📍On dokuzuncu bölümün devamı
Abim emlakçı adam ile anlaşmış, önden gerekli kaporayı vermiştik.
Saat 17.05 olmuştu.
"Bir de mobilyacılara bakınalım hızla. Sonra bir otele geçer dinleniriz" diyen annemi abim onayladı. "Bence siz arabayı bana verin. Ben halledeyim, siz de lojmana geçip dinlenin" dediğimde abim çatık kaşları ile bakındı. "Oldu abicim, başka bir isteğin? Birlikte gidelim işte"
"Abi sabahın erken vaktinden beridir uyanıksınız. Ayrıca sen araba kullanıyorsun. Yorgunsunuz. Ben hallederim, zaten şu anlık bir kaç eşya alsak yeterli sonrasını zamanla ben hallederim" bu sefer karşı çıkan annem oldu. "O, şu anlık alacağın eşyaları birlikte alıp da geçebiliriz kızım."
"Anneme katılıyorum" diyen abim ile omuzlarım çöktü. "İyi madem"dedim kabullenmişlikle.
Rotamızı mobilyacıya çevirmiştik.
Bir mobilyacıya girerek, önceliğimiz olan eşyaları seçmiş, evin adresini vermiştik.
Bir asker ailesi olduğumuz için bize verilen haklardan biri de askeri lojmandı. Babam öncesinde ayarlamalar yapmıştı. Lojmana geçtik ve abimin bir lokantadan aldığı yemeklerimizi yemiş ardından oturma odasına geçmiştik.
Balkonun kapısını açarak adımımı attım. Yavaş yavaş kararmaya yüz tutmuş olan gökyüzüne baktım. Işıklarını yakan Ankara sokaklarına baktım.
Bundan yaklaşık altı yıl öncesini düşündüm. Kurduğum hayalleri, sürekli ders çalışan Gökçen'i hatırladım. Yazları boş durmayıp farklı diller öğrenen Almila geldi gözümün önüne.
Başarı bir hedef değildi. Bir yoldu. Uzun, engebeli, çoğu zaman yorgun düştüğün bir yol. Ama yolun sonu hayaller idi. Yolun sonu, mutluluktu. Değer miydi? Şu an ki Gökçen Almila Akşir için değerdi.
Ben şu an buradaysam, hayallerimi yaşıyorsam o uzun yolu yürümeme bağlıydı.
Ankara'nın kalabalıklığına bir Gökçen daha eklenmişti. Gülümsedim.
İçeriden annemin telefonun melodisi geldi. Annem telefonunu cevapladı. "Efendim Aybar" arayan babamdı. Aklı burada kalmıştı, biliyorum.
"Evet, lojmana geçtik."
"Ankara da mısın?"
"Tamam, bekliyoruz canım" telefonu kapatmış olmalı ki bize hitaben konuştu. "Babanız geliyor çocuklar"
"Yemeklerden var mıydı anne? Aç gelirse şimdi, ya da dur alıp geleyim bir şeyler" diyen abimi annem durdurdu. "Baybars'ım yemekler kaldı öylece. Aç gelecek olursa ısıtırım babana onları"
Annem bu sefer beni hedef aldı. "Gökçen, gir içeri. Akşam serinliği çöktü. Hastalanacaksın" ben içeri geçerken abim gülerek, "Anne kaç yaşına geldik ama sen hâlâ küçükmüşüz gibi davranıyorsun" dediğinde annem, "Kaç yaşına gelirseniz gelin, siz benim için küçüksünüz" diye cevap verdi. Balkon kapısını kapatarak, perdeyi çektim. Annemin yanına oturup kolunun altına girdim. "Anne, çok mutluyum" içimde ki heyecan sesime yansımıştı. Abim tam karşımızda kalıyordu. Benim cümleme gülümsedi. Benim mutluluğumla mutlu olan bir abiydi o!
Evin kapısı çalınca abim ayaklandı. Birkaç dakika sonra babam ile abim girdi odaya. Ayaklanarak, babama sarıldım. Beni hemen kolları arasına aldı. "Baba, ben başardım" gülümsedi. Saçıma kokulu öpücük kondurdu. "Bundan bir an bile şüphe duymadım güzelim"
"O zaman ben bir şalgam alıp geleyim" diyen abime, ne alaka bakışları attık.
"Kutlama yapacağız! Kutlama! Şalgamsız bir kutlama olamaz" odadan çıktı ve ardından dış kapının kapanma sesi geldi.
Arkasından güldük.
Sağım da annem, solum da babam ve kutlama için şalgam almaya giden abim.
İyikilerimdi.