30 Aralık 2024)
Yarını asla kirletmem, bugünü belki.
Gerçi benim artık kirletmelerine izin vermeyeceğim yarınlarım yok, kirlettiler. Hem de bugünden daha fazla. Bugün buraya hapis edildiğim 1. yılımdı. 1 koca yılım geçmişti bu hapishanede, 'Doktorum' un söylediğine göre bu hapishanede daha nice 1 yıllarım geçecekmiş.
Hasta yatağında gözlerim kapalı bunları düşünürken doktorum içeri girdi ve baş ucumdaki sandalyeyi es geçip yatağa, dibime oturdu. Tercih meselesi. Koku. Koku var ya birine olan hasretinizi yakıp kavuran da yaklaştığında gözleriniz kapalı tanımanıza sebep olan da odur, koku. "Sevgilim, bugün nasılsın bakalım?" kahkaha atmaya başladım, ciddi miydi? Göz kapaklarımı açıp ciddiliğine baktım, ciddi gibiydi. "Valla nasıl olayım? Sen söyle doktor buraya hapis edilip senesini burada harcayanlar nasıl olur? Sen benden iyi bilirsin bence." göz kırptım.
"Doktor demen canımı acıtsa bile bana benzemeye başlaman hoşuma gidiyor." yüzümdeki sırıtışı bozmadan kafamı sallayarak dinledim onu. "Ben sana benzemeyeceğim, ben sen olacağım. Bu işin sonunda ya seni yan tarafımdaki yatağa bağlatacağım ya da bu odayı sana miras bırakacağım." hoşuna gitmişti asık suratında güller açmaya başlamıştı. Manyak herif.
"Bugün burada uyuyacağım" cümlesiyle kafamı çevirip hızla göz teması kurdum onunla, odaya girdiğinden beri göz teması kurmamıştık, göz göze gelince derin nefes aldığını gördüm. "Ne demek burada uyuyacağım?" o ise hâlâ gözlerime bakmakla meşguldü. Bana bunu yapmamalıydı, kendisine daha fazla bağlayıp sevgisizliğe mahkum etmemeliydi. "Cevap ver!" gözleri büyünün etkisinden çıkıp gerçekliğe dönmüş gibiydi. "Efendim?" göz devirdim.
"Akşamki maçı kim alır diyorum?" dalga geçtiğimi anlamamış gibi mal mal bakıyordu. "Akşam maç mı var?" ah! Geri zekalı! "Yakınlarda bir maç olacaksa mağlup olanın cezası ölüm olur taraftarlar da biz oluruz bence! Ne demek akşam burada uyuyacağım?" anlatmaya çalıştığım şeyi anlamıştı. Hele şükür!
"Dün benden ne istediğini hatırlıyor musun? Bir şarkı dinlemek istemiştin. Bende sana şarkı getirdim, hatta en sevdiğini. Genelde bu şarkıyı o şerefsizi düşünerek dinlerdin ama şimdi beni hayal edeceksin" telefonunda bazı yerlere dokunduktan sonra tanıdık melodi ortama girdi.
Toprak yağmura, ben sana
Âşık olduk yeniden
Şarkının sözleriyle gözlerim doldu, bu bizim şarkımızdı platoniği olduğum çocukla benim şarkımdı sadece onun haberi yoktu ama ben hep bizi hayal ederek dinlerdim bu şarkıyı.
İmkânsız gibi görünen
Bu mesele
(Yazarın anlatımıyla)
(19 Eylül 2022)
Çisil Çimen, okul kafeteryasında kulağında kulaklıklarla oturmuş elindeki telefonundan Çağatay'ın fotoğraflarına bakıyordu hülyalı hülyalı. Kulağında kulaklıklar çalan şarkı Çisil'in tüm arkadaşlarının Çisil'in aşkı sayesinde keşfettiği bir şarkıydı. Toprak Yağmura- Can Ozan
Girdi aklıma her gece
Tanıdık bir melodi
Sen miydin sebebi?
Söylesene
Çisil şarkıya içinden eşlik ederken arkadaşları kendi arasında muhabbete dalmış hatta tartışmaya dalmış Çisil'e dikkat kesilemiyorlardı. "Çisil, sence kim haklı?" Çisil müziğin sesini o kadar açmış o kadar kendini kaptırıştı ki ona seslendiklerinin farkında bile değildi.
Bir kadın gelir, değiştirir seni
Alıştığın o sert, kararlı şeklini
Yüz binlerce yıldır böyledir gider
Suyun kumsala vurması gibi
Vurması gibi
Kısmında Didem Çisil'in kulaklığını alıp kendi kulağına götürdü, Çisil ise fotoğrafa o kadar dalmıştı ki kulaklığı umursamadı bile. "Size bir soru," diye söze girdi Didem. "Çisil Çimen, arkadaşları burada muhabbet ederken Toprak Yağmura dinliyorsa telefonuyla neye bakıyordur?" Didem'in sorusuyla Çisil göz devirdi.
"Çağatay'ın ders saatlerine?"
"Çağatay'ın annesinin sosyal medya hesaplarından küçüklük fotoğraflarına?"
"Çağatay'ın müzik listelerine?" bu tahminlerin ardı arkası kesilmezken Çisil telefonunu kaldırıp gösterdi. Telefon ekranında Çağatay'ın bir kızla çekili bir fotoğrafı vardı. Masadaki gülüşmeler soldu. Açelya teselli olarak konuşmaya çalışsa bile konuşacak pek bir şey kalmamıştı. Çağatay'dı o, geçmişi, şuanı, geleceği böyleydi onun. Aslında masadaki herkes bunun farkındaydı. Çisil uzun zamandır tuttuğu göz yaşlarını serbest bıraktı masadan kalktı. Geride kalanlar.
Açelya, Didem, Furkan, Efe, Sertaç. Çisil çıkışa doğru ilerlerken Enes'i gördü, okula geç gelmişti bugün Enes. Ama Çisil'i o halde görünce panikten gelmemiş olmayı tercih etti. "Çisi-" derken böldü onu genç kız şuan kendine bile sinirliydi. "Bana bak kumral kız o saçma sapan itiraf sayfalarının haberlerini görüp ağlıyorsan, seni döverim ki boşuna ağlama" yürüyorlardı durağa doğru. "Bak Çağatay böyle bir şey yapsa saklamazdı demek ki yokmuş." diye motivasyon vermeye çalıştı. Bu sırada Çisil'in telefonuna bir bildirim geldi.
Sertaç
Hala ağlıyor musun? İstersen buluşabiliriz.
Tamam, bize gelebilirsin :)
❆
(30 Aralık 2024)
Hatırladığım bu anı gözlerimi doldurmak için kat be kat fazlaydı bile. Anılar can yakıyordu, anıları iyisiyle kötüsüyle bir daha yaşayamayacağımı bilmek canımı yakıyordu. O, bunu tahmin edebiliyordu. Belki gözlerimde görüyordu, belki beni tanıdığı için tahmin ediyordu, belki de hissediyordu. Bilemiyorum.
Zarar verdiğiniz birini bu kadar iyi tanımamalısınız, bu kadar iyi tanıdığınız birine zarar vermemelisiniz.
Gözlerimden akan yaşı seyrederken kahkaha atmaya başladı. "Hâlâ o şerefsiz için ağlayabiliyorsun" kahkahası o kadar gür bir hal aldı ki odada yankı yapıp öyle ulaşıyordu kulağıma. Gözlerim yanarken bu sefer hayal kırıklığıyla bakıyordum suratına. "Dok-tor," hıçkırırken konuşamıyordum. "Sen nasıl bu kadar cani bir adama dönüşebildin? Çünkü herkes senden ürkse bile ben sana ve o 'temiz' diye anlattığın kalpten korkmuyordum, sen nasıl bu adama dönüşebildin." sesim hayal kırıklığından ya da öfkeden olsa gerek yüksek çıkmıştı.
"Belki de ben hep böyle bir adamdım? Belki de sen insanlara çok çabuk inanan birisin?" Bu sefer anılara olan özlemimden değil de beni salak yerine koyduğunu açık ve net bir şekilde söylediği için aktı gözlerimden yaş, gözlerime gelen kırgınlığın sebebi bu sefer bu cümleydi.
Bir şey söylemeden camın kenarına bağdaş kurup oturdum, o da arkamda bir şeyler yapıp çıktı. Bende bahçeyi izlerken uykuya dalmayı tercih ettim çünkü bu g*t içi kadar yerde yapılabilecek sayılı aktivitelerden biri ve hatta teki uykuydu.
❆
Zaman diliminin durduğunu düşündüğünüz bir yerde saatin ne kadar önemi kalır ki? Mal gibi yani her zamanki gibi, cam kenarında uyuyakaldığım için boynum tutulmuş bir şekilde uyandım. Uyuduğumda farklı olan üç şey vardı, sabah akşama dönmüştü, yatağımın yanına bir yatak daha getirilmişti ve doktor o yatakta uzanıp şarkı mırıldanıyordu. Uyuduğumu sansın siye gözlerimi açmadan dinlemeye başladım.
"Ve hep uykuya dalmadan
Düşündüm geceleri
O yazdığın dizeleri
Ezberimde
Göz yaşı. Doktor bu şarkıyı eskiden çok söylerdi, hemen hemen okuldaki herkes bu şarkı çalınca beni gösterirdi, ben doktoru. Doktorun aşık olduğu bir kız vardı, o zamanlar sürekli bana anlattığı kız...
Bir kadın gelir, değiştirir seni
Alıştığın o sert, kararlı şeklini
Yüz binlerce yıldır böyledir gider
Suyun kumsala vurması gibi
Vurması gibi"
Bir gün doktorla konuşurken bana o kızdan bahsetti kızı düşününce aklına bir şarkı bile geliyormuş. Toprak Yağmura. Doktor bana o kızı anlatınca bende ona Çağatay'ı anlattım, şarkıyı başa aldık. Doktor, o kızı düşündü ben Çağatay'ı. Nereden bilebilirdim ki doktorun o gün beni bana anlattığını?
Hiçbir utanma, sakınma hissetmeden gözlerimi açıp, kollarımı bacaklarıma sarıp odanın içinde bir yöne doğru odaklandım. "Aç mısın?" kafamı aşağı yukarı salladım. yataktan kalkıp telefonu eline aldı ve bir yeri aradı. "Sertaç? 203. odaya pizza söylesene." karşı tarafı dinledi. "Evet, o kadar hasta yemekhaneden yerken ben Çisil ile odada yiyeceğim. Var mı başka sorun?" dedi ve kapattı.
"Başın yanmasın doktor" gözlerini kapattı derin nefes aldı. "Bana ne zaman ismimle hitap etmeyi düşünüyorsun Çisil?" sırıtmaya başladım. "Düşünmüyorum, var mı başka sorun?" Onu taklit ettiğimi anladığında sırıtır gibi oldu ama canı yandı, ona doktor demem onu üzüyordu. "Çisil ben ciddiyim, bana ne zaman adımla hitap edeceksin?" sorgular gibi suratıma bakmaya başladı. "Mal yerine koyduğun insanın seni isminle hitap edecek kadar takmaması yük mü oldu?" sinirlenmeye başlıyordu.
"Çisil, neden her şey sanki isteğimle olmuş gibi davranıyorsun? Ben ne yaptıysam sana olan aşkımdan yap- " yeter artık ya. "Sokayım sana da aşkına da. Bahaneni sikeyim senin. Suçu aşka atma aptal herif, sen bana duygularını açsan seni öldürecek miydim de bunlar geldi başıma?" insanın da bir dayanma raddesi var yani. "Beni reddedebilirdin, seni tamamen kaybedebilirdim." ayağa kalkıp ona doğru yürümeye başladım. "Biliyor musun doktor? Mal yerine koyduğun bu kız var ya bu kız" kendimi işaret ederken ona daha fazla yaklaştım. "Bu kız, sana aşık olmaya başladığı an sen onu buraya kapattın," aramızda bir adım vardı. "Sen beni buraya kapatmasaydın ben sana açılacaktım be! Senin yıllardır yapamadığını yapacaktım ben! Korkak herif!"
Gözleri doldu. "Çisil sen bana-" derken konuşamadı. "Evet... ben sana aşıktım ama sen benim içimdeki aşkı kendi ateşinde yaktın, ben değil sana aşk beslemek nefret bile beslemiyorum. O kadar değersizsin gözümde." cümlelerim ağırdı, can acıtacak türden. Umarım ki canı acırdı benim canımı çok acıtmıştı, arkadaşlarıma yalanlar söyledi onları aldı benden canımı acıta acıta. Bende kendimi ondan aldım ve umarım ki onun da canı yanar, onun da kalbini kor ateşlerde yakıp yıkarlar.
"Ağır konuşuyorsun Çisil, yapma... Acıyor." Kapı tıkladı. Doktor kapıyı açıp Sertaç'ın elinden pizzayı aldı, Sertaç'ın suratıma bakmaya hali yoktu ama doktor yüzsüz gibi sabah akşam bakıyordu.
"Gelsene Sertaç" iğneleyici bir gülümseme ile Sertaç'a bakıyordum, o ise yere. Doğrusunu söylemek gerekirse ihanetine en üzüldüğüm kişi Sertaç olmuştu. Doktora gram üzülmemiştim, bir kişi daha vardı. Evet, evet bana ihanet eden bir kişi daha. "N' oldu Sertaç? Girsene içeri" diye ısrar ettiğimde Doktora sorar gibi bakmaya başladı ama nasıl bir ifade gördüyse "Yok ben ineyim, Didem bekliyor" demeyi tercih etti. "Benim sizi tanıştırdığım? Benim sayemde sevgili olduğun? Sizinle birlikte bana ihanet eden güya en yakınım olan Didem mi?!" Sertaç'ın bakışları bir kez daha yardım dilenir gibi Doktora döndü.
"Çisil, bana istediğini söyle ama Sertaç'a tek laf etme." alaylı bakışlarım bu sefer doktora döndü. "Sen olaya girme, onlara o kadar kırgınım ki bir sürü cümle sarf edebilirim ama seni kırgınlık duyacak kadar önemsemiyorum" ilerleyip elinden pizza kutularını alıp yatağa oturdum. Pizza yemek bu ikisinden daha eğlenceliydi. Doktor Sertaç'a bir şeyler söyleyip onu yolladı.
"Sertaç senin yakının Çisil, onu nasıl bu kadar kırabilirsin?" gerçekten soruyor mu diye suratına baktım. Ciddi gibiydi. "Aynı soruyu Sertaç'a sor, o sana daha güzel cevap verir. Hem siz anlıyorsunuz birbirinizin dilinden." yatağın üzerinden doktorun telefonunu aldım ve müzik kısmına girdim. Müziği açıp ortaya koydum. "Bitene kadar dokunma, bitince sen de eşyaların da burada olmayın" pizzamı yemeye devam ettim.
Sapıtmışız
Alışmışız ihanete de alkole de
Yapıştırdım sigaramı tam sotede
Eşofmanla katılıyorum mahkemeye,
Bakamam annemin yüzüne
Gece geç gelirim, canım, sen üzülme
Çok fazla yaş aktı gözünden
"Takıldım ciğersiz dostların peşinde" son kısmı vurgulamak için söylemiştim. Sıradaki paragrafın tamamında şarkıcıya eşlik edecektim.
"Bu gece hisler pişman, tanıdık yüzler düşman," derken bakışlarım doktora döndü.
"Anlayamam (anlayamam, anlayamam), yine bak kafam duman
Ne çabuk geçti yıllar, dönelim mi, sil baştan?
Yaşayamam (yaşayamam, yaşayamam), bu sene 25 yaş" dilimimi çiğneyip bir sonraki sözleri beklemeye başladım.
Şarkının birçok yeri gelip geçmişti, en can alıcı kısma gelmiştik.
"Şehrimden vazgeçtim çoktan
Kanserli hücrede bitmez mikroplar!
Hasetsin ve bensiz bir hiçsin !!" O iki satırda bilerek bağırmıştım imayı sezsin diye.
"Boktan şerefsiz ruhlarla dostluk, ütopya" gözleri git gide dolmaya başlamıştı.
Dediğimi dinleyip şarkı bitişi telefonunu alıp yataktan kalktı ve çıkışa doğru giderken sordum "Doktor?" bakışları bana dönmedi ama adımları durdu. "Yatak? Onu da istemiyorum" dememi bekliyormuş gibi "Aldırtacağım" dedi ve çıkışa bir adım daha attı. "Sana bir şey söyleyeyim mi? Sen de Hasetsin ve bensiz bir hiçsin, Enes. Güle güle." İsmini kullanmamın şokuyla adım atmayı unuttuğunu sandım ama yanıltacak kadar hızlı bir şekilde odadan çıktı.
(Sertaç Öztürk)
Odadan ayrılsam da önünden ayrılamamıştım. Odadan sesler gelmeye başlamıştı, müzik sesleri.
"Sapıtmışız
Alışmışız ihanete de alkole de
Yapıştırdım sigaramı tam sotede
Eşofmanla katılıyorum mahkemeye,
Bakamam annemin yüzüne
Gece geç gelirim, canım, sen üzülme
Çok fazla yaş aktı gözünden
Takıldım ciğersiz dostların peşinde!" son kısmı bilerek bağırarak vurgulamıştı.
"Bu gece hisler pişman, tanıdık yüzler düşman," Bu kısmı da vurgulamıştı, bağırmıştı.
"Anlayamam (anlayamam, anlayamam), yine bak kafam duman
Ne çabuk geçti yıllar, dönelim mi, sil baştan?
Yaşayamam (yaşayamam, yaşayamam), bu sene 25 yaş" Bu şekilde ilerleyerek baya bir vurgulama yapmıştı.
"Şehrimden vazgeçtim çoktan
Kanserli hücrede bitmez mikroplar!
Hasetsin ve bensiz bir hiçsin !!"
Ben Enes'in yerinde olsam son vurgulamadan sonra odayı terk etmiştim, ama Enes şarkıdan 3 dakika sonra çıktı. Beni görünce şaşırmasını bekliyordum ama o beni görmemişti ve o sanırım... Ağlıyor muydu o?
"Enes... Enes" hastane olduğu için yani akıl hastanesi de olsa bağıramazdım "La Doktor" diye seslenince sinirle bana döndü. "Sakın Sertaç, Sakın... O bana Enes dedi. Adımı kullandı, sonrasında güle güle dese bile Enes dedi, bundan böyle bu hastanedeki herkes bana ismimle hitap edecek Doktor yok, öldü."
Anladığım kadarıyla Çisil Enes'e ismiyle hitap etmişti ama bizimki aşktan ve o kadar vurgulama sonrasında bile bunun can acıtmak için olduğunu görememişti. Onun mutluluğunu bozmamak için ses etmedim. Ama birilerinin bunu açıklaması gerekiyordu.
"Hastaları hava aldırmaya çıkarın, hepsinin çok azıtmayacak derecede birer isteğini gerçekleştirin bugün onlarda mutlu olsunlar." Enes belki farkında değildi ama bu 'aşk' diye adlandırdığı şey belki de takıntıydı?
"Tamamdır, Enes. Nasıl istersen" Tam gidecekken bir kez daha arkasını döndü. "Onun odasındaki yatağı da çıkarın ben uğraşmak istemedim" elimi havaya kaldırıp tamam işareti yaptım. Enes mutlulukla bahçeye inerken benim ise tek bir hedefim vardı. Sorulması gereken bir hesap vardı. Enes'e bunu yapmaya hakkı yoktu. Çisil'in kapısının önüne geldiğimde durdum. Bir yüzleşme olacaksa o da bugün ve Enes için olacaktı. Onunla yüzleşmeye hazır değilim sanırdım ama söz konusu kardeş dediğiniz insan olunca konu değişirdi.
Kapıya iki kere vurup içeri girdim. "Ne oldu Doktor sana bir kere daha isminle hitap edeyim diye mi ge-" kapıya tamamen dönünce Enes'in değil de benim geldiğimi fark etti. "Vay vay vay. Sertaç Öztürk? Ne büyük şerif" hiç bir şey değişmemişti hala aynı Çisil'di. "Sen kendini ne sanıyorsun?!" bugün olmazsa bir daha asla yapamazdım. "Ben Çisil Çimen ve kendimi bir şey sanmıyorum zaten en önemli şey ben değil miyim?" alaycı tebessüm artık benim dudaklarımdaydı.
"Sen hiç birimizin hayatında hiçbir şey değilsin sadece artık geri dönüşü olmayan bir yolsun" yüzü düştü. "Tam şuana kadar hiç değişmediğini düşünürdüm, yanılmışım. Sen çok değişmişsin ve çok ego sahibi olmuşsun. Cık olmamış beğenmedim." gülüp söze gireceği sırada böldüm olmazdı söyleyeceğimi söyleyip gitmeliydim. Dinlersem öldürdüğüm ve hala Çisil ile arkadaşlık etmek isteyen Sertaç ortaya çıkardı, olmazdı.
"Enes'in canını da ona adını söyleyerek yakamazsın." Kahkaha atmaya başladı. "Madem canını yakamam, arkadaşın nerede şuan? O niye burada değil? O niye sormuyor hesabını?" Konuştu iç sesim: Enes için.
"Gitti çünkü, şuan yanında olduğu kadınlayken değil sana hesap sormak seni düşündüğünü bile sanmıyorum Çisil." gülen yüzü düştü. "Arkadaşının önemsemediği olayı bu kadar önemsemen göz yaşartıcı Sertaç." bunu bekliyordum. "Ben seni uyarmaya geldim zira son hareketlerinden sonra o kadar alçalmışsın ki onun gözünde yaptıklarını bana anlatırken gülme krizine girdi," alaycı ifademi bozmadım.
"Ve benim yüzleşmemi istedi çünkü kızı bekletmemek için acelesi vardı, yatağı niye kendisi çıkartmadı sanıyorsun?" sustu, sustum. İçeri sürekli giremediğim için odayı biraz inceledim. O da bu sırada cam kenarına oturup dışarıyı izlemeye başladı. Arkamı dönerek terk ettim o ortamı, o sessizliği ve o sesi, o odayı, o odada mutlu olan Enes'i ve belki de milyonuncu kez Çisil'i.
Bir zamanlar kardeşim dediğim kızı bugün bir kez daha terk ettim.
✧
'Ben alıştım' bu cümle ne kadar acı geliyor, değil mi? Kim alışır ki... Terk edilmeye. Ben alıştım, çok küçük yaşta ailem tarafından, en başında Çağatay tarafından, Didem tarafından, Enes tarafından, Sertaç tarafından...Terk edildim, bir zamanlar abim yerine koyduğum çocuk tarafından yine terk edildim.
"Sen hiç birimizin hayatında hiçbir şey değilsin sadece artık geri dönüşü olmayan bir yolsun"
"Sen hiç birimizin hayatında hiçbir şey değilsin"
Gece olmuştu ve ben uyuyamayacağımı bilerek gözlerimi açıp uzanmaya devam ettim. Bu sefer yolun sonuydu, beni belki burada delirtirler ama beni onlardan mahrum da bırakılardı. Şimdi siz diyeceksiniz ki "Sana o kadar şey yapan insanların hasretini mi çekeceksin?" Ben ailem tarafından terk edildiğimde bebektim, hatırlamıyorum, hissedemiyorum.
Ama ben ailem yerine koyduğum, benimsediğim insanlar tarafından terk edildiğimde 19 yaşındaydım. 20 olmama aylar kala terk edildim, ailem tarafından... Enes, Didem, Sertaç. Bu grup bana ihanet edenlerdi. Açelya ile Furkan'da bu hikayenin en masumlarıydı.
Odamın kapısının önünden tıkırtılar, fısıltılar geliyordu. Odamın kapısı sessiz bir şekilde açılırken gözlerim hafif aralık kalacak şekilde kapattım. "Uyumuş işte amına koyayım." Doktor? "Ya gidelim işte uyumuşsa, ne bok yiyeceğiz bu odada" Doktor hep oturduğum yere gitti, cam kenarına ve oturdu. "Çisil bu camda ne buluyor acaba? Bakmaktan sıkılmıyor da" Sertaç'ın oflama sesi geldi.
O camda hayalleri buluyordum. 'Acaba Enes'e açılsaydım şuan ilişkimiz nasıl olurdu' hayallerine dalıyordum orada. Ama benim Enes ile kurduğum bu hayalin en büyük katili doktordu. Enes'in ailesi zengindi, bu hastane babasınındı ama Enes yönetiyordu. İşte doktor o kadar zengindi ki sadece parası vardı, duygudan yoksun yaşıyordu.
"Çisil bu. Canı sıkkın olur, dalar gider. Bilmiyor musunuz?" Uzun zamandır duymadığım bu sesi aniden duyunca irkildim... Didem? "Emin ol biliyoruz Didem. Onu tanıyan tek kişi sen değilsin, aksine sen onu tanıdığını sanan tek kişisin" şuan içimden acayip şekilde Enes'i alkışlamak geliyordu. Eski Çisil bunu çekinmeden yapardı.
Hem zaten fark da o değil miydi? Ortam farklı, kişiler değişmiş; hem büyümüş, hem huy değiştirmişlerdi. Değil mi?
"Hey, ben buraya Didem'i azarla diye getirmedim." korumasan şaşarım Sertaç. Acaba yalnızken miyavlıyor musun? "Ben sana 'Didem'i getir' demedim ki, hoş ben sana 'sen de gel' de demedim ama buradasın?" Enes benim için racon mu kesiyordu? Vay delikanlım vay.
Hastane pabucumun delikanlısı.
"Ne yani biz şimdi kovulduk mu?" anlaman için illa yaka paça kapının önüne mi atalım Didem, anlasana istemiyor sizi. "Gel hayatım, çıkalım biz Enes ne bok yerse yesin." Aynen canım siz çıkın Enes bok yiyecek.
Kapı kapanma sesinden sonra Enes lafa girdi: "Uyku numaralarını hala yapamıyorsun, en azından bana yutturamıyorsun" gözümü açtım. Baş ucumda kollarını birleştirmiş bana bakıyordu, kaynanam kılıklı. Gülmeye başladı, gözleri kısılmıştı. "Odaya girdiğimizden beri söylediğimiz ufak bir fısırtıyı bile duymak için yüz ifadene neler yaşattın neler" gülüşü devam etti. "Diğerleri fark etmedi çünkü onlar seni tanıdığını sanan salakların teki" yatakta oturur pozisyona geldim.
"Beni en iyi senin tanımana sevinsem mi? Yoksa senin bu kadar iyi tanıdığın birine bunu yaşatmana üzülsem mi?" gülüşü dudaklarında soldu. "Yarın, Fransa'ya gidiyorum. 3 gün sonra seni yanıma aldıracağım haber vermeye geldim." kahkaha atmaya başladım. "Sen, sabah seni sayıklayıp, seni göremeyince ağlayacağımı falan mı sanıyorsun?" derin nefes verdi.
"Çisil, Fransa'da görüşürüz." odadan çıktı. Fransa'yı geç Fransa'dan sonra bile görüşmek nasip olmasın bize. Keşke o gün de buluşmak nasip olmasaydı bize.
(HER ŞEYİN BAŞLADIĞI GÜN SAAT: 11.00)
(ENES DEMİR)
"Tamam, ben hazırım geçiyorum şimdi okula" bunu 27. tekrarıydı. "Ya hacı, bana ne senden. Çisil geliyor mu? Onu söyle." Sertaç ofladı. "Evet, o da geliyor senin yüzünden kızın evini izledim sabaha kadar az önce evden çıktı." anahtarı alıp evden çıktım.
"Ben Çisil ile yolda karşılaşmış gibi yapacağım, okula beraber gideceğiz" anahtarı deliğe geçirip marşa bastım. "Lan, ben?" göz deviriş. "Bak Sertaç, sen ne yapacağımızı kavrayamamış gibisin. Bugün bu iş bitecek!" telefonu kapatıp gazladım, Çisil'e yetişmem lazımdı. İleride Çisil'i gördüğümde arabayı kaldırıma yakınlaştırıp yavaşlattım.
Camı indirip konuşmaya başladım "Fıstık! Atla bakalım" bir an bana baktı ve sanki kovalayan varmış gibi arabaya bindi. "Ya sen var ya iyi ki varsın. Aşırı uykum vardı biliyor musun? gelmeyecektim de geleyim dedim. Ben okula kadar uyuyorum" arabayı gazladığımda içimde bir şeyler vardı, sevinç nidaları atan bir şeyler. Okula geldiğimizde Çisil hala uyuyordu, uyandırmamak için arabayı park edip durdurdum. O uyurken ben de onu seyre daldım.
Bu işi tamamlamaktan emin değildim ama bu manzaradan sonra emindim, bu plan tamamlanacaktı. Zil sesiyle Çisil hareketlenmeye başladı. "Enes, keşke uyandırsaydın ya" arabadan inmek için hamle yaptı ama kapılar kitliydi, açmamı ister gibi bana döndü. "Hiç ısrar etme açamam, yemek sözü verdin bana uyurken" Çisil gülmeye başladı. "Sonra için sözüm olsun, ilk derse gerçekten yetişmek zorundayım" yavru kedi bakışlarına hayır demek mümkün müydü?
"Pekala çıkışta yemek sözü aldım şuan, serbest bırakıyorum sizi sultanım." Gülerek arabadan indi. "Çıkışta burada bekleyeceğim Çisil!" koşarken elini havaya kaldırıp tamam işareti yaptı ve okula girdi. Biz ise bugün okula gitmiyorduk, cama tıklanmasıyla irkilerek düşüncelerimden ayrıldım. Camı indirip cevap verdim. "Ne var lan!" o ise arabanın etrafından dolanıp yan koltuğa oturdu. "Kurban olayım kahvaltı yapmaya gidelim, hem planı anlatırsın." göz devirip arabayı sürmeye başladım.
(16.45)
"Bak Sertaç kaçıncı kez anlattığımı sayamadım, anladın değil mi?" yüzüme hâlâ mal gibi bakıyordu. Oflayıp saate baktım. "Siktir! geç kaldık kız çıkmış okuldan. Hay sana da anlayacağın plana da..." anahtarı alıp hızla arabaya bindim Sertaç'ta hesabı ödeyip yanıma oturdu. Okula geldiğimizde Çisil'in önünde durdurdum arabayı. "Burada beklemesen kaç dakikaya gelirdin acaba iyi ki bugün sadece öğleden sonraki dersler vardı." Sertaç arabadan inip Çisil'i yerine oturttu. "Hadi size afiyet olsun ben Didem'e gideceğim" bana göz kırpıp uzaklaştı. "Enes, nereye gidiyoruz?" şehir dışına. "Bir mekan buldum, uzak ama ortamı manzarası falan çok güzel. Oraya gideceğiz. Akşam döneceğiz" Çisil telefonuna gömülmüştü, o telefondan kurtulmam lazımdı.
(17.15)
Ulaşmamız gereken yere yarım saat kalmıştı. İki buçuk saattir yoldaydık. Benzin istasyonuna geldiğimizde ben arabadan indim Çisil'de telefonunu çantasına atıp arabadan indi. "Ben bir su alıp geleyim" Çisil arkasını döndüğünde motora işaret verdim o da son hızla Çisil'in çantasını kolundan alırken ben oraya koşmuştum ama kaçmayı başardı, parasını hak ediyordu. "Ya çantam çalındı, polis yok mu?!" Çisil'e ulaşıp kollarını tuttum. "Bak sakin ol, karakola gideceğiz şimdi tamam mı?" Kafa sallayıp arabaya doğru yürüdü, motorcuya da sövüyordu. Motoru kullananın Sertaç olduğunu bilmese de olurdu.
Arabayı merkeze zıt şekilde hastaneye sürünce şüphelenmeye başlamıştı. "Karakol diğer tarafta." ben ise gaza daha fazla basarken ters yönde gitmeye kararlıydım. "Çisil, karakol yok. Artık senin sığınacağın tek adalet, tek güven veren şey ben olacağım hayatında." Çisil şoka girmişti. "Enes, ne saçmalıyorsun? Geri döner misin? Lütfen" bu sefer işe yaramaz o bakış. "Olmaz, olmaz. Biz kavuştuk artık, bırakmam seni. Artık mutlu mesut bir ilişkimiz olacak evleniriz belki." Çisil şokla bana bakıyordu, bende kurduğu hayale.
(yazardan)
Çisil Çimen, Enes Demir tarafından alıkonuluyordu.
Çisil yol boyu şokla geri dönmek için yalvarıyordu, Enes'e bakıyordu, Enes kurduğu hayale...