تخطٍ إلى المحتوى

İÇİMDEKİ EJDER

الفصل 16 · قراءة 21 دقيقة

İÇİMDEKİ EJDER

الفصل 16

16.Bölüm

KRALİYET

Egzod& Maestro Chives_ Royalty ft. Neoni

Katherina Blacklight

Gün doğarken yorgunluktan yere çökmüştüm. Dizlerimi kendime çektim ve düşüncelere dalmamak için kendimi ne kadar oyalasam da sonunda kendime engel olamadım.

Ne zaman her şey bu kadar karışmıştı?

Daha bir ay önce Cervus sokaklarındaydım. Herhangi bir liseli kadar sıradan dersler görüyordum. Antrenman sahasında Norah, Belle, Luna ve Jordan ile birlikte takılıyorduk. Eğleniyorduk da.

Her zaman ciddiye aldığım antrenmanlarımı onların yanındayken çok da umursamıyordum.

Yumuşamıştım.

Olmam gereken insana çok yakınlaşmıştım.

Ama Aragons hayallerimin beni buralara sürükleyeceğini tahmin etmemiştim. Edemezdim de.

Kim bir gün içine ejderin gireceğine inanırdı ki? Düşüncesi bile saçmaydı, imkânsızdı.

Yine de olmuştu. Beni bulmuştu. Yer ve gök ada üzerinde yaşayan milyonlarca insan arasında yine beni lanetlemişti.

Baskın yapılmıştı. Gök adanın yüzlerce şehri arasından seçtikleri ilk baskın yeri benim yaşadığım şehrin BENİM yaşadığım kasabası olmuştu. Üstelik katledilenler arasındaki insanlardan ikisi sahip olduğum tek aileydi. Tek kan bağımdı.

Ben mi şanssızdım yoksa birileri özellikle benimle dalga mı geçiyordu.

Gözyaşları dökemeyecek kadar hissizdim. Bir şeyler hissedemeyecek kadar da yorgun.

Çocukluğumdan beri dökmediğim kadar gözyaşını dökmüştüm zaten. Daha ne kadar ağlayacaktım? Bir şeylerin ağlayınca değişmeyeceğini ne zaman idrak edecektim? Canım gerçekten yandığında sızlanmayı ne zaman bırakacaktım? Bu depresif havadan ne zaman kurtulacaktım?

Eninde sonunda yine antrenmanlarıma dönmem gerekecekti. Bu yüzden toparlandım. Ayağa kalktım ve üzerime yapışan toprağı silkeledim. Yorgundum, dün zedelenen kaburgamın sızısı henüz geçmemişti. Burnumdan akan kan duralı saatler olmuştu ama o da bazen sızlıyordu.

Şimdiye dek geçmesi gereken çoğu yaram hala geçmemişti.

Çünkü ilk kez bu kadar güç kullandın. Aynı anda dört elemente de hükmetmeye çalıştın. Kontrolsüz kullanılan güç enerjini tüketti ve kendini yenileyecek enerjiyi henüz toplayana kadar da vücudundaki yaraları iyileştiremeyecek.

Yani yorgunluğumu bu sefer öyle kolay kolay atamayacaktım. Şifacıların büyüsü de artık üzerimde işe yaramıyordu. Bir süre daha bu yaralarla içli dışlı olmam gerekecekti.

Oflaya poflaya bahçenin ortasına geldim ve pozisyon aldım.

Madem gücümü vücudumun yenilenmesine harcayacaktım o zaman fiziksel gücümle antrenmana devam edebilirdim. Çok da kendimi zorlamadan birkaç hareket denediğimde kaburgam yine sızladı.

Siktir!

Kendini bu kadar zorlamana gerek yok Blacklight. Kahramanlar bile dinlenirler.

Sen ne anlarsın. Bir ejderha benim yaşadıklarımdan ne anlar. Düşüncelerimi duyman seni ben yapmaz. Beni anlamanı da sağlamaz. Sen bir hayvansın. Duygularının olduğundan bile şüpheliyim.

Tahmin bile edemeyeceğin kadar çok şey biliyorum. Sandığın kadar duygusuz değilim. Evet, görünüşte bir hayvanım, ama ben aslında daha fazlasıyım. Sen değilim ama seni anlayacak empatiye de sahibim. Beni hafife alma Blacklight. Sakın beni aşağılamaya kalkma.

Benden memnun değilsen gidebilirsin. Eminim yerimi alabilecek yüzlercesi vardır.

Ama senin bana ihtiyacın var.

Benim kimseye ihtiyacım yok!

Kafanın içindekileri duyabiliyorum unuttun mu?

Ne kadar inkâr edersen et. Düşüncelerini susturmaya çalıştır. Onları duyuyorum. Kendine, kimseye ihtiyacın olmadığını söyleyip dursan da Dominic ile konuşurken bir arkadaşın olmasının iyi olacağını söyledin. Kendine bile itiraf edemediğin şeyi sonunda içinde tutamadın.

O anda ağzımdan çıkıveren bir şeydi. Bunun önemi yok.

Hala kendine yükleniyorsun. Yaralarının iyileşmesine izin verdiğin kadar kendi zihnine de mühlet tanı. Kendini susturmaya çalışma. İhtiyacın olanı görmezden gelme.

Bunun bir yararı olmayacak. Yaramı deşmekten bir farkı yok.

Her şeye yok diyerek kaçamazsın.

Ben. Asla. Kaçmam.

Korktuklarından kaçmazsın. Ama gerçeklerden hep kaçıyorsun.

Beni rahat bırak.

Ve ses kesildi. Yalnız olmasam da yalnız kalmış kadar sessizlik içindeydim.

Göğüs kafesimin ağrıyan yerine yasladığım elimle bahçede dikiliyordum. Bu ağrı geçecek gibi değildi.

Enerjimin arttığını da hissetmiyordum. Dinlenmek de istemiyordum.

Gerçekten de kendimi çok zorluyordum.

Bahçenin tek kapısından ses geldiğinde bir anda o yöne göndüm. Kaburgamı tutmayı bırakmamıştım. Her hareketimde fazla acımasa da sızısı artıyordu.

“ kim var orada? “

Kapı açıldı ve içeri bir asker girdi. “ Beni Bay Reband gönderdi. Sizinle görüşmesi gereken şeyler var. “

Dünden beri ertelediğim şey sonunda gerçekleşiyordu. Bunun olacağını başından beri bildiğim için emre hemen uydum ve doğruca Bay Reband’ın odasına çıktım. Dünden beri yıkanmamıştım ve muhtemelen çok kötü haldeydim. Yapacak çare de yoktu.

Ne kadar pasaklı bir halde kontun karşısına çıkmak istemesem de emrini geciktiremezdim.

“ bir dahaki karşılaşmamızın bu şekilde olacağı kimin aklına gelirdi? “

İçeri girdiğimde direk gözlerime bakıyordu. Açıklama beklemiyordu. Çoğu şeyi öğrenmişti zaten.

“ özür dilerim efendim. Sizi yüz üstü bırakmak istemedim…”

“ bu yüzden mi beni utandırdın? “

Her zaman üzerinde taşıdığı o dost canlısı havdan eser yoktu. “ bu yüzden mi içindeki o şeyi bunca zamandır sakladın. Bir kontun oğluna saldırırken aklın neredeydi? Kontrol edemediğin bir güçle üzerine yürürken aklın neredeydi? “

Diyecek lafım yoktu. Söyleyecek çok şey olmasına rağmen benim ona söyleyebileceğim bir şey yoktu.

“ beni utandırdığın şey bunlar bile değildi. Sana o bahçeyi vermemi istedin çünkü herkesten gizli orada çalışacaktın. Kimse senin gücünü bilmeyecekti. İyi niyetimle sana verdiğim bahçede kontrol etmeye çalıştığın gücünü sahada açığa çıkarana dek de haberim olmadı. “

Gözlerini düşürdü. “ beni asıl utandıran bu. Sana tamamen güvenmiş olmak. “

Gözlerimi sıkıca kapadım. Boğazım düğümlenmişti. Konuşmak istiyordum ama ne diyecektim.

“ bu güce sahip olduğunu bilmediğim için krallığın gözünden ne kadar düştüğümün farkında mısın?”

Özür dileseydim kabul etmeyecekti. Yalvarsam fikri değişir miydi?

“ diğer utancım da kendime. “ dedi sıkıntıyla nefes vererek. Gözlerimi açarak ona baktım ve yüzündeki kırgınlığı gördüm.

“ sürekli seni suçladım. Tüm olanlardan seni sorumlu tutmaya çalıştım. Ama öğrencilerini tanıyamayan asıl kişi bendim. “

“ suçumu kabul ediyorum efendim. “

“ okula geldiğin ilk haftada öğrencilerin seni sıkıştırdığını biliyorum. Artık biliyorum. Bunu çok geç öğrendim. Sana olan bakışlara hiç dikkat etmemiştim. İnsanların seni sadece kız olarak gördüklerini akıl edemedim. Onların da benim gibi, karşılarında bir savaşçı gördüklerine inandım. “

Bunları söyleyeceğini hiç tahmin etmediğim için ağzım açık kalmıştı.

“ sahada seni gören herkesle anlaşma imzalandı. Halkın panik olmasını istemiyoruz. İçindeki şeyin ne olduğunu öğrenen dek de bu böyle kalacak. “

“ Brando eyaletinin varisi, Bay Brown. Pek susacak birine benzemiyor. Bu olanlardan sonra beni rahat bırakacağını sanmıyorum. “

“ sen artık kraliyetin gözetimi altındasın Katherina. Sana kimse dokunamaz. “

“ kraliyet mi? “

“ böyle bir gücü onlardan daha fazla saklayamazdık. “

Demek gücüm kralın kulağına kadar gitmişti. Gerçi bu iyi bir şey miydi yoksa kötü müydü bilemiyordum. Şimdilik sessizce olacakları izleyecektim.

“ yakın bir zamanda kralın huzuruna çıkacaksın. Bu yüzden bazı nezaket kurallarını öğrenmen için bir öğretmen tutuldu. Bugün derslere başlayacaksın. Ayrıca dört elementi kontrol etmene yardımcı olacak öğretmenlerin olacak. Tabi her öğretmenin tek bir elementin üzerinde yardımcı olabilir. Kısacası programın her zamankinden daha yoğun olacak. Bu kez gözümü kara çıkartma. “

Heyecanla asker selamı verdim. “emredersiniz efendim!”

Ani hareketim yüzünden kaburgamdaki acı geri gelmişti. Orayı tuttuğumu gören Bay Reband “ ama her şeyden önce revire git. “ dedi.

“ şifacıların büyüleri artık üzerimde bir etki yapmıyor efendim. “

“ demek ejdere sahip olmanın dezavantajları da var. “

“ henüz ben de pek bir şey bilmiyorum. Şimdiye kadar ne öğrendiysem hepsini biliyorsunuz. “

Beni başıyla onayladı. “ unutmadan. “

Sözünü tamamlamasını bekledim.

“ Bay Brown sana baktığında gözlerinin çok farklı olduğundan bahsetti. Gücünü kullandığın esnada ortaya çıktığını düşünüyoruz. “

“ ne ortaya çıkıyor? “

“ ejder’in gözleri. Bay Brown’un söylediğine göre güçlerini kullandığın anda gözlerin bir ejderhanınkine benziyormuş. “

Bunu daha önce hiç fark etmemiştim.

Gücümü kullanırken yanımda kimse olmamıştı. Ayrıca aynaya bakmak da aklıma gelmemişti.

“ sanırım bir dezavantajım daha varmış. “

“ öyle görünüyor. Bu yüzden daha dikkatli ol. Gözlerini kimsenin görmesine izin verme. “

Sandalyesinde rahatlamış şekilde geriye yaslandı.

“ çıkabilirsin. “

“ bunu duymaktan bıkmış olabilirsiniz efendim. Ama her şey için minnettarım. “

Kafamı eğerek kibar bir selam verdim ve ardından odadan çıktım.

Bay Reband benim Aragons’daki en büyük destekçimdi. Hatta tek destekçimdi. Onu daha fazla yüz üstü bırakamazdım.

Peki ya Dominic?

Ne?

Dominic de destekçin değil mi?

O…

Onun ne olduğundan emin değilim.

Odama dönerken ana kapıyı kullanarak sahaya girdiğimde henüz kimseyi görememiştim. Antrenmana yaklaşık bir saat kalmıştı.

Ama sahada orada olmaması gereken birini gördüm.

“ Porta! “

Sesin olduğu yöne, üzerime uçtu. Ben de kolumu kaldırarak konmasını sağladım.

“ burada olmamalısın. Kuralları daha fazla çiğneyemem. “

Gözleri sevimli sevimli bana bakarken onu kışkışlamak çok zordu. “ ormana dön. Artık kafese koymayacağım seni. Özgürsün. Bana bağlı kalmak zorunda değilsin. “ yutkundum.

Yanımda olmasında alıştığım en yakın arkadaşımla yollarımı ayırıyordum sanki.

“ git, gönlünce fare ve tavşan ye. Kendine başka arkadaşlar bul. “

Beni anlıyormuş gibiydi, yine de kolumdan gitmiyordu. Yumuşak tüylerine elimi sürttüm ve okşadım. Koca kanatlarına bir öpücük kondurdum. “ kendine iyi bak kızım. “

Kolumu hızla havaya kaldırdığımda kanatlarını çırparak havalandı. Ardından verandanın hemen önümdeki tırabzanına kondu.

“ git buradan. “ elimi kışkış der gibi salladım.

“ git hadi. Git! “ elimi daha fazla sallayarak üzerine yürüdüğümde tekrar havalandı.

Bu kez uçtu ve uçtu, Aragons’un üzerine nokta haline gelinceye dek gökyüzüne yükseldi.

Onu daha fazla kafes altında tutmak istemiyordum. Ayrıca ona bakabilecek bir yerim de yoktu artık. Ya da bakabilecek birileri.

Onu yanımda tutmam ona eziyet etmek demekti. Üstelik kuralları da çiğnemem gerekecekti.

İçimde ailemin ölümüyle parçalanan kalbimin kırıntıları her yöne saçılıyordu.

Sevdiklerim, saçım, Porta’m. Her birini bir yöne savurmuştu kader. Bana da onlar savrulurken arkalarından bakmak kalmıştı. Tek veda edebildiğim de Porta olmuştu.

Onun adına sevinmeliydim. Bu yüzden onun ardından daha fazla hüzünlenmeden odama döndüm.

Yorgunluğumu alması için soğuk bir duş aldım.

Banyodan çıktığımda defalarca tekme yediğim karnıma baktım. Morluklar özellikle kaburgalarımın üzerinde daha çoktu. Elimi yavaşça üzerinde gezdirdim. Biraz bastırdığımdaysa acıdığını hissettim.

Elime bez parçasını alıp sıkıca göğsümü sardım. Morlukları daha fazla görmemek için hemen üzerime bir tişört geçirdim. Altıma bir eşofman giyinip antrenman sahasına çıktım.

Şimdi sahada daha çok kişi vardı. Odamdan çıktığımı görenler çaktırmadan bana bakmaya çalışıyorlardı. Dün olanlardan sonra bana olan bakışları yine değişmişti. Artık korkuyorlardı. Gözlerindeki korkuyu görebiliyordum.

Gözler ruhun aynalarıydı. Bana bakarken ruhlarına işleyen korkuyu görebiliyordum. Beni dışlamak için hazır bekleyen yüzleri. Artık burada istenmiyordum.

Yine de burada kalmak zorundaydım.

Her şeyimi kaybetmiş olsam da hayallerim hala benimleydi.

Hiçbir şey olmamış gibi önüme de bakamazdım ancak en azından hayallerimi gerçekleştirmek gibi bir şansa sahipken bu fırsatı kaçırmak istemiyordum.

Varsın beni sevmesinler. Düşüncelerini veya duygularını değiştiremezdim.

Sadece, bana dokunmasınlar istiyordum. Korkuları kendilerinin olsun. Öfkelerini daha fazla bana kusmasınlar. Onlardan uzak durduğum kadar onlar da benden uzak olsun yeterdi.

Sahaya indim ve kenardan bir kılıç kaptım.

Kimsenin benle eşleşmeyeceğinin farkında olduğum için kimseyi beklemedim. Havaya savurduğum kılıçla antrenman yaptım. Cansız mankenlerle de yapabilirdim ama benim hareketlerimi kısıtladıklarını düşündüğüm için boşlukta dönüşler yapmak, karşımda biri var gibi seri sağ sol hareketler yapmak daha etkiliydi.

Dışarıdan bakılınca deli gibi görünüyordu belki de. Bu düşünceye kendi kendime güldüm.

Kılıçla kendi etrafımda döndüm ve yerden havalandırdığım kumları tekmemle ileri ittirdim. Karşımdakine fırlatır gibi. Bu hareketi tek seferde yaptığım için kendi kendimi tebrik ettim.

Bugün alacağım yeni antrenmanları düşündüm. Kralın karşısına çıkmak için zarafet dersleri, element kontrolleri için güç dersleri. Kendi kendime heyecanlandım.

Kaburgam sızladıkça kendi kendime söylendim.

Enerjim her zamankinden daha az olduğu için kendi kendime molalar verdim.

Bölük komutanımız bile bana karışmadı. Hareketlerimi düzeltmedi. Verdiğim molaların sıklığına kızmadı. Eşim olmadan kılıç savurmama laf etmedi.

Sahadaki herkes beni görmezden geldi.

Hep istediğin gibi.

Hep istediğim gibi.

Ya da öyle olmasını istediğimi zannettiğim gibi.

Öğle arasına yaklaşırken Bay Reband’ın gönderdiği adamlarından biri bana yeni ders programımı getirdi. Bu yeni programa yeni derslerim de eklenmişti.

Kâğıtta yazana göre öğle aram daha kısalmıştı. Aramın bir kısmında şu zarafet dersim yapılacaktı.

Akşam antrenmanım daha erken bitirilecek ve element derslerim başlayacaktı.

Her gün bir elementime odaklanacaktık. Ayrıca bu dersler Aragons dışında verilecekti. Çünkü ben ne kadar burada da güçlerimi kullanabilsem de bana öğretecek kişinin de gücünü kontrol edebilmesi gerekiyordu.

Programım yoğunlaşırken kendi kendime bıkkın bir nefes verdim.

Sanki çok rahatmışım gibi yeni eklenen derslerle daha da zor bir hayatım olacaktı.

Düşüncelere dalmamak için sürekli çalışmak isteyen sendin.

Bunu isteyen de bendim.

Ya da bunun olmasının daha iyi olacağını sanmıştım.

Öğle arasına çıkıp yemeğimi yerken kendimi daha iyi hissettiğimi fark ettim. Enerjimi biraz daha toplamış gibiydim. Gece uyumadığım için iyileşmem daha uzun sürmüştü tabi.

Yemekten sonra zarafet derslerini alacağım Aragons’un ana binasına geçiş yaptım. Bu binada zeki öğrenciler, zengin ve soylu öğrenciler ders alıyorlardı. Bahçeme giderken hep kullandığım yolları tekrar kullandım ancak bu kez etraf kalabalıktı.

Çünkü ne zaman bahçeme gidecek olsam, akşam saatleri ya da öğle aralarını tercih ediyordum. Yani insanların hiç ortalıkta olmadığı saatleri.

Şimdiyse etrafta o kadar insan vardı ki garipsemiştim. Buraların boş olmasına alışmış olmalıyım.

“ çekil önümden kokarca! “ dedi bir eliyle burnunu tıkarken diğer eliyle beni kışkışlayan bir kız.

Çok kaliteli şeyler olduğu belli olan uzun ve kabarık etekli bir elbise giyiyordu. Yanındaki diğer kızlar da öyleydi. Hatta etrafımda onlardan daha fazlası vardı.

“ af edersiniz. “ dedim ve kenardan geçip gittim.

Kimseye çatmak istemiyordum. Sinirlenecek bile gücüm kalmamıştı. Bana kokarca demesini bile umursamamıştım. Yeni antrenmandan çıktığım için terlemiş olmalıydım. Belki de gerçekten kokuyordum.

“ şuna baksana bizi hiç umursamıyor bile. “ dedi yanındakilerden biri.

Ancak ben oradan uzaklaşmıştım. Geri arkamı dönüp bakmadım.

Dersimin başlamasına az kalmıştı. İnsanların yanlarından hızlı manevralarla geçerek birkaç koridor geçtim.

Derslerimi alacağım yere sonunda varmıştım. Burası küçük bir balo salonuydu.

Duvarlar boylu boyunca aynayla kaplıydı. Odanın köşesinde koca bir piyano ve bir orkestra için gerekli müzik aletleri vardı. Tavanda kocaman, cam ve demir kütlesinden oluşan bir avize vardı. Etraf ışıl ışıldı.

“ hoş geldin tatlım. “ zarif bir kadın sesi odada yankılandı.

“ ben Bayan Wisetoun. Bundan böyle zarafet derslerini birlikte göreceğiz. “ dedi zarif bir reverans yaptı. Ardından benim sıram gelmiş gibi eliyle işaret etti.

Erkeklerin leydilere selam vermesi gibi eğildiğim. “ ah! Hayır, hayır. Kesinlikle hayır. “

Panik içinde yanıma geldi ve omzumdan tutarak beni kaldırdı. “ tatlım sen bir, kızsın. Erkek değil. Sakın bir daha bu şekilde eğilme. “

“ ama bir leydi de değilim. “

“ dışarıdan bakıldığında belki. Ama içindeki leydiyi görebiliyorum. Onu dışarı çıkarmak için buradayım. “

Etrafımda zarif adımlarla dolaştı ve beni şöyle bir süzdü. “ ilk önce kıyafet işini çözelim. Spor kıyafetlerinle buraya gelemezsin. Bu seni maskülen gösteriyor. İçindeki leydiyi daha fazla öldürmek istemeyiz. “

Odanın ortasındaki masaya doğru gitti ve üstündeki telefonu alıp birilerini aradı. “ bize bir terzi istiyorum. “ telefonu kapattı ve elini çenesine koyup düşüncelere daldı. Bir yandan beni süzmeye de devam ediyordu.

“ acaba sana nasıl bir elbise diktirmeliyiz? “

“ elbise mi? “ sesim biraz yüksek çıkmıştı.

“ hanımefendi, işinize karışmak istemem ama buraya zarafet kurallarını öğrenmeye geldim. Elbise giymeye değil. “

“ cık cık. Çok kaba bir konuşman var. Kelimelerini daha düzgün seçmelisin. Ayrıca konuşurken biraz daha yavaş ol. Sözcükleri tane tane söyle. Anlamlarını düşünerek yaşayarak söyle. “

Burun kemerimi sıktım. “ ben bir askerim. Benden cilve yapmamı isteyemezsiniz. “

“ askerler de flörtleşir leydi Blacklight. “

“ ama ben flörtleşmem. “

“ karşı cinsle nasıl iletişim kuruyorsunuz o zaman? “

“ iletişim kurmuyorum. “

Kadının suratı bozuntuya vermek istemese de biraz buruşmuştu. “ seninle işimiz var. “

Birkaç hizmetli içeri girdi ve ellerinde taşıdıkları dikiş malzemelerini kenara bıraktılar. Hemen ardından gelen değişik giyinimli bir adam yüzüklerle dolu parmaklarını çenesine yasladı ve tıpkı Bayan Wisetoun gibi beni süzdü. “ bu kızımsı şeyi mi eğitiyorsunuz? “ dediğine bir gözüm seğirdi.

“ hoş geldin, Gideon.” Dedi adama selam vererek. Ardından yine bana döndü. “ evet. Onu bir leydi yapacağım. “

Adam bir kahkaha attı. “ sana güvenim tam, Maya. Ama inan bana bundan hiçbir şey yapamazsın. “

“ işime karışma da ölçüleri almaya başla. “ Bayan Wisetoun iyice bozulmuştu. Ayrıca sinirlenmişti de. Kimsenin ona inanmaması gururunu kırmış olmalıydı.

Onun işinde kötü olduğunu düşünmüyordum. Yine de işinin en iyisi bile olsa beni bir leydi yapmanın mümkün olmadığını anlamalıydı. Böylece kimsenin vaktini boşa harcamamış olurduk.

“ tişörtünü çıkar tatlım. Ve şu şortunu da. “

Adama ters ters bakmadan edememiştim. “ sorun değil. O şey, anlarsın ya. “ dedi Bayan Wisetoun.

“ ne? “ dedim.

“ kızlara karşı ilgi duymuyor. “

Bu kez adama daha garip bir bakış attığımda gücenmiş olacak ki elini kalbine götürdü. “ ne kaba şeysin sen öyle. Çıkar şu kıyafetleri artık. Yapacak çok işim var. Daha fazla oyalama beni. “ dedi trip atar gibi.

Dediğini yaptım.

İkisi de şok içinde bakıyorlardı. Yüzlerindeki acı ifadesini seçebilmiştim.

Karnımın büyük kısmını kaplayan morluklar yüzünden öyle bakıyorlardı.

“ o morlukların üzerine o bez parçasını nasıl sarabildin? Kimse seni revire yollamadı mı? “

“ bunu söyleyebileceğimden emin değilim. Ayrıca sızılar geçmiş durumda. Endişelenecek bir şey yok. “

Bayan Wisetoun bir elini alnına koydu. “ sen nasıl bir şeysin cidden? “

Daha sonra benim davranışlarımı önemsememeye başladılar. Belki de bana alışmışlardı.

Ölçülerim alındı, kendi aralarında bana giydirebilecekleri kıyafeti tasarladılar. Tasarımı benimle tartışma zahmetine asla girmediler.

Daha sonra terzi odadan çıktı ve kalan sınırlı zamanımızda da Bayan Wisetoun ile reverans çalıştık.

“bu kadar yeterli. “ elinin tersiyle alnını sildi.

“ yani bu öğrendim demek mi oluyor. “

Yorgun bir gülümseme gönderdi. “ öğrendin sayılır. “

“ yani kralın karşısına çıkabilirim. “

“ hayır, hayır. Sadece reveransı öğrendin sayılır. Önümüzde daha uzun bir yol var. “

Aynı anda nefeslerimizi verdik. Onun beni eğitmesi ne kadar zorsa benim de onun istediği kalıplara girmem o kadar zordu. “ sana bir de dans hocası bulmamız gerekecek. “

“ dans mı? Vals gibi mi? “

“ hayır. Bale. Bir kuğu gibi süzülmelisin. “ elini sinirle bana doğru salladı. “ böyle kas yığını gibi dimdik durmamalısın.”

“ bale hocasına ihtiyacım yok. Önceden bale eğitimi almıştım. “

“ bu kaç yıl önceydi? “

Bir düşünelim.

En don ilkokula giderken bale dersleri almıştım. O zamanlar yaklaşık beş yaşında olmalıydım. Şimdi de on altı yaşıma basmıştım. Hatta neredeyse on yedime girmek üzereydim.

“ yaklaşık dokuz yıl önce. “

Konuşmasına fırsat vermeden devam ettim. “ ve arada bir bale yaparım. Hareketleri unutmadım. “

“ zarif hareket edemeyen biri bale yapamaz. Bana birkaç hareket göster öyleyse. “

Arada bir bale yaptığım doğruydu. Ama o arada yaptıklarımı da şimdilerde hiç yapmaz olmuştum.

Birkaç hareket yapacaksın. Her şeyi unutmuş olamazsın.

Derin bir nefes aldım. Kafamın içinde çalan kısık bir piyano sesiyle ritim tuttum ve birkaç hareket yaptım.

Gösterimi bitirip Bayan Wisetoun’a döndüğümde yüzü daha da düşmüştü.

“ madem bunca zamandır bu kadar zarif hareketleri yapabiliyordun, o zaman neden bir reveransı bile bu kadar zor öğrendin? “

Pis pis güldüğümde kaşları çatıldı ve elini alnına götürdü. “ benimle dalga geçiyordun demek. “

“ bir elbise giymemi istiyorsunuz. Üstelik üzerinde yorum hakkım bile yok. Bence bunu hak ettiniz. “

Eli alnındayken kafasını yavaşça iki yana salladı. “ ben neye çattım böyle. “

***

Antrenmanımız başladığı için sahaya geri dönmüştüm. Diğer öğrencilerle beraber akşama kadar çalıştık. Bu süreçte yine kimseyle konuşmamıştım. Akşam olduğunda ve antrenmanımız bittiğinde de bana aracımın geldiğini haber verdiler.

Element dersleri için Aragons dışına çıkacaktım.

Bir duş almaya bile fırsatım olmadan sahadan çıktım ve araca bindim. İlk kez şoförüm farklıydı. Bu kez Andrew yoktu.

Onu ailemle son görüştüğüm günden beri görmemiştim.

Sonunda ormanın içinde bir binaya geldiğimizde durduk. Bina çok büyük değildi ama küçük de değildi. Neredeyse antrenman sahaları kadar genişti. Yüksekliği yaklaşık dört metre olmalıydı.

Bina tamamen taş ve tuğlalardan oluşuyordu. İçeri girdiğimde yerdeki mermer döşemede yankılanan ayak sesi boş olan bu binanın içinde yankılandı. “ hoş geldin Blacklight. “

“ merhaba efendim. “ loş ışıkla aydınlatılmış bu yerde tavandaki ve duvardaki desenleri seçmek çok zordu.

“ buraya hava elementini güçlendirmen için getirildin. İstersen lafı uzatmadan hemen derse başlayalım. “

“ elbette. “

Eğitimimiz yaklaşık üç saat sürdüğünde kendimi çok yorgun hissediyordum. Nefes nefese kalmıştım. Alnımdan yere şapır şapır ter damlıyordu. Morluklarım yeniden sızlamaya başlamıştı. Kaslarım ağrıyordu. Element gücümü kullandığım için yenilenmeye fırsatım kalmıyordu.

Benim bu halimi gören eğitmen dersi bitirme kararı aldığında eğer daha da enerjim olsaydı sevinçle havaya sıçrayabilirdim. Ama sadece teşekkür etmekle yetindim ve beni bekleyen araca geri dönerek Aragons’a doğru yola çıktım.

O günün gecesinde kâbus göremeyecek kadar yorgundum. Uyandığımda bile enerjimin yetersiz olduğunu hissedebiliyordum.

Daha çok uyumanın da faydası olmayacağı için hazırlanıp sahaya indim. Antrenman yaptım. Öğle arasına çıktım. Zarafet derlerine girdim. Antrenman yaptım. Elementlerimi eğittim. Uyudum.

Bir hafta belki de daha uzun bir süre bu rutinle geçirdim. Beni eğiten insanlar haricinde kimseyle konuşmadım. Diğerleri sanki yasaklıymışım gibi benden kaçıyorlardı.

Dominic de uzun zamandır ortalarda yoktu. Sağ kolu olan Luke da öyle.

Her gün arabayla ormana gitmeme rağmen Andrew’i de hiç görmemiştim.

Porta’yı özgür bıraktıktan sonra ondan da hiç haber alamamıştım.

Günler birbirini kovaladı ama değişen hiçbir şey olmadı.

Ta ki bugüne dek.

Sabah erkenden uyandım ve hazırlanıp her zamanki gibi sahaya indim. Kimse uyanmamıştı.

Boş sahada ısınma hareketleri yapıp koşuya başladım. Enerjim geri dönmüştü. Yaralarım tamamen iyileşmişti. Eskisi kadar sağlıklı ve dinçtim.

Argnes sayesinde daha da dinç olduğum zamanlar oluyordu.

Bugün de o günlerden biriydi. Uykumu çok iyi almıştım. Bir saat koşunun ardından hiç yorulma belirtisi de göstermemiştim. Bu mükemmeldi.

Ben koşuma devam ederken diğerleri de birer birer uyandı ve kendi antrenmanlarına başladılar. Ders saati geldiğinde saha yine kalabalıklaştı ancak ben yalnız başıma antrenman yapmaya devam ettim.

Neredeyse öğle arasına gireceğimiz vakitlerde Bay Reband’ın askerlerinden biri beni acil bir durum için Bay Reband’ın odasına gönderdi.

“ Hoş geldin Katherina. “

“ buyurun efendim. Acil bir durum olduğunu söylediler. “

Selamını bile almayacak kadar meraklanmıştım. Direk konuya dalmam onu rahatsız etmemişti. O da duruma ayak uydurdu.

“ evet. Bugün sana söylememi istedikleri bir emir aldın. “

“ kimin emri? “

“ kralın. “ kaşlarım heyecanla havaya kalkmıştı.

“ bugün saraya gideceksin. Eğitimlerinin henüz tamamlanmadığını biliyorlar ancak ne durumda olduğunu merak ediyorlar. Ayrıca bir ejderha taşıyıcısıyla da tanışmak istiyorlar. Seni hazırlamaları için ana binaya git ve Bayan Wisetoun’u bul. Öğlen aracın Aragons’un önünde seni bekliyor olacak. “

“ oraya gidince ne yapacağım? Benden tam olarak ne yapmamı isteyecekler? “ dedim heyecanla. Çok meraklanmıştım. İlk kez kralla yüz yüze gelecektim. Onunla ilk kez konuşacaktım.

“ bunu kendisine sorman gerekecek. Bana verilen emir de bu kadardı. “

“ yalnız mı olacağım, yanımda kimse gelmeyecek mi? “

Bu sorumun üstüne bir süre düşündü. “ aslında bunu hiç düşünmemiştim. Kendi başına halledebileceğini sanıyorum. “

Bunu söylemesi gururumu okşamıştı. Bana güveniyordu. Yine de bir tanıdık yüz yanımda olsa kralın huzurunda daha rahat ederdim.

“ yine de istersen yanına Dominic’i gönderebilirim. “

Ne diyeceğimi bilemedim. Tanıdık bir yüz, onunki de olsa rahat ettirir miydi?

O ne zaman yanımda olsa içimi garip bir rahatlık kaplıyordu ama aynı zamanda diken üstünde gibiydim. Ne geriliyordum ne de tam anlamıyla rahattım.

“ onunla iyi anlaşacağınızı düşünüyorum. Dışarıdan fazla sert görünür ama özünde çok iyi biri. Gerçi bunu sana anlatmama gerek var mı? “ dedi tek kaşını kaldırarak.

Ağzımı mı arıyordu?

“ bunu söylediğiniz iyi oldu efendim. “

“ o zaman onunla gidiyorsun. Hem tanışmış da olursunuz. “

Kafamı onaylar anlamda salladım. “ daha önce tanışmadığınızı var sayıyorum.”

Gerçekten de ağzımı arıyordu. Tanıştığımızı bilse ne olacaktı ki?

“ varsayımım doğru mu Katherina? “

“ efendim, ben… “

Cümlemi tamamlayamadım. “ sadece eğleniyorum, Blacklight. Rahatla. Aranızdaki şey beni ilgilendirmez. “

Gerilen omuzlarım gevşedi.

“ yine de aranızda bir şey olduğunu inkâr etmiyorsun. “

“ efendim!” yine köşeye sıkışmıştım.

Bu kez kahkaha attı. “ gerçekten de ikiniz de çok komiksiniz. Bu soruyu hanginize sorsam diliniz tutuşuyor. “ yanaklarım kızardı. Sinirlendiğim için mi kızarmıştım?

Umarım sinirlendiğim içindir.

Argnes de hırıltıyla güldüğünde daha çok kızardım.

İçimdeki ejder bile bana gülüyordu. Ne vardı bunda bu kadar gülecek.

“ çıkabilirsin Katherina. Bir an önce hazırlanmanı istiyorum. “ şimdi odaya ilk girdiğim andaki ciddiyet ve rahatlığı vardı üzerinde. “ Dominic’e seni alması için haber yollarım. “

Başımla onayladım ve kapıya dönüm.

“ çabuk hazırlan. Dominic’i bekletme. “ dedi ardımdan. Arkama dönüp bakmasam da bıyık altından güldüğünü görebilirdim.

***

Bayan Wisetoun ile elbise giymek ya da askeri üniforma giymem konusunda büyük bir savaş verdik ancak sonunda ben kazandım ve bir askeri üniforma giydim. Ne kadar leydi olmak için beni eğitmeye çalışsa da içimdeki leydi ve beyefendi karşı karşıya geldiğinde, beyefendi çoğunlukla galip geliyordu.

Kusura bakmasın. Bu onun engel olabileceği bir şey değildi.

Tam üzerime göre dikilen üniforma krallığım renklerini taşıyordu. Beyaz ağırlıkta yer yer de gökyüzü mavisindeydi. İnce işlemeler altı sarısıydı. Yine altın sarısı işlemelere sahip beyaz bir çift eldiven ve beyaz deri çizme giymiştim.

Bayan Wisetoun bana baktı ve “ onca reverans çalışması boşuna gitti. Asker selamı vereceksin değil mi? “ dedi. Dudaklarım kenara kıvrıldı. “ elbette. “

“ en azından konuşmalarını hatırla. Nazik ol, tane tane konuş. Arada bir cilve yapsan da ölmezsin. “

“ cilveye alerjim var. “

Derin bir nefes aldı ve yavaşça verdi. “ yine de iyi ilerleme kaydettik. Çok şey öğrendin sadece uygulamıyorsun. “

“ bu da bir şey.” Dedim.

“ bu da bir şey. “ dedi kendini teselli ederek.

Hazırlandığımda belime takmam için sahte bir kılıç verdiler. En azından bir askere benzeyeceksem görüntümü buna daha uygun olmasını sağladılar.

Aragons’un ana bahçesine çıktım ve gözüm beni götürecek arabayı aradı. Beklediğim şey her zamanki gibi sedan tipi bir arabaydı. Süper spor* bir arabaysa son beklediğim şey bile olamazdı.

-Ara Bilgi-

________________________________________________________________________

*Bahsi geçen şey, Ferrari benzeri bir araba.

________________________________________________________________________

Siyah arabanın şoför kapısı yukarı doğru açıldığında içinden çıkan kişiyle ağzım açılmıştı.

Benimkine benzeyen bir üniforma giymişti. Ancak onunki içinden çıktığı araba kadar siyahtı.

Ana binanın kapısının önünde dikiliyordum. Onun yanıma geleceğini biliyormuş gibi bekledim.

Yanıma kadar geldi de.

“ üniforma yakışmış. Artık hem Aragons’u hem de krallığı temsil ediyorsun. “

“ teşekkürler. Seninki de yakışmış. Elimde olsa ben de siyahı seçerdim. “

“ beyaz seni açmış. Ben beğendim. “

Gülümsediğinde üstüme tam oturan üniforma beni bunaltmaya başlamıştı. “ artık yola çıksak iyi olacak. “

“ evet, haklısın. “ girmem için uzattığı koluna bir süre aval aval baktım. “ bir leydi gibi görünmüyorsun ama bu sana öyle davranamayacağım anlamına gelmiyor. “

“ bunu kraliyet sarayında yapmayacağına söz verirsen koluna girerim. “

“ söz. Orada asker olmana izin vereceğim. Ama şimdilik benim leydimsin. “

Onun görmesine izin vermeden yutkundum. Bir adım öne çıkarak koluna girdim ve beni arabaya kadar götürmesine izin verdim. Arabanın yanına geldiğimizde kolumdan çıktı ve bana kapıyı açarak binmeme yardımcı oldu. Ardından arabanın etrafından dolaşarak sürücü koltuğuna geçti.

Arabayı çalıştırdı ve Aragons’un bahçesinden çıktık. Kraliyet sarayı Candelas’taydı. Yani oraya gidene kadar çok uzun bir yolumuz vardı. Geriye yaslandım ve bir yüzbaşı olan şoförümün lüks arabasının keyfini çıkardım.

Arada bir sohbet etsek de yolculuğun çoğunda sustuk ve arabada çalan şarkıları dinledik.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.