تخطٍ إلى المحتوى

Ece

الفصل 45 · قراءة 7 دقيقة

Ece

الفصل 45

45. Bölüm: Soyer Çıkmazı

Galerinin kapısını arkamdan sessizce çektim. İçerisi, dışarıdaki sokak lambalarının cılız ışığıyla yarı aydınlık, loş bir koridor gibiydi. Vitrin camlarının ardındaki lüks araçlar, karanlıkta dev gövdeleriyle birer canavar gibi duruyordu. Korumanın "Ne halin varsa gör" der gibi kapıyı kapatışını duyunca, derin bir nefes aldım. Burası Kenan’ın dünyasıydı; burası onun gücünün, karanlığının merkeziydi.

​Hızla, Kenan'ın genellikle oturduğu, o "ofis" diye geçiştirdiği ama aslında yönetimi elinde tuttuğu bölüme yöneldim. Adımlarımın parke zemin üzerindeki sesi, sessizliğin içinde bir silah sesi gibi yankılanıyordu. Her an bir yerlerden birinin çıkıp "Yenge, ne işiniz var burada?" diyeceğini bekleyerek, elimdeki telefonun ışığını sadece ayaklarımın ucunu görecek kadar kıstım.

​Masanın başına geldiğimde, her şey tam da bıraktığı gibiydi. Kenan’ın çalışma masası... Üzerinde kalemleri, o her zamanki düzeni... Ama o masanın kenarında, az önce evde tartışmamıza sebep olan dosyadan bir tane daha vardı. Ya da belki de aynısıydı.

​Elimi dosyaya uzattım. Kalbim, yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Bu dosyayı açtığım an, ya Kenan’ı tamamen kaybedeceğim ya da kendimi bu belirsizlikten kurtaracağım, diye düşündüm.

​Dosyayı yavaşça açtım. İçinde bazı araba satış sözleşmeleri, ruhsat fotokopileri ve isim listeleri vardı. Parmaklarım sayfalar arasında hızla gezindi. Müşteriler, tedarikçiler... Ve sonra, o isme rastladım.

​Elif Pelin Soyer.

​İsim, kağıdın üzerinde öylece duruyordu. Ama soyadını görmek yetmemişti. Hemen altında, Pelin'in galerideki rolünü tanımlayan o küçük, el yazısı notu gördüm: “İş takipçisi / Özel danışman - 2024 itibarıyla.”

​İçime bir soğukluk yayıldı. Soyer... Bu ismi bir yerlerden hatırlıyordum. Ama tam nereden? Zihnimi zorladım. Kenan’ın geçmişi, o karanlık bağlantılar... Tam o sırada, galerinin uzak köşesindeki ana giriş kapısının kilit mekanizmasının o kendine has "tık" sesini duydum.

​Biri geliyordu.

​Hızla dosyayı kapattım ama tam masaya bırakacakken anahtarların yere düşme sesini duydum. Gelen her kimse, galerinin içindeki o metalik tıkırtıyı duymuştu.

​"Kim var orada?" diye gür bir ses yankılandı galerinin içinde.

​Bu ses Kenan'a ait değildi. Ama çok daha tekinsiz, çok daha yabancıydı. Donup kaldım. Eğer dışarıdaki koruma içeride birinin olduğunu söylemediyse, şu an galeride izinsiz bir misafirdim. Ve bu, Kenan'ın dünyasında affedilecek bir hata değildi.

Ses, galerinin derinliklerinden, sanki bir gölgeye emir verir gibi gelmişti. Kalbim göğüs kafesimi döverken, olduğum yere çivilenmiş gibi kaldım. Eğer dışarıdaki korumaya yakalansaydım "yenge" kartını oynardım ama bu ses... Bu sesin sahibi, burada olduğumdan habersizdi ve büyük ihtimalle içeride bir "hırsız" olduğunu sanıyordu.

Hızla masanın altına, o geniş deri koltuğun arkasındaki gölgeye doğru sindim. Nefesimi tuttum. Ayak sesleri yaklaşıyordu; ağır, emin ve ritmik.

"Işıkları açın," dedi o yabancı ses. Telsizden bir cızırtı duyuldu ve bir saniye sonra galerinin tepesindeki ana spotlar tek tek yanmaya başladı. Gözlerimi kamaştıran o ani parlaklık yüzünden birkaç saniye hiçbir şey göremedim.

Masaya doğru yaklaştıklarını anladım. Ayakkabı sesleri tam önümde, masanın hemen birkaç adım ötesinde durdu. Birinin masaya elini koyduğunu, deri koltuğun hafifçe gıcırdadığını duydum.

"Dosya masada değil," dedi bir başka ses, biraz daha genç ve telaşlı olanı. "Kenan Bey gelmeden önce burada olması gerekiyordu."

"Siktir," dedi ilki, sesi şimdi daha tehditkardı. "İçeride biri olmalı. Kapıdaki aptal koruma hiçbir şey söylemedi ama az önce kapının kilitlendiğini duydum. Araştırın şu dükkanı!"

Korkudan dizlerim birbirine çarpmaya başladı. Elif Pelin Soyer. Dosyayı az önce masaya bırakmıştım ama acaba düzgün kapatabilmiş miydim? Ya o isme baktığımı anlarlarsa?

Telefonumun ışığını kapatmıştım ama ya o sırada biri aramaya kalkarsa? Elim titreyerek telefonun sesini tamamen kıstım. Tam o sırada, tam tepemdeki havalandırma boşluğundan gelen hafif bir tıkırtı duydum. Dışarıdaki koruma belki de onları uyarmıştı ama onlar içeri çoktan girmişti bile.

"Yenge, yenge..." diye mırıldandım kendi kendime, çaresizlikle. Kenan’ın "Buraya gelme" derken haklı mıydı? Bu iş, benim sandığımdan çok daha derindi. Bu adamlar sadece "iş takipçisi" arayan basit bir galeri çalışanı değildi.

Ayak sesleri koltuğun diğer tarafına doğru dönmeye başladı. Tam o anda, arka cebimdeki telefonun ekranı aydınlandı. Ertuğrul arıyordu.

Kahretsin.

Telefonun titremesi, o sessiz galeride bir helikopter pervanesi kadar gürültülü geldi. İki adam aynı anda durdu.

"Bir şey duydun mu?" dedi genç olan.

"Masanın altı..." dedi diğeri.

Artık kaçacak yerim yoktu. Masanın altından yavaşça doğrulurken, elimi belime attım—orada hiçbir şey olmadığını hatırlayarak kendime lanet ettim. Kenan’ın dünyasına, savunmasız bir kadın olarak dalmıştım. Adamlardan biri, elindeki el fenerini masanın altına doğru tuttu. Işık, doğrudan gözlerimi buldu.

Fenerin parlak ışığı doğrudan gözlerimi hedef aldığında, elimi refleksle yüzüme siper ettim. Karşımda duran iki adamın silüetleri, spot ışıklarının altında adeta devleşiyordu. İlk başta duraksadılar; hırsız ya da rakip bir çete üyesiyle karşılaşmayı beklerken, karşılarında Kenan Kaya’nın karısını, yani beni görünce afalladılar.

"Yenge?" dedi genç olan, elindeki feneri biraz aşağı indirerek. Şaşkınlığı, yerini hızla bir panik dalgasına bırakmıştı. "Sizin... sizin burada ne işiniz var? Kenan Bey'in haberi var mı?"

Diğer adam, daha iri yarı ve sert bakışlı olanı, feneri söndürmeden bana doğru bir adım attı. Gözleri, masanın üzerindeki dosyaya, sonra da benim o dosyaya yakın duruşuma kaydı. Bakışlarındaki o tehditkar ifade, beni bir anlığına buz kestirdi. "Kenan Bey'in haberi olsa, bizzat kendisi burada olurdu, değil mi?" dedi soğuk bir sesle.

Boğazımdaki o düğümü çözmeye çalıştım. "Kenan ile buradaki işlerinizi karıştırmayın," dedim, sesimi olabildiğince otoriter tutmaya çalışarak. "Buraya kişisel bir mesele için geldim. Dosyalarla ya da yaptığınız o karanlık işlerle ilgilenmiyorum."

"Dosyalarla ilgilenmiyorsanız neden masanın altındaydınız?" diye sordu iri olan, bir adım daha yaklaşarak. O an, korumanın dışarıda onlara hiçbir şey demediğini, aslında beni içeride yalnız başıma bırakıp bir nevi "kendi başının çaresine baksın" dediğini anladım.

"Eşimin özel eşyalarına bakmak için izin almam gerekmiyor," dedim, ayağa kalkmaya çalışırken. Dizlerim hala titriyordu ama pes etmeye niyetim yoktu. "Şimdi buradan çıkıyorum. Kenan’a burada olduğumu söylemenize gerek yok, kendi aramızdaki meseleyi biz hallederiz. Ama eğer bu konuyu ona taşırsanız... O zaman Kenan Bey'in bana 'yenge' diyenleri nasıl haşladığını siz de bilirsiniz."

Adamlar birbirlerine baktılar. İkisi de Kenan’ın gazabından, benimle uğraşmaktan daha çok korkuyor gibiydi. "Yenge, gidin buradan," dedi genç olan, kapıyı işaret ederek. "Ama o dosyaya elinizi sürdüğünüzü Kenan Bey duyarsa, biz sadece emri uygulayanlar oluruz. Bizim canımızı yakar."

Tam kapıya doğru yönelmiştim ki, iri olan adam arkamdan seslendi: "Elif Pelin Soyer'i arıyorsanız, boşuna yorulmayın. O, Kenan Bey'in bile tam hükmedemediği biridir. Sizin o 'eşiniz' dediğiniz adamın yanında bile, o kadının sözü daha çok geçer."

Bu sözler, suratıma inen bir tokat gibiydi. Duraksadım, ona dönmek istedim ama sadece yutkundum. Elif Pelin Soyer. İsmi duymak bile içimi ürpertmişti.

Hızla galerinin çıkış kapısına doğru yürüdüm. Dışarı çıktığımda, gece havası yüzüme çarptı. Ertuğrul’un arabası hala köşede bekliyordu. İçeri girdiğimde, nefes nefese kalmıştım.

"Ece! Ne oldu? Rengin gitmiş yine," dedi Ertuğrul, arabayı hareket ettirirken.

"Sür," dedim, sadece önüme bakarak. "Hemen buradan uzaklaşalım. Ve Ertuğrul... Sana bir isim vermem lazım. Pelin’in soyadı... Soyer. Onunla ilgili her şeyi öğrenmem gerekiyor. Hemen şimdi."

Ertuğrul arabayı hızla hareket ettirdi, caddenin ışıkları camdan birer şerit gibi akıp giderken ikimiz de sessizliğe gömüldük. İçeride yaşadığım o gergin anlar, adamların söyledikleri hala zihnimi tırmalıyordu. “O, Kenan Bey'in bile tam hükmedemediği biridir.”

Bu cümle, Kenan’a olan güvenimi zedelemekten çok, ona karşı hissettiğim o tuhaf, tanımlayamadığım koruma içgüdüsünü harekete geçirmişti. Kenan, gerçekten bir başkasının etkisinde miydi?

"Soyer..." diye mırıldandı Ertuğrul, direksiyonu sıkıca kavrarken. Sesinde alışık olmadığım bir ciddiyet vardı. "Elif Pelin Soyer. Bu soyadı bana bir yerden tanıdık geliyor Ece. Sadece sıradan bir iş kadını değil bu kadın, sanki daha önce başka bir mevzuda adını duymuştum."

Ona döndüm, gözlerindeki o odaklanmış ifade beni bir nebze olsun sakinleştirdi. "Nerede duydun? Ne biliyorsun?"

Ertuğrul bir an duraksadı, sanki hafızasının derinliklerinde bir yerlerde bir kilit açmaya çalışıyordu. "Şu an tam oturtamıyorum ama geçmişteki o büyük ihalelerden birinde ya da... hayır, başka bir şey. Kenan’la olan bağını çözmemiz lazım. Eğer adamın dediği gibiyse, Pelin sadece bir ortak değil, belki de Kenan'ın o karanlık dünyasının 'beyni'."

"Onu durdurmam lazım," dedim, sesimdeki kararlılık bir anlık bir titremeyle kırılsa da devam ettim. "Kenan bana anlatmıyor, beni dışarıda tutuyor. Ama ben o sınırları yıkacağım. Ertuğrul, yarın... Yarın o kadının nerede olduğunu bulmamız lazım. Sadece ismini değil, nerede yaşadığını, kimlerle görüştüğünü, ne işler çevirdiğini bilmek istiyorum."

Ertuğrul derin bir nefes aldı. "Ece, dikkatli olmalısın. O galeriye girdiğinde az kalsın yakalanıyordun. Eğer Kenan senin orada olduğunu öğrenirse..."

"Öğrenirse ne olur Ertuğrul?" diye sordum, sesim biraz daha keskinleşerek. "Beni eve mi kapatır? Telefonlarımı mı elimden alır? Zaten bir kafesteyim. Pelin’i bulamazsam, o kafesin kapısı asla açılmayacak."

Ertuğrul cevap vermedi. Arabayı sokağımızın köşesine yanaştırıp durdurdu. Evin pencereleri karanlıktı ama o kapıdaki korumaların varlığı, evin içine bir yabancı gibi girmeye çalışacağım gerçeği... Hepsi üzerime ağır bir yük gibi bindi.

"Tamam," dedi Ertuğrul, bana bakarak. "Yarın öğlene kadar sana onunla ilgili elimdeki her şeyi toparlayacağım. Sen sadece sakin kal ve Kenan’a hiçbir şey çaktırma. Tamam mı?"

"Tamam," dedim, arabadan inerken.

Bahçeye doğru yürürken, evin kapısında o bekleyen gölgeleri gördüm. Kenan henüz gelmemişti. Bu, biraz daha zamanım olduğu anlamına geliyordu. Kendi evime, kendi hayatıma, aslında hiçbir şeye sahip olmadığım o yere doğru adım attım. Elif Pelin Soyer. Yarın, senin maskeni düşüreceğim.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.