تخطٍ إلى المحتوى

farklı.

الفصل 1 · قراءة 5 دقيقة

farklı.

الفصل 1

giriş

Gece yarısı uyuyamadı Milan, kafasının içindeki sesleri bastırmanın bir yolunu ararken eline en büyük sırdaşı defterini ve kalemini aldı ve şunlar döküldü içinden…

“ Küçükken hep farklı biriydim ben.

Nedir ki farklı olmak?

İlkokul yıllarımı hatırlıyorum, arkadaşlarımı… O zamanlarda kızlarla daha yakındım. Teneffüslerde çimlerde bağıra çağıra futbol oynamak yerine elimde renkli kalemlerim, sıramda resim çizmeyi tercih ederdim. Bir kere denedim top peşinde koşmayı onda da kaleci yaptılar ve burnuma top yedim, bıraktım. Çocukluğun verdiği neşeyle herkes birbiriyle arkadaştı tabii. Kızlar erkekler hep beraber takılabiliyorduk herkes o kadar saf ve iyiydi ki tek derdimiz paylaşamadığımız kitaplarımız, silgilerimizdi. Sınıf arkadaşlarıma göre ailemin geliri hep daha düşüktü. Ee kolejde okuyan bir taksici ve ev hanımının çocuğu olmak sizi birazcık zorlayabiliyor bazı durumlarda. Mesela her yaz tatili dönüşü öğretmenimiz sorardı “ne yaptınız tatilde?” Tüm arkadaşlarım sırayla Paris, İtalya, Almanya, Barselona…başlardı anlatmaya. Ben ise parmak kaldırmaya bile yeltenmeden sanki gitmişim gibi gözlerimi kapar onlar anlatırken hayal ederdim farklı dünyaları. YouTube’dan izlemeye bayıldığım tatil vloglarının içerisindeymiş gibi hissederekten. İşte o yaşlarımda yavaş yavaş işlenmeye başladı kafama…

“Farklı olmak iyi bir şey değil mi?”

Ortaokul ve lisede sınıflarımızla biz de değişmiştik. Artık kimsede o saflık, iyilik ve mutluluk yoktu. Herkes sanki içindeki bu yokluğu başkalarını mutsuz ederek elde etmeye çalışıyordu. Bu yılların başlarında arkadaş olduğum çoğu kişi bana eskisi gibi bakmamaya başlamıştı. Ben de okları hep kendime çevirdim. Onlar öyle diyorsa bir bildikleri vardır dedim kendime. Zamanı geri alabilsek sımsıkı tutarım elinden şimdi onun. Başta ne kadar da mutluydum oysa. Kendimden uzaklaştıkça her şey düzelir kafasına mı girdiğimden bilmem kendi benliğimi olmadığım biri gibi ilmek ilmek işledim sanki ellerimle. Sevdiğim şeyleri, onlara farklı gelen her şeyi bir rafa kaldırıp, oradan buradan topladığım parçalarla oluşturduğum yapay benliğimi sergilemeye başladım hayattaki tek başarısı ailesinin zoruyla başladığı basketbolda aldığı kupaları sergileyen bir çocukmuş gibi. O zaman sevilir miydim? Biraz sevildim. Ben sevinmedim. Sevindiğime inandım, sevmedim.

Kafamın içine tamamen kodlanmıştı “farklı olmak iyi değil!”. Keza toplumdan gördüğüm yansımalardan keza ailemden.

İlk günden beri annem benim için hep özeldi. Ona her şeyimi anlatabilirdim çünkü bilirdim beni anlayacağını. Fakat onun için farklı olmam hep bir tehdit unsuruydu. Çocukken ne zaman yaşıtlarımdan farklı bir şey yapsam bunu hemen düzeltirdi.

Böyle konuşma, şunu yapma, bunu söyleme, öyle durma… Hep ona uygun olmak, gururlandırmak, kafasındaki “efendi” uslu çocuk olmak için kendimi yırttım. Belki o zaman istediği şeyi veririm ona diye. Şu yaşıma kadar hep böyle süregeldi bu. Şimdi dönüp geçmişe bakıyorum. Elime ne geçtiğine bakıyorum. Bilmem.

Onun olmamdan korktuğu o çocuğun aslında hep içimde olduğunu farkedip kendime bir yabancı olmamayı kabullendiğim süreçte bazı şeyleri anladım. Arkadaşlarım hep şaşırırdı annene nasıl her şeyini anlatabiliyorsun diye. Meğer ben kendimi anlatamıyormuşum ki. En çok anlatmam gerekenimi... Kendimden bile daha çok güvendiğim, sığınağım, limanımda gemilerim alabora olmuştu adeta. Belki şu dönemki fevri tavırlarım da şundanır, her saniye haykırmak istiyorum karşına geçip;

Beni iç dünyamda o kadar yalnızlaştırdın ki anne boğuluyorum diyemiyorum. Mutlu olamıyorum. Sana en çok ihtiyacım olduğu zamanda sen sadece bana laf sokup başka şeylerle ilgileniyorsun diyemiyorum. Durduk yere sana sarıldığımda iyi misin diye sormanı bekliyorum. Anlamıyorsun. Anlar mısın? Benimle film izle diye küçükken hep yalvarırdım sana oysa şimdi sen başkasıyla izliyorsun filmleri. Ben senin her derdini dinlemeye çalışıp yanında dururken seni göremiyorum annem. Farklılığı bana kötü bir şeymiş gibi öğrettin ya! Değilmiş.

Ben kendim olduğum sürece mutlu olabiliyorum ve bunu tekrardan elimden almanıza izin vermeyeceğim.

Evet ben hep farkındaydım içimde bazı şeylerin farklı olduğundan ama kendime yediremiyordum. Daha önce yapmadım dediğim çoğu şeyi yaptım aslında ama emin olmaktan korktum?! Kendimden korktum. Ta ki oldurmaya çalışmaktan sıkıldığım, içine sığamadığım ilişkimin sonuna kadar. Ben bu değildim ve bunu sürdürmek zorunda da değildim. En yakın arkadaşımla her topluca dışarı çıktığımız yaz gecelerinin sonunda baş başa kalıp birbirimizi dinlediğimiz çocuk parkının bankında, bitmesi gereken ilişkimden ne kadar bunaldığımı fakat bitiremediğimi yüzüncü kez anlattığım bir gecenin sonunda olmadığım ben sustu. Esas ben de sustu. O an anladı benim bu olmadığımı ve bana görünebilir olabileceğim kapısını araladı. Ben sonunda tam anlamıyla ben olabilirdim. “Farklı” olabilirdim ve yine de sevilebilirdim. Yine de mutlu olabilirdim.

Arkadaşlarıma tek tek söylemek benim için çok korkutucu bir deneyimdi. Hala fiziksel olarak emin olamadığım bir şeyi neden söylemeliydim ki?

Sadece birkaç kişi “farklı” olduğumu biliyorken hayatıma o girdi.

Daha beni sevebileceğinden bile emin değilken her şeyine tutunduğum dal oldu bana. Dizi en ufak bile benim dizime değse içimde daha önce ortaya çıkmamış bazı uyarıcılar sanki dudaklarımın kenarlarını yukarı kaldırıyordu. Yanında olmak bile gülmeme yetiyordu. Karışık sinyallerle geçti aylar. Sadece şunu hatırlattım kendime: o daha kendine kendini anlatamamış, anlatacak. Farklılığının iyi olduğunu anlayacak.

İçten içe kendimi yiyip bitirdim. İhtimallerin heyecanı o kadar güzeldi ki sonrasında çöktüm. Kalktım. Çöktüm. Kalktım. Bırakmaya çalıştım çok kez ama bir şey hep beni ona itti. Gözlerimi her kapattığımda gözleri gözümün önüne geliyordu. Anlamıştım kendimi. Ben buydum, farklıydım..

Aylar sonunda kendimi kafese soktum resmen. Hep bir şeyler olacak ümidiyle kendimi hırpaladım çünkü ben tam olmayacak dediğimde başka bir ışık yakıyordu. Beraber kafeye oturduğumuzda, ona güvenip açıldığım gün bana hep içinde bir dürtü olduğunu söyledi. Sonrasında o anki sevgilisi Gül’e gitmek yerine seninle kalmak istiyorum demesi.. Çok mutluydum o gün. En mutlu günlerimden biriydi… Sonra Gül’le bitirme kararı aldığında direkt bana yazması, teselliyi bende bulması… Koro konserinde kızın yüzüne bakamadığında koluma girip benimle yürümesi, her yere beraber gitmemiz… Fakat sonra ortama, insanların içine çıkınca, yine aynı b*ka bürünmesi...

Hayal ettiğim her şey yerle bir oldu ve bunların hepsini kendi elleriyle yıktı. Hayal etmişim başından beri demek ki! Keşke kalbimi durdurabilseydim o ilk gün jazz dinlemeye gittiğimizde beraber bira almaya giderken ya da dizlerimiz birbirine değerken. İnsanlar içinde dizinin dizime değmesi bile içime öyle kıpırtılar yolluyordu ki! Sanki senden bana bir şeyler transfer oluyordu. Yüreklerimiz senkronize oluyordu sanki bir jazz parçasıına. Doğaçlama akıp gidiyordu her şey ta ki simli jel kalemlerle yazdığım notalarımın üzerine karanlık ruhunu dökünceye kadar.

Tüm benliğimi yok etme derecesine getirdiğin için,

duygularımla oynadığın için,

her şey için,

senden nefret ediyorum ama yapamıyorum.

Çıkaramıyorum hala seni aklımdan.

Aklım mı konuşuyor kalbim mi onu da bilmiyorum?

Kendime yabancılaştım,

sana parçalanmaktan.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.