تخطٍ إلى المحتوى

Hacker

الفصل 46 · قراءة 8 دقيقة

Hacker

الفصل 46

Öldürmekten Beter Etmek

Yine de az da olsa rahat bir nefes alıp kameralardan çıktım. Ana ekranda sadece bir tane dosya vardı. Kaşlarımı çatarak dosyaya tıkladım. İçinde bir video vardı. N'olur n'olmaz diye bilgisayarın sesini kıstım. Daha sonra da videoyu başlattım. Fakat gördüğüm şeyle kaşlarım daha da çatılmıştı.

"Barlas, annecim nasılsın?"

Karşımda bir kadın vardı. Gözleri yemyeşildi. Saçları yoktu ve hastanede ki sedyelerin birinde oturuyordu. Ne demişti o? Annecim mi?

"Bunu sana nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. O yüzden umarım bu videoyla yaşın biraz daha ilerledikten sonra karşılaşırsın."

Bu kadın Barlas'ın annesi miydi şimdi? Kadın derin bir nefes alıp başını eğdi.

"Ben kanseri yenemedim. Çok uğraştım, en çok da sen ve Talya için. Fakat başaramadım. Doktorlar en fazla 1 hafta daha yaşayacağımı söyledi. Sonrasını zaten biliyorsun."

Derin bir nefes alıp kafasını kaldırdı. Gözlerinden yaşlar süzülürken gülümsedi.

"Demek istediğim, siz hiçbir zaman benim kadar güçsüz olmayın. Ne sen ne de Talya. Öyle güçlü olun herkes sizin önünüzde eğilsin, öyle güçlü olun ki hiçbir hastalık sizi etkilemesin. Her zorluğa karşı dik durun. Sırf duruşunuz bile karşı tarafı etkileyebilsin."

Yutkundu. Eliyle yanaklarını silip tekrar ağzını açtı.

"Fazla uzatmak istemiyorum. Yaptığınız, verdiğiniz hiçbir karardan pişman olmayın. Siz her halinizle muhteşemsiniz. Ve eminim ki ileride saygı duyulan kişiler olacaksınız. Sizi çok seviyorum!"

En sonunda video bittiğinden ne yapacağımı bilemedim.

"Off!"

Kendimi çok kötü hissediyordum. Bir andan keşke bakmasaydım diyordum fakat bir andan da eğer bakmasaydım kendimi rahat hissetmeyecek idim. Nefes verirken dosyadan çıkıp flaşı bilgisayardan çektim. Bilgisayarı da kapatırken bir andan da flaşı açık bıraktığım çekmeceye koyuyordum. Tam çekmeceyi kapatacağım sırada gördüğüm şeyle derin bir nefes aldım. Bir sürü fotoğraf vardı. Bir tanesini elime alıp incelemeye başladım.

Orta da Barlas'ın annesi ve kucağında da iki çocuk vardı. Sağdaki Talya soldaki Barlas idi büyük ihtimalle. Talya daha bebekti. Barlas ise kameraya bakıp gülüyordu.

"Ulan küçükken bile gözleri güzelmiş!"

Tek dikkatini çeken bu mu gerçekten!?

İç sesimin dediği şeyle yutkundum. Fotoğrafı çevirip baktığımda tarih yazıyordu. 15/06/2002.

Fotoğrafı geri koyup başka bir fotoğraf aldım. Burada sadece Barlas ve annesi vardı. Önceki fotoğrafa göre daha küçüktü. Ve burada kameraya sinirli sinirli bakıyordu.

"Küçücük boyuyla taşıdığı sinire bak!"

Bu fotoğrafı da gülerek geri çekmeceye bıraktım. Tam yeni bir fotoğraf daha alacağım sırada aklıma gelen şeyle durdum. Evde bir sürü koruma vardı. Eğer birisi gelirse ve beni bu halde görürse yapabileceğim hiçbir açıklamam yoktu.

Hızlıca flaşı da yerine koyup anahtarla çekmeceyi kilitledim. Daha sonrada hızlıca sandalyeden kalkıp dolaba yöneldim. Anahtarı ceketin cebine koyup dolabın kapağını kapattım. Daha sonrada banyoya yönelip hızlıca dün bıraktığım fırça ile macunu aldım. Birisi görürse en azından açıklamam olurdu.

Banyodan da çıktığımda etrafı kontrol ettim. Her şey yerli yerindeydi. Kapıya doğru ilerleyip kapıyı açtım. Fakat karşımda gördüğüm koruma ile yerimden sıçradım.

"Havin Hanım? Burada ne işiniz var?"

Bana kaşlarını çatmış bir şekilde bakıyordu. Bir an bocalasam da hemen elimdeki fırçayı ve macunu kaldırıp ağzımı açtım.

"Dün akşam fırça ve macunu almayı unutmuştum da, onları almaya gelmiştim."

Adam ifadesini kısa bir süre bozmasa da sonradan gülümsedi.

"Pekala. Bir şeye ihtiyacınız olursa bana söylersiniz. Barlas Bey izinsiz odasına girilmesinden hoşlanmaz."

"Hoşlandığı şey var mı?"

Adam dediğim şeyle güldü.

"Üzgünüm ama patronumun arkasından konuşamam."

"Olsun olsun aldım ben cevabımı. Hadi sana kolay gelsin."

Gülerek dediğim şeyle teşekkür edip yanımdan geçip odaya girdi. Bende hemen merdivenlere yöneldim. Ulan umarım Barlas'a odasından çıktığımı söylemezdi. Yoksa hem kameraları imha ettiğim hem de flaşı bulup kurcaladığım ortaya çıkardı. Gerçi zaten kamera olayını elbet öğrenecekti. Benden bilmezse sorun yok ama işte. Ne olacağı belli olmuyor.

Odamın önüne geldiğimde kapıyı açıp içeri girdim. Arkamdan kapıyı kapatıp banyoya yöneldim. Dişimi fırçalayacaktım. Ağzımı resmen kirli hissediyordum. Banyoya girdiğimde dişimi hızlıca fırçalayıp çıktım. Oflayarak etrafıma baktım.

"Yapacak hiç mi bir şeyler olmaz ya!"

Canım aşırı sıkılmıştı. Ayrıca o flaşa baktığım için kendimi suçlu hissediyordum. Adamın özeline girmiştim resmen!

"Yapacak bir şey yok, baktın artık! Üzülmenin bir manası yok, geçmiş geçmişte kalır."

Derin bir nefes alıp yatağa atladım. Ne kadar kendimi telkin etmeye çalışsam da içim hep bir huzursuzdu. Oflayarak komodinde ki telefonu aldım. Rehberde gezinirken abimin hala Kaan Gebiş diye kayıtlı olduğunu fark ettim. Hemen onu 'Abim'e çevirip numarasına tıkladım. Telefonu kulağıma götürüp açmasını bekledim. Birkaç saniye sonra açmıştı.

"Alo?"

"Abi, benim Havin."

"Biliyorum biliyorum. Barlas'ın sana verdiği telefon bu dimi?"

"Evet."

"Peki, beni ne için aradın?"

"Hiç öyle. Merak ettim sadece."

"Kız şirkette merak edilecek ne yapıyor olabilirim!?"

Sesini değiştirerek dediği cümleyle güldüm.

"Bilemem artık."

"Sen dışarı çıkmadın mı?"

"Yok ya, karnım ağrıyor."

Aslında ağrımıyordu. Ama bunu bilmesine gerek var mı? Hayır.

"Niye? Neden ağrıyor? Bir şey mi oldu? Zehirlendin mi? Yediğin bir şey mi dokundu? Cevap versene kızım!"

"Lan bir dur bir dur! Saydıklarının hiçbiri değil!"

"Ney ya!?"

"Özel günüm o yüzden!"

"Hee! Desene ya öyle kızım! Niye endişelendiriyorsun?"

"İki dakika çeneni kapatsaydın söyleyecektim zaten!"

"Aman iyi be! Hep Kaan haksız zaten!"

Sitemle dediği şeyle gülerek konuştum.

"Ben her zaman haklıyım sadece. Kişisel algılama."

"Ulan Barlas'ın egosuyla seninkini yarıştırmak lazım. Kim kazanır gerçekten merak ediyorum!"

Dediği şeyle kahkaha attım.

"Canım, konu ne olursa olsun eğer bir yarış varsa her zaman ben kazanırım. Bunu kafana sokmalısın."

"Hı hı, tabi."

Birkaç bir şey daha konuştuktan sonra telefonu kapattım. Telefonu tekrar komodine koydum.

"Canım çok sıkılıyor!"

Kendi kendime bağırırken ne yapabileceğimi düşünüyordum.

"Uyusam mı acaba?"

Yapacak başka bir şey yoktu zaten. Gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım. Ne kadar zaman geçmişti bilmiyorum ama bir türlü uyuyamamıştım. Sinirle yatakta dikeldim.

"Başka zaman olsa uyumak isterim ama bir türlü uyuyamam şimdi uyumak istiyorum ya, uyuyamıyorum!"

Elimi telefona attım. Belki bir şeyler yükleyebilirdim. Oyunlarda falan gezinirken bir uygulama gözüme çarptı. Baktığımda bu uygulama sayesinde internetten kitap okuyabiliyorduk.

"Belki kitap okumak uykumu getirir."

Uygulamayı indirip beklemeye başladım. Birkaç saniyeye yüklenirken hemen uygulamaya tıkladım. Birkaç bilgi girdikten sonra ana sayfa açılmıştı. Kitaplara bakarken gözüme Hacker isimli bir hikaye çarptı.

"Meslektaşım."

Merak edip üstüne tıkladım. Yazarı Son_anka idi.

"O nasıl isim ya? Gerçi bana ne ki."

Kitabın konusu ilgimi çekerken hızlıca birinci bölüme geçip okumaya başladım.

°°°

"Ya ama bu burada biter mi ya!?"

Oflayarak telefonu kapattım. Telefonu fırlatasım vardı şuan!

"Yeni bölüm ne zaman gelir acaba?"

Okuduğum kitap aşırı sarmıştı. Fakat tek bir sıkıntı vardı, o da bu yazarın normal olmadığı idi. Sürekli bir ters köşe, sürekli bir en heyecanlı yerde bitirme! Son okuduğum bölümde en heyecanlı yerde bitmişti. Resmen sinir geldi! Ben nasıl uyuyacağım bu akşam!? Kafayı takarım ki!

Düşüncelerimi bölen şey ise kapımın çalınması idi. Bakışlarım kapıya çevrilirken bağırdım.

"Gel!"

İçeriye bir koruma girdi.

"Efendim, Barlas Bey sizi çalışma odasında bekliyor."

Kaşlarım çatıldı. Ne ara gelmişti ki?

"Peki tamam."

Adam baş selamı verip odadan çıktı. Hızlıca telefonu elime alıp saate baktım, 19.07 idi.

"Oha! O kadar okudum mu ben?"

Şaşırmıştım. Telefonu bırakıp yataktan kalktım.

"Ne için çağırıyor ki bu şimdi beni?"

Aklıma gelen şeyle olduğum yerde kaldım.

"S*ktir!"

Eğer aklımdaki şey için çağırıyorsa bitmiştim ben.

"Onun için değildir ya."

Hafif tırsmadım değil şimdi. Derin bir nefes alıp kafamı dik tuttum.

"Yaptık bir halt. Yapacak bir şey yok."

Odadan çıkıp kapıyı kapattım. Merdivenlere yönelirken kalbim kafamda atıyordu.

"En fazla bağırır. Daha fazlasını yapamaz. Sıkıyorsa yapsın!"

Merdivenler bittiğinde odanın önüne doğru ilerledim. Kapını önüne geldiğimde derin bir nefes aldım. Hiç giresim yok ya!

"En fazla ölürsün canım, bir şey olmaz."

Kapıyı çalıp içeriden sesi bekledim. Gelince de içeri girdim.

"Acaba diyorum artık beni ayağına çağırmaktan vaz mı geçsen?"

Sinirle sorduğum şeyle Barlas, oturduğu sandalyeden kafasını bana çevirdi. Çok garip bakıyordu. Kesin anladı! Off! Kesin o pis herif öttü ya!

Barlas ayağa kalkıp bana doğru gelmeye başladı.

"Bugün evde bir tek sen vardın dimi?"

"Korumalar ve çalışanlar dışında evet, ben vardım."

Hoş geldiniz ey cemaat, diye bağırasım vardı. Sıçtım, sıvamasam bari.

"Bugün kameralara virüs bulaşmış..."

Ahanda! Gerim gerim geriliyordum şuan karşısında. Belli etmemeye çalışıyordum fakat umarım başarabiliyorumdur.

"ve ne tesadüf ki kameralara virüs bulaşmadan birkaç dakika önce sen bu odadan çıkmışsın."

Çevirebilirsin Havin, sakin ol. Kaşlarımı çatarak suratına baktım.

"Yani... evet, odandan çıktığım doğru ama dün akşam almayı unuttuğum diş fırçası ve macunu almak için girmiştim. Geri hemen de çıktım zaten. Virüs ne zaman bulaşmış?"

Tek kaşı kalktı ve yüzünde alaylı bir sırıtış oluştu. Sorduğum soruyu es geçti.

"Buna inanacağımı beklemiyorsun herhalde."

"İnanmıyorsan adamına sorabilirsin."

Kaşlarımı çatarak dediğim şeyle sırıtışı genişledi. Bir adım daha atıp neredeyse dibime girdi.

"O gördüğün kameraları ben şirketimdeki bilgisayardan da kontrol edebiliyorum Havin Akar."

Dediği şeyle zar zor yutkundum. İşte şimdi istesem de bir halt yapamazdım. Ne diyeceğimi bilemezken Barlas'ın yüzündeki sırıtış soldu. Bakışlarıyla öldürüyordu anasını satayım!

"Niye sustun?"

"Barlas..."

"Ne Barlas ne!?"

Bağırmasıyla yerimden sıçradım.

"Sana seni ilgilendirmediğini söyledim! Buna rağmen ilk fırsatta hemen odama girip eşyalarımı mı kurcaladın!?"

Bana bağırması sinir damarıma basarken bir andan da haklı olduğunu biliyordum. Evet, karıştırmamam gerekiyordu ama ben nereden bilebilirdim ki? Berfin'in dediği şeyler yüzünden benden bir şey sakladıklarını düşünmüştüm.

"Kameraları imha edince sıyrılabileceğini falan mı sandın!? O kadar kolay mı sandın!?"

Sinirle suratıma bakarken ne diyeceğimi bilmiyordum. Gerçekten çok kötü bakıyordu. Bakışları bile kendimi kötü hissetmeme sebep olurken dediği şeylerle daha da üstüme geliyordu.

"Mutlu oldun mu!? İçin rahatladı mı he!?"

Karnım ağrıyordu resmen. Yutkunamıyordum bile.

"Biliyorum, karıştırmamam gerekirdi ama..."

"Aması yok Havin! Ne olursa olsun başkasının özeline girmeye hakkın yok!"

"Biliyorum. Gerçekten özür dilerim."

Güldü.

"Gerçekten bir özürle yırtacağını falan mı sanıyorsun? Söylesene, sana biri böyle bir şey yapsa ne yapardın?"

Dediği şeyle zorlukla yutkundum. O ise üstelemeye devam etti.

"Söyle söyle! Çok merak ediyorum ne yapacağını!"

Zorlukla ağzımı açıp konuştum. Ne kadar sesimin tok çıkmasına özen göstermeye çalışsam da sesim çok kısık çıkmıştı.

"Öldürmekten beter ederdim."

𓆝 𓆟 𓆞

نهاية الفصل

7 تعليق