Köyün doğusundan yükselen çığlık kısa sürdü.
Kaien, Elira, Deren ve yanlarındaki iki köylü sesi takip ettiğinde küçük bir evin önünde üç goblinle karşılaştılar.
Bu kez savaş uzun sürmedi.
Şefin ölümü goblinlerin düzenini tamamen bozmuştu.
Biri kaçtı.
Biri Deren'in baltasıyla yere düştü.
Sonuncusu ise Grik'i gördüğü anda tereddüt etti.
Kaien bunu fark etti.
Yaratık Grik'e baktı.
Grik de ona.
Aralarında birkaç kelime geçti.
Kaien hiçbirini anlamadı.
Ama Grik'ten gelen bağ hissi farklıydı.
Gerginlik.
Korku.
Ve bir çeşit uyarı.
Karşıdaki goblin birkaç adım geri çekildi.
Sonra döndü ve kaçtı.
Deren arkasından gitmek istedi.
Kaien kolunu kaldırdı.
"Bırak."
Deren ona baktı.
"Yine mi?"
"Şefleri öldü. Düzenleri çöktü. Tek tek peşlerinden koşarsak geceye kadar ormanda goblin kovalıyor oluruz."
"Sonra geri gelirler."
"Belki."
Kaien kuzeye baktı.
"Ya da başka bir yere giderler."
Grik sessizce aynı yöne baktı.
Kaien bunu fark etti ama şimdilik sormadı.
Önce Ravelyn.
Köyde hâlâ yaşayan insanlar vardı.
Savaşın gerçekten bittiğini anlamaları yaklaşık bir saat sürdü.
Bu bir zafer çığlığıyla olmadı.
Kimse meydanda kılıcını havaya kaldırmadı.
Kimse goblinlerin kaçışını kutlamadı.
Sadece...
Bir noktadan sonra artık yeni çığlıklar gelmemeye başladı.
Köyün sokaklarında dolaşan goblinler ya öldürülmüş ya da kuzey ve doğu yönünde kaçmıştı.
Taş ocağına sığınan köylülerden bir kısmı yavaş yavaş geri dönmeye başladı.
İlk dönenler silah taşıyabilecek olanlardı.
Sonra yaralılarını arayanlar.
Ardından çocuklarının, eşlerinin, kardeşlerinin isimlerini bağıranlar.
Kaien meydanın kenarında bir evin duvarına yaslandı.
Bacağı artık yalnızca ağrımıyordu.
Nabız atıyordu.
Her kalp atışında yaranın içinden sıcak bir çivi geçiyormuş gibi hissediyordu.
Elira ona üçüncü kez baktı.
"Otur."
"İyiyim."
"Otur."
"Anne, gerçekten—"
"Aren."
Kaien sustu.
Bu ses tonunu anlamak için Aren'in anılarına ihtiyacı yoktu.
Yavaşça yere oturdu.
Elira diz çöktü ve bacağındaki bandajı kontrol etti.
Kan tekrar sızmıştı.
"Harika."
Kaien başını duvara yasladı.
"Bugün bu kelimeyi çok kullandım."
Elira ona ters bir bakış attı.
Deren birkaç metre ötede çökmüş, omzundaki okun çıkarılmasına izin veriyordu.
Yaşlı Velan okun sapını kırdıktan sonra yarayı temizliyordu.
Deren dişlerini sıkmıştı.
"Biraz yavaş."
Velan homurdandı.
"İstersen oku geri takayım."
Deren cevap vermedi.
Kaien istemsizce güldü.
Gülmek kaburgalarını acıttı.
"Ah..."
Elira hemen ona döndü.
"Ne oldu?"
"Hiç."
"Kaburgaların mı?"
"Biraz."
"Biraz diye bir şey yok."
"Varsa?"
Elira eliyle göğsünün yan tarafına hafifçe bastı.
Kaien irkildi.
"Tamam. Var. Hem de bayağı var."
"Muhtemelen çatlak."
Kaien başını geriye yasladı.
"Yeni dünyadaki ilk günüm çok verimli geçti."
Elira kaşlarını çattı.
"Ne?"
Kaien dondu.
"Yeni..."
Deren ona baktı.
Velan da.
Kaien birkaç saniye düşündü.
"...yeni günüm."
Elira gözlerini kıstı.
Kaien hemen devam etti.
"Yani sabah başka türlü başladı, şimdi..."
Cümlenin kendisi bile ona anlamsız geldi.
Deren kaşını kaldırdı.
"Başına gerçekten sert vurmuş olmalısın."
Kaien içinden:
Keşke mesele o kadar basit olsa.
dedi.
Güneş tamamen battığında meydanda üç büyük ateş yakılmıştı.
Yangın çıkaran ateşlerden değil.
İnsanların çevresine oturduğu küçük kontrollü ateşlerden.
Yaralılar eski toplantı binasına taşınmıştı.
Sağlam kalan iki ev de geçici revir olarak kullanılıyordu.
Ölüler henüz gömülmemişti.
Cesetler meydanın kuzey tarafında yan yana dizilmişti.
Üzerleri çarşaflarla örtülmüştü.
Kaien oraya uzun süre bakmadı.
Aren'in anılarında yüzler vardı.
Şimdi çarşafların altında hangilerinin bulunduğunu düşünmek istemiyordu.
Yaklaşık yüz elli kişi geri dönmüştü.
Daha fazlası taş ocağında kalmış olabilirdi.
Bazıları geceyi orada geçirmeyi tercih etmişti.
Bazılarıysa hiç geri dönmeyecekti.
Kimse tam sayıyı bilmiyordu.
Deren, Velan ve birkaç yetişkin meydanın ortasında konuşuyordu.
Kaien de çağrılmıştı.
Bu ona garip geldi.
Çünkü Aren on dört yaşındaydı.
Normal şartlarda köyün ne yapacağına dair toplantıya çağrılması saçma olurdu.
Ama bugün normal hiçbir şey olmamıştı.
Üstelik Hobgoblin Şefi'ni öldüren planın büyük kısmı ondan çıkmıştı.
Bu yüzden kimse onu dışarı göndermedi.
Elira ise tam arkasında duruyordu.
Kaien bunun bir güven göstergesi değil, gözünün önünden ayırmama kararı olduğundan oldukça emindi.
Deren konuştu.
"Batı tarafı güvenli."
Velan ekledi.
"Şimdilik."
Deren başını salladı.
"Şimdilik."
Yanlarındaki uzun boylu kadın, Kaien'in Aren'in anılarından Sera olarak tanıdığı bir çiftçiydi.
"Kuzeye gidenleri gördük."
Kaien ona döndü.
"Kaç tane?"
"Sayamadım. Yirmi olabilir. Belki daha fazla."
Deren Kaien'e baktı.
"Sen bir şey söylemiştin."
Kaien sessiz kaldı.
"Diğer sürü."
Deren bu sefer daha alçak sesle söyledi.
"Ne biliyorsun?"
Meydandaki küçük grubun bakışları Kaien'e döndü.
Elira'nın eli omzuna kondu.
Kaien birkaç saniye düşündü.
Artık bir şeyler açıklaması gerekiyordu.
Her şeyi değil.
Ama yeterince.
Avucunu açtı.
Kırılmış kırmızı kristal parçalarından biri oradaydı.
Deren şefin alnından çıkan parçaları bir deri torbaya koymuştu.
Kaien en büyüğünü yanında tutuyordu.
İçindeki kırmızı ışık hâlâ çok hafif titreşiyordu.
Velan yaklaştı.
"Bu şey ne?"
"Şefin alnındaydı."
"Onu gördük."
Kaien parçayı kaldırdı.
"Ama sadece bir taş değildi."
Velan kaşlarını çattı.
"Mana taşı mı?"
Kaien birkaç saniye sustu.
Sistem ona Hüküm Kristali demişti.
Ama bunun yerel dünyada bilinen bir şey olup olmadığını bilmiyordu.
"Bir tür mana çekirdeği."
Bu cevap güvenli geldi.
"Şef goblinleri bununla kontrol ediyordu."
Sera hemen sordu.
"Nereden biliyorsun?"
Kaien hazırlıklıydı.
"Onu kırdığımız anda davranışları değişti."
Bu herkesin gördüğü bir şeydi.
"Şef bağırdığında kristal parlıyordu. Goblinler aynı anda hareket ediyordu. Kırılınca dağıldılar."
Deren başını salladı.
"Bu kısmı ben de gördüm."
Velan kristale daha dikkatli baktı.
"Peki senin goblin?"
Sessizlik.
Meydandan biraz uzakta Grik oturuyordu.
Kolları dizlerinin üzerinde, başı hafif öne eğikti.
Etrafında kimse yoktu.
İnsanlar onun yanında oturmayı tercih etmiyordu.
Grik'in paslı bıçağı alınmıştı.
Kaien buna itiraz etmemişti.
Şimdilik.
"Onu da bu güçle kontrol ediyorsun."
Deren soru sormuyordu.
Cümle kuruyordu.
Kaien başını salladı.
"Benzer bir şey."
Elira'nın eli omzunda biraz sıkılaştı.
Kaien bunu hissetti.
Velan sordu.
"Nasıl?"
İşte zor kısım.
Kaien avucundaki kristale baktı.
"Şef öldüğünde..."
Bir an durdu.
"...gücünün bir kısmı bana geçti."
Sessizlik.
Sera'nın kaşları çatıldı.
Deren zaten bunu kısmen duymuştu.
Velan ise birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonra:
"Mana mirası."
Kaien ona baktı.
"Daha önce söylediğin şey."
Velan yavaşça başını salladı.
"Eski hikâyelerde geçer."
Deren alaylı bir sesle:
"Şimdi hikâye dinlemenin zamanı mı?"
Velan ona ters baktı.
"Sen oku çıkarılırken ağlıyordun."
"Ağlamıyordum."
"Gözün sulanıyordu."
"Duman."
Kaien istemsizce gülümsedi.
Velan devam etti.
"Mana mirası, güçlü yaratıkların özelliklerinin bazen onları öldürenlere geçtiğine dair eski bir inanış."
Kaien'in dikkati keskinleşti.
Bu önemliydi.
"İnanış mı?"
"Ben hiç görmedim."
"Başka gören?"
Velan omuz silkti.
"Ravelyn'de mi? Hayır."
Sera:
"Şehirde büyücüler bilir belki."
Kaien bunu zihnine yazdı.
Demek sistemin yaptığı şey bu dünyada tamamen bilinmeyen olmayabilirdi.
Ama nadirdi.
Belki de sistem, dünyanın var olan kurallarını kullanıyordu.
Bu düşünce önemliydi.
Deren tekrar asıl konuya döndü.
"Peki kristalle ne yapacaksın?"
Kaien parçaya baktı.
"Henüz tam bilmiyorum."
Sera homurdandı.
"Şaşırmadım."
Kaien ona baktı.
Sera'nın yüzünde hafif bir küçümseme değil, yorgunluk vardı.
Bugün herkes yorgundu.
"Bir çekirdeğe dönüştürülebiliyor."
Velan başını kaldırdı.
"Ne çekirdeği?"
Kaien sistemin kullandığı kelimeyi birebir söylememeyi düşündü.
Ama daha iyi bir açıklama bulamadı.
"Hüküm Çekirdeği."
Bu kelime ortamı değiştirdi.
Deren'in yüzü gerildi.
"Hüküm?"
"Adını ben koymadım."
Bu doğruydu.
"Peki ne yapıyor?"
Kaien Grik'e baktı.
"Daha fazla goblini kontrol etmeme izin verebilir."
Sessizlik.
Bu kez daha ağır.
Sera'nın eli kemerindeki bıçağa gitti.
Deren hemen fark etti.
"Sera."
"Ne?"
"Çocuk bize şefi öldürttü."
"Şimdi goblin ordusu kuracağını söylüyor."
Kaien hemen konuştu.
"Ben öyle demedim."
Sera ona baktı.
"Ne dedin?"
Kaien birkaç saniye durdu.
"...Teknik olarak benzer bir şey söyledim."
Elira derin bir nefes aldı.
"Aren."
"Anne, açıklıyorum."
"Umarım."
Kaien ellerini dizlerinin üzerine koydu.
"Şu anda Grik'i zar zor kontrol edebiliyorum. Birden fazla gobline bağ kuramıyorum."
Deren:
"Neden?"
"Çekirdek eksik."
Kristali kaldırdı.
"Bunu tamamlayabilirsem kapasitem artacak."
Sera kaşlarını çattı.
"Ve neden bunu yapmak istiyorsun?"
Kaien cevap vermeden önce kuzeye baktı.
Karanlık orman köyün ötesinde görünmüyordu.
Ama Grik'in korkusunu hatırladı.
Sistemin uyarısını.
[Yakın çevrede ikinci bir sürü otoritesi tespit edildi.]
[Yaklaşık mesafe: 2,8 kilometre.]
Kaien yavaşça konuştu.
"Çünkü şefi öldürdüğümüzde goblinlerin bir kısmı rastgele kaçmadı."
Deren'in yüzü ciddileşti.
"Kuzeye gittiler."
"Evet."
"Ve sen orada başka bir şey olduğunu düşünüyorsun."
"Bir şey olduğunu biliyorum."
Sera hemen:
"Nasıl?"
Kaien Grik'i gösterdi.
"Onu gördüğünde korktu."
"Kimden?"
"Bilmiyorum."
Bu kelimeyi söylemek Kaien'in hoşuna gitmedi.
Ama yalan söylemenin anlamı yoktu.
"Hobgoblin Şefi'nden daha güçlü olabilir."
Bu kez kimse konuşmadı.
Uzakta bir çocuk ağlıyordu.
Ateş çıtırdadı.
Velan yavaşça sordu:
"Ne kadar yakında?"
"Yaklaşık üç kilometre."
Deren kaşlarını çattı.
"Yaklaşık?"
Kaien başını salladı.
Daha fazlasını açıklamayacaktı.
Sistemden bahsetmek için erken olduğunu düşünüyordu.
Sera kuzeye baktı.
"Bu gece gelir mi?"
Kaien Grik'e baktı.
"Öğrenmeye çalışacağım."
Toplantı bitmedi.
Ama konu değişti.
Gece nöbeti.
Yaralılar.
Yiyecek.
Taş ocağındaki insanlar.
Yangın.
Ölüler.
Kaien bir süre dinledi.
Ve ilk kez Ravelyn'in yalnızca bir savaş alanı olmadığını fark etti.
Burada hayat devam etmek zorundaydı.
Tahıl ambarının bir kısmı yanmıştı.
Evler hasarlıydı.
İnsanlar kayıptı.
Goblinler tekrar gelebilirdi.
İkinci sürü diye bir şey gerçekten varsa—
Yarın daha kötü olabilirdi.
Ama şu anda herkesin uykuya ihtiyacı vardı.
Kaien'in de.
Elira toplantının ortasında kolundan tuttu.
"Yeter."
"Biraz daha—"
"Hayır."
Deren gülümsedi.
"Bu sefer annenle aynı fikirdeyim."
Kaien ona baktı.
"İhanet."
"Hayatta kal."
Elira onu eski toplantı binasının yanındaki sağlam evlerden birine götürdü.
Ev Aren'in çocukluk arkadaşı Leris'in ailesine aitti.
Leris'in nerede olduğu belli değildi.
Bu ayrıntı Kaien'in içine oturdu.
Evde birkaç yaralı daha vardı.
Elira boş bir yatağın kenarına oturmasını sağladı.
Kaien ayakkabısını çıkardı.
Bacağındaki bandajı açtığında yara daha kötü görünüyordu.
Şişmişti.
Kenarı kızarmıştı.
Kaien yüzünü buruşturdu.
"Bu iyi görünmüyor."
Elira ona baktı.
"Bunu fark ettiğine sevindim."
"Sence kesmek zorunda kalır mıyız?"
Elira bir an dondu.
Kaien hemen:
"Şaka."
Elira'nın bakışı sertleşti.
"Bir daha böyle şaka yapma."
"Tamam."
Kadın yarayı temizlerken Kaien dişlerini sıktı.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Sonra Elira sessizce sordu.
"O goblin..."
"Grik."
"Adını öğrenmişsin."
"Evet."
"Onu gerçekten kontrol ediyor musun?"
Kaien tavana baktı.
"Evet."
"İstediğin her şeyi yaptırabilir misin?"
"Sanırım."
Elira'nın eli durdu.
"Sanırım?"
"Bağ zayıf."
Kaien birkaç saniye düşündü.
"Ve o hâlâ kendisi."
Elira kaşlarını çattı.
"Ne demek bu?"
"Emir veriyorum. Ama ne hissettiğini biraz anlayabiliyorum."
"Korkuyor mu?"
Kaien Grik'e baktığı anı hatırladı.
"Evet."
"Senin yüzünden mi?"
Kaien cevap vermedi.
Elira'nın sorusu beklediğinden daha ağır geldi.
"Bir kısmı."
"Ve yine de onu kontrol edeceksin."
Kaien annesine baktı.
Bu bir suçlama değildi.
Ama onay da değildi.
"Şimdilik."
"Neden?"
Kaien uzun süre sustu.
Sonra dürüstçe:
"Çünkü korkuyorum."
Elira'nın yüzü değişti.
Kaien devam etti.
"Ormanda başka bir şey var."
"Biraz önce söyledin."
"Hayır."
Kaien başını salladı.
"Demek istediğim..."
Doğru kelimeyi aradı.
"Ben bu dünyayı bilmiyorum."
Elira'nın yüzü bir anlığına dondu.
Kaien hemen hatasını fark etti.
"Yani..."
Kendini düzeltti.
"Bu şeyleri bilmiyorum. Goblin sürülerini. Mana mirasını. Büyüyü."
Bu, yeterince doğruydu.
"Bugün bir şey yaptım ve işe yaradı. Ama yarın aynı şey işe yaramayabilir."
Elira sessizdi.
"Grik bize bilgi verebilir."
"Konuşamıyorsunuz."
"Henüz."
Kaien kristali cebinden çıkardı.
"Ve eğer bunu tamamlayabilirsem, belki goblinleri sadece öldürmek zorunda kalmayız."
Elira'nın kaşları çatıldı.
"Ne yapacaksın?"
"Bilmiyorum."
Kaien bu cevabından memnun değildi.
Ama gerçek buydu.
"Belki onları başka yerlere gönderirim."
"Belki?"
"Belki köyü korumalarını sağlarım."
Elira ona baktı.
"Ravelyn'i goblinlere mi korutacaksın?"
"Söyleyince kötü geliyor."
"Çünkü kötü geliyor."
Kaien hafifçe güldü.
Sonra ciddileşti.
"Ama bugün şef onları bize karşı kullandı."
Kristali parmakları arasında çevirdi.
"Bu güç başkasının elindeyse yine saldırabilirler."
Elira uzun süre kristale baktı.
Sonra Kaien'e.
"Gücü alman, onu nasıl kullanacağını bildiğin anlamına gelmez."
Kaien durdu.
Bu cümle beklediğinden daha sert vurdu.
"Hayır."
Elira bandajı bağladı.
"Ama bugün akıllıca davrandın."
Kaien biraz şaşırdı.
"Bu iltifat mı?"
"Fazla alışma."
Kaien gülümsedi.
Elira devam etti.
"Ama seni izledim."
Sesi yumuşadı.
"Korktun."
Kaien sustu.
"Yine de düşündün."
Bu kez Kaien gözlerini kaçırdı.
"Korkmadığımı söylemedim."
"Eski Aren olsaydı..."
Elira cümlenin ortasında durdu.
Kaien'in içi kasıldı.
Kadın onu birkaç saniye inceledi.
Sonra devam etmedi.
Bu, Kaien'i rahatlatmadı.
Tam tersine.
Elira bir şey fark ediyordu.
Kaien uyumadan önce Grik'i görmek istedi.
Elira itiraz etti.
Ama sonunda Deren'le birlikte gitmesine izin verdi.
Grik meydanın kenarındaki boş bir ahırda tutuluyordu.
Tutulmak doğru kelimeydi.
Kapının önünde iki adam vardı.
İçeride elleri bağlı değildi.
Kaien özellikle bağlatmamıştı.
Ama paslı bıçağı alınmıştı.
Grik samanların üzerinde oturuyordu.
Kaien içeri girdiğinde başını kaldırdı.
Bağ hemen hissedildi.
Korku.
Yorgunluk.
Açlık.
Kaien durdu.
Aç.
Bu his çok netti.
Deren kapıya yaslandı.
"Ne yapacaksın?"
"Konuşmaya çalışacağım."
"İyi şanslar."
Kaien Grik'in karşısına oturdu.
Bacağı buna bile itiraz etti.
Önce kendini gösterdi.
"Aren."
Grik onu tanıyordu.
"Aren."
Kaien hafifçe şaşırdı.
"Tamam."
Sonra kuzeyi işaret etti.
"Graakh."
Grik anında gerildi.
Korku bağı doldurdu.
Kaien bu kez elleriyle soru işareti gibi bir hareket yaptı.
"Graakh ne?"
Grik anlamadı.
Kaien düşündü.
Hobgoblin Şefi'nin cesedini taklit etti.
Ellerini başının üstüne kaldırdı.
"Büyük."
Sonra kuzeyi.
"Graakh."
Grik başını salladı.
Evet.
Kaien ellerini daha da yukarı kaldırdı.
"Daha büyük?"
Grik yine başını salladı.
Deren'in yüzü gerildi.
Kaien bu kez parmaklarıyla sayı göstermeye çalıştı.
Bir.
Sonra iki.
Sonra üç.
"Kaç?"
Grik boş boş baktı.
Kaien iç çekti.
"Bu uzun sürecek."
Deren:
"Söylemiştim."
Kaien başka yol denedi.
Yere küçük taşlar koydu.
Bir taşı aldı.
Hobgoblin Şefi'ni işaret etti.
"Bir."
Sonra kuzeyi gösterdi.
Taşlar.
"Kaç?"
Grik birkaç saniye baktı.
Sonra yedi taşı çekti.
Kaien'in yüzü değişti.
Deren de fark etti.
"Yedi tane mi?"
Kaien hemen başını salladı.
"Belki yedi yaratık değil."
Grik taşları gruplayıp sonra ortasına daha büyük bir taş koydu.
Kaien dikkatle izledi.
Yedi küçük taş.
Bir büyük.
Grik büyük taşı işaret etti.
"Graakh."
Kaien anladı.
"Graakh büyük olan."
Grik başını salladı.
Küçük taşları gösterdi.
Başka bir kelime söyledi.
"Rakh."
Kaien kaşlarını çattı.
"Rakh?"
Grik tekrar etti.
"Rakh."
Yedi küçük taş.
Bir büyük taş.
Kaien düşünmeye başladı.
"Yedi grup mu?"
Grik anlamadı.
Deren çömeldi.
"Belki yedi şef."
Kaien ona baktı.
Bu ihtimal daha kötüydü.
Kaien Hobgoblin Şefi'ni taklit etti.
Sonra küçük taşlardan birine dokundu.
"Bu?"
Grik başını salladı.
"Rakh."
Sonra büyük taş.
"Graakh."
Kaien'in önünde sistem penceresi belirdi.
[Dil örüntüsü yeterli düzeye ulaştı.]
[Kısmi çeviri mümkün.]
Kaien'in gözleri büyüdü.
Sonunda.
[Rakh: Sürü / grup / bağlı topluluk.]
[Graakh: Büyük şef / üst hükümdar / sürülerin efendisi.]
Kaien birkaç saniye pencereye baktı.
Sonra taşlara.
Yedi küçük grup.
Ortada bir büyük.
Deren sordu.
"Ne oldu?"
Kaien yavaşça cevap verdi.
"Sanırım anladım."
"Ne?"
"Graakh bir yaratığın adı değil."
Grik'e baktı.
Sonra taşlara.
"Bir unvan."
Deren'in yüzü değişti.
"Ne unvanı?"
Kaien ağzını kurulayarak:
"Sürülerin efendisi."
dedi.
Ahır birkaç saniye sessiz kaldı.
Deren:
"Bizim öldürdüğümüz neydi o zaman?"
Kaien Hobgoblin Şefi'nin anısını düşündü.
Seviye 17.
Sürü Hükümdarlığı.
Hüküm Kristali.
Sonra Grik'in yedi küçük taşı.
"Muhtemelen..."
Kaien büyük taşı eline aldı.
"...onun altındaki şeflerden biri."
Deren küfretti.
Kaien onu suçlamadı.
Grik birden büyük taşı aldı.
Sonra küçük taşlardan birini kırdı.
Kaien'in dikkati keskinleşti.
Grik kırık taşı gösterdi.
Ardından büyük taşı.
Ve büyük taşı kırık taşın üzerine koydu.
Kaien anladı.
"Şef öldü."
Grik başını salladı.
"Ve Graakh bunu öğrenecek."
Grik yine başını salladı.
Deren doğruldu.
"Ne zaman?"
Kaien bunu Grik'e anlatmanın yolunu bulamadı.
Ama sistemin verdiği mesafeyi hatırladı.
2,8 kilometre.
Bu çok uzak değildi.
Yine de doğrudan saldırı garantisi yoktu.
Kaien başka bir soru denedi.
Kristal parçasını çıkardı.
Grik anında ona baktı.
"Kar."
Kaien başını salladı.
"Evet. Kar."
Grik'in gözleri kristale kilitlendi.
Kaien büyük taşı işaret etti.
"Graakh bunu istiyor mu?"
Kristali gösterdi.
Sonra büyük taşı.
Grik'in tepkisi anında oldu.
Başını sertçe salladı.
Evet.
Kaien'in midesi sıkıştı.
Demek ikinci tehdit yalnızca intikam için gelmeyebilirdi.
Kristal için de gelebilirdi.
Deren bunu anladı.
"Bu taşı köyde tutmak kötü fikir olabilir."
Kaien kristale baktı.
"Belki."
"Belki değil."
"Onu atamayız."
"Neden?"
"Çünkü ihtiyacımız var."
Deren homurdandı.
"Bir goblin ordusu için."
"Bir goblin ordusu demeyi bırak."
"Ne diyeyim?"
Kaien cevap veremedi.
Deren hafifçe gülümsedi.
"Ben de öyle düşündüm."
Kaien Grik'e döndü.
"Kar..."
Kristali gösterdi.
Sonra kendini.
"Aren."
Kristali göğsüne doğru tuttu.
"Ne yapacağım?"
Grik anlamadı.
Kaien kristali yere koydu.
Sonra elleriyle birleştirme hareketi yaptı.
"Tam?"
Grik birkaç saniye baktı.
Sonra ilginç bir şey yaptı.
Avucunu göğsüne koydu.
Ardından yere.
Sonra tekrar kristale.
Kaien kaşlarını çattı.
Grik üç kez tekrarladı.
Göğüs.
Yer.
Kristal.
Kaien sistem penceresini açtı.
[Hüküm Çekirdeği oluşturmak için kullanılabilir.]
Nasıl?
Bu kez cevap geldi.
[Gerekli koşullar:]
[1. Bir sürü yuvası belirle.]
[2. En az üç uyumlu sürü adayının kabulünü sağla.]
[3. Kırık Hüküm Kristali'ni yuva merkezinde mana bağıyla sabitle.]
Kaien birkaç saniye yazıya baktı.
Üçüncü madde yeni görünüyordu.
Mana bağı nasıl yapılır?
[Sürü Hükümdarlığı tamamlanmadan doğrudan uygulanamaz.]
Kaien gözlerini kıstı.
"Bu döngü gibi."
Deren:
"Ne?"
Kaien cevap vermedi.
Sistem devam etti.
[Alternatif yöntem: Mevcut bir goblin ritüel taşıyıcısından yardım alınabilir.]
Kaien yavaşça Grik'e baktı.
Ritüel taşıyıcı?
[Bağlı biriminiz uygun değil.]
Kaien iç çekti.
Tabii.
Ama artık bir yol vardı.
Grik'e başka goblinleri işaret etti.
Sonra kuzeyi değil, köy çevresini.
"Ritüel?"
Elbette anlamadı.
Kaien kristali işaret etti.
Birleştirme hareketi yaptı.
Sonra başka goblinleri gösterdi.
Grik birkaç saniye düşündü.
Sonra bir kelime söyledi.
"Sha."
"Sha?"
Grik alnına dokundu.
Sonra kristale.
"Sha."
Sistem yeniden çalıştı.
[Kısmi çeviri:]
[Sha: Şaman / ruh taşıyıcısı / ritüel bilen.]
Kaien'in gözleri parladı.
"Bir goblin şamanı."
Deren'in yüzü çöktü.
"Şimdi de şaman mı arıyoruz?"
"Sanırım."
"Bu gece değil."
Kaien ona baktı.
Deren parmağını Kaien'e doğrulttu.
"Bu gece hiçbir yere gitmiyorsun."
Kaien gülümsemek üzereydi.
Sonra Elira'nın kapıda durduğunu gördü.
Ne kadar zamandır dinlediğini bilmiyordu.
"Kesinlikle gitmiyor."
Kaien iç çekti.
"İkinize karşı şansım yok."
Elira içeri girdi.
Grik hemen gerildi.
Kadın onu görmezden geldi.
Kaien'in önünde durdu.
"Yeterince öğrendin mi?"
Kaien büyük taşı, yedi küçük taşı ve kristali gösterdi.
"Sanırım."
"Özet."
Kaien birkaç saniye düşündü.
"Bizim öldürdüğümüz şef muhtemelen daha büyük bir goblin hükümdarına bağlıydı."
Elira'nın yüzü değişmedi.
Ama gözleri sertleşti.
"Devam."
"O hükümdarın altında başka sürüler de var."
"Kaç?"
"En azından Grik'in anlatımına göre yedi."
Deren araya girdi.
"Ve o şey bu kristali istiyor."
Elira kristale baktı.
"Sen de kristali kullanmak istiyorsun."
Kaien başını salladı.
"Evet."
"Nasıl?"
"Bir çekirdeğe dönüştürmem gerekiyor."
"Sonra?"
"Grik gibi daha fazla gobline bağ kurabilirim."
Elira sessizce ona baktı.
Kaien devam etti.
"Ama önce üç goblinin beni kabul etmesi gerekiyor."
Deren güldü.
"Bu kısmı söylememiştin."
"Yeni öğrendim."
Elira'nın yüzünde kısa bir rahatlama oluştu.
"Zorla değil mi?"
Kaien durdu.
Bu ayrıntı önemliydi.
"Hayır."
"Yani?"
"En azından çekirdeği oluşturmak için isteyerek kabul etmeleri gerekiyor."
Elira birkaç saniye düşündü.
"Bu daha iyi."
Kaien şaşırdı.
"Öyle mi?"
"Bir sürü yaratığı iradesiz kölelere çevirmenden daha iyi."
Kaien cevap vermedi.
Çünkü o da aynı şeyi düşünmüştü.
Grik'e baktı.
Şu anki bağ gönüllü değildi.
Bu durum giderek daha rahatsız edici hissettiriyordu.
Elira Kaien'in yüzünü gördü.
"Onunla ne yapacaksın?"
Grik'i gösterdi.
Kaien birkaç saniye düşündü.
"Bilmiyorum."
"Onu serbest bırakabilir misin?"
Kaien sistemden sordu.
Bağı kaldırabilir miyim?
[Evet.]
Kaien şaşırdı.
Bu kadar basit cevap beklemiyordu.
Sonra saldırabilir mi?
[Evet.]
Tabii.
Kaien Grik'e baktı.
Yaratık yorgundu.
Yaralıydı.
Korkuyordu.
Ama Kaien'in emirlerine bağlıydı.
"Şimdilik bağı kaldırmayacağım."
Elira onu yargılamadı.
Sadece:
"Neden?"
diye sordu.
"Çünkü onunla iletişim kurmayı yeni öğreniyorum."
Kaien kristali cebine koydu.
"Ve şu anda ormandaki şey hakkında sahip olduğumuz tek bilgi kaynağı o."
Elira başını salladı.
"Bu mantıklı."
Sonra parmağını Kaien'e doğrulttu.
"Ama bu gece burada kalıyorsun."
"Tamam."
"Gerçekten."
"Tamam."
"Bir plan yapıp gece yarısı çıkmayacaksın."
Kaien sustu.
Elira gözlerini kıstı.
"Aren."
"Tamam!"
Deren güldü.
Kaien ona ters baktı.
Kaien o gece uyumadan önce sistemini ilk kez sakin bir ortamda açtı.
Yatakta sırt üstü yatıyordu.
Elira birkaç metre ötede uyuyan yaralı bir kadına yardım ediyordu.
Dışarıda nöbetçiler vardı.
Grik ahırdaydı.
Kristal ise Kaien'in yastığının altındaki küçük deri torbadaydı.
Durum.
Pencere açıldı.
[Aren]
[Tür: İnsan]
[Seviye: 1]
[Durum: Yaralı / Bitkin]
[Miraslar: 3]
[Kas Gücü +1 — Sıradan]
[İz Sürme — Yaygın]
[Keskin Görüş — Yaygın]
[Eşsiz Miras: Sürü Hükümdarlığı — Eksik]
Altında başka bir bölüm vardı.
[Sürü]
[Bağlı Birim: Grik — Seviye 2]
[Kapasite: 1/1]
[Geçici Sürü Yuvası: Yok]
Kaien son satıra baktı.
Sürü yuvasını henüz seçmemişti.
Önceki konuşmasında sistem bunun gerekli olduğunu söylemişti.
Eski değirmen aklına geldi.
Köyün kuzeybatısında.
Yerleşimden biraz uzakta.
Savunulabilir.
Ama şu anda goblinler için bir yuva kurmak, köylülerle arasında yeni sorunlar çıkarabilirdi.
Yarın.
Kaien pencereyi kapattı.
Sonra yeniden açtı.
Görevler.
[Öncelikler]
[1. Yaralarınızı tedavi edin.]
Kaien kaşlarını kaldırdı.
"Sonunda mantıklı bir şey."
[2. Hüküm Çekirdeği oluşturun.]
[3. Graakh sürüsünün yapısını araştırın.]
[4. İkinci sürü otoritesiyle erken temastan kaçının.]
Kaien dördüncü satıra baktı.
Graakh ile benim şu anki zafer ihtimalim?
Bir an hiçbir şey olmadı.
Sonra—
[Hedef hakkında veri yetersiz.]
Yaklaşık?
[Hedef hakkında veri yetersiz.]
"Kaçamak cevap."
Elira uzaktan:
"Uyumuyor musun?"
Kaien irkildi.
"Uyuyorum."
"Konuşuyorsun."
"Rüya."
"Henüz uyumadın."
"...Haklısın."
Elira hafifçe gülümsedi.
Kaien bunu ilk kez gördü.
Bugün boyunca kadının yüzünde korku, öfke, endişe ve acı görmüştü.
Bu küçük gülümseme garip şekilde daha etkiliydi.
Kaien tavana baktı.
Bir süre sonra Elira yanına geldi.
Yorganı çekti.
Kaien itiraz etmedi.
Kadın saçını hafifçe düzeltti.
"Yarın konuşacağız."
Kaien'in içi hafifçe gerildi.
"Ne hakkında?"
Elira birkaç saniye sessiz kaldı.
"Senin hakkında."
Kaien ona baktı.
Kadın dönüp gitti.
Kaien tavana bakmaya devam etti.
Harika.
Graakh.
Goblin sürüleri.
Hüküm Çekirdeği.
Köyün yıkılmış olması.
Açlık ihtimali.
Ve Elira'nın oğlunun değiştiğini fark etmesi.
Sistem yeni bir pencere açtı.
[Uyarı.]
Kaien'in kalbi hızlandı.
Şimdi ne?
[Bağlı birim Grik yoğun duygusal tepki gösteriyor.]
Kaien doğrulmaya çalıştı.
Kaburgaları protesto etti.
Neye?
[Korku.]
Kaien ahırın bulunduğu yöne baktı.
Sebep?
[Bağ menzili içinde kaynak tespit edilemedi.]
Bu cümle Kaien'in uykusunu tamamen kaçırdı.
Grik bir şey hissetmişti.
Ama tehdit köyün içinde değildi.
Kaien zihninden Grik'e ulaştı.
Ne oldu?
Kelime gönderemiyordu.
Ama sakinleşme hissi göndermeyi denedi.
Bağın diğer ucundan Grik'in korkusu biraz değişti.
Ardından—
Bir görüntü.
Kaien dondu.
Bu ilk kez oluyordu.
Kısa.
Bulanık.
Grik'in anısı mı?
Karanlık bir mağara.
Taştan bir taht.
Yerde diz çöken onlarca goblin.
Ve karanlığın içinde oturan devasa bir siluet.
Kaien yalnızca iki şeyi net görebildi.
Bir çift sarı göz.
Ve yaratığın göğsünde parlayan—
üç kırmızı kristal.
Görüntü kayboldu.
Kaien yatakta hareketsiz kaldı.
Sistem sessizce yazdı.
[Sürü Duyusu yeni bir işlev geliştirdi.]
[Bağlı birimin güçlü duygularına eşlik eden kısa hafıza parçaları algılanabilir.]
Kaien yavaşça nefes verdi.
Bir süre önce Graakh'ın yalnızca Hobgoblin Şefi'nden daha büyük bir yaratık olduğunu düşünmüştü.
Şimdi bunun ne kadar yetersiz bir tanım olduğunu anlamaya başlamıştı.
Yastığının altındaki kırık kristali hissetti.
Bir tane.
Graakh'ın göğsünde üç tane vardı.
Kaien gözlerini kapattı.
"Tamam."
Bu kez sesini çok alçak tuttu.
"Yarın gerçekten sadece bilgi toplayacağız."
Sistem cevap vermedi.
Kaien birkaç saniye düşündü.
Sonra ekledi:
"Ve hiçbir şeyle savaşmayacağız."
Dışarıdan Grik'in uzak, huzursuz hırıltısı duyuldu.
Kaien tavana baktı.
"...Umarım."
[Bölüm Sonu]