تخطٍ إلى المحتوى

EHVENİŞER

الفصل 6 · قراءة 7 دقيقة

EHVENİŞER

الفصل 6

KADER VE KEDER

5. BÖLÜM: KADER VE KEDER

Zamana hükmedemiyorsan,

Aşkında avuçlarından kayıp

gitmesine izin vermişsin demektir.

⛓️

Dünya döndükçe yaşlandırıyordu içindekileri. İnsanların yüzündeki çizgilere bir yenisini daha ekletiyordu. Masumiyet her dönüşte biraz daha kirleniyordu. Kirlendikçe farklılaşıyordu yüzler. Suretler kayıyor, kalpler yerlerini terk edilmiş arazilere bırakıyordu. Sevginin sığamadığı kalplere diğer hiçbir duygunun işlenmesine izin verilmiyordu çünkü.

Konağın teras katında uzun saçlarının yumuşak telleri yüzünü kaplayan genç kız beyaz elbisesinin açıkta bıraktığı omuzlarına dolaşan rüzgarın ferahlığıyla gözlerini kapatırken milyarların sevgi anlayışına yaraşır bir kelime arıyordu. Sevginin diğer tüm duygulardan ziyade ortak bir dilinin olduğuna inanıyordu. Biri mutlaka keşfetmişti o dili.

Kendisininde keşfetmesini bekliyordu.

Uzun saçlarının tekrar yüzüne dolandığını fark ettiğinde ince parmaklarıyla geriye attı saçlarını. Yeşil pırıltıların oynaştığı gözlerini ayın huzmelerine diktiğinde gür kirpiklerinin her birinin ayrı bir huzmeye dolandığını, içinin kıpraştığını hissetti. Gözleri konağa yaklaşan arabayı fark ettiğinde omuzlarını dikleştirdi ve ellerini göğüslerinin altında birleştirerek arabanın yaklaşmasını bekledi.

Üç gündür evin içinde kuzey rüzgarları esiyordu. Mesut Erdem'in dosyaları çaldığına o kadar emindi ki Ali, oğlunu bir kaşık suda boğmak için fırsat arıyordu; şayet o burda olsaydı.

Ama bu akşam dosyanın yönetim kurulu binasında olduğu anlaşılmıştı ki oraya Mesut Erdem'in ulaşması imkansızdı.

Araba farları giderek yaklaştığında Berfe aynı pozisyonda teras katta bekliyordu. Demirlere doğru uçuşan eteği tekrar bacaklarına dolandığında gözleri boş arazide duran arabanın kapısını izliyordu. İçindeki yersiz his arabanın içerisinden de kendisinin izlediğini söylese de bakışlarını çekmedi ve bakmaya devam etti.

Lüks arabanın kapısı açıldığında arabadan sadece tek bacağını dışarıya uzatan Mesut Erdem sigarasını yakmaya çalışıyordu. Sigarasını yaktığında arabadan diğer bacağını da çıkarmış ve ince silüetini geceye armağan etmişti. Bakışları terastaki Berfe'ye kaydığında beyaz elbisesinin içinde bir kraliçe kadar asil duruyordu. Açıkta kalan omuzlarında gezdirdiği bakışlarını gözlerine diktiğinde arabaya yaslandı ve sigarasını içmeye devam etti. Berfe bu dik bakışlardan rahatsız olsa da genç adamın rahat tavrı çenesini birbirine kilitlemesine neden olmuştu. Üç gündür ev birbirine girmişti ama beyefendinin bu durum zerre umrunda değildi. Karşısına geçip sigarasını içecek kadar kayda almıyordu. Ya da hiçbir şeyden haberi yoktu. Telefonları açmadığı içinde olabilirdi.

Berfe kollarını korkuluklara yasladığında Mesut'un yüzüne çarpık bir tebessüm yerleşmişti. Sigarasından bir nefes daha çektiğinde son demlerine gelmişti. Berfe yaslandığı yerden doğrulup geceye ve Mesut Erdem'in delici gözlerine son kez baktı. Siyah saçları gecenin koynundan düşen karanlık bir tutama benziyordu. Öyle ki beyaz teni ve keskin lacivert gözleri olmasa karanlığa karışabilirdi.

Son kez yüzüne diktiği gözlerinin yerini önüne doğrulttuğunda bal rengi saçlarıda genç adamın gözleri önüne serilmişti. Dik omuzları hiç sarsılmadan terastan içeri girdiğinde odasına geçti doğruca. Odasının ortasında dururken adımları onu pencerenin önüne sürüklemişti. Perdeyi usulca araladığında penceresine dikilen gözleri görmek perdeyi hızla kapatmasına neden olmuştu.

Adımları yatsğına ulaştığında kendini yatağın üzerine bıraktı. Saçları nevresimin üzerine dağılırken gözlerinin usulca kapanmasına izin verdi. Kirpikleri tenine yığılırken pürüzsüz yüzünde bir dinginlik vardı.

⛓️

-Ezra! Babangil çıkacak şimdi kimin arabasıyla gideceksin?"

Ezra aynaya son kez bakıp rujunu çantanın içine koydu. Kırmızı ceketinin omuzlarını düzeltirken omuzlarına yayıp dalgalandırdığı saçlarına son dokunuşları yaptığında Gülfem'e döndü:

-Babamgille gidelim sende gel."

-Olur. Baksana saçlarım olmuş mu?"

-Olmuş olmuş. Hadi gidelim."

O sırada Şehnaz da çantasını koluna takmış merdivenlerden aşağı iniyordu. Yanında Azer ceketini omzuna atmış eşine eşlik ediyordu:

-İyi oldu bu yemek işi. Çoktandır çıkmıyorduk dışarıya."

-Haklısın." Dedi Azer bu sırada aşağıya inmişlerdi.

-Kimler benim arabayla geliyorsa geçsinler."

Ayakkabılarını giyip çıktığında Ali de Azer'in arabasına geçmişti. Herkes arabalara yerleştiği halde henüz iki kişi evden çıkamamıştı. Berfe her ne kadar acele etse de kolyesini bir türlü takamıyordu. Aşağıdan çalan kornayla iyice eli ayağına dolaşırken gitmekten vaz geçti. Haki rengi elbisesinin fermuarına uzandığı sıra da tekrar çalmıştı korna. Oflayarak kolyesini avuçlarına sıkıştırdı ve acele adımlarla çantasına uzandı. Merdivenlere yöneldiğinde Mesut Erdem'de sakin adımlarla merdivende ilerliyordu. Topuklu ayakkabılarının sesleriyle ardına dönmesini beklese de dönmemişti. Dışarıya çıktıklarında babasının arabasına ilerlerken içeridekiler öndeki arabayı göstermişlei. İsteksiz bir şekilde arabaya ilerlerken Neriman yengesinin ve babannesinin yanına oturdu. Ön koltukta Hamza oturuyordu. Mesut Erdem arabayı çalıştırdığında dikiz aynasından bakışları kısa bir müddet kesişmişti. Berfe bakışlarını çektiğinde avuçları arasındaki kolyeye dikti gözlerini. Küçük çantasının içine sıkıştırdı kolyeyi.

Kısa süren yolculuk lüks bir lokantanın önüne geldiğinde aile yemeği için rezerv ettikleri masaya ilerlediler. Berfe adımlarını lavaboya yöneltti gider gitmez. Aynanın önüne geçtiğinde makyajını tazeledi. Gözleri aynadaki kıza gittiğinde güzel gözlerinin içindeki çığlık tablolarını etten duvarların ardına kapattı. Dudaklarına sürdüğü ruj oldukça dikkat çekici bir renkti. Elbisesinin boyu dizlerinin altındaydı ama derisini sarıp sarmalamıştı öyle ki güzel vücudunun her detayını gözler önüne seriyordu. Omuzlarına sardığı şalı alıp koluna yerleştirdi ve lavabodan çıktı. Masaya çoktan yerleşmiş ailesinin yanına ilerlediğinde Gülfem'in karşısındaki boş sandalyeye oturdu. Masada Mesut Erdem'in yokluğunu direk fark etmişti. Hatta büyük ihtimalle yanındaki boş sandalye ona aitti. Kısa bir süre sonra Mesut telefonunu cebine yerleştirerek hemen yanındaki sandalyeye oturmuştu.

-Mesut, sana sormadık ama yemekleri söyledik biz."

-Sorun değil." Dedi ve önündeki çorbadan bir kaşık aldı. O sırada kolu Berfe'nin göğsüne sürtmüştü ama bunu Berfe dışında kimse fark etmemişti. Oturduğu yerde biraz daha geriye kaykıldığında kızarmış yüzünü de karşıya çevirmişti.

Gür kahkahaların ve neşeli yüzlerin eşlik ettiği hoş bir akşam yemeği yeniyordu bugün. Uzun bir zaman sonra tüm aile buradaydı. Ali durmadan eski komik anıları anlatıyor ve neşeli kahkahalara sebep oluyordu. Azer'e döndüğünde kardeşinin eline yasladı elini:

-Azer hatırlıyor musun, senin ilk oğlan doğduğunda iki saat ağlamıştın. Şehnaz içerde bağrıyor sen dışarda!"

Masada kısa bir sessizlik oluştuğunda Azer'in nefesleri hızlanmıştı. Bakışları eşine döndüğünde Şehnaz'ın dalgınlaşan bakışlarını görmek yutkunmasına sebep olmuştu. O sıra da Mesut Erdem :

-Baba, vergi dosyalarını imzalamamışsın. Hakan Abi ulaşamamış bugün beni aradı. Aklıma gelmişken söyleyeyim." Dedi . Lacivert gözleri Berfe'nin titreyen ellerine değdiğinde aklına gelen ilk şeyi söylemişti. Masadaki sessizlik bir süreliğine dağılmıştı. Ali telefonuyla imzalanacak dosya hakkında bir konuşma yaparken Berfe oturduğu yerden kalktı ve dışarıya çıktı. Havanın ılıklığından dolayı şalını yanına almamıştı. Gözleri trafiğin duraksamadan ilerleyen hiyerarşisinde gezinirken yanında beliren karaltıyla ardını döndü. Mesut Erdem'i görünce kızarmış gözlerini tekrar karşıya dikmişti. Ama kolunda hissettiği eller gözlerini yeniden Mesut Erdem'e çevirmesine neden olmuştu. İnce kolundaki ellere bakıp tekrar genç adamın gözlerine dikmişti gözlerini:

-İyi misin? İçerde pek öyle görünmüyordun."

Berfe gözlerini kırpıştırarak Mesut Erdem'in gözlerine bakmaya devam etti:

-İyiyim."

-Ellerin hâlâ titriyor. Emin misin iyi olduğuna?"

-Eminim."

Dedi ama çenesinin titremesine engel olamamıştı. Kafasını diğer tarafa çevirdiğinde amacı titreyen çenesine eşlik eden göz yaşını saklamaktı ama çenesine zarifçe dokunan ellerle tekrar göz göze gelmişti.

-İyi olmadığında bunu başkalarına diyemezsende en azından kendine söyle. Şimdi yeniden soruyorum ... İyi misin?"

-Değilim." Dedi yeniden bir damla yanağına akmaya başlayacağı sıra da.

-Teşekkür ederim, konuyu bilerek değiştirdini anladım. Annem, hâlâ ilk günkü gibi hassas."

- Babamı biliyorsun işte. Patavatsızın teki."

-Deme öyle, o da istemezdi." Dedi Berfe ama Mesut sadece gözlerini devirmişti. Mesut Erdem'in delici bakışları yüzünde tur atmaya başladığında Berfe yaşaran gözlerini kırpıştırarak önüne döndü. Haki renk elbisesinin içerisinde o kadar hoş duruyordu ki gerdanına yoldan geçen birkaç kişinin yoğun bakışları sürtünüyordu. Uzun saçlarını su dalgası yaparak omuzlarına bırakmıştı. Çerçevelediği bal rengi gözleri tekrar Mesut Erdem'i bulduğunda genç adamın ters bakışlarının odağı olmuştu. Bu ani ruh değişimini yadırgayamadan genç adamın soğuk sesimk duymuştu:

-İyiysen içeri geçelim. Merak etmesinler."

Berfe kafasını sallayarak içeriye yürümeye başladı o sırada Mesut'un telefonu çalmıştı telefonu açarak :

-Ben birazdan gelirim." Dedi ve konuşmak için uzaklaştı. Berfe içeriye geçtiğinde masa az önceki kadar sessiz olmasa da yine de sohbet ikili ilerlemeye başlamıştı. Ali amca hâlâ telefonla konuşuyordu. Neriman ve Şehnaz kendi aralarında konuşurken Ezra'da Gülfem'e telefonundan bir şeyler gösteriyordu. Babasının yüzündeki sessiz ifade de az önce onu bıraktığı gibi yerli yerindeydi. Kestane saçlarının alnına dökülmüş tutamlarını sessiz sessiz eliyle tarıyor alnını ovalıyordu. Bir zaman sonra yerinden doğrulduğunda kızarmış boyunu sıkan gömleği eliyle gevşetirken oturduğu sandalyeden kalkmıştı.

Yavaş adımları lavaboya doğru ilerlerken Azer göz pınarlarından akan bir damlayı elinin tersiyle sildi. Kalbinin giderek daha da hızla attığını hissediyordu. Duracak gibiydi. Nefeslerinin sekteye uğradığını hissettiğinde ciğerinin orta yerindeki yangı tüm vücuduna dağılmıştı. Biricik oğlu Hamran ... Doğduğu gün dün gibi aklındaydı. Sadece üzeri biraz tozlanmış, çokça küflenmiş bir duvarın ardına kilitlemişti tüm anılarla birlikte o detaylarıda. Tüm aile birlikte o masada otururken her boş sandalyede oğlunun suretide gülümsüyordu. Hep eksik ama tamdı da.

Oğlu hep aklının içindeyken tam,

Oğlu hep uzakta olduğu içinde yarım,

Tamamlanamayacaktı.

Lavaboya vardığında adımlarının dolandığını hissetti. Kızarmış yüzü havayı zorlukla aldığının belirtisiydi. Boğazına getirdiği eliyle derin bir nefes almaya çalıştı ama bu boş bir çabaydı. Kararan gözleri önünü görmesine engel olmuştu. Dengesini kaybedip düşerken içindeki yangının giderek alevlendiğini ve tüm hücrelerini kapladığını hissetti. Gözlerini zorlukla açarken lavabodaki insanlardan birinin yardım bağırtısını işittiğinde duyacağı son sesin oğluna ait olmasını isterdi. Göz kapaklarına doluşan yaşlar alev alan yanağında ferah bir iz bırakırken kapının hızla açılıp içeriye doluşan insanlara son kez baktı.

Gözleri hiç zorluk çıkarmadan kapanmıştı.

İçindeki yangında ardında kül dışında kriz geçirmiş bir kalp,

Dağlanmış bir ciğer bırakmıştı.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.