تخطٍ إلى المحتوى

Hedef

الفصل 10 · قراءة 16 دقيقة

Hedef

الفصل 10

10.Bölüm: "Felaketin Ortasındaydım"

10.Bölüm: Felaketin Ortasındaydım

Bölüm şarkısı - Zack Hemsey Vengeance

Ferhat Göçer - Kızım

Herkese merhabalar... Nasılsınız bakalım benim değerli okurlarım. Şimdi size güzel bir haberim var. Yazdığım 9 bölüm yazarın anlatımıyla oldu. Çünkü birkaç olayı öyle anlatmam gerekti. Bundan sonraki bölümlerimiz Ada'nın anlatımıyla olacak. Çünkü artık Ada'nı daha yakından tanımanızı istiyorum. Ada karakterinin benim için gerçekten önemli bir yeri var. Neden olduğunu ilerleyen bölümlerde siz kendiniz öğreneceksiniz. Öyleyse ne yapıyoruz? Bölüme hemen geçiyoruz. Dediğim gibi bölümler artık uzun olacak. Hepinize iyi okumalar...

Ada'nın anlatımıyla

Yalnızlık... Sekiz milyard insan içinde hiç kimse mi sevmez? Hep yalnız mı savaşırsın? Ben Ada Aslan. Size kendimi anlatayım. 23 yaşındayım... Ben mutluluğun ne olduğunu bilemeyen bir kız çocuğu olarak dünyaya geldim... Annem ben yokmuş gibi davranırken beni ez azından babam seviyordu. Annem bana kızgındı. Sanki kötü bir şey yapmışım gibi. Ama çocuktum. Onu kıracak ne yapa bilirim ki? Babam beni seviyordu... Çünkü beni okula bırakırdı... Babam beni seviyordu... Çünkü bana yeni elbiseler alırdı... Babam beni seviyordu... Çünkü annem yemek yeyip yemediğimi umursamadığında benim yemeğimi odama getirirdi. Aç kalmamı istemezdi... Ama... Ama bir kere olsun gülümsemedi... Sarılmadı... Öpmedi... Kızım demedi... Benden utanıyorlar mıydı yoksa? Bana seni çok seviyorum demedi...baba dediğimde bana öyle bir öfkeyle bakardı ki o gözlerindeki öfkeyi hiçbir cümleyle anlatamazdım... Artık büyümüştüm. Babaannem bu kadar mutsuz bir ailede beni büyütemeyeceklerini söyleyip beni onlardan kopardı... Kopardı?! Belki de çoktan kopmuştum...

Beni kendi yanında büyüttü. 15 yaşındaydım. Saçlarımı okşadı, sarıldı, öptü. Sevgisini sonuna kadar bana verdi. Ama kısa sürdü. İki yıl sonra vefat etmesinin ardından yalnız kaldım. Şimdiki gibi savaşmak zorunda kaldım. Ama çoğu zaman başarısız oldum. Uyuşturucu bağımlısı oldum, belki her şeyi unuturum diye... Belki de beynimi uyuturum diye. Olmadı... Kendime zarar vermekten başka bir şey yapmadım. Bir zamanlar arkadaşım olan Cansel sayesinde onu bıraktım arkada. Destek aldım... Fakat yetmedi. İçimdeki çocuğu mutlu edemedim... Hep zarar gördü...

Aynada baktım yansımama. Siyah elbise içinde beyaz tenli bir kadın. Kadın çok güzeldi fakat üzgündü. Gözlerindeki kırgınlığı gördüm, yüzünde yorgunluğunu gördüm. Belki de yorulmuştu. Gözleri dolmuştu. Sımsıkı kapattı gözlerini. Gözyaşlarını engellemek için...

Ardından tekrar açtım, aynanın karşısındaki rengarenk far paletini alıp açık kahverengini göz kapaklarına vurdum. Baktım gözlerime tekrar. Sonra farı yerine bırakıp eyeliner'ı aldım elime. Çok uzun olmayan bir eyeliner çizdim. Kedi gözüne benzettim gözlerimi. Onu da yerine koyarak maskarayla kirpiklerimi hacimlendirdim. Uzun kirpiklerim masmavi gözlerimi ortaya çıkartmıştı. Sonrasında ise yüzüme nemlendirici, fondöten kapatıcı sürerek makyajımı sonlandırma yolunda ilerliyordum. Makyajım artık hazırdı. Son bir şey. Kırmızı ruju alıp dudağımı boyadım.

Kumral dalgalı saçlarımı açıp aynanın önündeki tarakla taradım. Ardından başımı aşağı yukarı doğru hareket ettirerek saçlarımı hacimlendirdim. Artık hazırdım.

Üzerimde Şahin'in bana verdiği omzu düşük dar mini elbise vardı. Bana emrettiği gibi giyinmiştim.

Aklıma aniden o öfkeli gözler geldi. Şiddet, öfke görmüştüm gözlerinde.

Çabuk ikna olmuşlardı. Açıkçası bu bana çok garip geldi. Seri katilin bu kadar çabuk ikna olması beni tedirgin ediyordu. Şahin denilen o adamın bir psikopattan farkı olmadığını anlamıştım. Sanki kişilik bozukluğu vardı. Bu yüzden hemen Emir'le iletişime geçmem gerekiyordu.

Son kez aynada kendime bakıp odadan ayrıldım.

Siyah stilettolarımın sesiyle arkasını dönen Şahin yavaşça bana doğru döndü. Yanına geldiğimde kızgın gözlerle ona bakıyordum. Beni gördüğü anda gözleri hayranlıkla büyümüştü. Yüzüme değil, fiziğime bakıyordu. Elbise üzerime tam oturmuştu ve beden hatlarımı belirgin ediyordu. Aşağıdan yukarıya doğru beni süzüp, yüzümle buluştuğunda gözleri gözlerime denk geldi. Önce dudaklarıma sonra tekrar gözlerime baktı. Hayran dolu bakışlarına karşılık ise ben tiksintiyle onu izliyordum.

Tekrar kaşlarını çattı. "Güzel olduğuna göre şimdi gidebilirsin."

"Nereye?" dedim hesap sorar gibi. Beni nereye götürecektiler, bu elbiseni neden giyinmemi istemişti?

Gözlerini kısıp arkasını tekrar bana döndü. Elindeki içkiden yudumladı. Arkamda duran adamlarına başıyla işaret ettiğinde arkadan gelip kolumu tutup ittirdiler." Hey, bırakın beni siz ne yapıyorsunuz?"

Beni kolumdan tutup arabaya kadar ittirdiler. Daha ne olduğunu anlamadan kendimi arabada buldum. Arabanın içine bindikten hemen sonra telefonumu bana geri verdiler. Tereddüt içinde adama baktım. Tedirginlikle telefonu aldım. Adam sırtını yasladığında araba hareket etmeye başladı. Aklımı yitirmek üzereydim. Yaka paça beni nereye götürdülerini bilmiyordum. Telefonla Emir'e mesaj gönderip göndermemek arasında kalmıştım. Ya bunlar telefonumu izliyorlarsa? Kendimi riske atamazdım. Telefonum açıktı. Aramalar mesajlar ard arda gelmişti.

Emir Altay defalarca aramıştı.

Emir 30 cevapsız çağrı

Altay 15 cevapsız çağrı

Emir kişisinden mesaj

İnce parmaklarımla sayfayı kaydırarak mesaj sayfasına girdim.

Emir : Ada neredesin merak ediyorum? Başına bir şey mi geldi? Lütfen bana bir mesaj gönder.

Ada?

Ada?

Ada seni buldular mı? Sadece bir mesaj. Lütfen telefonuma cevap ver.

Mesajı okuduktan sonra hiçbir mesaj göndermedim. Emir'in sayfasından çıkıp Alper'in sayfasına girdim. O da çok merak etmişti.

Alper :

Ada eve vardığında bana haber ver

Evde misin?

Ada aramalarıma cevap ver

Ada evindeyim şu an neredesin?

Ada endişeleniyorum bak

Ada Emir denilen adam seni soruyor. İyi misin?

Hiçbir şey yazmadım. Onların mesajlarını silip engelledim. Ardından telefonumu tamamen kapattım. Yazacakları her hangi bir mesaj hayatımı tehlikeye ata bilirdi. Sessizce bekledim.

Birkaç dakika ilerledikten sonra araba aniden durdu. Camdan dışarı doğru baktım. Burası ormanlık bir alandı. Kalın ağaçlar bir birine neredeyse sarılacaktı. Ormanın derinlikleri karanlığa gömülmüştü. Şoför arabadan inip ormanın önünde duran büyük bir eve doğru ilerlemeye başladı. Evin kapısında onu bir adam bekliyordu. Birkaç saniye konuştuktan sonra aralarındaki gerginlikle seslerini bir birine yükseltmeye başladılar. Şoför el kol hareketi yaparak bir şeyleri anlatmaya çalışıyordu, adam ise ikna olmuyordu. Ardında adam şoförün yakasından tuttuğunda içeriden de birkaç adam dışarı doğru koşmaya başladı. Yanımda oturan koruma hemen silahını alıp arabadan indi. Telaşla onları izlerken aniden aklına gelen fikirler şoför koltuğuna eğildim. Şoför telefonunu arabada bırakmıştı. Hemen telefonu alıp aramalar kısmına girdim. Emir'in numarası ezberimdeydi. Numarayı yazıp Emir'i aradığımda bakışlarım korumalardaydı. Adamlar bir birleri ile yaka paça kavga ediyordular. Bağırışlar, küfürler havada savrulurken aniden Emir'in sesini duymamla kendime odaklandım.

Emir : Alo?

Ada: Emir benim Ada

Emir : Ada sen misin? Neredesin sen? Neden ulaşılamıyoruz sana?

Ada : Emir plan işe yaradı. Şimdi Şahin denilen adamla birlikteyim. Ama sana telefonumla yazamıyorum. Ya izlerlerse diye. Ben iyiyim merak etme. Sadece şimdi ormanlık bir alandayız ve çatışma çıkacak galiba. Benim yerimi tespit etmeniz gerek.

Emir : Ne?! Çatışma mı?! Ada dikkatli ol! Şimdi telefonu bağlıyorum. Birkaç dakikalık açık bıraka bilir misin? Alper yerini tespit ede bilir.

Ada: Çabuk olun! Adamlar arabaya gelmeden yapmanız gerek.

Altay : "Ada hepimiz buradayız. Senin bulacağız. Sakın paniğe kapılma"

Miraç: "Ben bile buradayım yani düşün. O kadar güçlü ekip olduk ki." Ardından Miraç'ın kahkahası.

Alper: "Merak etme Ada! Başladı bile."

Diğer taraftan Alper'in sesini duymamla yüzümde sıcak gülümseme oluştu.

Fakat duyduğum silah sesiyle gülümsemem soldu. Silahın sesiyle irkilerek dışarı doğru baktığımda adamlardan biri vurulmuştu. Kanlar içinde yere yığıldı. Korkuyla gözlerimi açtığımda diğer adam arabaya doğru koşuyordu. Fakat nafile. Sırtından ard arda üç kere vurulduğunda bakışları bakışlarımı bulmuştu. Çaresizce yüzüstü yere düştü. Korku tüm bedenimi esir alırken nefes almayı unutmuştum.

Emir "Ada!"diye bağırırken eğilip koltuğun altına saklanmaya çalıştım. Emir'in aramasını iptal edip Şahin'in numarasını aramaya başladım. Çünkü Emir buraya gelemezdi fakat Şahin yakındı. Belki yetişe bilirdi diye umut ettim içimden. Emir'in çağrısının hemen altında Patron Şahin diye numara kayıtlıydı. Hemen onu aradım. Nefes alış verişlerim hızlanmıştı. Adamlar cesetleri bir bir içeri taşımaya başlamıştı bile. Paniğe kapılmamaya çalışarak nefes alış verişlerimi düzenlemeye çalıştım.

Birkaç saniyeden sonra Şahin telefonu açtı.

"Kurtar beni! Adamlarını öldürdüler. Ben arabada mahsur kaldım. Lütfen."

Şahin şaşkınlıkla "ne?! Nasıl kim öldürdü?" diye sorduğunda gözlerimi kapatıp sakin olmaya çalıştım. Korkuyla sesim titremeye başlamıştı.

"Bilmiyorum, ormanlık bir yere geldik. Adamların bir şey konuşuyordu aniden hepsini vurmaya başladılar. Lütfen çok uzakta değiliz. Yakındaki ormandayım. Beni kurtar. Lütfen."

Şahin benim korktuğumu anlamış olmalı ki beni sakinleştirmek için "tamam galiba anladım nerede olduğunuzu beş dakikaya oradayım. Sen saklan. Geliyoruz," dedi çaba sarf ederek. Sesi oldukça yumuşak çıkmıştı. Telefonu kapattığımda Emir tekrar aramaya başladı. Telefonu açıp hızlı hızlı "Emir iyiyim, lütfen çabuk olun. Artık dayanacak gücüm yok." dediğimde Emir telaşla "biraz önce telefonu kapatmasaydın şimdiye bitmişti," yaptığım hareket onun canını sıkmıştı. "Yeniden başladı." Bıkkınlıkla nefes verdiğinde sakin tonda tekrar sordu. "Sana bir şey oldu mu? İyi misin?"

"İyiyim, Şahin'i aradım, o yüzden kapatmak zorunda kaldım. O yeri biliyor. Daha hızlı olur diye."

Alper arkadan bağırarak "sakın kapatma telefonunu, çok az kaldı. Yeniden başlayamam," dediğinde "sessizce tamam" diye cevap verdim.

"Önce bagaja bakalım," adamların sesini duyduğumda telefonun sesini hızlıca kıstım, ardından tamamen eğilerek koltuğun altına yerleştim. Arkadan bagaj açıldı. Birkaç tane kutunun sesini duyuyordum. Sanki kutuyu taşıyorlardı. Ardından bagaj kapatır kapatmaz koltuğun üzerinden hızlı hareketlerle atlayıp bagaja geçtim. Camlar siyah perdeyle kaplı olduğu için şanslıydım. Dışarıdan hiçbir şey gözükmüyordu. Benim bagaja girmemle arka kapının açılması aynı anda oldu. Sadece saniye farkı vardı. Arka koltukları iyice aradıktan sonra ön koltukları aramaya başladılar. Fakat ters giden bir şey vardı. Bagajda hala kutular vardı. Yani bunları da ala bilirlerdi. Tekrar yerime geçmem gerekiyordu. Arabanın ön kısmını aradıktan sonra tekrar kapıları kapattılar. Hızlıca arkaya geçtiğim sırada aniden ön kapı tekrar açıldı. Aman tanrım! Harika!

Heyecanla nefesimi tuttuğum sırada adamın arkasındaki adamla konuştuğunu görüp yerime geçtim.

Sırtımı koltuğun arkasına yaslayıp derin derin nefesler alıp vermeye başladım. Bu kadar adrenalini ilk kez yaşıyordum. Elimi kalbime koyduğumda kalbimin göğüs kafesimden fırlayacak gibi attığını farkettim. Adam kapıyı kapatır kapatmaz başımı kaldırıp etrafa bakındım. Arabadan uzaklaşıyorlardı. Tekrar arka koltuğa geçip saklandım. Yavaşça doğrulup camdan dışarıya doğru baktım. Tüm adamlar içeri girdiler. Başımı koltuğa yaslayıp derin nefes aldım. Rahatlamıştım.

"Ada, duyuyor musun?" Emir'in sesiyle telefonu kulağıma götürdüm.

"Evet, yerini tespit ettik. Yola çıkıyoruz. Telefonu yanında tut. Ben seni arayacağım."

"Tamam."

Telefonu kapatıp çantama koydum. Evet harika. Çatışmanın ortasında mini dar elbise ve stiletto ile ortada kalan Ada. Gerçekten çok şanslıyım. Aniden bir hareketlilik hissettim. Tekrar doğrulup etrafa baktım. Bakmaz olaydım. Etrafta ordu gibi bir sürü araba. Sanki savaşa geliyorlardı. Hepsi simsiyah giyinmiş silahlarına sarılmıştılar. İçinden çıkan adam sayısı belli değildi. Dikkatlice adamların suratlarına baktığımda uzaktan gelen tanıdık bir surat dikkatimi çekti. Gözlerimi kıstım. Asker yürüşüyle arabama doğru geliyordu. Şahin'di. Arabalar benim olduğum arabanı bir zırh gibi korumaya almak için etrafına park etmiştiler.

Şahin'i gördüğümde bir nebze olsun sevinmiştim. En azından yalnız değildim. Arabanın kapısını açtı.

Kolumdan tuttuğu gibi arabadan dışarı çıkardı. Elbisem yırtılmıştı. Arabanın içinde atlarsam bu olacağı belliydi. Ceketini çıkarıp etrafını kontrol ederek üzerime bıraktı. Hiçbir şey demeden adamlarıyla beni kendi arabasına gönderdi. Arabaya bindiğim sırada benimle beraber üç tane adam da bindi. Heyecanlıydım, paniklemiştim. Çünkü ölümle göz gözeydim. Adamlarından biri bana bir şişe suyu uzattığında aç gözlülükle suyu kapıp başıma diktim.

Suyun her zerremden geçtiğini hissediyordum. Tekrar bakışlarımı dışarı çevirdiğimde biraz önce adamları öldüren adamlar Şahin'i gördükleri anda karıncalar gibi o tarafa bu tarafa koşuşturmaya başladılar. Ama nafile. Tekrar silah seslerini duymaya başladım. Bu kez ateş eden Şahin'di. Adamlarıyla beraber diğer adamlara ateş ederek onları ormana doğru kovalıyordu. Adamların yarısı yerde ölürken diğeri yarısı canlarını kurtarma peşindeydi.

Aniden telefon titremeye başladığında Emir'in tekrar aradığını farkettim. Ama yanımda korumalar varken asla cevaplayamazdım. Telefonu sessize atıp etrafa tekrar bakındım. Kalbim tekrar hızlanmıştı. Emir yaklaşmış olmalıydı...

Şahin son kalan adamı devre dışı bıraktıktan sonra yüksek sesle bağırmaya başladı. "Burada olduğunu biliyorum Tuna! Şimdi seni serbest bırakıyorum. Ama çok yakında şu leş adamların gibi senin de kanın toprağa karışacak."

Ardından silahını beline sokup arabaya doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı.

Ani hareketlerle kapını açıp kendini arabaya attı. Yanımdaki adam inerek öne geçti. Elimdeki telefonu nereye sokacağımı bilemez haldeyken aniden bakışlarım ayakkabılarıma kaydı. Şahin farketmeden eğilip telefonu stilettonun içine attım. Şahin kızgın bir yanar dağ gibi patlamaya hazırdı. Ağzımı açıp tek kelime etmedim. Sessizce oturup etrafta Emir'i aramaya başladım. Ormanlık alandan çıktığımız anda bir araba gördüm. Uzakta olduğu için içindekiler gözükmüyordu. Fakat içimden bir ses bunun Emir olduğunu söylüyordu. Şahin başını bana doğru çevirdiğinde bakışlarımı başka yöne çevirdim. Şahin beni öfkeyle süzdükten sonra önüne döndü. Anladığım kadarıyla eve geri dönüyorduk.

***

Araba benim evimin önünde durduğunda şaşkınlıkla Şahin'e baktım. Onun evine gideceğimizi sanmıştım. Fakat Şahin'in aklından ne geçiyordu anlamamıştım. Merakla sordum. "Biz neden buraya geldik. Hani bir süre senin misafirin olacaktım?"

"Ne o? Beni bırakın diyen sen değil miydin? Bende mi kalmak istiyorsun?"

Şaka mı yapıyordu bu adam? Ya da benimle dalga mı geçiyordu? "Hayır, tabiiki de. Ben merak ettim. Fikrini neden değiştirdin?"

Şahin dalgın dalgın evime baktı. Düşünceleriyle savaşıyordu sanki. Beni bırakıp bırakmamak konusunda tereddütlüydü. Bu yüzden şansımı fazla zorlamak istemedim.

"Canım öyle istedi çünkü. Var mı bir diyeceğin?" kendinden emin tavırla konuştuğu sırada ben sadece başımı salladım. Arabadan indiğimde ayakkabımın içindeki telefonla adeta tavuk gibi yürüyordum.

Aniden arkamdan "korktuğun zaman beni araman benim sana karşı olan tavrımı değiştirmiş olabilir," yüksek sesle bağırdı. "Kendi başına kaça bilirdin, fakat bana güvenmeyi seçtin."

Kapımın önünden arkamı dönüp ayakkabımı göstermek için havaya kaldırdım. "Çünkü şu lanet olası stilettoları giydirdin bana. Sen şimdiye kadar stilettoyla karanlık ormanlarda koşan bir kız gördün mü?"

Kurduğum cümle karşısında Şahin kahkaha atarak güldü. "Bir gün onu da yaptıracağım sana merak etme." Araba hareketlendi. Arkamı dönüp eve girdim. Kapıyı kapatır kapatmaz derin bir nefes aldım. Kabus gibi bir gün yaşamıştım zaten. Aklıma telefon geldiğinde eğilip stilettonun içinden telefonu çıkardım.

Kendi telefonum da diğer elimdeydi. Ayakkabıları bir kenara fırlatarak koltuğa geçtim. Çıkarmadım, havaya fırlattım. Hemen Emir'e kısa bir mesaj attım.

"Beni merak etme, ben evimdeyim."

Mesaj hemen mavi tık olmuştu.

Biliyorum, mutfağın kapısını aç.

Okuduğum cümleyle refleks olarak arkamı döndüm. Emir oradaydı, bana el salladı. Kaşlarımı çatıp kapıya doğru yaklaşıp kapıyı açtım. Ne ara gelmişti?

"Sen ne ara geldin?"

Soruma cevap vermeyip kaşlarını çatıp beni süzdü. Kızgındı. Yine öfkeliydi. Ama bu kez neye öfkeli olduğunu bilmiyordum. Elbiseme dikkatlice baktıktan sonra hızlı adımlarla içeri girdi.

Hiçbir şey anlamayarak onu takip ettim. "Neden kızgınsın?"

"Kızgın değilim," dedi ciddi tonda. Masanın üzerine bıraktığım telefonumu alıp cebine koydu. "Telefonu Alper'e götüreceğim. Takip ediyorlar mı diye bakacağım."

"Emir, artık ne olduğunu anlatacak mısın?" Ona doğru ilerleyip önünde durdum. Boyum ondan kısaydı fakat dik dik gözlerinin içine baktım. Onun kızgınlığını sebebini bilemiyordum.

Gözlerimin içinde bakarak "bizim aramamızı iptal edip tipini s*ktiğimin Şahin'i araman ne kadar doğruydu?" dediğinde gözlerimi kıstım. "Çok doğruydu, ona güvendiğimi gösterdim. Hem siz oraya beş dakikaya gelemezdiniz. Benim hayatım tehlikedeydi." Kollarımı göğsümde birleştirip sinirle nefes alıp vermeye başladım. Emir'in anlamsız kavgası moralimi bozmuştu.

"Ha yani diyorsun ki Emir senin yapamadığını Şahin yaptı. Bu mu gerçekten? Biz sana o adamın ajanı ol dedik, gidip kahramanın yap demedik." Bağırmıştı. Yine bağırıyordu. Artık bağırmalarına dayanamıyordum.

"Yeter!" dedim daha çok bağırarak. "Siz değil! Sen dedin! Benim canım tehlikedeydi. Sen oraya gelene kadar benim cesedimi bile ormanın derinliklerine gömecektiler. Bunu mu istiyordun gerçekten?"

Sustu, ama ben susmadım. "Ben canımla mı uğraşayım yoksa senin triplerinle mi?! İki ay sonra yine o lanet olası mahkeme olacak. Yapmadığım bir suçtan ötürü yargılanıyorum ya ben! Belki de yıllarca hapis yatacağım!" Aklımı kaçırmak üzereydim. Gerçekten takıldığı şey bu muydu? Şahin'in beni kurtarması mıydı? Ellerimle kafama götürüp saçlarımı çekiştirip bıraktım. Arkamı dönüp kendimi sakinleştirmeye çalıştım. O hala susuyordu. Mutfağa gelip sürahiden bardağa su doldurup kafama çektim. Arkam ona dönüktü. Ona bakmasam da sessizce kapıya doğru gittiğini hissettim. Arkamı döndüğümde ise artık kapıdan çıkmıştı.

Kafamın için darmaduman... Yaşadığım aksiyon daha tazeyken hiçkimseyle uğraşacak durumda değildim. Ve bir an önce bu elbiseden kurtulmak için odama doğru ilerledim. Odama geldiğim gibi bıraktığım pijama takımını giyinip aşağı indim. Açlıktan neredeyse geberiyordum. Buzdolabını açıp birkaç şey çıkardıktan sonra kendime sandviç hazırladım. Sandviçimi, portakal suyumu ve cipsimi alıp televizyon izlemeye gittim.

Evet, bu gün o kadar olay yaşadım ve ben oturup televizyon izliyorum. Taktir edilecek hareket gerçekten. Sonunda beni delirtecekler galiba. Sandviçimden bir koca ısırık alıp, çiğnerken aniden tekrar o ses duyuldu. Kapı sesi. Gözlerimi kapatıp bıkkınlıkla çemkirdim.

"Yeter ama ya! Yemek yerken rahat bırakın bari!" Ağzım dolu dolu konuşurken kapı tekrar çaldı. Kendi kendime mırıldanarak ayaklandım. Kapıya doğru gidip iç sıkıntısıyla kapını açtığımda gördüğüm şeyle şok oldum.

"Anne?! Baba?!" Karşımda onları görmemi hiç beklemiyordum. Şok oldum ya üzüldüm yanda galiba mutlu oldum. Duygularım tamamen karışıktı. Ne olduğunu ben bile anlamazken galiba size ifade etmem yanlıştı.

Suratlarında yine aynı ifade...Nefret dolu bakışlar... Galiba artık mutsuz olmaya alışmıştım... Sanırım onlara artık alışmıştım. Bu durum canımı çok da yakmıyordu. Ara sıra yalnız kaldığımda düşündüğüm günler olmuyor değil.

Babam beni kenara iterek içeri girdi. Arkasından annem. Bu zamana kadar hiç evime gelmeyen bu muhteşem çifti acaba hangi rüzgar atmıştı?

Sonradan aklıma gelmişti. Ben annemi aramıştım, fakat ne olduğunu söylememiştim.

"Neden buradasınız?" sordum gülümseyerek.

Babam bakışlarıyla evi süzdükten sonra hiç değişmeyen o öfkesini suratına yerleştirdi. Dudaklarını bastırıp dişlerinin arasından "sen nasıl bize hiçbir şey söylemezsin?" diye tıslasdığından sergiledikleri oyunculuk karşısında kendimi gülmekten alıkoyamadım.

"Gerçekten beni merak ettiğiniz için mi geldiniz?!"

"Senin yüzünden İzmir'de herkes bizi konuşuyor" Annem bir adım öne gelerek sinirle söyledi cümle karşısında tek kaşımı havaya kaldırıp onları izledim. Asıl maksatları belli olmuştu. İnsanlar içinde linç yedikleri için bu kadar öfkeliydiler. Onların itibarı benim hayatımdan daha önemliydi.

Benim umursamadığımı gördüklerinde baba konuşmasına devam etti. "Sen hiç bizi düşünmez misin? Bizim itibarımız ne olacak?"

"Baksana Çetin umrunda mı hiç?"Gözlerimi devirdim. "Böyle evlat olmaz olsun! Gerçekten cinayeti işledin mi?"

Kaşlarımı çattım. Bunlar ne konuşuyorlar? Beyinlerini nerede bırakmıştılar?!

Babam imayla güldü. "Yapmıştır tabii. Yoksa neden mahkemelik olsun. Bıçakta parmak izi de bulunmuş. Hiç olmazsa beni arasaydın, seni Amerikaya kaçırırdım. En azından mahkeme köşelerinde sürünmezdin!"

"Yok Çetin yok! Bizim burada kalmamız şart. Allah bilir daha neler yapacak? Ben sana söyledim değil mi? O kızın psikoloji sorunları var diye." Sonra bana dönüp "hastasın sen hasta!" dedi bağırarak. "Kızım sen delisin!"

Sabır taşım çatladı. Üzerlerine yürüyerek "ne diyorsunuz siz be?!" diye bağırdım. "Bana hasta diyemezsiniz! Hasta olan sizsiniz be! Bir kere, bir kere be! Bir kere olsun benim arkamda durun ya! Ben size n'aptım?! Neden ya neden? Neden sevmiyorsunuz ya?" Gözlerim doldu, kalbim hızlandı, nefesim tıkandı. "Ben sizin kızınız değil miyim?!" kurduğum cümleyle ikisininde suratında milim pişmanlık duygusu görmedim. Aynı öfke, aynı nefret...

"Benim hayatımın ortasına ettiniz ya? Sizin yüzünüzden çocukluğumu yaşayamadım. Şimdi gelmiş annelik babalık mı taslıyorsunuz? Sizin yokluğunuza alışmaya çalışıyorum. İzin verir misiniz?! Sizin varlığınız bile beni rahatsız ediyor. Keşke ikiniz de ölseniz en azından derim ki annem babam öldü. Siz yaşarken bile ölüsünüz benim için!" Sesim titremişti, gözyaşlarım kendini serbest bırakmıştı. "Bu yüzden benim için yalandan endişelenmeyi bırakın ve nereden geldinizse oraya geri dönün! Benim size ihtiyacım yok!"

Vardı, ama yapamazdım. Gururuma yenik düşemezdim. Arkamı dönüp hızlıca odama çıktım. Üzerimi değiştirip evden çıktım. Koşuyordum. Nereye gideceğimi bilemeden koşuyordum. Savaşın ortasında tekbaşına koşuyordum.

Nefes nefes kaldığımda durdum. Yere yığıldım. Bacaklarım kendini kaybetmişti. Güçsüzdüm, yine yine ve yine. Kalkmak istedim kalkamadım. Yolun ortasında öylece duruyordum. Gözyaşlarıma engel olamıyorum. Kalbim kırıldı tekrar tekrar ve tekrar...

Beni istemedikleri yetmezmiş gibi benden nefret ediyordular.

İçim paramparça olmuştu. Yine geldiler, yine fırtına kopardılar. Her defa onları gördüğümde travmalarım tetikleniyordu.

"Ah!" diye bağırdım boğazım yırtılırcasına. Kalbim sıkışıyordu, acım içimi her saniye daha çok dağıtırıyordu. "Ah!" diye bağırdım tekrar. Ölmek istiyordum. Ölmek ve kurtulmak.

Gözlerim ağlamaktan acıyordu, sesim bağırmaktan kısılıyordu. İnsan mıydı onlar? Beni bu hale sokan onlardı. Benim hayatımı karartan onlardı. Beni oradan oraya savuran onlardı. Beni paramparça eden onlardı. Onlar yüzünden hayatımı yaşayamamıştım. Onların yüzünden çocukluğun ne olduğunu bilememiştim. Onların yüzünden ben mutlu olamadım, hep yalnız kaldım, yarım kaldım. Onların yüzünden şimdi gençliğim elden gidiyordu. Bir kere olsun benim arkamda durmadılar. Beni sevmediler. Benden nefret ettiler...

Şimdi de ben onlardan nefret ediyordum. Onlar bana çok şey borçluydu. En çokta çocukluğuma çok şey borçluydular...

Tekrardan merhaba benim değerli okurlarım... Kimler bölümü nefeslerini tutarak okudular?

Benim için yazılan en zor bölümdü. Ada'nın duygularını olabildiğince size hissettirmek istedim. Kendini değersiz gördüğü için günden güne mahvoldu... Size anlatmak istediğim tek şey şu ki ne olursa olsun insan sevgiyle yaşar. Sevgiyle büyür. Sevgi olmadığında ise insan günden güne paramparça olmak yolunda ilerler. Umarım bölümü beğenmişsiniz. Lütfen oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın. Sizi seviyorum ✨

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.