تخطٍ إلى المحتوى

Hedef

الفصل 3 · قراءة 15 دقيقة

Hedef

الفصل 3

3.Bölüm: "Geçmişin Külleri"

Hedef 3.Bölüm: Geçmişin Külleri

Kül olan bir daha tutuşmaz! (Alıntı)

Bölüm şarkısı Lindsey Stirling- Carol of theBell

Ada ellerini masada birleştirerek bakışlarını Emir'e çevirdi. "Tamam, konuşurum ama önce sen benim sorularıma cevap ver."

Emir sakince sırtını sandalyeye yaslayarak "dinliyorum," diye cevap verdi Ada'ya.

"Soru bir. Beni nasıl buldun?"

Emir önce duraksadı, ardından gülümseyerek "söylediğim cevap bir işine yarayacak mı?" dedi.

Ada ise gayet soğuk bir tavırla "evet," dedi ve devam etti. "Mesela senin beni takip edecek kadar azılı bir sapık olup olmadığını öğreneceğim."

Emir duyduğu cevapla memnun olmuşçasına başını salladı. Ve öne doğru hafif eğilerek ellerini masada birleştirdi. "Ben avukat Emir Kaya. Emin ol ki, sapık filan değilim. Seni sorguya götürürlerken gördüm ve sana yardım etmek istedim. Bu kadar."

"İnanmıyorum!" - dedi keskin bir şekilde. "Daha iyi bir yalanın var mı?"

Emir sinsice gülümsedi. "Gerçekten inanmıyor musun?"

Ada kaşlarını hayır dercesine kaldırdı.

Emir dikkatlice Ada'yı izliyordu. "Bu konuyu istersen Altay komiser ile konuş. Beni buraya o getirdi."

Ada kaşlarını çattı. Emir belki de haklıydı. Onun Altay'la konuşması gerekiyordu.

Ada tam ağzını açıp ikinci soruyu soracakken Emir "neden yardım etmek istediğimi soracak olursan, onu da söyleyeyim," dedi. "Altay bana seni suçsuz olduğunu ve Oktay'ın seni şüphesi yüzünden sorguya alındığını söyledi."

"Sence haklı değil mi? Cesedin bulunduğu yerin yakınlığında ben vardım. Ve gecenin o saatinde o sokaktan benden başka kimse yoktu. Gayet şüphe doğuran bir durum."

"Evet ve ben de o şüphe doğuran durumu açıklamak için buradayım. Şimdi bana bu konuda yardım etmeni istiyorum." Yüzünü Ada'ya yaklaştırarak "bana sadece seni buradan çıkaracak bir cümle söyleye bilir misin?" dedi kısık sesle.

"Eğer ben yapsaydım, şimdi burada olmazdım."

Söyleyeceği her cümle, atacağı her adım yavaş yavaş onun hayatını değiştirecekti ve o bunu çok iyi biliyordu. Ve bildiği bir şey daha vardı. Ona bunu yapanları bulup gerçekleri öğrenmeye de niyetliydi.

***

Sabah saat 07.30.

Ada dünkü sorgudan sonra gözaltına alınmıştı. Emir'e hepsini olmasa bile onu oradan çıkartmaya yetecek gerçekleri söylemişti. Ardından Emir yeni dosya hazırlayıp savcıya sunmak için adliyeye gitmişti. Fakat savcı dosyayı ertelemişti. Ama ikisi de biliyordu ki savcı Ada'nın çıkması için net bir cevap söylemeyecekti. Çünkü bıçakta Ada'nın el izi vardı. Savcı tabii ki de bunu sorgulayacaktı. Ama Emir mahkemeye çıkmadan önce yeterince delil bulması gerekti.

Bu yüzden sabah saat sekkiz buçukta Altay'ı alarak olay yerine gittiler.

"Kızın ismi Pınar Kutay. 23 yaşında ve 'İstanbul Teknik Üniversitenin Peyzaj Mimarı' bölümünü okuyormuş," dedi mırıldanarak Emir. "Küçükken anne babasını trafik kazasında kaybetmiş on sekiz yaşına kadar babasından kalan evde büyümüş. On sekiz yaşı olunca ise hemen kafelerde, barlarda garson olarak çalışmaya başlamış."

Altay arabayı kullanırken "yüzüncü defadır okuyorsun. Orada ne bir delil bulabilirsin ki?" dedi bunalarak. "Bence olay yerinde bir şeyler çıkacak. O dosyada pek bir şey yok zaten."

Emir itiraz edercesine başını salladı. "Olay yerinden sonra kızın kaldığı yurda, okuduğu üniversiteye ve çalıştığı iş yerine gidelim.

Bakalım kızın düşmanı filan var mıymış? Veya Ada'yı hiç kızın yanında görmüşler mi?" Altay başını onaylarcasına sallayarak arabayı sürmeye devam etti.

Kısa bir sessizlikten sonra Altay yüzünü Emir'e çevirerek "sence Ada suçlu olabilir mi? "diye sordu.

"Sen suçlu olduğuna inanıyor musun?

" Hayır, peki ya sen? "

Emir uzun süre düşündükten sonra başını iki yana salladı." Hayır!"

###

Olay yerine geldiklerinde meraklı insanların toplandıklarını gören Emir, polislere insanları dağıtmaları için emretti. Polisler emire uyarak insanları uzaklaştırdıklarında Emir ve Altay hızlı adımlarla depoya doğru yürümeye başladılar.

Emir adımlarını cesedin olduğu yöne çevirdi. Cesedin olduğu yer boştu. Emir bakışlarını Altay'a çevirdiğinde Altay "cesedi adli tıpa gönderdik. İncelemeye aldılar," dedi açıklama gereğinde bulunarak.

Emir başını olumlu şekilde sallayarak etrafı incelemeye başladı.

Bu deponun çok eski olduğu duvarlarının boyalarından belli oluyordu. İçerisi nem kokuyordu resmen. Deponun içinde olan ahşap tahtalar duvarlara sabitlenmişti. Duvarın diğer tarafında ise büyük ahşap bir masa vardı.

Dikkatlice inceleyen Emir, bu masaların buraya ait olmadığını anladı. Çünkü masalar oldukça yeniydi ve üstelik bu masalar zenginlerin evlerinde kullanacağı tarzındaydı.

Masaya yaklaşıp dikkatlice gözleriyle masayı süzdü. Masanın üzerinde ayakkabı izleri vardı. Masanın hemen yanında uzun kalın bir ip vardı. Emir kaşlarını çatarak arkasını döndü. Sahneni beyninde canlandırmaya çalışıyordu ama yetersiz deliller olduğu için bu oldukça zordu.

"Kız nasıl öldürülmüş? Bilginiz var mı?"

"Şimdi şöyle. Bizimkiler kızı bulduğunda kız kanlar içerisinde tavandan asılmıştı. Yanında da kanlı bıçak vardı. Anladığımız kadarıyla önce bıçakla işini halletmiş, ardından kızı ipten asmakla sonlandırmış."

Altay bir taraftan anlatırken diğer taraftan da elindeki dosyaları kontrol ediyordu. "Ama adli tıptan haber gelir gelmez size haber veririm."

Emir anladığına dair başını salladı. Ama beynindeki sorular hâlâ cevapsızdı.

"Aslında bulmamız gereken şey o kızı kim ve neden öldürdüler?"

"Ve..." dedi Emir Altay'ın cümlesini sonlandırarak. "O bıçakta Ada'nın parmak izinin sebebini araştırmamız gerek."

Altay Emir'e bakarak "peki sizin bir fikriniz var mı?" diye sordu merakla. "Yani şüphelendiğiniz veya-"

"Benim kimden şüphelenmem şu an önemli mi? Asıl önemli olan asıl suçlu kim?" Arada derin bir sessizlik oldu. Emir çenesini sıvazlayarak deponun içinde dolanmaya başladı.

"İsterseniz artık kızın okuduğu üniversiteye ve çalıştığı yere gidelim. Belki orada bir şeyler bulabiliriz."

Emir ve Altay dışarı çıktığında, Altay arabaya doğru ilerlerken Emir tam deponun önünde durdu. Başını gökyüzüne kaldırdı. Dışarıdan basit bir olay gibi gözükse de aslında herkesi uzun zorlu bir yol bekliyordu. Emir bu olayda epey zorlanacağını şimdiden anlamıştı. Tek başına başarabilecek miydi bilmiyordu. Bildiği tek bir şey vardı. Bu yolun sonu hiç iyi değildi. Bir kayıp olacağı kesindi. Ve bu kayıp büyük ihtimalle Ada tarafından olacaktı...

***

Emir ve Altay kızın okuduğu üniversiteye geldiklerinde ilk önce dekanın odasına gidip bilgi almaya karar verdiler.

Merdivenleri çıkarak dekanın odasına geldiler. Kapıyı iki kez çaldıktan sonra içeri girdiler.

"Buyurun?"

Altay öne çıkarak kendisini ve Emir'i taktim etti. "Merhaba efendim, ben baş komiser Altay Akay, bu da avukat Emir Kaya. Üniversitenizde okuyan Pınar Kutay'la ilgili bilgi alacaktık."

"Ah tabii. Buyurun efendim buyurun." Dekan kimliklerini öğrendikten hemen sonra önündeki koltuklara oturmaları için heyecanla onlara yer gösterdi. "Ben de Arif Çelik. Hoş geldiniz efendim."

Emir ve Altay yerlerini aldıklarında ilk olarak Altay söze başladı. "Arif bey öncelikle size birkaç soru sormak istiyoruz izninizle."

"Tabii buyurun."

Altay elindeki dosyaya bakarak "Pınar Kutay. Bu öğrenci hakkında bilgi alacaktık," dedi dosyayı masaya bırakarak.

Arif hoca gözlerini kısarak biraz düşündükten sonra dudaklarını araladı. "Tam anımsayamadım. Bir sürü Pınar isminde öğrenci var o yüzden-"

"Buyurun." Emir kızın fotoğrafını hocanın önüne bıraktı. Gözlerini hocaya dikerek onu izlemeye başladı. Hocanın her mimiğini anlamaya çalışıyordu. "Evet, hatırladım. Pınar Kutay." Fotoğrafa gözlerini kısarak inceleyen hoca alt dudağını hafifçe ısırdığında, Emir ortamda bir gerginlik oluştuğunu anladı. Başını dikleştirerek "bu kızla ilgili bize bilgi verebilir misiniz?" diye sordu aniden.

Arif hoca beyazlamış sakallarını sıvazlayarak başını onaylarcasına salladı. Arkasına yaslanarak masadaki telefonu eline aldı. Birkaç saniyeden sonra dolgun dudaklarını aralayarak "kızım bana kahve getir," bakışlarını Altay'a çevirdi. Sanki bir yanıt bekliyormuşçasına onlara baktığında Altay kafasını iki yana salladı.

Hoca cevabını aldıktan sonra telefonu kapattı.

Kravatını bir az açıp, masanın diğer yanında duran kâğıt mendili alarak gerginlikten terlemiş alnını sildi. Hoca gitgide daha da gerginleşiyordu. Bunu yalnız Emir değil, aynı zamanda Altay da sezmişti. İkisi birbirlerine kısa bakış attıktan hemen sonra Emir "hocam iyi misiniz?" diye sordu Arif hocaya. Arif hoca başını onaylarcasına salladıktan sonra derin bir nefes verdi.

"Normalde biz öğrencilerimiz hakkında çok az bilgi sahibi oluruz. Fakat Pınar bizim sıradan öğrencilerimizden değildi. Pınar çok çalışkan aynı zamanda çok zeki öğrencilerimizden biriydi. Birçok yarışta madalya kazanmıştı. Açıkçası her konuda başarılıydı. Biz de onun hakkında çok az bilgi sahibiydik. Ama bir gün ailesini tebrik etmek için ailesini aramasını istedik. Fakat kızımız kendi hayatını ilk gün o gün bize anlattı. Çok ağır bir hikâyesi varmış meğer."

Altay dayanamadan "ne anlattı?" diye soru verdi.

Arif hoca Altay'a kısa bir bakış attıktan sonra konuşmasına devam etti. "Ailesini dokuz yaşındayken trafik kazasında kaybetmiş, ardından on sekiz yaşına kadar babasından kalan evde tek başına yaşamış. Bir süre sonra çalışmak amacıyla bir barda garsonluk yapmaya başlamış. Kazandığı parayla da üniversiteye hazırlanmak için kullanmış."

Emir'in aklında bazı soru işaretleri kalıyordu. Daha fazla dayanamadan ilk sorusunu yöneltti. "Peki ona on sekiz yaşınadek kim bakmış, yani parayı nereden bulmuş ki?"

"Komşusu bakmış. Kadın annesinin yakın arkadaşıymış. Okul masraflarını filan kendisi üslenmiş. Kocası onlarla birlikte yaşamasına izin vermeyince kadın kazandığı maaşla az da olsa kıza yiyecek içecek giyim filan götürmüş. Zaten kızın on sekiz yaşı olunca da kadın vefat etmiş. Kız da mecbur kendi çalışmaya başlamış."

"Kadının ismi neydi?" Bu kez soruyu Altay sormuştu. Bir taraftan hocayı dinlerken diğer taraftan da birkaç not alıyordu.

Hoca hafızasını zorlayarak kadının ismini hatırlamaya çalıştığında, Emir gözleriyle bu kez odayı incelemeye başladı. "Ha, hatırladım. Kadının ismi sanırım Gülay'dı. Gülay Sezer. "

"Peki kocasının ismi?" diye sordu Emir bakışlarını duvardaki fotoğrafı bulunca. Tam odaklanmış bir vaziyette fotoğrafı izlerken diğer taraftan da kulağı hocadaydı. "Engin" diye cevap verdi aniden. "Engin Sezer"

Hocanın verdiği cevap Emir'i şaşırtmıştı. Kaşlarını havaya kaldırarak "gerçekten mi?" dedi şaşırarak. Hoca evet dercesine başını sallarken bir taraftan da Emir'in onu tanımasına şaşırmıştı. Altay'ın da hocadan farklı bir yanı yoktu.

Emir'in ise aklında hâlâ soru işaretleri kalıyordu ve hocanın söylediği her cümle yeni bir soru işareti meydana çıkartıyordu. "Devam edin lütfen."

Aniden kapı çaldı. "Hocam gelebilir miyim?"

"Gel kızım."

İçeri kısa boylu siyah saçlı genç bir kız girdi. Siyah gözleriyle içeride oturanları görünce hafif bir tebessüm ederek hocanın kahvesini sunmak için yanına geldi. Kahveyi masaya bırakırken bakışları Altay'a kaydı. Siyah küçük gözleriyle Altay'ı süzerken diğer taraftan da kahveyi sunuyordu.

Altay yine bir şeyleri not ettiği için kızın ona baktığının farkında değildi. Fakat Emir farkındaydı. Gülmemek için dudaklarını birbirine bastırarak bacağını Altay'ın bacağına hafifçe vurdu. Altay kafasını kaldırıp önce Emir'e sonra hâlâ ona bakmakta olan kıza baktığında Emir'in güldüğünü farketti. Hoca kızın Altay'a olan bakışlarını görse de hiçbir tepki vermeden önüne sunulan kahveyi pürdikkat izliyordu.

Altay bir şey demeden kafasını tekrar aşağı eğip bir şeyler not ediyormuş gibi yaptı. Karşılık bulamayan kız ise yüzünde hafif bir üzüntüyle hocadan izin alarak odadan çıktı.

Emir kız odadan çıkar çıkmaz Altay'a sırıtarak göz kırptığında Altay gözlerini devirerek hocaya odaklandı.

Hoca önce kahvesine baktı ve ardından eli titreyerek sadece bir yudum aldı ve geri bıraktı. Bu hareketi Emir'in gözünden kaçmamıştı. Emir kaşlarını çatarak hocayı izlemeye başladı.

"Evet,nerede kalmıştık?" diye sordu hoca titreyen sesiyle. "Ha Pınar'ın çalışmasında." Hoca kahveyi içer içmez dudaklarını sürekli diliyle ıslatmaya başladı. "Pınar, bize bir barda çalıştığını söyledi. Tabii bir annesi babası olmayan bir kız için oralar epey tehlikeliydi. O yüzden ben de ona başka bir iş buldum. Benim arkadaşımın ailece kullandığı bir restoranı var. Onu orada işe düzelttik. Ama daha sonra bir sıra gariplikler oldu."

Altay kaşlarını alnında düğümleyerek hocayı dinlerken, Emir hocanın her cümlesinde dudağını ıslatarak konuştuğunu ve ayrıca biraz öncekinden daha gergin olduğunu, daha çok terlediğini farketti. Gerçekten ortalıkta bir şeyler dönüyordu.

"Pınar artık eskisi gibi değildi. Tamamen farklı birisi olmuştu. Artık derslerinde eskisi gibi başarılı değildi. Hatta en başarısız öğrencilerden biriydi diyebiliriz. " Emir hocanın konuşma tarzında da bir gariplikler sezmeye başlamıştı. Hoca hızlı hızlı konuşuyordu. Sanki bir şeye yetişmeye çalışıyor gibiydi. Ardından hoca çok şiddetle öksürmeye başladı.

"İyi misiniz hocam?" diye Altay endişeyle tekrar sorusunu yeniledi.

Emir ise soğuk kanlılığını koruyarak sadece olayları izlemeye devam ediyordu. "İyiyim, iyiyim. Her neyse, sonra biz Pınar'la ilgili bilgi almak için en yakın arkadaşı olan Aydın'ı yanımıza çağırdığımızda aldığımız bilgiyle tüm öğretmenler şaşırmıştı." Hoca artık konuşamaz hale gelmişti. Her cümlesinde güç toplamaya çalışarak yeni bir cümle kurmak isterken aniden gelen şiddetli öksürük sonucunda kalbini tutarak aniden yere yığıldı.

"Hocam iyi misiniz? Ambulans çağırın!" Altay bağırarak hocanın yanına giderken Emir ayağa kalkarak sakin bir tavırla cep telefonunu çıkarttı ve ambulansı aradı.

Emir Arif hocanın yanına gelip gömleğinin düğmelerini açtı. Masadakı suyla yüzüne ıslattı. Birkaç dakika sonra sese koşan öğretmen ve öğrencilerin yardımıyla Arif hocanı dışarı çıkarttılar. Sonrasında ise ambulans gelip onu hastaneye götürdü. Ambulansın arkasından bakan Altay ve Emir ne olduğunu anlamamıştılar.

"Bu işin içinde bir iş var," diye mırıldandı Altay.

"Burada işler karıştı. Daha sonra tekrar geleceğiz. Şimdi çalıştığı yere gidelim." Emir hâlâ kaşlarını çatarak dudaklarını büzdü.

###

Araba bir barın önünde durduğunda Altay kaşlarının altından "adres burası" dedi Emir'e. "Gidip bakalım hadi."

İkisi de arabadan inip içeriye girdiler. Uzaktan onları farkeden garson diğerlerine haber verip onlara doğru hızlı adımlarla ilerledi.. "Merhaba, efendim nasıl yardımcı olabiliriz?"

Emir cebinden Pınar'ın fotoğrafını çıkartıp onlara gösterdi. "Bu kızı tanıyor musun? Burada çalışıyormuş?"

"Efendim, siz kimsiniz?"

Altay ve Emir cebinden kimliklerini çıkarıp garsona gösterdiler. "Ben deniz Altay Akay, baş komiser, bu da Emir kaya avukat."Kimliğini bir edayla tekrar cebine koydu.

"Şimdi cevap verme sırası sende."

"Efendim, maalesef böyle birisi burada hiç çalışmadı." Garson arkasını dönüp gittiğinde Emir omzundan tutup kendine sertçe çekip yüzüne baktı. Ardından sırtını duvara yaslayıp yakasına yapıştı.

"Bak, ben çok sabırlı biri değilimdir. Biri sabrımı zorladığında dayanamayıp ona bir kafa indiresim geliyor. Şimdi sana güzel bir teklif sunuyorum." Dişlerini sıkıp dişlerinin arasından tıslamaya başladı.

"Ya bizim sorularımıza cevap verip, güzelce gidersin," elini yakasından çekip uzaklaştı. "Ya da buradan doğru hastaneye gidersin," çenesini eliyle sıkarak gözlerinin içine baktı.

Garson korkuyla "ta-tamam efendim," dediğinde Emir'in suratında zafer gülümsemesi belirdi.

"Şimdi tekrar soruyoruz," Altay konuya girdi. "Bu kız hakkında bize tüm bildiklerini anlat."

Garson tekrar fotoğrafa bakıp ağır bir şekilde yutkundu. "Pınar yaklaşık 2 senedir burada çalışıyor. Ama son bir aydır buraya hiç uğramadı. Son kez geçen ay akşam geldi. Birkaç saat kaldı ardından bir telefon geldi ve hemen koşarak gitti. Yüzünde garip bir korku vardı. Onu burada herkes çok iyi tanıyor. Yakın arkadaşı vardı Müjde. Onunla da uzun süredir konuşmuyordu galiba. Küslerdi."

"Peki, düşmanı filan var mıydı?" Altay sorusunu yeniledi. Sevgilisi ya da nebilim takıldığı birileri."

Garson uzun süre gözlerini kısarak düşündü.

"düşmanı yoktu, sevgilisi de yoktu zaten. Herkesle çok iyi anlaşırdı. Yani çok iyi kız aslında. Ama son günlerde sık sık telefonu çalmaya başladı. Ailesi filan olmadığı için açıkçası şüphelenmiştim. Belki sevgilisi filan vardır diye. Ama bir gün bir konuşmasına şahit oldum. Ben çöpleri atmak için çıkarken kapıda biriyle telefonda konuşuyordu. Bak, tamam dediğini yaparım ama bana zaman ver. Şimdi elimde güzel bir plan var. Müşteri buldum ona satacağım şimdilik. Ama kız biraz farklı. Hemen farketmesin diye az az satıyorum. Böyle bir konuşma geçmişti."

Emir dikkatli şekilde adamı dinlerken aklında aniden bir fikir parladı. Cebinden telefonunu çıkarıp Ada'nın fotoğrafını açtı.

"Peki, bu kızı tanıyor musun?"

Garson önce fotoğrafa bakıp birkaç saniye düşündü. "Evet," diye yanıtladı. "Bu kız da bizim müşterilerden. Sık sık gelirdi bir ara. Hatta Pınar'la da tanışıyorlardı, birkaç kez aynı masada oturduklarını görmüştüm."

Emir şaşkınlıkla gözlerini açıp Aktay'a baktığında Altay'ında ondan kalır yanı yoktu.

###

Araba karakolun önünde durur durmaz Emir hızla içeriye girdi. Aynı hızla Altay da ona yetişmeye çalışıyordu. Emir gözaltına geldiğinde adımlarını birkaç saniyelik durdurdu. Ada başını duvara yaslamış, bacaklarını altına çekip uyumuştu. Nöbetçi polise "yemek verdiniz mi?" diye sorduğunda, polis başını onaylarcasına sallayarak "evet efendim," dedi.

Emir başını memnun olurmuşçasına sallayıp siyah gözlerini uyuyan Ada'ya sabitledi. "Ada Aslan'la konuşmak istiyorum " dedi Ada'nın duymasını sağlayacak yüksek bir tonda.

"Siz mi?" diye polis şaşkınlıkla sorduğunda Emir başını dikleştirerek "evet, bir sorun mu var?" dedi daha yüksek ve aynı zamanda sert bir tonda. Polisin bakışları Altay'a kayınca Altay başıyla evet işaretini verdi. Ardından polis anahtarı alarak kilidi açtı.

O sırada Emir'in sesine uyanan Ada uyku mahmuru olarak ayağa kalktı. Gözlerini ovuşturarak uyanmaya çalışan Ada, Emir'i karşında kızgın bakışlarla görünce şaşkınlıkla onu izlemeye başladı. Emir sert ve öfkeli adımlarla sorgu odasına yöneldi. Beyninde kurduğu senaryo tüm ipuçlarını olmasa bile birçok şeyi açığa çıkartıyordu. Eğer beynindeki senaryo doğruysa, o zaman Emir Ada'yı bu yolda tek başına bırakarak kendi yoluna gidecekti. Tabii eğer Ada elle tutulan bir sebep söylemezse...

Emir masaya geçti, avuçlarını masada kovuşturarak karşısına tedirginlikle oturan Ada'yı izledi. Kaşları sinirle çatılmış, gözleri adeta patlayacak bir volkanı andırıyordu, ateş doluydu. Sinirliydi, öfkeliydi.

Ada Emir'in boşuna sinirlenmediğini biliyordu. Bir şeyler öğrendiğini anlamıştı. Bu yüzden sorduğu sorulara net cevap vermeyi şimdiden kafasına koymuştu. Ama tam olarak neyi öğrendiğini bilmediği için susmayı tercih etmişti. Bakışlarını kaçırarak duvara sabitledi.

"O kızı tanıyor muydun?" Emir sakin tonda sormuştu sorusunu. Sesi suratının tam tersiydi. Oldukça sakin ve sabırlı bir şekilde. Ada gözlerini Emir'e çevirmekten korkuyordu. O Ada'nın gözlerinden bile her şeyi anlayacak kadar zekiydi. Ada kısa sürede Emir'le ilgili bu konuyu öğrenmişti.

Sustu, ağzını açıp tek kelime etmedi. "O kızı tanıyor musun?" Elini eş zamanda yumruk yaparak masaya hafifçe vurdu. Bu kez biraz önceki konuşmasından biraz daha sertti. Ada derin bir nefes alarak gözlerini kapattı. Ağır bir şekilde yutkunarak "hayır," dedi sessizce.

Emir ateş dolu gözlerini kapayarak derin bir nefes aldı. Eliyle alnını masaj ederek kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Fakat bu pek işe yaramıyordu. O sırada Ada Emir'i sessizce izliyordu. Emir'in yüzündeki sert hatları sinirlenince daha da belirgin olmuştu. Alnında her an patlayacak gibi gözüken damarları, gerginleşmiş çene hatları fırtına öncesi sessizlikten haber veriyordu.

"Bana yalan söylüyorsun!" Emir aniden yüksek bir sesle bağırarak eş zamanda elini çok sert bir şekilde masaya vurmasıyla Ada beklenmedik korkuyla irkildi. "Bana yalan söylüyorsun! Beni kandırabileceğini mi sandın?!" Ada korkudan olduğu yerde titremeye başladı. Emir ayağa kalkarak Ada'ya yaklaştı ve hızla kollarından tutup duvara sabitledi. Öfkeli bakışlarını Ada'ya sabitledi. "Sen kızı çok iyi tanıyorsun! Sadece bana yalan söylüyorsun!" Emir'in aklına aniden geçmiş hayatı geldi. Yalanlarla boyanmış hayatı. Ve bu onu daha çok kızdırıyordu. Farkına varmadan Ada'nın canının yakıyordu. Kollarını artık hissedemeyen Ada, Emir'in öfkesinden kurtulmayacağını anladığında "evet, tanıyorum!" diye yüksek bir sesle bağırdı. Emir Ada'nın kollarını sıkmaya devam ederken, Ada ona bakan öfkeli simsiyah geceye karşı "benim hayatımı mahvetmek isteyen ama sonunda kendi hayatı mahvolan o kızı tanıyorum," dedi Emir'den daha yüksek sesle bağırarak. "Beni uyuşturucuya sürükleyen o kızı tanıyorum. Bunu mu duymak istiyordun? Hiç kimsenin bilmediği, benim dahi unutmak istediğim geçmişimi mi?"

Selamlar... Nasılsınız bakalım? Ya da bu bölümden sonra nasılsınız? Bölümde en sevdiğiniz sahneni sorsam? Şahsen benim Ada'yla Emir'in sonuncu sahnesi oldu.

Sizin Ada'yla ilgili fikirleriniz neler? Bundan sonra Emir sizce ne yapacak?

Sizin fikirlerinizi de yorumlarda bekliyorum. Eğer hatam varsa mazur görün. Gözümden kaçmış olabilir.

Ve son olarak duyuruları takip etmek için Instagram'da AidanShWriter hesabını takip edebilirsiniz. Diğer bölümde görüşmek üzere. Hoşça kalın...

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.