Saat gece yarısını gösteriyordu. Uykudan yanan gözlerim isyan bayraklarını çekmişti. Her ne kadar uyumayı çok istesem de bu pek mümkün olmuyordu. Vücudum bir kamyonun altında eziliyorken nasıl uyunurdu?Evet, korkunç ağrılarım bu gece de misafirimdi. Gündüzleri çektiğim acı bundan çok daha azken geceleri bindiren ağrılar sadece bedenimi değil, ruhumu da yoruyordu.
Yavaşça yatağımdan kalkıp banyoya adımladım. Koyu, saman sarısı kapıyı ardına kadar açıp lavabonun önüne ilerledim. Tezgahın hemen yanında klozet, onun önündeki duvarda da bir tane duş başlığı vardı. Ellerimi beyaz tezgahın üzerine bastırıp vücudumu, güçsüzlükten titreyen kollarıma yasladım. Bakışlarımı tezgahtan aynadaki yansımama çevirdiğimde arkamdaki duvara asılmış bir kağıt gördüm. Aynadan, kağıtta ne olduğunu anlamaya çalışmanın anlamsız bir eylem olduğu kafama dank ettiğinde, kağıdı ilk gördüğüm anla arasından saniyeler geçmişti. Uyuşmuş beynim en basitinden bir eylemi bile yapmaktan aciz hâle gelmişti.
Kaşınan gözümü elimin tersiyle kaşırken bir yandan da titreyen dizlerimi kağıda yaklaşması için harekete geçirdim. Elimi gözümden çektikten sonra kısa bir anlığına bulanıklaşan görüşüm netleştiğinde duvardaki resmi gördüm. Alnımda seyrekçe yer edinmiş kaşlarım önce çatıldı sonra da hayretle yukarı kıvrıldı. Hızla resmi duvardan alıp incelemeye koyuldum.
Resmi Yasemin çizmişti. Bugün öğlede Eftalya’nın kolunu tuttuğum ve göz göze geldiğimiz o minicik anın, onun gözüne yansımış haliydi. Her resmine yaptığı gibi bunun da altına imzasını atmış ve amacını çok net bir şekilde ortaya koymuştu. Resmi inceleye inceleye yatağıma geri geldim.
Yasemin’in çok kıskandığım bir yeteneği vardı; işte bu, resim. Bir kere gördüğü şeyi en ince ayrıntısına kadar çizebiliyordu. Hafızası sanki vücudunun diğer organlarından besleniyor ve onlardan daha güçlü oluyordu. Giderek organlarının çökmesinin daha kabul edilir bir açıklaması bence benim yaptığım gibiydi.
O esnada koridorda yankılanan bir alarm sesinden sonra odamın önünden koşup köşeyi dönen birkaç kişiye ait ayak seslerini duymamla yataktan kalkarak kapıya doğru ilerlemem neredeyse eş zamanlı olmuştu. Elimdeki kağıdı katlayıp pijamamın cebine koydum. Biri acil çağrı butonuna basmış olmalıydı.
Koridora çıktığımda seslerin Yasemin’in odasının olduğu koridordan geldiğini gördüm. Zihnim kendini birden soğuk suya batırmış olacak ki hızla düşünüp onlara doğru koşmaya başladım. Kalbim göğsümde hiç atmadığı kadar hızlı atıyordu. İstemeye istemeye de olsa içimden ‘Umarım Şeker teyze içindir bu alarm,’ diye geçirmeden edememiştim. Yasemin’i kaybetme korkusu içimi bir bıçak gibi delip geçmişti. Hızlı hızlı alıp verdiğim soluğum Yasemin’in odasının önüne geldiğimde kesildi.
Emre ve Eftayla, Yasemin’in kollarından tutmuş onu sakinleştirmeye çalışıyorlardı. Ne olduğunu anlamak için bir adım ileri gitmiştim ki Havva önümden koşup koridorun başından döndü ve gözden kayboldu. Hızla onların yanına gittim.
“Noluyor?”
Yasemin’in şiddetli ağlaması ve kendisini tutan elleri itmeye çalıştığı bu görüntüsü beynime kazınmıştı. O an kendimi onun yerine koydum. Güçlü bir hafıza boktan bir şeydi. Onun bu halini zihnimden silmeyi çok isterdim. Eminim ki o da bir çok şeyi beyninden silip atmayı diliyordu.
Emre bana bakıp “Kabus gördü sadece, odana geç sen!” dediği sırada Havva elinde bir enjektörle odaya girdi. Emre’nin sert ve ciddi ses tonu beni etkilememiş olacak ki onu dinlemeyi reddedip işlerini yapmaları için sadece bir kaç adım geri çekildim. Enjektörü Emre’ye uzattığında onları seyrediyordum. Emre, enjektördeki ilacı Yasemin’in kateterine enjekte ederken bacaklarımın solduğunu hissettim. Yavaşça yere çöküp sırtımı soğuk duvara yasladım. Vücudumun titremesine engel olamıyordum.
Yasemin’in çığlıkları kafamda yankılanırken onu bu hale getiren şeyin ne olduğunu çok iyi biliyordum. Onun küçücük omuzlarına koca bir kayıp binmişti. Annesi ve babasını birkaç ay önce karıştıkları bir trafik kazasında kaybetmiş, on dokuz yaşında bu kahpe dünyada yapayalnız kalmıştı. Geride sadece hastane masraflarını ödeyen dedesi ve arada onu görmeye gelen anneannesi kalmıştı.
Yasemin’in çığlıkları giderek azalırken kendine gelmeye başlamıştı. Hızla ayağa kalktığımda yanaklarımda hissettiğim serinlikle ağladığımı fark edip yaşlarımı sildim.
Emre, Yasemin’e doğru eğilip elini alnına koydu.
“Güzelim, duyuyor musun beni?” diye sorduğunda yatağa yaklaşıp Yasemin’e baktım. Gözlerinden akan yaşlar, gözünün hareketiyle şakaklarına doğru bir çizgi halinde ilerliyordu. Bakışları önce Emre’de sonra hepimizde teker teker dolaştı.
“Özür dilerim.” dedi ağlayarak. Sesindeki çatallı ton kalbimi kırmıştı.
“Özür dilenecek bir şey yok bir tanem.” deyip yatağının yanına oturdum. Benden tarafa olan elini avuçlarımın içine alıp “Sen uyuyana kadar burada kalacağım. Hadi, kapat gözlerini.” dedim.
“Sana ilaç verdim. Uyumana yardımcı olacak.” dedi Emre. Havva bana bakıp baş parmağıyla arkasındaki kapıyı işaret etti. “Bir şey olursa hemen çağır.” Üçü de odadan aynı anda çıkarken bakışlarımı yandaki yataktan bizi seyreden Şeker teyzeye ve kızına çevirdim.
“Biraz burada kalacağım, isterseniz perdeyi çekebilirim.”
“Sen otur, ben çekerim.” Şeker teyzenin kızı perdeyi çekmek için harekete geçtiğinde Şeker teyze, “İyi bak boncuğuma.” diye fısıldadı. Başımı olumlu anlamda salladım. Genç kadın perdeyi çekerken ona minnet dolu bir bakış attım. Kalın beyaz perde tamamen çekildiğinde koca oda iki küçük odaya bölünmüştü.
Yasemin’in elimi hafifçe sıkmasıyla bakışlarım ona döndü. Kolumu kaldırıp baş parmağımla yaşlarını sildim. “Hadi kapat gözlerini, ben yanındayım.” dedim fısıldayarak. “Teşekkür ederim.” diye mırıldandığında sesi hafifçe silindi, kayboldu. Ona doğru eğilerek dudaklarımı kulağının hizasına getirdim. Konuşmaya başlamadan önce beni yarı yolda bırakmasınlar diye istedikleri oksijeni ciğerlerime sağlamak için derin bir nefes aldım. “Bence bana teşekkür etmek için bu kadar acele etme Picasso.” Cebimden, onun çizdikten sonra banyoma yapıştırdığı kağıt parçasını çıkarıp havada salladım. “Sabah uyanacak ve yaptığın bu resmin hesabını vereceksin.” Yasemin’in dudakları yukarı kıvrıldığında bende onunla birlikte gülümsedim.
“Ben seni bu halde de haklarım, Geyik.”
“Kes sesini, Sincap.”
Yasemin, tebessümü yüzünde asılı bir şekilde uykuya daldığında elimi tutan eli iyice gevşeyene kadar onu seyretmeye devam etmiştim. Bu geceyi asla unutmayacaktım. Yaşadığım korku elle tutulabilecek kadar somuttu. Ona karşı kendimi sorumlu hissediyordum. Yaşadığım sürece ona bir zarar gelmemesi için elimden ne gerekirse yapacak, her düştüğünde onu kaldıracaktım. Abiler böyle yapardı çünkü. Kardeşlerinin her hatalarında yanlarında olur, sonuçlarına birlikte katlanırlardı. Onun omzundaki acıyı kendisininkine katardı. Böyle insanlara abi denirdi, bende böyle olmak için elimden ne geliyorsa yapacaktım.
Elimi yavaşça Yasemin’in elinden çekip ayağa kalktım. Yaklaşık bir saattir burada oturmanın verdiği uyuşukluk bacaklarımı ele geçirmişti. Bacaklarımı sessizce sallayıp elimdeki resmi tekrar cebime koydum. Yasemin’in üzerini biraz daha örttükten sonra ellerimi pijamamın cebine sokup öylece dikildim. O esnada yavaşça açılan kapı ile bakışlarımı Yasemin’den çekip gelen kişiye çevirdim. Eftalya, araladığı kapının arasından başını uzatınca içimi garip bir heyecan doldurmuştu. Yavaşça bana doğru yaklaştı. Fısıldayarak “Nasıl oldu?” diye sordu. Elimle Yasemin’i işaret edip “Böyle.” dedim.
“Biraz konuşabilir miyiz?”
Eftalya’nın bu sorusu üzerine bakışlarım tekrar ona döndü. Başımı olumlu anlamda salladığımda dış kapıya doğru ilerlemeye başlamıştık.
“Ona çok değer veriyor olmalısın.” dedi Yasemin’i kastederek.
“Evet, veriyorum.”
“Çok şanslı biri o zaman. Birinin başkasını bu kadar önemsemesi nadir rastlanır bir şey.”
Yapmacık bir şekilde güldüm. “Aslında o kadar da şanslı sayılmaz.” dedim. Yüzümdeki bu gülümseme acı barındırıyordu. Hâlâ Yasemin’in bir saat önceki halinin etkisini üzerimden atamamıştım.
“Neden?”
“Kimse sana söylemedi mi?”
“Neyi söylemedi mi?”
Anlaşılan Yasemin’in gördüğü kabusu anne ve babasının ölümüne bağlayan sadece bendim. Koridordaki oturma alanına ilerleyip camın önündeki koltuğa oturdum. Eftalya da beni takip edip karşıma oturunca bakışlarımı dizlerime dayadığım ellerime çevirdim.
“Bir ay kadar önce Yasemin, anne ve babasını kaybetti. O günden sonra böyle kabuslar hep görüyordu ama bu geceki gibi ilk defa oldu.”
Bakışlarımı ellerimden çekip ona çevirdim. Aydınlık yüzüne üzüntünün gölgesi çökmüş gibiydi. Bu durumda ne denir, kestiremiyordu sanki.
“Zavallı kız.” diye mırıldandı.
Konuyu dağıtmak için “Sen ne konuşacaktın?” diye sordum.
Eftalya hafif dağılmış saçlarını kulağının arkasına sıkıştırıp “Aslında sabah nöbetten çıkmadan önce yanına uğrayacaktım ama madem karşılaştık şimdi söylemeye kadar verdim.” dedi ve bir saniye kadar durup derin bir nefes aldı.
“Teşekkür ederim.”
“Ne için?”
“Bugün beni o adama karşı korudun, suçu üstlendin. Bu yüzden teşekkür ederim.”
“Senin korunmaya ihtiyacın yoktu, ortada suç dahi yoktu. Ben sadece adamın sorunlu bir tip olduğunu biliyordum. İlk günden sana zorluk çıkartmasını istemedim. Biz yeterince zoruz zaten.”
Eftalya son söylediğime gülüp “O kadar da zor sayılmazsınız.” dedi.
Elimi göğsümün sol köşesine götürüp “Kalbimi kırdın.” dedim alaycı sesimle. Kısa bir süre sessizlik olduktan sonra ayağa kalkıp “Odama gidip nasıl daha zor bir hasta olurum diye düşünmem lazım.” dedim. Eftalya’yı ardımda bırakıp odama doğru ilerliyordum ki arkamdan seslendi.
“Beha, bunu düşürdün.” dediğinde durup ona baktım. İkinci ismimi kullanması hakkında kafamda çeşitli düşünceler geçirecektim ki Eftalya’nın elinde ikiye katlanmış beyaz kağıdı görmemle tek düşünebildiğim o kâğıt olmuştu. Genç hemşirem tam kâğıdı açıp içine bakacaktı ki hızla ona yaklaşıp elinden kağıdı aldım. Şaşkın bakışları yüzümde dolaşırken mırıltılar eşliğinde “Bu, bu kişisel bir şey.” dedim. Terlediğimi hissediyordum.
“Resimdi sadece.”
“Kişisel bir resim.” dedim çabucak. Daha fazla onun karşısında kıvranmamak için başka hiçbir şey söylemeyip odama gittim.
Elimdeki resmi yok etmem gerektiğini biliyordum ama resme bakınca ona kıyamıyordum. Adımlarımı yatağıma çevirip yastığımın altından romanımı yazdığım defteri çıkardım. Herhangi bir sayfasını açtım, arasına Yasemin’in çizdiği güzel resmi yerleştirdim.
İşte bu! Yaşarken yazdığım bu romanın arasına somut bir şey koymak, harikaydı!
Defteri kapatmadan önce son kez resme baktım. “Sağlıklı olsam belki de yanına çok yakışırdım.” diye mırıldandım. Yüzümdeki ifadeyi göremesem de içimin burukluğunun yansıması yüzümdeydi, bundan emindim. Yavaşça son cümlelerimi yazıp üçüncü bölümü bitirdim. Defteri yastığımın altına koydum ve yatağa uzandım. Gözlerimi kapadığımda uyku, yorgun bedenime kucak açıp beni içine çekti. Ve ölüm yurdunda bir gün daha geride kalmıştı.















