Nefeslerimiz yavaşça düzene girerken, odadaki o boğucu arzu bulutu yerini buz gibi bir sessizliğe bıraktı. Kenan, üzerimdeki o mutlak hakimiyetini aniden sonlandırdı; ellerini bileklerimden çekip, sanki az önce o vahşi birleşmeyi yaşayan o değilmiş gibi...
Kenan, üzerimden çekilip yatağın diğer ucuna geçtiğinde odadaki hava buz kesti. Az önceki o hararetli, tenime işleyen hırçınlıktan eser kalmamıştı. Sırtını bana dönüp, sanki odayı paylaşmıyormuşuz gibi sakin hareketlerle bardağına viski doldurmaya başladı.
Ben yorgana sarılmış, yatakta bir yabancı gibi otururken, onun bu umursamaz tavrı sinirlerimi bozuyordu. Sanki yaşanan o yoğun saatler, sadece bir kontratın maddesini onaylamaktan ibaretti.
"Bitti mi?" diye sordum, sesimdeki mesafeyi korumaya çalışarak.
Kenan bardağından bir yudum aldı, yüzünü bile çevirmeden cevap verdi.
"Bitti," dedi, sesi soğuk bir emir gibiydi. "Olması gereken buydu, Ece. Kurallar belliydi, yerine getirdik. Sefa yarın serbest."
Sefa için mutluydum ama içim çok huzursuzdu. Yaşananlar sadece kural olmamalıydı, Sefa için değildi.
"Sadece bir kural mıydı yani?" diye sordum, sesime gizlediğim o stratejik merakla. "Az önce yaşananlar... senin için sadece bir görev ifası mı?"
Kenan yavaşça bana doğru döndü. Gözlerinde ne bir duygu ne de bir kırıntı vardı; sadece o sarsılmaz, taşlaşmış ifade.
"İlişki tanımlarını bir kenara bırak," dedi, ses tonu tamamen düzdü. "Biz artık karı kocayız. Kurallar net. Bu, senin evin, bu da benim odam. İstediklerim ve zorunlulukların arasındaki farkı zamanla öğreneceksin."
"Yani şimdi ne oldu?" diye devam ettim, onun bu 'sahiplik' vurgusunu analiz etmeye çalışarak. "Artık ne zaman istersen o zaman mı olacak?"
Kenan hafifçe gülümsedi, bu gülümseme zafer kazanan bir adamın kibirli ifadesiydi.
"Tam olarak öyle," dedi, yatağa doğru bir adım atarak. "Benim karım oldun. Kurallar masaya konulduğunda, karşı çıkma hakkın yok. Ne zaman istersem, ne zaman o ihtiyacı duyarsam, seni yanımda bulacağım."
"Buna alışmamı mı bekliyorsun?" dedim, gözlerimi kırpmadan. "Bir oyuncak gibi her çağrıldığında hazır kıta bekleyen bir kadın mı hayal ediyorsun?"
"Oyuncak değil, eş," dedi, sesi ciddileşerek. "Ve benim eşim, kurallarıma itaat eder. Bu gece bir provaydı, Ece. Bundan sonra her şey benim takvimime göre ilerleyecek."
"Zihnindeki o 'itaatkar eş' figürüyle, karşındaki kadın çok farklı," diye karşılık verdim, sesimdeki soğukluğu koruyarak. "Benim ne zaman nasıl davranacağımı, senin o sert kuralların belirleyemez."
Kenan bir an duraksadı, bakışlarını üzerimde gezdirerek o meşhur analitik tavrına büründü.
"Direnmen sadece süreci uzatır," dedi, elini çeneme doğru uzatıp geri çekilerek. "Karım olarak, benden kaçışın yok. İstediğim zaman, istediğim şekilde seni alırım. Bu gece sadece başlangıçtı. Artık bu düzenin bir parçasısın."
Kenan arkasını dönüp pencerenin önüne geçti. Onun bu aşırı özgüvenli, her şeyi kontrol altında tutan duruşu, aslında onun kendi savunma mekanizmasıydı. Beni bir eş olarak değil, yönetilmesi gereken bir meta olarak konumlandırıyordu. Bense o an, onun bu 'sahiplik' kibrini nasıl kendi lehime bir stratejiye dönüştürebileceğimi hesaplıyordum.
Kenan pencerenin önünde, şehrin soğuk ışıklarına arkasını dönmüş bir halde dururken, odadaki o ağır ve boğucu sessizlik yeniden hakim oldu. Üzerimdeki örtüye daha sıkı sarıldım; onun bu umursamazlığı, sanki yaşanan o en mahrem anları bir çırpıda silip atmış gibiydi.
"Buna evlilik mi diyorsun?" dedim, sesimi bilinçli olarak monoton ve sorgulayıcı bir tonda tutarak. "Bir tarafın hükmettiği, diğer tarafın sadece bir 'ihtiyaç' anında var olduğu bir sistem..."
Kenan bardağındaki içkiyi tek dikişte bitirdi ve bardağı masaya sertçe bıraktı. O sesi, odanın içinde bir kırbaç gibi yankılandı.
"İsimleri sen koyarsın, ben ise düzeni sağlarım," dedi, yüzüne yansıyan loş ışıkta gözleri bir yırtıcı gibi parlıyordu. "Senin rolün, bu düzenin içinde kendi yerini bulmak. Ve inan bana, o yer sandığından çok daha yakın."
"Yerimi zaten biliyorum," dedim, yatakta doğrulup ona doğru hafifçe eğilerek. "Senin 'karın' olarak bu evin içindeki statüm belli. Ama beni yönetebileceğini sanman, sadece senin kibrinden kaynaklanıyor."
Kenan ağır adımlarla yatağın kenarına geldi. Eğildi; yüzü yüzüme o kadar yakındı ki, az önce birbirimize karışan nefesimizin kokusunu tekrar duydum. Ama bu sefer aramızda o tutkudan eser yoktu; sadece buz gibi, sert bir gerçeklik vardı.
"Kibir değil, Ece. Sadece yönetim," dedi, sesi fısıltıdan hallice ama bir o kadar da keskin. "İstediğim zaman seni yatağıma çağırabilirim, istediğim zaman varlığını yok sayabilirim. Artık senin hayatın, benim kurallarımın etrafında dönecek."
"Bu bir tehdit mi?" diye sordum, bir an bile gözlerimi kaçırmadan. İçten içe, onun bu 'sahiplik' vurgusunun arkasındaki o kırılgan duvarı arıyordum. Neden bu kadar vurguluyordu? Neden beni kendine bu kadar zorla bağlamaya çalışıyordu?
"Bu bir gerçeklik," dedi, parmaklarıyla saçlarımdan bir tutamı alıp yavaşça geriye attı. Dokunuşu sertti, sanki bana değil, kendine ait bir eşyaya dokunur gibiydi. "Bundan sonra, senin için hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Her an, bir sonraki gelişimi bekleyerek yaşayacaksın."
"Beklemek mi?" diye güldüm, sesimdeki o sahte nezaketle. "Kenan, sen kendini bu evin tek efendisi sanıyorsun ama yanılıyorsun. Bir 'ihtiyaç' anında buraya gelmemi bekliyor olabilirsin, ama ben buradayken aslında seni kontrol eden kişi ben olacağım."
Kenan bir an duraksadı. Gözleri kısıldı, sanki söylediğim şeyi anlamaya çalışır gibi üzerimde derin bir analiz yaptı.
"Bu fazla iddialı bir cümle," dedi, gülümseyerek. "Beni kontrol etmek mi? Henüz neyle karşı karşıya olduğunun farkında değilsin."
"Farkındayım," dedim, yatağın soğuk çarşafına bastırdığım parmaklarımı hafifçe gevşeterek. "Senin en büyük zayıflığın, kontrol edemediğin her şeyden nefret etmen. Ve ben, asla tam olarak kontrol edebileceğin biri olmayacağım."
Kenan bir an sessiz kaldı. Aramızdaki o elektriksiz, buz gibi hava bir anlığına yoğunlaştı. Sonra hiçbir şey demeden doğruldu ve yatağın diğer tarafına geçip uzandı. Odanın ışığını tek bir hareketle söndürdü.
Karanlıkta sadece ikimizin düzenli nefes alışverişi kaldı. O, kendi kurallarına göre zaferini kazandığını sanıyordu; bense, bu oyunun kurallarını yavaşça kendi lehime değiştireceğim o anı bekliyordum.
Devam edecek