacaklarını onun beline dolayarak işini kolaylaştırmaya çalıştı. Flame'in içine girmek isteyen parmakları Flame'in inlemesine sebep olmuştu yine. Annabel tam gidiyorduki bir tane de fotoğraf çekmek istedi. Fotoğraf çektiği anda flaş patladı. Annabel lanetler okurken hızlıca oradan uzaklaştı artık mr. Sinister'a yakalanmak umrunda değildi doktor ve Flame hızla kapıyı açtılar onların küfür ve isyan edişleri Annabel'in kulağına gelebiliyordu. o kadar hızlı koşuyorduki kalbi yerinden çıkacakmış gibi hissediyordu. Doktor ve Flame de arkasından gelmeye çalışmışlardı ama yedi binadan hangisine gideceklerini bilememişlerdi. Flame'in öfkeyle "siktir!" diyişini duymuştu en son sonra kendisini odasına atmıştı.

Annabel hala flaşın nasıl açık olduğunu unuttuğuna inanamıyordu. Neyse ki kaçmıştı. Ama onu bulmaları çokta zor değildi. Bunu kimseye anlatamayacaklarından Annabel'in içi biraz daha rahattı. Doktor bir büyücüydü. Geçmiş canlandırma büyüsünü kullanırsa Annabel'in işi biterdi. Ama bu büyüyü şifacı büyücülerin yapması çok zordu. Annabel'in şansına doktor şifacı büyücüydü. Flame ise bu büyüyü yapacak kadar gelişmemişti. Annabel yorgunluğun etkisiyle hemen uykuya daldı. Dalmadan önce videoyu bilgisayarından flaş belleğe aktardı. Sonrada telefonunu çekmecesindeki gizli bölmeye sakladı. Çünkü artık en önemli şey telefonuydu. Daha doğrusu telefonun içindeki o video.

•

Annebel gözlerini araladığında ikiz güneşler daha yeni doğuyordu. Bugün haftasonuydu. Haftasonları okulda dersler işlenmezdi. Yataktan kalktı ve yüzünü yıkamak için banyoya gitti. Soğuk suyla yüzünü güzelce yıkadı. Diş fırçasına naneli diş macununu sıkarken burnuna diş macununun kokusu geldi. Normal öğrencilerin kendilerine ait odaları yoktu. Bir odada üç ya da iki kişi kalıyorlardı. Annabel ise bebekliğinden beri burada olduğu için bazı ayrıcalıkları oluyordu. Dişlerini fırçaladıktan sonra televizyonu açıp sabah haberlerine baktı. Gündemde Büyü komitesi'ne karşı yapılan eylemler vardı. Büyü komitesi başkanı ulu büyücü Edwin Chros bu eyleme katılan ve bu eylemlerin arkasındaki kişilerin Domino'ya gönderileceğinden bahsediyordu. Domino büyülü evrendeki bir şehirdi. Bu şehrin tamamı suçlular için ayrılmıştı ve en tehlikeli suçluların daha sık görüldüğü yüksek korunaklı bir hapishaneydi. Bu hapishaneye girenlerin güçleri Flame'e olduğu gibi alınıyordu.

Kahvaltı saatine yaklaştığını gören Annabel kalkıp üzerini değiştirdi. Saçlarını tarayıp açık bıraktı. Telefonunu yanına alamazdı. Eğer Flame ondan şüphelenirse telefonunu elinden alması çok kolay olurdu. Çekmecedeki gizli bölme onun için daha güvenliydi.

Odasından çıkıp yemek salonuna giderken Flame ve arkadaşlarını gördü. Flame'in yüzü solgun görünüyordu. Dün gece hiçbir şey yaşanmamış gibi Flame'e baktı. Ama bir terslik vardı. Flame ve arkasındaki yancıları Kelly'le hararetli bir şeyler konuşuyordu. Flame Annabel'i fark etti ama bakmak dışında bir şey yapamadı. Flame'in Kelly'e dediği tek bir şey duydu "artık bizden biri değilsin." Annabel umursamadan yemek salonuna girdi. Flame'in başına gelenleri herkes öğrenmiş olmalı ki Annabel salona girince fısıldaşmalar başladı. Yemekler dağıtıldıktan bir kaç dakika sonra Annabel'in masasına biri geldi "oturabilir miyim ? Sadece burası boş." Annabel kafasını kaldırınca bunun Kelly olduğunu gördü. Flame'in masasını göstererek "arkadaşlarının masası orada. Sanırım masaları karıştırdın." dedi. "Beni dün gerçekleri söylediğim ve Flame'in ceza almasına sebep olduğum için istemiyorlar. Ama boşver ben sana rahatsızlık vermiyim." Annabel Kelly'nin doğruları söylediğinden emin olmak zorundaydı. " oturabilirsin". Kelly Annabel'e minnetle bakarken Annabel ondan tarafa bakmıyordu bile.

Uzun bir süre sessiz kaldılar. Sonunda Kelly "özür dilerim." dedi Annabel anlamamış bakışlarla ona baktığında Kelly açıklama gereği duydu. "Yıllardır Flame'e uyup seninle dalga geçtiğim için gerçekten üzgünüm ama bunu hiç istemedim beni de senin gibi zorbalayıp ezerler diye korktum. Gerçi yapmadıklarını da söyleyemem. Flame'in yanındayken sana kimse bir şey demez ama onun karşısındaysan senin için hayatı zorlaştırmaya çalışır ve bunu elinden geldiğince başarır." Annabel yemeğini yemeğe devam ederken "pekte umrumda değil." dedi. "Sende istersen arkadaşın olmak istiyorum. Yıllardır masana kimsenin oturduğunu görmedim artık ben oturmak istiyorum." Annabel bu sözler karşısında bir süre duraksadı. Arkadaş. Bu kelime onun için bir şey ifade etmiyordu. Ama bu yalnızlık onu bıktırmıştı. Ayrıca Kelly ona yalan söyleyemezdi. Ani bir kararla "tamam. Ama sana acıdığım için başka bir sebep arama." dedi. Onun bu şakasını anlayan Kelly kıkırdarken Annabel de ona eşlik etti.

Kahvaltıdan sonra Kelly Annabel'e bahçeye çıkmayı teklif etti. Annabel şüphe duysada kabul etti. Annabel'in on altı yıldır ikinci arkadaşı Kelly'di. İlk arkadaşını okula ilk başladığında kazanmıştı. Bu konudan Kelly'e de bahsetmek istedi. Ama Kelly'i daha yeni tanıyordu bu yüzden bu düşünceyi aklından sildi. Kelly çok enerjik ve pozitifti. Flame ile alakası yoktu. Ayrıca da çok gevezeydi Annabel'in bunu anlaması çok uzun sürmedi. Konuşmadan sadece otuz saniye durabiliyordu. Bahçede geçirdikleri zaman içerisinde tüm hayatını baştan sona Annabel'e anlattı. "Yanlış anlama Kelly ama daha yeni tanıştık belki bana güvenebilirsin ama herkese böyle her şeyini anlatman riskli." Kelly kızardı."zaten herkese anlatmıyorum. Sende yanlış anlama ama senin anlatabileceğin kimse yok ki." Annabel Kelly'e hak veriyordu. Onun kimsesi yoktu. Bu hayatta yakınım diyebileceği kimse yoktu.

Kelly aklına gelen fikirle Annabel'e döndü "elf yemini edelim. Birbirimize anlattığımız şeyleri asla başka birine anlatmayacağımıza dair." Bu fikir Annabel'in de hoşuna gitmişti. Olumlu anlamda kafasını aşağı yukarı salladı. Birbirlerinin kollarını dirseklerinden itibaren tuttular. "İsmini söyle ve dediklerimi tekrar et. Ben Kelly Rath Annabel Valentina ile aramızdaki sırları asla başkasına anlatmayacağıma ve ona zarar verecek bir davranışta bulunmayacağıma dair benliğim üzerine elf yemini ederim." Annabel de tekrar ettiğinde artık bu okulda en çok güvenebilceği kişi Kelly'di.

"Biliyor musun Kelly sen benim hayatımdaki ikinci arkadaşımsın." dedi birden. Kelly bu duruma şaşırmıştı. "Peki ilk arkadaşın kimdi?" Annabel Kelly'e baktı söyleyip söylememek arasında kararsız kalmıştı. En sonunda "Fl-" diyorduki anons ile duyuru yapıldı "bütün öğrenciler dövüş sahasına. " Bu anons birilerinin birbirlerine meydan okuduğu anlamına geliyordu. Hem eğlence hem de sorunları çözmek için bu yöntem kullanılıyordu. Güçleri ve sihirli silahları kullanıyorlardı. Öğrencilerin birbirlerine derin hasarlar vermesine izin verilmiyordu. Bu niyette bir öğrenciyi tespit ettikleri anda kapışma durduruluyordu. Flame konuyu kapatarak Kelly'le sahaya doğru ilerlemeye başladı. Kelly de konuşması için onu zorlamadı.

Sahaya gittiklerinde tribünler yavaş yavaş doluyordu ön sıralardan birine geçtiler. Silahlar ortaya çıkarken Annabel'in gözleri parladı. Kapışma için Annabel'in antrenman için kullandığı silahlardan farklı silahlar kullanılıyordu. Bir kaç dakika sonra sahaya bir kurt ve bir vampir geldi. Vampir ve kurtların arasında nesillerdir süren düşmanlık okulun duvarları içerisinde de devam ediyordu. Kurt bir çekiç ve kazık seçti. O kazığı vampire geçirme ihtimali dâhi yoktu. Vampir ise bir kılıç aldı. Müsabaka başladığında vampir o kadar hızlı hareket ediyordu ki kürtün şansı bile olmadı kendini boynuna yaslanmış bir kılıçla buldu. Böylece bir sayı vampire yazılmıştı. Bir sonraki turda kurt çekicini vampire savurdu fakat vampir kılıçla çekici engelledi. Ama kurdun diğer elindeki kazığı unutmuştu bu sefer kurt kazığı vampirin kalbine doğrulttu. Bir sayıda kurda yazıldı. Bu son turdu bu sayıyı alan kazanırdı. Vampir yine hızla hareket etti o kadar hızlıydı ki Annabel dahi onu görmekte zorlamıştı. Tam kurdun arkasında durup kılıçla derin olmayan uzunca bir çizik attı kurdun sırtına kurt sinirle ve acıyla elimdeki silahları fırlattı. Vampirin seçtiği kılıç gümüşten yapılmıştı. Kurdun yarası her geçen saniye büyüyordu. Birden kalabalığın arasından doktor Enzo çıktı ve panzehiri kurdun yarasına döktü. Beş dakikaya gümüşün tüm etkisinin gideceğinden ve yan etkisi olabilecek konulardan bahsedip gitti.

Doktoru görmesiyle Annabel dün gece olanları hatırladı Kelly'i kolundan tutarak okula doğru sürüklemeye başladı. Kelly anlamaz bir sesle "ne oluyor?" diye sordu. "Sana göstermem gereken bir şey var."

Annabel Kelly'i kolundan sürükleyerek okul binasına götürdü Kelly "ne oluyor Annabel az bir durda soluklanayım." Annabel Kelly'nin soluklanması için ona süre verdi. "Burada anlatamam odama gidelim." Kelly itiraz ederek "ben bir elfim peri binasına giremem." dedi. Tabiki Kelly Annabel hakkında hiçbir şey bilmiyordu. "birincisi benim odam peri binasında değil ortak binada ikincisi ise çok yavaşsın biraz antrenman yap." Annabel tekrar Kelly'i kolundan tutarak odasına kadar beş kat çıkardı. Kelly artık kendini yere atmak üzereydi. Annabel odasına girdiğinde gözlerine inanamıyordu. Bunun olacağını tahmin etmişti ama bu kadar çabuk olacağını düşünmemişti. Her yer dağıtılmıştı eşyalar her yerdeydi. Kelly şaşkınlıkla "buranın senin odan olduğundan emin misin?" Kelly'i duymazdan gelerek çekmeceye yürüdü. Çekmecedeki gizli bölmeyi açıp telefonunu kontrol etti. Telefon oradaydı. Videoyu kontrol etmek istemiştiki arkasından Kelly'nin "Anna!" diyen sesi kulaklarında çınladı. Arkasını dönmesine fırsat bulamadan boynuna bir şırınga saplanmıştı. Bilincini yavaşça kaybederken gözleri kapanmadan önce gördüğü tek şey Flame'in kızıl saçları ve mavi gözleriydi.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.