تخطٍ إلى المحتوى

EHVENİŞER

الفصل 2 · قراءة 9 دقيقة

EHVENİŞER

الفصل 2

IMTIYAZ

BÖLÜM 1: İMTİYAZ

"İZLERİ SİLİNMEYEN YARALARIN İMTİYAZLARI OLUR."

✴️

Aile,

Hayatın parçalarının bütünleştiği portreydi. Acının, hüznün, riyanın, isyanın, sanatın çıktığı yerdi.

Yaşamın yaşandığı yerdi. Var oluşun simgelendiği kısımdı.

Bir konak düşünün, Urfa'nın kızıllığına, güneşin mahmurluğuna sarılmış bir konak.

Her odasında ayrı bir olayın var olduğu. Her odasında bir insanın erginliğine, gençliğine adım attığı.

Saruhan Konağı.

Bedenlerin birbiri varlığına kenetlenmesine karşılık ruhların bi o kadar ayrı yaşadığı bu konakta elli yıllık bir lanetin gravürü gösteriliyordu her daim. Her köşesinden ayrı bir hüzün damlıyor lakin yüzler bu hüzünü yok sayıyordu. Belki de tam da bu yüzden lanet uyanmıştı. Mutluluğun kesik kesik yaşanacağını belirten bir lanetti bu. Zira henüz bu mutluluğun son demlerinin yaşandığından habersizdi ahali. Geceleri yastığa konan başların içerisinde bin bir çeşit düşünce birbirlerine karışmadan ilerliyordu zihin kıvrımları arasında.

Bir yandan ruhlar demleniyor, bir yandan düşünceler olgunlaşıyordu.

Şayet bu evde bir masala prenses seçilse, ne bedenleri ne ruhları benzer iki kardeş adaylıklarını kor koymaz seçilirdi. Farklılıklarının onları benzer yaptığının algısına henüz erememiş bu iki genç kız, elli yıllık laneti uyandıracaklarından bir haber dalmışlardı uykularına.

Yanyana iki odada alınan nefesler, birbirlerinin varlığından ölesiye nefret ediyorken aynı çatının altında olma fikirleri onlar için yılların getirdiği bir alışkanlık olmuştu.

İki ruh bu kadar birbirinden farklı , iki ruh birbirinden ancak bu kadar aykırı olabilirdi.

Biri gece kadar siyah, biri güneş.

Biri bir o kadar kin, diğeri bir o kadar nefret.

Berfe ve Ezra.

Bir laneti uyandıracaklarını bilselerdi şayet, inatla devam ederler miydi bu kine bilinmez. Tıpkı bu kinin başlama sebebinin bilinmediği gibi.

Bir masal anlatılacaktı Urfa'da. Dilden dile yayılan. İki kardeşin bitmeyecek kinini, iki kardeşin bitmeyecek merhametini anlatacaklardı nesilden nesile.

Ne iyi olacaktı tastamam, ne tam kötü.

Belki de bu yüzdendi bu masalın adı ehvenişer.

Güneşin sırmalanmış ışıkları Berfe'nin odasına vurduğunda genç kız uzun kirpiklerini titreştiren ışıklarla açtı göz kapaklarını. 22 yıldır olduğu gibi hep aynı güne uyandı. Her uyanışında "yeni" birgün dileğiyle fısıldadı İlah'ına. Belki de doğru kelimeyi bulamadığı için 22 yıldır kabul olmamıştı dileği. İnce ve narin bedeni yatakta doğrulduğunda gözlerinden birkaç ton daha koyu saçlarını tek eliyle geriye doğru taradı. Zamanın durup durup başa sardığı hissinden bir türlü kurtulamazken her güne aynı şekilde başlayışı ruhunu yormaktaydı. Yine de usulca kalktı yataktan. Saten geceliğinin uçlarından tutarak çıkardığında odadaki küçük banyosuna doğru ilerledi. Banyodaki varaklı aynaya düşen yansımasına günler sonra baktığında gençlik fışkıran yüzünden çok yorgun ruhunu gördü. Bal rengi gözlerinin kenarlarına kavislenmiş yeşil parıltılardan, ince ucu kalkık burnundan ve dolgun pempe dudaklarından daha daha fazla etkilerdi Berfe'nin gözlerine bakınca insanların gördüğü ruh. Öyle yorgun, öyle narin ve solgun bakardı ki insanlara; bedeninin ışıltısından gözlerin kamaşmasına izin vermezdi.

Uçları sarıya dönük uzun saçlarını yüzünü yıkamak için geriye attığında birkez daha baktı aynaya. Yıllardır hiç değişmeyen bakışlarından çekindiğinde hızla yıkadı yüzünü. Havluyla kurulamadan çıktığında gerdanına doğru yol alan damlaların göğüs oluğuna doluşmasına izin verdi ve doğruca gardırobunun önüne ilerledi. Siyah bir pantolon ve kırmızı sıradan bir tişört alıp giyindiğinde kolları bu monotonluktan isyan eder gibi yavaş hareket ediyordu. Saçlarını fırçalayıp aşağıya inen merdivenlerin başına gelmişti ki eş zamanlı Ezra'yla aynı anda adım atmaları bir olmuştu.

Birbirlerinden kaçtıkça yaklaştırıyordu onları kader.

Farkında değillerdi.

Ezra üzerine giydiği askılının duruşunu düzeltirken ablasına baktı. Öylesine sıradan giyinmesine rağmen her defasında göz kamaştırması haksızlık değildi zira gözlerindeki parıltısız durağan ifade elindeki varlığı nedensizleştiriyordu.

Siyah saçlarındaki tokayı çözüp bileğine geçirdiğinde mavi gözleri masada toplanmış ev ahalisine kaymıştı. Oldukça geniş bir aile değillerdi belki ama her insanın kendi çapında bir kalabalığı vardı.

Yemek masasına geldiğinde ağabeyi Rezan'ın karşısındaki sandalyeye oturduğunda laf sokuşturmalarına gülümseyerek cevap verdi.

-Abi sabah sabah nerden buluyorsun bu enerjiyi? Doping mi yaptırıyorsun gizli gizli?!

Rezan, Ezra'nın ağzına sokuşturduğu salatalıkla soruyu geçiştirdiğinde haylaz bir sırıtışla masanın en ucuna, babanne Zerya'nın karşısına oturmuş Berfe'ye baktı:

-Ablaların en güzeli? Demek sabah sabah canımın turşu çektiğini hissettiğin için açtın yüzünde turşu standını!"

Babaları çaktırmadan Rezan'ın şebekliğine gülerken bir yan gözle de Berfe'ye bakıyordu.

Berfe ise her sabahki şamataya her sabah olduğu gibi sessiz kalmıştı. Tabağına babannesinin koyduğu peyniri çatalla bölerken Rezan'a boş bakışlar attı. Rezan'ı severdi lakin konuşmadığı zamanlar daha çekilesi olurdu. Evdeki herkesi kahkahaya boğan mizah yeteneğini birebir Berfe'nin üzerinde geliştirdiğini herkes bilirdi.

-Abla ne zaman şu merdivenlerden aşağı hepinize günaydın diye ineceksin? "

-Hepinize günaydın"dedi Berfe muhabbetin Daha da uzamasını engellemek için. Ama Rezan'ın diline düşen kurtulamazdı bunu unutmuştu:

-Aslında bu kızda keşfedilmesi gereken bir mizah yeteneği var. Ama dur bakalım birgün farkedilecek bu yetenek hissediyorum."

Zerya, Rezan'ın kafasına şaplak atarken mırıldandı:

-Bulaşma torunuma. Zıkımlanda kalk git. Şu saat olmuş hâlâ oturuyor."

Rezan başını oluştururken sinirli bir ifadeyle:

-Vallahi de billahi de bu evde ayrı gayrıcılık var! Evin istenmeyen çocuğu ben, evde aç bırakılan ben, evlatlık muamelesi gören ben!"

-Allah gözünü doyursun abi! Sofranın yarısını homiligırtlak yedin ya!"

Rezan sofradan kalkarken Ezra'nın saçlarını karıştırdı:

-Gözünde hep yediklerimde!"

Ellerini birleştirerek masaya doğru seslendi:

-Değerli ailem! Ve Berfe! Seni ayrı paranteze neden aldığımı biliyorsun. Malum sanki evdekileri sen babalık annelik diye almışsın gibi davrandığın için olacak. Evet her neyse bugün merkeze ineceğim için herhangi bir arzunuz varsa bildirebilirsiniz. İyi günler."

Portmantodan ceketini omuzlarına atarken annesi Şehnaz sefer tasına koyduğu yemeklerle koşturdu oğlunun yanına:

-Oğlum şunları da al! Ordaki yemekler yağlı oluyor."

-Bunlarda yağlı ya anne! Neyden yapıyorsun sen bunları?"

-Organik oğlum bunlar. Koy kenarına ne olacak ?"

Rezan annesini kırmamak için teşekkür ederek çıkmak için hazırlandı. Şirkette patron olarak sefer tasından yemesi ne kadar uygundu bilmiyordu. Yine de annesini öpüp masadakilere el sallayarak evden çıktı. Rezan ve Berfe'yi dışardan gören herhangi biri onların kardeş olduğunu anında anlayabilirdi. İkisininde sarı saçları, bal rengi gözleri, ince kalkık burunları ve pembe dudakları vardı. Neredeyse ikiz gibilerdi. Aralarında sadece bir yaş vardı. Rezan'la Ezra'nın da adasında bir yaş vardı lakin Ezra kesinlikle diğer ikisine benzemiyordu. Siyah saçları ve mavi gözleri onu evdekilerden ayırmaya yetmişti. Oysaki öyle çok Hamran'a benziyordu ki Ezra... Adı anılmayan evin ilk göz ağrısının birebir kopyasıydı.

Masada Rezan'ın boşluğu o kalkar kalkmaz hissedilmişti. Evde derin bir sessizlik oluştuğunda Ezra'nın bir iki konuşma çabası ve babasının hal hatır sormaları bile bu sessizliği bölmeye yetmemişti. Şehnaz çayları tazelerken bir yandan da Berfe'yi izliyordu. Kızının solgun duruşu yıllardır içini kemiriyordu.

Bundan tam 10 yıl önce Berfe daha onlu yaşlarında iken bir darbe almıştı Saruhan ailesi. Büyük bir savaştan çıkmışlardı ve yıllardır bu savaş izlerini korumaya devam etmişlerdi.

Evin ilk göz ağrısı Hamran, gencecik yaşında bir ihanet tablosunu resmetmek için oturmuştu tuvalin başına. Ellerinde simsiyah boyalarla kaderini kara yazılara boğmuştu. Öyle ki fark etmeden o siyahlıktan biraz da Berfe'nin ruhuna sıçramıştı. O gün bugündür Berde ruhundaki siyahı gözlerine taşırmaya devam ediyordu.

Bir mayıs gecesi, Hamran ... 16 yaşında dağa kaçmıştı. Giderken kötü bir ihanet fotoğrafına sığan bedenini resmettirmişti tanrıya. Yıllarca sürecek, acısı hissedilecek bir acı bırakmıştı ardında.

Bir daha geri dönmemişti.

Sesi duyulmamış,

Anıları unutlmamıştı.

Belki odası kilitlenmişti.

Eşyalarıda tozlanmıştı.

Lakin yarası hiç kabuk bağlamamıştı.

Berfe Ezra'ya tam da bu yüzden sinirliydi, öfkeli ve kinli...

Hamran ... Evin en büyük oğlunun terk edişinin ardından Ezra'nın kahkahaları hiç hüzün kokmuyordu.

Özlemle bakmıyordu uzaklara.

Dalmıyordu hüzünlü hüzünlü.

Berfe tam da bu yüzden sinirliydi.

Ağabeyi gittikten sonra annesi kansere yakalanmıştı. Yıllarca sürecek olan ümitsizliğin ilk emaresiydi bu. Annesinin gözleri önünde günden güne eriyişi, yok oluş sayacının hızlanması Berfe'yi daha da içine kapanıklaştırmıştı. Hayattan uzaklaştırmış, okulunu zar zor bitirmişti.

Hayat bir şekilde devam ediyordu ama Berfe için hayat bundan tam on yıl önce durmustu. Hep aynı günü yaşıyor,hep aynı güne uyanıyordu.

Hergün aynı kinle bileniyordu hayata.

Uzun karamel rengi saçlarını geriye attığında içindeki nefesin ciğerlerine yetmediğini hissetti. Midi boy kolları olan tişörtü terletmişti tenini. Yaslandığı korkulukların üzerinden Ezra'nın şoförleri Revenk'e olan bakışlarını izlerken yüzünü tiksintiyle buruşturdu. Ezra hiçbir zaman zevklerine sınır koyacak bir insan olmamıştı. Ne çocukluğunda ne de şimdi. Hayatı boyunca ulaşamayacağı şeylerin peşinde koşturup durmuştu.

Revenkle bir geleceği olmayacağı o kadar barizken neden hayatının olmayacak yönlere sapmasına müsade ediyordu?

Revenk'in su yeşili rengindeki gözlerini üzerinde hissettiğinde bakışlarını genç adama çevirdi. Aynı yöne doğru bakan Ezra'da izlediği adamdan kafasını Berfe'ye doğru çevirdiğinde Revenk'in ona baktığını görmesi sinirlerini bozmuştu. Oturduğu yerden doğrulup kollarını göğüslerinin altında birleştirerek Revenk'e doğru ilerledi:

-Babam yeni araba alacakmış, modeline karar verdiniz mi Revenk?"

Bakışlarî tekrar Berfe'ye kaydığında korkulukların boş olduğunu görmesi içini rahatlamıştı. Revenk'in kendisi için basit bir takıntı olduğunu biliyordu.

Ama takıntıları bile onun için kıymetliydi.

Saçlarının uçlarında gezdirdiği elini Revenk'in koluna koyduğunda ablasının görmeyeceğini bilse dahi bu onu rahatlatmıştı. Revenk'in iki adım gerileyerek kolunun düşmesine izin vermesi dahi moralini bozmadı. Uzun ve ince parmakları tekrar en baştaki yerini alırken Revenk'in arabalar hakkındaki düşüncelerini dinledi ve çoğu yerde güzel dişlerini göstererek gülümsedi. Mavi gözleri Revenk'in silüetinden koptuğunda genç adamı orda tek bırakarak eve yöneldi.

Gösterişli konağın mutfağına geldiğinde annesini ve kuzeni Gülfem'i görmek onu sevindirmişti. Annesinin yanağına sulu bir öpcük bıraktığında gülümsedi:

-Anne seni baldan mı yapmışlar?"

Şehnaz gözlerini devirirken:

-Yok daha neler. İsteyeceksin bir şey ama..."

-Yok canım sadece mola saati gelmedi mi diye soracaktım." Dedi masanın üzerindeki dilimlenmiş elmadan bir ısırık alırken.

-Gülfem için diyorsan, olmaz. Dolma saracağız daha."

Annesini kollarıyla sararken Gülfem'e seslendi:

-Ben tuttum annemi sen kaç!"

-Ezra bırak kadını!"

Ezra teslim olur gibi ellerini havaya kaldırdı:

-Tamam sakin ol. Sadece dokundum!"

Ezra'nın abartı tepkimesine gülümseyerek ellerini yıkamak için kalktı masadan Gülfem:

-Çatlar şimdi bu. Geliyorum bekle" Ellerini yıkar yıkamaz Ezra onu kollarından tutarak götürdü mutfaktan. Odasına doğru çekiştirirken Gülfem hayıflanıyordu:

-Ne bu acele kızım?"

-Sıkıldım sabahtan beri tek başıma."

Gülfem şakayla karışık :

-Otursaydında ablanla iki lafın belini kırsaydın."

Ezra yüzünü buruşturarak:

-Kalsın, yüzüne baktıkça kanser olasım geliyor."

Gülfem kısa bir kahkaha attıktan sonra:

-Ezra, sus duyarda birde."

-Duysun, ondan mı korkacağım şu yaşımdan sonra.

Gülfem sende haklısın dercesine baktı Ezra'ya. Sonra da birlikte Ezra'nın odasına girdiler. Yerdeki halının üzerindeki çikolataları görünce Gülfem çığlık attı:

-Diyetteyim kahrolası!

Ezra sevimli olduğunu düşündüğü bir ifadeyle yere oturup pakedi açarken konuştu:

-Biliyorum. Bende iradeni sınamak istedim."

-Sana mı kaldı kızım irademi sınamak!" Dedi sinirle Gülfem ve Ezra'nın yanına oturup bir paket çikolata da o açtı.

-Mmmm aşk bu aşk! Nasılda eriyor böyle ağzımda! O eridikçe bende eriyorum!" Ezra kahkaha atarken zorla konuştu:

-Şu kapıdan geçerken biri duysa ... Yanlış anlar."

Gülfem omuzlarını sirkeleyerek umursamadığını belli etti.

Ezra elindeki gofreti yerken oturduğu yerden kalktı ve pencere pervazının kenarına oturdu. Yüzünde anlamsız bir gülümsemeyle baktı dışarıya. Karşısında Urfa semalarından çekilen güneşin arta bıraktığı kızıllıklar, içerisinde her şeyden habersiz küçük kız birlikte seyrettiler semayı.

Aynı saniyelerde göğün kızıl tutamlarının saçlarında titreştiği Berfe üzerine yansıyan kızıllıktan bihaber uzandığı yatağından boş tavanı izliyordu. İki kız kardeşi birbirinden farklı kılan bir resim olsa şayet bu anı çizerdi ressamlar.

Biri güneşe diktiği bakışları göğe değen gözlerinde gök saklarken, diğeri güneşin ta kendisiydi. Gözleri boşlukta gezinirken birinin, diğeri hayatı anlamlandıran her şeyi görüyor ve seviyordu.

Biri güneşken kendini karanlığa hapsediyordu.

Diğeri onun olması mümkün olmayan ışığın peşinde anlamsız bir koşu tutturuyordu.

Biri gülüyordu en içten kahkahalarıyla,

Diğeri gülmeyi unutmuştu.

Biri her gece gidenler için yakarıyordu Tanrısına,

Diğeri gerçekleşeceği bilenen kıyameti unutmuştu.

Biri imtiyazlıydı Tanrı tarafından diğeri ayrıcaklı.

Aynı şarkıya vaad edilen notalardı onlar.

Birbirlerini tekrar eden iki nakarattılar.

Bir savaş uğruna birbirini yakıp attılar.

⛓️⛓️

Çok heyecanlıyım ilk bölümü düzenledim. Bundan dört yıl önceye gittim yeniden. Dokuza geçeceğim yaz tatilinde büyük bir heyecanla yazmıştım bu bölümü. Şimdi de aynı heyecan var üzerimde. Umarım beğenmişsinizdir. Düzenlemeye almış olmam en mükemmel halde olduğu anlamına gelmez şimdinin en iyisidir demektir.

Fazla uzun değildi. Ama diğer bölümler de düzenleneceği için acele ettim biraz.

Sıfırdan başladığım yeri yazmak çok yordu beni. Şimdi binlere dayanan okuyucum var. Emeğimin karşılığını hâlâ alamıyorum orası ayrı ama ben buna da şükür diyorum.

🌠

Bu kayan yıldızımıza gerçekleşmesini dilediğiniz en büyük isteğinizi yazın lûtfen. Sizler benim için degerlisiniz💗

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.