تخطٍ إلى المحتوى

İÇİMDEKİ EJDER

الفصل 9 · قراءة 8 دقيقة

İÇİMDEKİ EJDER

الفصل 9

9.Bölüm

KIZ OLMAK

Happier Than Ever_Billie Eilish

Karherina Blacklight

Uzun uğraşlar sonucu Aragons’daki odamı temizlemeyi başarmıştım. O kalın toz tabası kalktığında gerçekten de bir odaya benzemişti. Giysi dolabımdaki oymalar artık daha belirgindi. Lambamın etrafındaki kirler temizlendiği için oda daha aydınlıktı. Yatağıma çarşaflarımı geçirirken neredeyse bir antrenman yapmış kadar enerji harcamıştım.

Tüm bu süreç yaklaşık dört beş saatimi almıştı ve ben henüz valizimi yerleştirememiştim bile.

Uzun süredir bir şey yememiştim ve karnım feci acıkmıştı. Yine de karnımın gurultularını es geçip bir an önce eşyalarımı yerleştiremeye koyuldum.

Fazla eşya getirmemiştim aslında ama yine de yerleştirmem epey vaktimi almıştı. Sonunda kendimi yatağıma atmıştım ve o anda da gözlerim kapanmıştı.

Birkaç saat uymuş olmalıyım ki gözlerimi tekrar açtığımda hava çoktan kararmıştı. Neredeyse akşam yemeği saatiydi.

Her odada olduğunu tahmin ettiğim banyo benim odamda da vardı. Yatağımdan kalkınca ilk iş burada elimi yüzümü yıkamak oldu.

Temizlik yaptığım için kıyafetlerden kurtulmam gerekiyordu. Temiz çarşaflarımın üzerine bunlarla yattığım gelince kendi kendime bir of çektim. Sorarsanız bir güzel temizlik yapmıştım ama kirletmekten de geri kalmıyordum.

Giysi dolabımdan birkaç rahat kıyafet seçtim ve üzerime geçirdim. Üstüme başıma son kez çeki düzen verirken kulağıma dışarıdan gelen sesler takılmıştı. Seslerin çoğu benim kapımın yakınından geliyordu.

Meraklı gözler hemen beni aramaya başlamıştı anlaşılan.

İlgi odağı olmayı sevmezdim ancak garip bir şekilde de her zaman ilgi odağı olmayı başarırdım.

Kendi arlarında konuşan oğlanların sesleri kapıyı açtığım anda kesildi. Tüm gözler bana dönmüştü. Bu rahatsız edici durumu düşünmemeye çalışarak yemek salonuna yöneldim.

Etrafta ciddi anlamda hiç kız yoktu. Ne yönetici ne de hizmetli.

Hepsi ana binadaydılar. Askeri bölümle ilgilenen bir tanesi bile yoktu.

Aslında bu konuda sinir bozucu bir şey yoktu. Asıl sıkıntı etraftaki tüm oğlanların konuşan bir balık görmüş gibi bana bakmasıydı. Bu kadar ilginç olan neydi cidden. Tişörtüm ve pantolonumun yeri mi değişmişti, suratımda normalden daha büyük bir et beni mi vardı veya bacaklarım çarpık mıydı?

Hayır. Hiçbiri değildi.

Yemek salonuna vardığımda bir tepsi kapıp yemek sırasına girdim. Karnım gerçekten de çok acıkmıştı ve guruldamaması için kendimi sıkıyordum. Enfes kokular burnuma dolarken bunu yapmak daha da zorlaşıyordu.

Tepsimi doldurduktan sonra oturmak için masa aramaya başladım. Birkaç boş masa vardı. Rastgele birini seçtim ve oturdum. Henüz kimseyle kaynaşacak iradede değildim bu yüzden yalnız başıma yemeğimi yiyecek ve sessizce odama çekilecektim. Ağzıma koca bir lokma sokup insanlarla kaynaşma işini bırakacaktım. Yüzünü ilk kez gördüğüm bir çocuk yanıma oturmasaydı.

“ sen şu meşhur Blacklight olmalısın.”

Ağzımdaki lokmayı zorlarla çiğneyip yutmaya çalıştığım süre o kadar uzun gelişti ki.

“ yeni kız sensin değil mi?” başka bir meraklı başımıza dikilmişti bile.

“ benden başka bir kız göremedim henüz. Sanırım bahsettiğin kişi benim. “ dedim çokbilmiş bir ifadeyle.

“ pek de agresif şuna baksana. “

“ rahatsız olduysan bu senin sorunun. “

Teslim olur gibi ellerini kaldırdı benimle ilk konuşan. “hey amacım seninle takışmak değil sadece tanışmak istemiştim. “

“ kuruma bakma pek dost canlısı değilim. “ dedim ağzıma bir lokma daha sokarken.

“ pekâlâ, yalnız kalmak istiyorsan öyle olsun. “ oturduğu sandalyeden kalktı ve başımızda dikilen öbür çocuğa işaret ederek. “haydi, gidelim Kai. “

“ bu arada adım Simon. Tanıştığımıza sevindim. “

“ ben de.” dedim o çoktan arkasını dönüş giderken. Duyduğundan emin değildim ama duymasını isteseydim gitmesini beklemezdim.

Başka kimse benimle konuşmaya gelmediği için rahatça yemeğimi bitirdim ve odama çekildim.

Odamın yakınında Luke ile tekrar karşılaşmıştım. Ders programımı verip yine sessizce ortadan kayboldu. Ben de yarına enerji toplamak için odama geçtim ve kendimi yine yatağımın kollarına attım.

Rüyamda ne gördüm veya rüya gördüm mü bilmediğim bir uykudan uyandım. Saat sabah dört çeyrekti. Dersimiz altıda başlıyordu ancak ben erkenden antrenman yapmadan rahat edemediğim için hazırlanıp sahaya indim.

Sahada hiç alet yoktu çünkü tüm eşyalar benim odamın tam karşısındaki oda, depodaydı ve depo şu an kilitliydi. Altıya kadar açılacağını da sanmıyordum. En iyisi şimdilik koşu yapmaktı.

Bir süre ısınma yaptıktan sonra koşuya başladım. Bir yandan da etrafıma göz gezdiriyordum. Benim odamın bulunduğu sıra boyunca sadece birinci sınıflar kalıyordu. Şimdilik tek birinci sınıf ben olduğum için tüm odalar boştu.

Sahanın diğer yanında, benim bulunduğum sıranın sağında ikinci sınıflar onun sağındaki sırada da üçüncü sınıflar vardı. Benim sıramın solunda kalan sırada ise dördüncü sınıflar vardı. Bu sahadan çıkış ve binanın diğer bölümlerine geçiş için kullandığımız kapı da o sıradaydı.

Bu sahanın çevresine sıralanmış en küçük oda benimki ve tam karşımdaki depoydu. Diğer odalar daha büyüktü. Bu yüzden birden fazla kişi aynı odayı paylaşıyorlardı.

Koşunun ardından biraz dinlenmek adına biraz da esneme hareketleri yapmaya geçtim. Saat neredeyse altıya vardığında etrafta hareketlilikler de artmaya başlamıştı.

İnsanlar odalarından çıkınca beni görüyorlar bir süre şaşkın şaşkın bana bakıyorlardı. Gören de uzun zamandır hiç kız görmediklerini sanacak kadar hem de. Bu durum komiğime gitmeye başlamıştı artık.

Sonunda saha o kadar kalabalıklaşmıştı ki beni seçemez olmuşlardı. Saat tam altıya vardığında üç komutan sahadan içeri girdi ve tüm öğrenciler bir ip gibi kendi sınıfları arasında sıraya dizildi. İkinci sınıfların arasında dizilmiştim ancak yine de göze batıyordum. Saçları benimki kadar uzun olan kimse yoktu, kimsenin kalçaları benimki kadar kıvrık değildi ve omuzları benimki kadar küçük değildi. Normal bir kıza göre daha iri olabilirdim hatta bazı erkeklerden daha yapılıydım ancak bu sahadaki kimse sıska değildi. Hepsi yapılı ve sımsıkı kaslara sahipti. Üstelik hepsinin boyu benimkini aşıyordu.

Bir altmış beşlik boyun laneti işte.

Tüm bu belirleyici özelliklere rağmen komutan sanki ben orada değilmişim gibi konuşmasını yaptı ve dersine başladı.

Diğerlerine yetişmekte zorlandığım söylenemezdi. Hatta grubumdaki çoğu oğlanın cüsselerine göre benim performansım daha iyiydi. Bu beni feci havaya sokuyordu. Kendimi bu durumun gerçekliğine o kadar kaptırmıştım ki enerjim bitmek tükenmek bilmiyordu. Öğle yemeğine kadar da devam etti.

Sonunda ara verdiğimizde ben de biraz dinlenip yemek salonuna geçtim. Bu kez yanıma hiç kimse gelmemişti. Yine uzaktan o garip bakışlarından atıyorlardı. Ama bu kez gözlerindeki şey şaşkınlık değildi. Ne olduğundan emin değildim ancak bu şeyde içimi rahatsız eden bir şeyler vardı.

Bunu o anda pek düşünmemiştim. Kafamı yormaya değer olduğunu düşünmüyordum çünkü. Böylece en sevdiğim şey olan yemek yemeğe geri döndüm.

Yemek yerken kendimi kaptırıp karnımı iyice şişirmemeye dikkat ettim. Sonuçta henüz akşam olmamıştı ve birkaç saat sonra tekrar antrenman yapacaktık.

Sanırım bu rutine kolay alışacaktım. Hayatımın çoğunu neredeyse buna benzer bir rutine harcamıştım. Şimdi de etrafımda tanımadığım kişilerin olması dışında zorlandığım herhangi bir şeyle karşılaşmamıştım.

İşte bu iyiye işaretti.

Ülkenin en iyi askeriyesindeydim ve zorlanmıyordum. Daha ne isteyebilirdim ki?

Akşam antrenmanı saati geldi daha sonra uyudum uyandım ve ertesi gün oldu. Aynı rutin tekrarladı ve sonraki gün ve yine aynı rutin.

Neredeyse bir hatayı geride bırakmıştım. İnanır mısınız bilmem ama tüm bu süre boyunca hiç kimseyle takışmamıştım. Ancak hiç arkadaş edinmemiştim de. Canımı sıkan şey ise yemek salonunda gördüğüm ve içimi rahatsız eden o bakışların daha da rahatsız edici bir hal almış olmasıydı.

Bana nedenini bilmediğim bir öfkeyle bakıyorlardı. Belki de ben kafamda kuruyordum ama bildiğim tek şey o bakışların değiştiğiydi.

Haftanın sonuna geldiğimizde bölüğümüzün komutanı haftaya kendi bölüğümüz arasında küçük bir maç düzenleneceğinden bahsetti. Bu maçların ayda birkaç defa olacağını söylediğini hatırlıyorum. Yıl boyu devam edecek bu maçlar bizi aktif tutmak ve seviyelerimizi belirlemede yardımcı olmak içinmiş. Böylece olur da daha iyi seviyede biri olursa sınıf atlayabilecek ki bu durum çok nadir olur, ya da seviyesi düşerse bir sınıf geri atılacak ve duruma göre de buradaki eğitimine son verilecektir.

Günlerimin monotonluğu bozulmadan devam ederken yine bir günün sonuna ulaşmıştık. Terlerim alnımdan dökülüyordu ve gözlerimin içine kadar girip onları bir güzel yakıyordu. Biran önce duş alsam iyi olacaktı.

Odama döndüğümde hemen üzerimdekilerden kurtuldum. Kendimi duşa attım ve vücuduma yapışan tuzlu terlerden kurtuldum.

Kurulandıktan sonra göğüslerimi sarmak için kullandığım bezi vücuduma sarmaya başladım. Bunun ne kadar can sıkıcı olduğunu bilsem de asla çıkarmadığım bir parçam haline gelmişti. Sporcu atleti de giyebilirdim ancak hiç biri bu bez parçası kadar bile rahat hissettirmiyordu. Böylece ergenliğe girdiğim ve vücudumun şekil almaya başladığı günden beri bu bezlerden kullanmaya başlamıştım.

İşimi bitirince altıma bir şort geçirdim ve odama geçip yatağımda biraz uzanmaya koyuldum. Akşam yemeği yaklaşık yirmi dakika sonra başlıyordu ve bu süre boyunca yorgun kaslarımı biraz dinlendirmek istiyordum.

Her gün sonunda hissettiğim o kaslarımın tanıdık sızısıyla öylece yatarken kapımın yakınından gelen ayak sesleri pek de tehditkâr gelmiyordu. İki iri yapılı çocuk odama dalıp iki kolumdan yapışana kadar.

Beni verandaya kadar zorla sürüklerlerken çırpınıyordum ama tüm çabam nafileydi. Bölüğümüzdeki en iyiler onlardı. Benden neredeyse daha güçlülerdi ve iki kişi olmaları da cabasıydı.

Ne kadar bağırıp çağırsam da kimse yardıma gelmedi. Sadece o aptal gülümseme suratlarına işlenmiş gibi bakan insanlar vardı etrafta.

Beni verandadan aşağı indirip sahanın ortasına gelmemi sağladılar. Çırpınmam hala sonuç vermiyordu.

Koca askeri okulda sesimi duyan bir kişi bile yok muydu yani? Gecenin soğuğu çıplak tenime değiyordu. Göğüslerimi saran bir bez parçası ve altımdaki şortum haricinde tamamen çıplaktım. Yeni duştan çıktığım için saçlarım ıslaktı ve henüz nemli olan vücudum titremeye başlamıştı.

Sinirden gözlerim karıyordu, çığırmaktan boğazım acıyordu, etrafımdakilerse bana bakıp sadece gülüyorlardı.

“ hey acele edin elimizden kaçmak üzere. Çabuk, çabuk getirin. “

Odamda dinleneceğim için sardığım bezi sıkı bağlamamıştım. Bu aklıma geldikçe kendime küfürler saydırıyordum. Çırpınsam da yanlış bir hareket yapmamaya özen gösteriyordum. Kendimi sıkışmış hissediyordum.

“ getir getir!”

Arkamdan gelen birkaç ayak sesi daha da endişelenmeme neden oluyordu. “ bırakın!” diye bağırdı biri.

O anda iki koluma dolanmış olan çocuklar bir anda beni bırakıverdi. Daha ne olduğunu anlayamadan tüm vücudum buz kesmişti. Vücudum deli gibi titriyordu. Soğuktan gözlerim donmuştu. Herkes kahkahayla bana bakıyor elleriyle beni işret ediyorlardı.

Sırtıma çarptıkları buzlu su dolu kova hem bedenimi hem zihnimi dondurmuştu adeta. Gevşekçe bağladığım bez parçası çözülmüştü ve tutmasam vücudumdan kayıp gidiverecekti.

“ aramıza hoş geldin!” dedi beni tutan oğlanlardan biri. Kahkahaları titreyerek ağaya kalktığımda ve koşarak odama gittiğimde bile kesilmeden devam ediyordu. Odamın kapısını kapattığımda ve gece boyunca uykusuzluk içinde yattığım yatağımda bile sesleri hala kulağımda yankılanıyordu.

Ben hemen incinecek biri değildim elbette. Ama bugün yaşadığım her şey güvenimin uzun zamandan beri ilk kez çatırdadığı andı. Yeni tanıdığım insanlara güvenmezdim elbette. Ama, ama onlar sonuçta bu okulda okuyan öğrencilerdi değil mi? Onlardan bana ne zarar gelebilirdi ki? Sonuçta burası bir askeriyeydi. Buradaki insanlar ne kadar ileri gidebilirlerdi ki?

Kendimi kurtarmak için çırpınırken insanların gülmeleri, ben soğuktan titrerken kahkaha atarak beni izlemeleri, özellikle de çığlıklarımı kimsenin duymayışı kalbimi kırmıştı. Ki ben kendimi kalpsiz sanırdım. Demek ki kırılacak kadar da bir kalbim varmış.

“ Aragons’a hoş geldim. “ dedim fısıltım gecenin sessizliğine karışırken.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.