تخطٍ إلى المحتوى

Hedef

الفصل 8 · قراءة 12 دقيقة

Hedef

الفصل 8

8.Bölüm: "Dönüm noktası"

8.Bölüm: Dönüm noktası

Bölüm müziği : Seksendört - Kendime yalan söyledim.

Hepimizin hayatında dönüm noktası olur. İşte o an her şey bir anda değişir. Bazen hayatımız kötüye doğru gider, bazen ise iyiye doğru gider. Ama bir şekilde değişir. Örneğin her şey yolundayken aniden bir kaza geçiririz felç oluruz hayatımız kararır. Ya da hayatımız paramparça iken biri gelir tüm parçaları birleştirir, bizi onarır. Üçüncü seçenekse hayatımız boyunca bir yalanla yaşamaktır...

Ada tam inecekken gördüğü manzarayla şok oldu. İçeride bir şey daha vardı. Duvarda kırmızı boyalarla bir sürü gereksiz anlamsız yazı yazılmıştı. Fakat sadece bir tanesi onun dikkatini çekti. En büyük duvarın üzerinde bir cümle yazıyordu. "Sakın o çaresiz günlerini unutma! Her şey bir düzen içinde kuruldu ve öyle durması için çabalıyorlar... "

Sanki bu mesaj Ada'ya yazılmıştı. Çaresiz günler dediğinde kastettiği şey uyuşturucu kullandığı zamanlardı. Ancak anlam veremediği şey ise 'her şey bir düzen içinde kuruldu cümlesiydi.'

Aniden zihni geçmişe doğru yol aldı.

Gece saat 21:00 olduğunda kulüp yavaş yavaş dolmaya başlıyordu. Rengarenk loş ışıklar ortamı oldukça çekici ve farklı hissettirirdi. Kulüpde bir sürü gençler toplanıp sabaha kadar müzik, dans ve farklı oyunlar oynayarak kafayı dağıtma derdindeydiler. Bara çok benzese de burası gençlerin kendine özgü kurdukları bir yerdi. Ara sıra kafayı dağıtmak için farklı içkiler, şaraplar sunulurdu. Hatta ara sıra bazı yasak şeyler de alıp satılırdı. Ada burayı tesadüfen bulmuştu. Ara sıra buraya gelir kafayı dağıtırdı. Ailesinde yaşadığı sorunlar onu yıpratmıştı. 19 yaşında olmasına rağmen hayattan bıkmış, hatta birkaç kez intihar bile etmek istemişti. Sinir sistemi iyice bozulmuştu. Artık psikolojisi yerlerdeydi. Yine günlerden biri buraya geldiğinde bu kez hayatının tamamen değişeceğinden habersiz gelmişti.

Kulüpe girdiğinde etrafa kısa bir bakış attı. Ardından içkilerin olduğu yere gelip her zaman içtiği içkini sipariş etti. Sipariş ettikten hemen sonra masasına geçti. Kulüpde her zamankinden daha çok müşteri vardı. Bazıları şarkıyla dans ederken, bazıları elinde içkiyle şarkı söylüyordu. Diğerleri ise diğer masalarda oyunlar oynuyordu. Ada sakince köşesine geçip yorgun haliyle gözlerini kapattı. Birkaç saniye sonra içkisi önüne servis edildiğinde gözlerini açıp başını salladı.

İçkiyi yudumlayarak beynini uyuşturmaya yani hiçbir şey düşünmemeye çalıştı. Tam o sırada birkaç aydır kızı gözüne kestiren Pınar ona doğru yaklaşarak oturmak için izin aldı. Ada halsizlikle başıyla onayladığında Pınar kendi içkisini masaya bıraktı.

"İsmin ne?" dedi bağırarak. O kadar çok gürültü vardı ki insanlar bir birlerinin sesini duymakta zorlanıyordu. "Ada" diye karşılık verdi. "Peki, ya sen?"

"Bende Pınar. Memnun oldum." Elini Ada'ya uzattı. Ada kızın elini sıktı. Pınar Dj-ye müziğin sesini biraz kısması için işaret etti. Dj kafasını sallayarak müziği biraz kıstı. Artık insanlar bir birlerini duya biliyordu.

"Birkaç aydır buradasın? Ailen bir şey demiyor mu?"

Ada hiçbir cevap vermeden başını iki yana salladı. Pınar sırtını koltuğa yasladığında Ada içkiden bir yudum alarak sersemliği ile "ailem yok ki" dedi. Kullandığı cümle içinde yeni fırtınaların yaranmasına neden olurken Pınar üzgün suratla "öldüler mi?" diye sordu. Asıl hedefi Ada hakkında fazla bilgi sahibi olmaktı.

"Hayır, konuşmak istemiyorum." Ada kollarını birleştirip koltukta iyice yayıldı. İçki tüm beynini uyuşturmaya yetiyordu. Ama fazlasını istiyordu. Beyninden ailesini silip atmak istiyordu. Onlar hakkında düşünmek, konuşmak istemiyordu.

Pınar olayları az çok tahmin etmişti. Ada gözlerini kapattığında sinsi gülüşü yüzünde çoktan yer almıştı. Çünkü tam da istediği buydu. Muhteşem oyunculuk sergileyerek elini Ada'nın omzuna koydu. "Hayatlarımız bir birine çok benziyor." Ada gözlerini açarak Pınar'a baktı. Tek kaşını kaldırdı.

Pınar başını aşağı eğerek derin bir nefes aldı.

"Annem ve babam beni terk ettiğinde yedi yaşındaydım. Beni yurda vermiştiler. Orada tekbaşıma büyüdüm." Sesinde üzüntü vardı.

"Ondan sonra bir daha kimseye güvenmedim. Tekbaşıma savaştım. Şimdiyse buradayım." Ellerini iki yana açarak etrafı gösterdi. "Buraya gelenlerin bir çoğu hayattaki adaletsizlikten payını alanlar. Bir çoğu hayata şanslı doğarken, biz gibi uyumsuzlar her zaman savaşmak zorunda kalırız. Ve genelde savaşı kaybederiz. Kaybedenler iki yere ayrılır. Birinci grup ömrünün sonunadek savaşanlar. Genelikle bu grup insanlar sinirli, öfkeli, kızgın tiplerdir. Artık insanlara tahammülleri yoktur. Savaşmaktan bıkmışlar ama savaşmadan yaşayamazlar." Ada dikkatlice Pınar'ı dinlediğinde aniden lafa girdi. "Ya diğer grup?"

"Diğerleri ise savaşmazlar. Oturup mutluluğun onlara gelmesini beklerler. Ve ne tesadüfse mutluluk onlara hayatlarında bir kez olsun gelir. Ama çabuk gider. Unutma mutluluk çabuk sıkılan misafir gibidir. Elinde tutmayı başarırsan uzun süre sende kalır. Eğer başaramazsan bir daha ne zaman geleceğini bilemezsin."

Ada "öyleyse ben nasıl mutlu olabilirim?" diye sorduğunda Pınar sanki bu soruyu bekliyornuşcasına boğazını temizledi. Cebinden küçük bir paket çıkarıp Ada'ya uzattı. "Her şey sadece senin elinde." diye fısıldadı. "Kaybedecek bir şeyin olmadığında artık her yola girmek zorundasın. Ama bu yollar sana küçük de olsa mutlulukları getirir."

Normalde zaten hiç kimse Pınar'a inanmazdı. Fakat öyle profesyonelce hareket ediyordu ki adeta insanları hipnoz ediyordu. Sesiyle, konuşmasıyla hareketleriyle tam bir illüzyon sergiliyordu.

Ada tereddütle paketi aldı. İşte o gün Ada'nın hayatının dönüm noktasıydı. Ondan sonra artık eskisi gibi bir hayatı olmadı.

Yaşayan ölü gibi ortalıkta geziyordu. Saçları, yüzü güzelliğini kaybetmişti. Her şeyi düzeltmek isterken daha çok mahvettiğinin farkında değildi.

Şimdiyse hayatının en güzel çağlarını ağlayarak, kriz geçirerek, uyuşturucu bağımlısı olarak geçirdiği her anın düzenlenmiş bir planın parçası olduğunu anladı. İşte o an her şey yapboz parçası gibi yerine oturdu.

"Ada hemen aşağı in!" Emir Ada'ya kısık sesle bağırdığında Ada irkilerek var olduğu ana döndü. Şaşkınlık içerisinde etrafına bakındı, ardından Emir'i farkedince hızlı hareketlerle aşağı indi.

Emir Ada'nın omuzlarından tutup silkeledi. "Ne oldu sana? Rengin bembeyaz." Emir telaşla Ada'yı izlerken Ada hala şoku atlatamamıştı. "Ada!" dedi tekrar. "Adamı kaçırdık!" Ada olayın farkına varınca gözlerini kapatıp tekrar açtı. "Be-ben" kekelemeye başladı. "Ben iyi değilim!"

Emir telaşla Ada'nın gözlerine baktığında artık gözlerinde korku olmadığını gördü. Yerini öfke almıştı.

Emir Ada'nın belinden tutup yavaş yavaş arabaya ilerlemeye başladı. Ada şoktan yavaş yavaş ayrılıyordu. Bunca zaman yaşadıkları birer kabus gibi gözünün önünden geçmişti. Bugüne kadar hep korku, kaygı, endişe içinde yaşamıştı. Hayatının en güzel günlerini heba etmişti. Şimdiyse artık ayakta durmanın zamanı gelmişti. Artık savaşmak değil, kendini bulmanın zamanı gelmişti. Hayatı tekrar yaşamanın zamanı gelmişti. Mutlu olmanın, en önemlisi ise Ada olmanın zamanıydı.

Ada'nı arabaya bindirdikten sonra Emir hızlıca arabayı bindi. Arabayı çalıştırıp yola koyuldu. Yol boyunca ikisi de hiçbir şey konuşmadı. Radioda hafif çalan müzik sesi ortamdaki sessizliği bozuyordu.

Seksendört- Kendime yalan söyledim

Ada şarkıyı ezberden biliyordu. Camı açıp şarkının sözlerini mırıldanmaya başladı.

Bazı şeyler kaybetmeden sevilmiyor

Bedenim burada fakat ruhum kabul etmiyor

Kendime yalan söyledim

Yalnızım bunu ben istedim

Paramparça bütün aynalar

İçinde kan revan birisi var

Başını camdan çıkarıp yüzüne çarpan rüzgarın etkisiyle gözleri doldu. Bu kez üzüntü değildi. Mutluluk gözyaşlarıydı. "Özgürüm!" Bağırdığında Emir şaşkınlıkla kaşlarını havaya kaldırdı. Bağıra bağıra "Ada Aslan artık özgür!" dediğinde saçları savrulmaya başlamıştı. İçindeki küçük kızı hapisten kurtarmıştı. Savaştan kurtulmuştu... Mutluluk gözyaşlarına engel olamadı, olmadı...

Emir sıcak gülümsemeyle Ada'ya baktı. İçindeki savaşı kazanmıştı.

###

Emir Ada'nı evine götürmemişti. Kendi evine götürdü. Çünkü Ada'nın bu gece yalnız kalmasını istemiyordu. Ada'ya bu konuyla ilgili hiçbir şey söylememişti. Evinin önüne vardığında Ada yabancı yere geldiğini farkedip yorgun haliyle "buraya neden geldik?" diye sordu. Emir kendinden emin tavırla "seni yalnız bırakmak istemedim. Birkaç günlük benim misafirimsin." Ada itiraz etmeden başını salladı. İtiraz edecek gücü yoktu. Ruhu yorgundu. Araba garajdan içeri girdiğinde Ada yorgunluktan gözlerini kapatmıştı. Emir arabadan inip eve doğru ilerlerken arkasından Ada'nın gelmediğini farketti.

Arkasına döndüğünde Ada'nın arabanın içinde uyuya kaldığını gördü. İstemsizce yüzünde gülümseme oluştu. Geri dönüp arabanın kapısını açtı. Ada'nı kucağına alıp kapıyı geri kapattı. Ada başını Emir'in omzuna yaslayıp kollarını boynuna dolayan Ada kendini uykunun kollarına teslim etti.

Saçlarının kokusu Emir'in burnuna doluyordu. Her defasında nefes aldığında Ada'nın saçlarının kokusu onu kendinden geçiyordu. Gözlerini kapatıp son kez ciğerlerine soludu kokusunu. Sanki içinde çiçekler açmış gibi hissetti. Hayatında ilk kez böyle güzel kokuyla karşılaşmıştı.

Kapıya ulaştığında biraz eğilerek anahtarı kapının deliğine soktu, anahtarı çevirip kapıyı açtı. İçeri girdiğinde her yer karanlıktı. Eliyle ışığı açtığı anda "Sürpriz!" diye bağırdılar. Emir şaşırarak onları izlerken Emir'in kucağında kızı gören arkadaşlarının da ondan farkı yoktu. Hepsi şaşırarak ağzı açık Emir'i izliyordular.

"Oha!" dedi Miraç şaşırarak. "Emir eve kız atıyor!" Yanındaki kız Miraç'ın koluna sertçe vurdu. "Sus!" Emir yerinden kıpırdamadan duruyordu. Arkadaşları evin her yerini süslemiş hatta pasta bile getirmişler. Emir kaşlarını çattı. "Siz burada ne arıyorsunuz?"

Miraç kollarını iki yana açtı. "Kardeşim, ne bilelim sen bu gece eğlence peşinde olacaksın." Gözleri Ada'ya kaydığında "bir de kızı uyutmuş gerizekalı!" dedi çemkirerek.

Emir hiçbir şey demeden kapıyı ayağıyla kapatıp yukarı çıktı. Odasının kapısını yavaşça açıp Ada'nı yatağının üstüne bıraktı. Ada çoktan uykuya dalmıştı. Üzerine battaniye yavaşça bıraktı.

Camdan perdeleri çekip odadan yavaş hareketlerle çıktı. Kapıyı kapatır kapatmaz aşağı indi. "Tekrar soruyorum, sizin burada ne işiniz var?" Emir merdivenleri inmeye başladı.

Siyah saçlarını sıkı topuz yapan kız bir adım ileri çıktı. "Moralini açmak için parti yapalım dedik. Sürpriz yapmak istedik sadece."

Emir son basamağı indikten sonra onların yanına geldi. "Gerek var mıydı böyle bir şeye Derya?"

Miraç koltuğa geçerek iyice yayıldı. "Burada soruları ben soracağım."

Emir Miraç'ın karşısındaki koltuğa oturdu. Derya Emir'in yanına oturdu. Sarısaçlı kızla kumral kahverengi gözlü erkek de Miraç'ın yanına oturdu.

Emir sarışın kıza döndü. "Doğru söyle bu iş senin başının altından çıktı değil mi?" Kız hiçbir şey demeden dudaklarını bir birine bastırdı. Gözlerini Emir'den kaçırıp tavana bakmaya başladı. Miraç araya girdi. "Boşuna Aylin' e bakma bu işte yalnız o yok. Derya ben Melih'te var."

Emir gözlerini devirip başını cama doğru çevirdi. Elini çenesine götürüp düşünmeye başladı. Tam o sırada Derya Emir'in koluna dokunarak "o kız kim?" diye sorduğunda herkes Emir'in ağzından çıkacak olan cümleyi merak ediyordu. Emir kendinden emin tavırla "Ada. Kendisi müvekkilim," dedi sadece. Derya derin bir nefes alıp diğerleriyle göz göze geldi. Kendi aralarında bakıştıklarında Emir başını çevirmeden "sevgilim falan değil" dedi.

Miraç Emir'e döndü. Eline çenesine yasladı. "Emir, Aslı'dan-" Emir elini sertçe masaya vurdu. Sakin bir sesle "adını duymak istemiyorum!" diye tısladı. Miraç yutkundu, en yakın arkadaşını her defasında böyle gördüğünde daha çok üzülüyordu. Diğerleri sessizce Emir'i izlerken Miraç ayağa kalkıp diğerlerine başıyla 'gidin' diye işaret etti. Aylin Melih ve Derya ayağa kalkarak montlarını alıp evden çıktılar.

Emir hala dışarını izliyordu. Alt dudağını sürekli ısırması onun stresli olduğunun göstergesiydi. Miraç arkadaşının yanına gelip onun karşısına sandalye çekip oturdu.

"Neden gitmedin İzmir'e?"

"Gidemedim."

"Ada denilen kız yüzünden mi?" diye Miraç sorduğunda Emir nihayet gözlerini dışarıdan çekip karşısında oturan arkadaşına döndü. "Yaklaşık iki hafta önce bir kız öldürüldü. Ve suçu Ada'ya attılar. Tam bu lanet olası şehri terk edecektim ki Altay aradı."

"Hani şu polis arkadaşın mı?"

"Evet, benden kızın dosyasını almamı istedi. Benden başka kimseye güvenemeyeceğini söyledi. Onun üzerine dosyayı aldım. Birkaç araştırma yaptım. Kız önceden uyuşturucu bağımlısıymış."

"Ne?!" Miraç şok içinde sordu. Emir tavrını değiştirmeden konuşmaya devam etti. "Sonradan bırakmış zaten. Ölen kız onu bağımlı yapmış. İfadesine göre uyuşturucuyu bıraktıktan sonra bir daha kızla görüşmemiş. Kızı öldüren her kimse Ada'nın da peşinde."

"Nereden biliyorsun?"

Emir gözlerini kaçırarak sustu. Miraç gözlerini kısarak onu izleyince soruya cevap vermeden Ada hakkında her şeyi anlatmaya başladı.

###

Güneşin ilk ışıklarıyla gözleri kamaşan Ada, gözlerini kırparak açmaya çalıştı. Göz kapaklarının üzerinde sanki bir taş varmış gibi zar zor açan Ada güneşin doğdunu anladı. Uyku mahmurluğu ile gözlerini açıp birkaç saniye sonra tekrar kapadı. Ardından tekrar göz kapaklarını açtığında odasında olmadığını farketti. Panikle doğrulup etrafa bakındı.

Oda gri rengin tonlarıyla dizayn edilmişti. Yatağın tam karşısında büyük bir televizyon, altında ise kitap çekmecesi vardı. Tam yanında geniş bir masa yerleştirilmişti. Duvarlar ve perdeler açık gri renk, kapı, tavan koyu gri renkti.

Ada panikle ayağa kalktığında aniden başı döndü. Yavaşça yatağa otururken aklına bir anda dün yaşadığı olaylar geldi. Emir'i hatırladı. Elini başına koyup hafızasını zorladı.

Hatırladığı son şey Emir'le birlikte bir eve gelmesiydi. Emir'in evi olduğunu hatırladığında derin bir nefes aldı. Gözlerini tekrar kapatıp saçlarını geriye attı. Bir anlık gelen korku onu strese sokmuştu. Kendini toparlayarak tekrardan ayağa kalkıp kapıya yöneldi.

Aşağı indiğinde mutfaktan ses geldi. "Emir?" diye çağırdığında cevap gelmedi. Mutfaktan sesler gelmeye devam ediyordu. Ada yavaşça inip mutfağa geldi. Kapıyı aralayıp içeri girdiğinde Emir arkasını dönmüş bir şeyler pişiriyordu. Ada'nın yüzünde gülümseme oluştu. "Ne yapıyorsun burada?"

Emir arkasını dönüp Ada'nı gördüğünde sıcak gülümsemeyle "günaydın," dedi.

"Günaydın, kahvaltı mı hazırlıyorsun? Yardım edeyim mi?"

Emir yumurtanın altını kapatıp ekmeği aldı. Ekmek kabına koyup yumurtayla birlikte Ada'ya döndü.

"Gerek yok. Her şey hazır. Birazdan Altay gelecek. Hadi çıkalım."

"Nereye bahçeye mi?"

Emir başıyla onayladı. Evi incelerken onu takip etti. Evi oldukça geniş ve büyüktü. Oturma odası bej renginde koltuklar, perdeler ve halıyla dizayn edilmişti. Kahverenginin biraz açık tonuyla duvarlar, tavan ve aynı zamanda koyu kahverengiyle de masa dizayn edilmişti. Oturma odasında uzun cam kapılardan Emir geçerek bahçeye çıktı. Bahçede yeşil çimenler, sırayla ekilmiş ağaçlar bahçeni daha çok güzelleştiriyordu. Bahçenin tam ortasında uzun bir masa ve etrafı sandalyelerle kaplanmıştı.

Emir öyle bir kahvaltı hazırlamıştı ki Ada şimdiye kadar böyle güzel kahvaltı görmemişti. Sahanda yumurta, menemen, salata, zeytin, peynir, limonata ve çay. Ada'nın mutluluktan ağzı kulaklarına kadar açıldı. "Şaka mı bu? Bu kadar şeyi nasıl hazırladın?" Emir yumurta tavasını sofraya koyduktan sonra muzip gülümsemesiyle Ada'ya döndü.

"Hadi gel otur," tam o sırada kapı çaldı. Emir içeri girip kapıyı açmaya giderken Ada sofraya geçti. Kendi kendine "erkekler kadınlar daha iyi kahvaltı hazırlarlar dediklerinde inanmalıydım," diye mırıldandı. Gözlerini sofradan çekemiyordu. Tam o sırada telefonu çalmaya başladı. Gözleri telefona kayAda: nedir dinliyorumnunu aldı.

Arayan Alper'di. Hemen telefonu açıp kulağına götürdü.

Ada: Alo, Alper?

Alper: Günaydın Ada.Alper : Verdiğin numaranı araştırdım. Bayağı bir zorlandım açıkçası. Ama yeni şeyler bulmayı başardım. Şimdi şöyle. Bu numara sadece bir kez kullanılmış. Yaklaşık iki hafta önce sana mesaj atılmış. İki gün aktif olduktan sonra numara kırılmış mı yoksa atılmış mı belli değil. Kısacası telefondan çıkarılmış. Kullanan eğer kendi adına numarayı almışsa o zaman işiniz kolay, ama eğer bir başkasının adına almışsa o zaman biraz zorlanacaksınız. Çünkü adamın adı ve soyadını buldum. Hatta kaldığı yeri de buldum. o zaman işiniz kolay, ama eğer bir başkasının adına almışsa o zaman biraz zorlanacaksınız. Çünkü adamın adı ve Alper : adamın ismi Engin Sezer. Adres İstanbul Kartal Cevizli. yiAda : Tamam Alper, çok teşekkür ederim. Bir tanesin!

Alper : Yarın sabah buluşuyoruz unutma! erAda: Yarın sabah öğlenden sonra uygun musun? rtAlper : Tamam görüşürüz o zaman hoşçakal kkür ederim. Bir tanesin!

Alper : Yarın sabah buluşuyoruz unutma!

Ada: Yarın sabah saat dokuz gibi uygun musun?

Alper : Tamam görüşürüz o zaman hoşçakal

Ada telefonu kapatır kapatmaz onu bir süredir izleyen şaşkın suratlara döndü. "Alper kim?" Altay merakla sorduğunda Ada heyecanla anlatmaya başladı.

"Alper benim çoçukluk arkadaşım. Aynı okullarda okuduk, birlikte büyüdük. O bir teknoloji dehası. Teknoloji ile ilgili bilmediği hiçbir şey yok. Bana cinayet günü bir mesaj gelmişti yabancı numaradan. Gerçekleri öğrenmek için depoya gel. Anlatmıştım ya size. O numaranı ona attım ve bilin bakalım ne oldu? Numaranın sahibini buldu. İsmi Engin Sezer."

Altay kaşlarını havaya kaldırdı.

"İlginç" dedi elini çenesine koyarak.

"Ve benim de size güzel haberim var. Dün gece depoya gelen adamın arabasının numarasını Emir bana atmıştı. Ve şimdi ilginç yerine geliyoruz. Araba Engin Sezer'e ait. Yani katilimizi bulduk arkadaşlar!"

Değerleri okurlarım. Nasılsınız bu gün? Yavaş yavaş aksiyona doğru ilerliyoruz. Bölümle ilgili fikirlerinizi merak ediyorum. Lütfen okuduysanız bölüme oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın lütfen. Diğer bölümlerde görüşmek dileğiyle... Hoşça kalın

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.