تخطٍ إلى المحتوى

Hesperides A...

الفصل 3 · قراءة 9 دقيقة

Hesperides A...

الفصل 3

Bölüm 3

Su... Poseidon bundan yüzlerce yıl önce, kimi söylencelerde insanın dahi olmadığı bir zamanda, göğü sırtlayan Atlas ile savaşmıştı. Titan Savaşı... O her şeyin başladığı, devam ettiği, yakıp yeniden inşa ettiği savaş. Atlas o zamanlar bir generaldi. En çok korkulan, Uranüs'ü parçalara ayıran, Titan tahtının sahibi ve varislerini yiyen Kronos'un generali. Gümüş gözlerini ciritte pek mahir olan Iepetus'tan almıştı. Sevgili babasından. Kendisi ciritte babasını da geçmiş ve sadece ciritini salladığında yok ettiği düşmanları sayesinde bir general olmuştu. Atlas özgürdü. Kızları vardı. Gurur duyduğu kızları. Her şey çamura saplandı.

Savaş çıktığında Atlas, kralın ordularını yönetmek amacıyla lacivert saçlı delinin karşısına çıktı. Poseidon harika bir savaşçıydı. Güçlü, kuvvetli ve de çevikti. Ayakları herkesten daha sağlam basarlı toprağa. Atlas'a kuzen olduklarını hatırlatan cinsten deniz yeşili gözleri vardı. Oceonos'tan Pontus'a kadar her deniz tanrısında vardı bu gözler. Irsiydi, çok güzeldi. Atlas'a her daim barışçı amcasını hatırlatırdı. Poseidon barışçıl değildi. Atlas yenildi.Düşüşü aşağılayıcıydı. Ona Uranüs'ün karısına ulaşmaya çalışan sikini tutma görevi verdiler ya da herkesçe bilinen haliyle göğü yahut cennet. Cennetti çünkü kahramanların ruhu göğe takımyıldızı olarak çakılırdı. Bu başta o kadar kötü gelmedi kulağa ta ki kızları Hesperedleri Altın Elma ağacını Lodon ile koruma görevi alınca. Hemen ayakları altındaydı. Ne ağır bir cezadır bir babaya. Dahası geldi. Diğer kızı her kahramanın altına yatması ancak asla sevilmemesi, sadece bir metres olması adına bir lanet alarak sürgün edildi.

O günden beridir Atlas'ın baş düşmanı Poseidon'dur. Atlas Mersier ise adını taşıdığı adama yakışırcasına sudan nefret ediyor hatta korkuyordu. Karşısında duran olimpik havuz işte bu düşman hatta korkuydu. Tek ezeli düşmanı ve tek onu yenilebilecek olan.

Ayakları köklenmiş, mermerleri kazıp yerin en saklı ve de karanlık köşelerine kadar ulaşmıştı. Etrafında dolaşan insanlar, ona çarpan insanlar, onu görmeyen insanlar, kısaca insanlar ve de insan seli onun her yanındaydı ve onu kara deliklerine çekiyorlardı. Bazıları onu görünce duruyor ve selam veriyordu. Ancak o sessizce acı çektiğini dahi fark etmeden acı çekiyordu.

Arkada çalan şarkı beyninin en ücra köşelerine kadar yankılanıyordu. Gözlerinin içinde, ciğerlerinde, kalbinin ritminde, aldığı içine çektiği her nefeste bu şarkı vardı. We fall in october. Benim kızım dediği her seferinde Atlas derin nefesler almamak için direniyordu. Sanki o şarkıyla bir Eugina'nın amber kokusu da ciğerlerine geliyordu. Belki de gerçekten hemen yanındaydı. Belki de gerçekten gelen koku onundu. O sudan başka yere deniz yeşili gözlerini çeviremiyordu ki. Ne ironi ama Poseidon Atlas'a o güzel gözlerden bir çift hediye etmişti.

Koku Atlas'ın en son hatırladığı şey kokuydu. Sonrasında ise birisi köklenmiş ayaklarını topraktan çekip çıkarmıştı. Birisi onu tuttuğu gibi ezeli düşmanıyla sırt sırta savaşmaya çekmişti. Su onu boğdu.Su onun yandaşının elini sakladı. Sonra onu yuttu. Sonra da dibe çekip sardı. Savaştı, esir etti. Savaş meydanın toprağına gömdü. Suyun yüzeyinde tüm dünya parlıyordu. Işıklar yanıp sönüyordu. Yıldızlar ve Ay gürülemezdi. Insanlar kahkahalar atıyorlardı. Atlas külçe gibi bedeniyle dibe oturmuştu. Müttefiğini bulamadı. Poseidon müttefiğini almıştı. Ciğerlerine su dolmak için inat etti. Bir el yine onun köklerini söktü. O eli ilahiydi. Altın hareli ya da parlak. Kutsal ve de duygusal. Atlas ele sarıldı hiç bırakmak istemeyerek ve onu yüzeye çekmesine izin verdi. Şarkı değişmişti. Şarkı birçok defa değişmişti. Şarkı, dünya, ışıklar, varlıklar dönüyordu ancak kutsal ışığı karşısındaydı. Afallatıcı şekilde karşındaydı. Kutsal olanı şeytandı. Hoş şeytanlar da kutsaldır. En gösterişli, en görkemli, en güzelleri ve de yüksekleri. Anılardan kaleler ve kuleler inşa ederler. Kuleleri geçilmez ve yüksek olanlardır. Cehennemin de kendine göre görkemi vardır. Cehennem günahların ilahi cazibelerinden örülmüş bir kuledir. Şeytanlar da kutsaldır. Şeytan en fazla baş koyandı düşürülmeden önce. En inançlı olan. O kadar inan ki inandığı ve zehirlendiği Lord için nefret edilmeyi, ona karşı gelmeyi kabul etmiş en ezeli düşmanı olmuştu. Düşürülenlerden bir Incil'e sahipti. Düşkünlerin ilahi gösterişi ve de komedyası. Düşkünler Kumpanyası.

Gerçeğin yılanı şeytan formunda karşısındaydı. Eugina Philippa Faustin o zamana kadar gördüğü en güzel gülüşüyle ona bakıyordu. Düz saçları yüzüne yapışmıştı. Burnu kızarmış, beyaz hatta porselen beyazı olan cildini süsleyen çilleri kızararak ortaya çıkmıştı. Gecenin ortası şeytanla bir suyun içinde yalnızdı. Yutkundu. Burun burunalardı. Atlas asla kısa birisi olmamıştı, kız ise neredeyse sadece göğsündeydi. Gözleri parlayarak bakıyordu. Islanmış kadifeleri aralanmıştı. Gözlerini kaçırmak istedi. Ancak şeytan onu büyülenmişti. Onun adını sesleniyordu. Hayır aslında seslenmiyordu. Atlas seslenmesini isterdi. Şeytan onu içine çekiyordu. Kendi yörüngesine sokuyordu. Atlas bir uydu gibi onun etrafında dönüyordu. Yıldızın ışığına ve ısısına muhtaç bir gezegen gibi dönüyordu. Hayatı onun etrafında dönüyordu. Dünya, ışıklar, insanlar, müzik hala dönüyordu ancak artık Eugina'nın etrafında dönüyordu. Kendini tekrar tekrar çekti, başaramadı. Her seferinde mağlup bir şövalyenin mağrurluğu ile geri döndü. İç sesiçığlıklar attı. "Aşıktın!" Kendi kendine mırıldandı. Sesini kendisi zor duydu. "Aşıktım." Iç sesi haykırdı. "Hala aşıksın!" Tekrarladı dudakları. "Hala aşığım." Sesi dönerek beynimde danslar etti." Onun önüne dünyaları sevrersin." Onun da Dünyası döndü. Gözleri kahverengillerden kopmadı." O senin beyaz gülün." Gülümsedi arkadan çalan şarkıyla bir. O benim Beyaz Gülüm."

You and me always and forever. Şarkı ile gözleri koptu. Eugina'nın yaptığı şeyi fark etti. Kanı çekildi. Sevgisine lanet etti. Sevgisi ona her daim yaptığı gibi daha da yaraladı. Daha da kanattı. Her zamanki gibi kız onu hiçbir şey olmamış gibi yaralamıştı. Tıpkı Beyaz Gül gibi o her daim onun düşmanıydı Elizabeth of York'un her daim 7. Henry'nin düşmanı olduğu gibi düşmandı. Sesini kontrol edemedi.

"Ne yaptığını sanıyorsun sen?"

Elini uzattı bir hayale dokunmaya çalışır gibi denedi Eugina ancak Atlas çoktan onun için hayal olmuştu. Kaçtı.

"Dokunma."

Tek keskin kelime ikisinin arasında asılı kaldı. Dik surlara dönmüştü. Atlas'ın deniz yeşili çökmüş gözlerinde öfke ve kinin ışıkları yanıp sönerken ağır hareketlerle sudan çıktı. Dönen dünyası hala suyun içinde kızın karşısındaydı. Ayaklarını sürüdü. Çakılan, geri giden ayaklarına küfür etti.

Kendini malikanenin kapısından öteye zor attı. Dışarıda kapının eşiğinde dizileri üzerine düştü. Titredi. Titredi. Titredi. Soğuk değildi hava. Suyun nemi hala daha tenini yalarken de değildi. Ancak içinde bir boşluk buz kaplıydı. Donmuştu. Bütün bedenine dondurucu rüzgarlar üflüyordu.

Soğuk, sadece tenle hissedilmez. Bazen görülür, bazen koklanır, bazen duyulur, bazen derinde bir yerde hissedilir. Soğuk sadece Rusya'nın değildir. Bazen Akdeniz'de dahi görülebilir. Soğuk beyazın, mavinin veya siyahın değildir. Bazen ateşin sarısının hatta kahverenginindir. Soğuk sadece yağmurun, karın anası değildir. Bazen ateşin metresidir.

Soğuk cehennemin zıttı değildir ta kendisidir. Ateş arzusu ile yakar bedeni. Soğuk nefret ile. Soğuk şeytanlarındır da. Ateşin yanında kanatlarında sarkıtlar vardır. Soğuk bir yasak hayaldir. Kimse onlara dokunamaz ancak herkes onları düşler. Soğuk sadece düşkün değildir. Ölümdür. Ateş yaşam. Melekler ve Şeytanlar aynı gökalev'in iki tarafından yaratıldılar. Melekler ışığından, şeytanlar karanlığından. Ateş bundan hayattır. Yaşayanlar alemi... Soğuk ise onu öldürebilecek yegane şey, ölüm. Soğuktan zincirlere suskundur ve her ölümün yaklaştığı beden bu zincirlerle kefenlenir. Soğuk, sessiz, rahatsız edici ve sakinliğin iğne gibi battığı bir ölümdür.

Atlas'ın kalbinin olduğu boşlukta bir soğukluk vardı. Oysa o daha önceden kalbinin söküldüğünü sanmıştı. Ya da don tuttuğunu. Cehennemin en soğuk alanından bir parça taşıdığına. Thanatos'u esir eden buz parçalarının onun kalbini de esiri aldığını inanmıştı ancak artık buradaydılar. Bunun çok gerçekleşmeyeceğini fark etmişlerdi. Atlas'ın kalbi daha önce değil şimdi don tutup parçalara ayrılmıştı.

Dizileri üzerinde dururken başını göğe kaldırdı. Etrafındaki günah ve de acizliğe önemsemedi. Derin soluklarla yıldızları ciğerlerine çekti ve yıldızların ciğerlerini süslemesine izin verdi. Deniz yeşili gözlerinden birkaç damla yanaklarına ve gözlüğüne düştü.

Hayal kırıklığı ağlamayı unutmuş, göz pınarlarının kuruduğunu sanan bir yiğidi dahi size getirebilirdi. Atlas seneler sonrasında ilk defa ağladı. Ailesinin her bir ferdini kaybettiği o korkunç geceden sonra ilk defa o karanlık, ruhunda daha da yayıldı. O karanlık, kalbinde daha da büyüdü. Sonunda ise duygularını ezip geçti. Başı yıldızlardan düştü bakışları yere eğildi. Omuzları çöktü. Elleri başının başını yavrusu gibi sardı ve korudu. Titriyordu. Sadece titriyordu. Derin solukları ciğerlerini yakmaya başladığında önünde dikilen bir çift ayak onu çekip aldı. Ayaklarının sahibi Eugina idi. Öfkeyle doğruluk. Kızı omuzlarından yakaladı, sarstı. Yalnızlıdı daha da yalnız kalmıştı. Üstelik yıkılmışlığı düşmanın varlığı ile süslenmişti. Yalnızlığı düşmanın varlığı ile süslenmişti.

Kızın yüzünde oluşan korku ve acıyı içti.

"Sen ne halt ettiğini sanıyorsun?"

Üzerinden şaşkınlığını atar atmaz ona aynı şekilde karşılık verdi Eugina.

" Asıl sen ne halt ettiğini sanıyorsun? Benim mülkümdesin Mersier. Seni buranın toprağına bir sözümle gömerler."

"Sözüne gerek yok gömdün sen."

Eugina'nın ellerinden kurtuldu. Onu yumruklayabilirdi. Yapmadı. Onun suratında kırmızı el izini çıkarabilirdi. Yapma. Sadece baktı. Bazen bakışlar her hareketten daha fazla insanları incitirler. Bakışlar incinir. Bakışlar incitir. Bakışlar her şeye karar verir.

"Ne demek gömdüm? Nereye?"

"Suya... Şu an bir ölüye bakıyorsun. Gömdüğün ölüye."

"Suya gömülmez bedenler. Suda ölmez insanlar. Su sadece ölü olanı alır ve bu dünyanın iğrenç kirinden kurtarır."

"Ölüm Meleği... Sen lanet bir ölüm meleğisin ve şimdi de edebiyat mı yapıyorsun?"

Eugina sözlerini kesti. Kahverengi gözleri parlaktı. Gökteki yıldızlardan daha parlak. Sadece ıstırap dolu gözler öyle bakardı. Kırgınlığı sahibini boğan gözler öylece parlardı karanlıkta çünkü karanlıkta parlayan ışık olmayı kendine göre edinmiş olurlardı.

" Ben bir şeytanım kitaplar prensi. Şeytanlar lanet bir ölüm meleği değildir. Şeytanların doğuşu edebiyattır zaten, şeytanlık edebidir zaten."

Atlas da ona doğru bir adım attı.

"Bundan gurur duyuyorsun."

" Olduğum şeyin en iyisiyim ve sizin sikik ahlak anlayışınız benim iyi olduğum şeyden utanmama engel oluyor."

Atlas kızla burun buruna gelene kadar eğildi. Ondan 20 santim kısa idi. Bir kadına göre uzun olsa da kısaydı işte.

"Sikik ahlak anlayışı mı? Ahlak anlayışı çarpık olan sensin Eugina. Dahası narsistsin. Narsizim nedir biliyor musun? Içten içe kendinden nefret eden ve kendini aşağılık görenlerin sığındığı liman. Sen kendinden mutlu değilsin, gurur da duymuyorsun. Benliğinin aşağılık olduğunun farkındasın. Bu fikir beynini bir farenin peyniri kemirmesi gibi kemiriyor ve seni sonsuz bir narsizme itiyor ki intihar edip geberme. Ancak sana becerilerek bahşedilmiş bu hayat senin sikik ellerince alınamayacak kadar kıymetli. Bu kadar değersizsin ki bu hayatta bunu da köküne kadar biliyor ancak reddetmenin tatlı uyuşuklukla süslü kollarına kaçmaya çalışıyorsun. Gözlerin gerçeği haykırıyor Eugina acınası haldesin."

Eugina öylece ona baktı. Atlas onun bakışlarından onda gizli olanı görmeye çalıştı. Her daim Eugina'dakiki gizi aramıştı şu an ise ilk defa o gün Engina'ya bu kadar uzak hissetti. Asla kapanmayacak yollar, denizler, ormanlar, çöller kısaca mesafeler araya girmişti. Soğuktu, buz gibi. Eugina'nın bakışları onun fikirlerini ele vermedi. Eugina kitap gibiydi oysa. Her daim öyle olmuştu. Ancak şu an tamamen karanlık bir sis onun gözlerini kavramış ve yüzünü sarmalamıştı.

Yakınlığından faydalandığı dudaklarını delikanlı dudaklarına bastırdı. Atlas bu beklenmedik temas ile irkildi. Belki bundan birkaç sene önce olmuş olsaydı her şey değişebilirdi. Tüm hayatları, durdukları yerler, duyguları, bakışları, fikirleri, her şey değişebilirdi. Ancak ne yazık ki o dönemeç çoktan kaçmıştı. Hayalleri birbirlerine verdikleri acıyla harmanlanmış ve yol çatallara ayrılıp onları koparmıştı. Atlas buse ile yakın soluna ,onun yoluna doğru, yalpaladığını hissetse de aralarında çitler, ormanlar vardı.

Geri adım atıp dudaklarını ondan kopardı. Tatlı bağımlılığından... Sonrasında hiçbir şey denmeden uzaklaştı. Amacı Engina'yı yaralamak değildi. Onu önemsememesine kırılacağını bilirken diyeceği tek kelimesi yoktu. Donmuştu. Bu sefer soğuktan değildi. Soğuk ve ateş kavga etti. Onları ve fikirlerini ve düşlerini bir oraya bir buraya sallayıp durdu. Onu havaya kaldırdı sonra yere attı ve onu boğdu ve ona hayat nefesi üfledi. Atlas bu aziz tangoya ayak uydurmaya çalıştı ancak başarılı olamadı. Yere düştü, tökezledi, düştü, kalktı ve kollarından bir kukla gibi kaldırıldılar ve öylece havada tuttular.

Atlas'ın ise elinden gelen tek şey onlardan kaçmak adına çenesini kapatıp her şeye neden olan o suçladığı bağımlılığının tatlı kollarından ve vaatlarinden uzaklaşmaktı. Arkasında ise kendisinden daha paramparça bir kız bırakmıştı.

نهاية الفصل

9 تعليق