تخطٍ إلى المحتوى

EVİL AŞK

الفصل 1 · قراءة 7 دقيقة

EVİL AŞK

الفصل 1

EVİL aşk

Göz alıcı bir gün batımının renkleri, Alis’in kalbinde bir yara açarken, Clui’nin gözleri karanlık bir gökyüzü gibi simsiyah olmuştu. İkisi de, hayatlarının bir parçasını kaybetmiş gibi hissediyor, ayrılığın acısını içlerinde yaşıyorlardı. İki çiftin erkeği eve gelmediği için sona eren ilişkileri, onları çaresiz bir yalnızlığa sürüklemişti. Ama her ayrılış, yeni bir başlangıç demekti. Ne de olsa, hayat devam ediyordu. Bir kütüphanenin serin köşesinde bulmuşlardı kendilerini, kaybolmuş iki ruh gibi. Her biri, raflarda yer alan kitapların sayfalarında kendi hikayelerini arıyordu. O an, gözleri “Evil” adlı kitaba takıldı. Çekici bir gizemle dolu olan bu kitap, adeta onları çağırıyordu. Alis elini uzatıp kitabı aldı, Clui de o kitabın aynısını alıp annesinin evine gitti. İkisi de aynı kitabı seçmişti; belki de kaderin bir oyunu olarak. Kütüphaneden çıkıp kitabı okumaya başladıklarında, satırlardan bir enerji yükseliyordu. Her kelime, onları başka bir dünyaya çekiyordu. Evil dünyası, karanlığın ve kötülüğün hüküm sürdüğü bir yerdir. Ama burada bir kural vardı: İyilik yaparlarsa, ağır bir bedel ödemek zorunda kalacaklardı. Alis ve Clui, aralarındaki bağı anlamaya çalışırken, bu yeni dünyada karşılaştıkları tehlikelerle yüzleşmek zorunda kaldılar. Karanlık bir ormanda kaybolmuş gibi hissediyorlardı; her köşede bir tehlike, her adımda bir tuzak vardı. Ama birlikte hareket etmek, onları daha güçlü kılıyordu. Kendi içlerindeki korkuları yenmek için birbirlerine destek oluyorlardı. Zaman geçtikçe, aralarındaki gerilim ve çekim artıyordu. Başlangıçta sadece bir arkadaşlık olarak gördükleri bağları, birlikte geçirdikleri her anla derinleşiyordu. Ama bu dünyadan kaçmanın bir yolunu bulmak zorundaydılar. Karanlık güçlerle savaşmak, onların cesaretini sınayacaktı. Her zorluğun üstesinden gelmeye çalışırken, birbirlerine aşık olmaktan kaçamayacaklardı. Bir gün, karanlığın en derin köşesine doğru ilerlerken, Alis bir seçim yapmak zorunda kaldı. Kötülük mü? Yoksa iyilik mi? Clui’nin gözlerinde gördüğü ışık, ona doğru yolu gösteriyordu. Kendi korkularını geride bırakma zamanı gelmişti. İkisi de, birlikte iyi bir şey yapmaya karar verdiler. Ama dünya, beklenmedik bir şekilde onlara ağır bir ceza vermek üzereydi. Bütün bu olayların ortasında, birbirlerine olan duygularını kabullenmek zorunda kaldılar. Karanlıkta kaybolan aşkları, yeniden filizlenmeye başlamıştı. Ama bu sefer, yalnızca birbirlerini değil, karanlığın içindeki iyiliği de bulmaya çalışıyorlardı. Kötülüğün pençesinden kurtulmak için savaşırken, aşkın gücüyle yeniden doğacaklardı. Zaman daralıyordu ve çıkış yolu belirsizdi. Ama bir şey kesindi; birlikte olduklarında her zorluğun üstesinden gelebilirlerdi. Şimdi, aşklarını kanıtlamak ve karanlıktan kurtulmak için son bir savaşa hazırdılar. Bu, yalnızca dışarı çıkmak değil, aynı zamanda birbirlerine duydukları aşkı bulmak için de bir fırsattı. Ve belki de, aşk her şeyin üstündü.Son savaş, "Evil" dünyasının kalbi sayılan ve göğe doğru simsiyah bir mızrak gibi yükselen Lanetli Kule’nin gölgesinde başladı. Gökyüzü mor ve kızıl dalgalarla çalkalanıyor, Alis ve Clui’nin üzerine doğru ağır bir baskı uyguluyordu. Bu dünyadan çıkmanın tek yolu, kitabın son sayfasını mühürleyen karanlık özü yok etmekti. Ancak buranın kuralı net ve acımasızdı: İyilik yapmanın bedeli ağırdır.

İkili kule kapısına vardığında, yolları bu dünyanın efendisi olan gölge suretler tarafından kesildi. Alis, Clui’nin elini sıktı. O karanlık gözlerde artık çaresizlik değil, sarsılmaz bir inanç vardı.

Fedakarlığın Bedeli Gölge suretler, etraflarındaki havayı donduran fısıltılarla üzerlerine doğru süzülmeye başladı. Her bir fısıltı, Alis ve Clui’nin geçmişteki kırgınlıklarını, terk edilmişliklerini ve yalnızlıklarını yüzlerine vuran birer kırbaç gibiydi. Ancak iki ruh, artık kütüphanenin serin köşesinde kaybolmuş o çaresiz aşıklar değildi.

"Biz bu karanlığı tanıyoruz," dedi Clui, sesi kulenin duvarlarında yankılanırken. "Bizi acıyla besleyemezsiniz."

Alis, elindeki "Evil" kitabının sayfalarından sızan kara enerjiye karşı koyarak göğsünde biriken saf ışığı hissetti. Bu, kurallara meydan okuyan o yasak iyilik duygusuydu. İlk adımı Alis attı; ellerini göğe doğru kaldırarak, Clui ile aralarındaki bağı somut bir kalkan haline getirdi. Kuleyi sarsan bir parıltı, gölge suretleri geriletti.

Ancak "Evil" dünyasının laneti anında devreye girdi. Yapılan her iyiliğin, her fedakarlığın bedeli ağırdı.

Alis’in attığı bu aydınlık adım, Clui’nin bedenine korkunç bir acı olarak yansıdı. Clui acıyla dizlerinin üzerine çökerken, göğsünden yukarıya doğru siyah damarlar tırmanmaya başladı. Kitabın acımasız kuralı işliyordu: Alis iyilik yaptıkça, bedelini aşkı ödüyordu.

"Alis, durma!" diye haykırdı Clui, nefesi kesilirken. Gözlerindeki ışık hala canlıydı. "Beni düşünme, kuleyi mühürleyen öze ulaş!"

Alis, gözlerinden akan yaşlarla Clui’ye baktı. Onu kurtarmak için yapacağı her hamle, Clui’ye daha fazla acı verecekti. Kötülüğün pençesinden kurtulmak, ancak kötülüğün kurallarıyla oynamayı reddetmekle mümkündü. Alis, kulenin merkezinde parıldayan simsiyah kristale —yani kitabın son sayfasını mühürleyen özgül karanlığa— doğru koştu.

Gölge suretler Alis’in üzerine çullanırken, Clui son bir gayretle ayağa kalktı. Alis’in acı çekmemesi için, kendi ruhunu feda etmeye hazırdı. Alis’in önüne siper oldu ve gölgelerin saldırısını kendi bedeniyle göğüsledi. Bu kez de Clui’nin yaptığı fedakarlık, Alis’in kalbine saplanan görünmez bir bıçağa dönüştü. İkisi de acı içindeydi, ama bu acı aralarındaki çekimi ve aşkı daha da perçinliyordu.

Kristalin tam önüne geldiklerinde, Alis elini havaya kaldırdı. Bu karanlığı yok etmek için nefret değil, bu dünyada var olması yasak olan tek şey gerekiyordu: Saf, çıkarsız bir aşk.

Alis, Clui’nin gözlerinin içine bakarak elini kristalin üzerine koydu. Clui de elini Alis’in elinin üzerine yerleştirdi.

"Bu dünyanın bedeli ne olursa olsun," diye fısıldadı Alis.

"Birlikte ödeyeceğiz," diye tamamladı Clui.

İkisinin elleri birleştiği an, kütüphaneden beri içlerinde taşıdıkları tüm o yalnızlık ve hüzün, yerini birbirlerine duydukları sarsılmaz sevgiye bıraktı. Lanetli Kule’nin kuralları, bu muazzam duygu patlaması karşısında çatırdamaya başladı. Kitabın bencil ve acımasız dünyası, iki insanın birbirleri için canını feda etmeyi göze aldığı bu saf "iyilik" karşısında çaresiz kalmıştı.

Büyük bir patlamayla, mor ve kızıl gökyüzü beyaz bir ışık seline gömüldü. Lanetli Kule toz bulutuna dönüşürken, "Evil" dünyasının duvarları birer birer yıkıldı.

Alis gözlerini açtığında, yüzüne vuran şey Lanetli Kule’nin kasvetli havası değil, kütüphanenin pencerelerinden sızan yumuşak, gerçek gün batımı ışığıydı. Burnuna eski kitap sayfalarının ve serin ahşabın kokusu geliyordu.

Hızla doğrularak etrafına bakındı. Birkaç masa ötede, elinde "Evil" adlı kitapla duran Clui’yi gördü. Clui de tam o anda başını kaldırdı. Gözlerindeki o karanlık gökyüzü gitmiş, yerine rüya gibi bir sıcaklık gelmişti.

İkisi de yaşadıklarının bir rüya olmadığını biliyordu. Yavaşça birbirlerine doğru yürüdüler. Ne geçmişteki ayrılıkların acısı kalmıştı içlerinde, ne de çaresiz bir yalnızlık. Hayat devam ediyordu ve onlar, karanlığın içinden geçerek birbirlerini bulmuşlardı.

Clui, elindeki kitabı kütüphanenin derin raflarından birine, bir daha hiç açılmamak üzere geri koydu. Alis’in elini sımsıkı tuttu. Artık ne bedel ödemek zorundalardı, ne de kaçacak bir yer arıyorlardı. Gerçek dünya her zamanki gibi akıp giderken, onlar için yepyeni ve aydınlık bir hikaye henüz başlıyordu.

İlk büyük sınav, kulenin labirent gibi dolambaçlı koridorlarında karşılarına çıktı. Yerde, bu dünyanın acımasız tuzaklarına yakalanmış, ruhları yavaş yavaş emilen masum silüetler gördüler. Buranın kuralına göre onları görmezden gelip geçmeleri gerekiyordu. Ama Alis durdu. Clui’ye baktı ve fısıldadı:

"Eğer burada tamamen karanlığa teslim olursak, kurtulmanın bir anlamı kalmaz."

Clui başıyla onayladı. Birlikte, o masum ruhları serbest bırakmak için kendi yaşam enerjilerinden bir parçayı feda ettiler. Ruhlar gökyüzüne doğru birer ışık hüzmesi olarak yükselirken, kural devreye girdi: Alis’in soluğu kesildi, dizlerinin üzerine çöktü; Clui’nin ise görüşü bulanıklaştı, bedeni ağır bir acıyla sarsıldı. İyilik yapmışlardı ve dünya onlardan bedelini anında tahsil etmişti.

Son Savaş ve Büyük Seçim

Birbirlerine tutunarak, acı içinde kulenin en üst katına ulaştılar. Karşılarında, kütüphanede buldukları "Evil" kitabının devasa, taştan bir kopyası duruyordu. Sayfalar kendi kendine dönüyor, odanın ortasındaki girdap onları içeri çekmeye çalışıyordu.

Girdabın içinden fısıldayan bir ses yankılandı:

"Biriniz burada kalmalı ki diğeriniz eski dünyasına dönebilsin. Ya da ikiniz de burada kalıp bu evrenin yeni hükümdarları olursunuz. Seçin: Bencillik edip kurtulun ya da kötülüğe teslim olup güce kavuşun."

Alis ve Clui birbirlerine baktılar. Hayatlarının bir parçasını kaybederek başladıkları bu yolculukta, birbirlerinin her şeyi olmuşlardı. Gücü istemiyorlardı, ama birbirlerini geride bırakmayı da asla kabul edemezlerdi.

Clui, Alis'in yüzünü ellerinin arasına aldı. "Biz bu dünyaya yalnız geldik Alis, ama buradan yalnız çıkmayacağız. Eğer bedel ödememiz gerekiyorsa, bunu da beraber yapacağız."

Aşkın Gücüyle Yeniden Doğuş

İkisi de taştan kitabın üzerine ellerini koydular. Yapacakları şey ne bencilce bir kaçıştı ne de kötülüğe boyun eğmekti. Yapacakları şey, bu kitabın tüm kurallarına meydan okuyan, birbirleri için canını feda etmeye hazır bir saf sevgi eylemiydi.

Kitabın sayfalarından yükselen kara enerji, onların bu saf sevgisi karşısında çatırlamaya başladı. İyilik yapmanın en ağır bedelini ödemeye hazırdılar: Birbirleri uğruna yok olmak. Ancak bu muazzam fedakarlık, "Evil" dünyasının mantığına tamamen aykırıydı. Karanlık, bu kadar saf bir ışığı sindiremedi. Kule sarsıldı, taşlar çatladı ve odanın içini kör edici, beyaz bir ışık kapladı.

Yeni Bir Başlangıç

Gözlerini açtıklarında, burnuna gelen ilk şey eski kitapların kokusu ve serin bir esinti oldu.

Alis kafasını kaldırdı. Kütüphanenin o tanıdık, sakin köşesindeydi. Güneş batmış, yerini dingin bir geceye bırakmıştı. Hemen yanına baktı; Clui de oradaydı. İkisinin de elinde ne "Evil" kitabı vardı ne de üstlerinde o karanlık dünyanın yaraları. Her şey bir rüya gibiydi, ama kalplerindeki o sarsılmaz bağ fazlasıyla gerçekti.

Ayağa kalktılar ve kütüphanenin kapısına doğru yürüdüler. Gece karanlıktı, ama bu sefer Clui’nin gözlerindeki siyahlık bir koruyucu gibi güven veriyordu. Alis, Clui’nin elini tuttu. Hayat devam ediyordu ve bu sefer, yalnız değillerdi.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.