Her insan meraklıdır. Bazen bu merak dünyayı değiştirdi. Bu gibi durumlarda isminizi tarihe kazırdınız. Belki telefonu, belki de ampulü bulurdunuz. Fakat bazense merak insanı ölme sürüklerdi. Bu adınızı tarihten silebilir hiç doğmamış gibi hissettirirdi. Kısacası ölürdünüz. Ya ölerek tarihten silineceğiz ya da kazanarak tarihe kazınacağız.
“Bu ormanda bir seri katil var ve bunu polislerin yakalaması yerine biz neden inceliyoruz.” Diye söylendim kendi kendime. Bu orman çok genişti ve yanımda tanımadığım birçok kişi ile çalışmam gerekiyordu. Ormanın içerlerine doğru girdiğimizde arkamızdan dal kırılma sesi geldiğini fark ettim ama şu an burada bir tek bizim olmamız gerekiyordu. Selam ben Rhea ve sanırım buradan başlamamam lazım. İsterseniz gelin size olayın en başından anlatayım.
PAZARTESİ
Yedinci kahvemi içtiğimde Livvie “Biraz daha kafein tüketirsen hastanelik olacaksın Rhea.” Dedi ve elimden kupamı alıp tezgaha bıraktı. Şu önemli zamanda üç saat uyku ile ayakta kalmam gerekiyordu ve bu yüzden kahve içmek bir şart olmuştu. Dedektiflik projemin bitmesine çok az kalmıştı ve ben hala konumu bulamamıştım. “Projemi bitirene kadar maalesef biraz daha lazım.” Dedim. ”Hala konu bulamadın mı?” diye sordu, hayır anlamında başımı salladım. Ellerimi kafama götürüp “Ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yok Livvie.” Dedim. “Belki Bay J.’Ye sorarsan o bir konu verebilir. “ hızlıca ayaklandım ve “Sence verir mi?” diye sordum. “Tabi ki de verecektir. Eski dönemin öğrencileriyle hiç mi konuşmadın Rhea?” dedi aptalmışım gibi bakarak. “O zaman ben Bay J.’nin odasına gideyim.” Dedim gülerek. Mutfaktan çıktım ve uzun koridorun en son odasına kadar yürüdüm. Bay J. Buraya ilk geldiğimden beri en örnek aldığım kişiydi, kendisi bir çok seri katil davasını çözmüştü. Kapısını üç defa tıklattım ve “Gelebilirsin.” Dediğinde kapıyı araladım.
“Merhaba Bay J.”
“Merhaba Rhea.” Dedi gözünü okuduğu gazeteden ayırmadan, Bay J. “Seni hangi rüzgar attı buralara?” diye sordu.
“Aslında ben sizden projem için konu sormaya gelmiştim.” Dediğimde Bay J. İlk defa bana baktı.
“Bana gelen bir dosyayı çözmek ister misin?” diye sordu.
“Ne hakkında?” diye sordum.
“Bir psikoloji deneyi için bir seri katili bir ormana saldılar ve benimde o seri katilin eksik veya artı yönlerini bulup bunu bir yazıya dökmem gerekiyor.” Dediğinde beynimden vurulmuşa dönmüştüm.
“Bu yazıyı okuyan kişide daha iyi bir seri katil mi olacak?” diye sordum hiddetle.
“Hayır Rhea, asıl dedektifler bu yazı sayesinde katillerin ortak özelliklerini bulup daha kolay bulabilecekler.” Dedi ve elime bir kart tutuşturdu “Gelmek istersen bu numarayla onlara ulaşabilirsin.” Dedi ve “Şimdi odamdan lütfen çık.”
Resmen beni kovmuştu. Telefonumu elime aldım ve üniversiteden arkadaşım olan Inna’yı aradım. “Selam canım.” Dediğinde hafifçe gülümsedim ve “Fenloı kafede buluşmaya ne dersin.” Dedim ve ofisten çıkıp hızlıca sokağa doğru yürüdüm. Karşıdan karşıya geçmek için yaya geçidinde beklemeye başladım. “On dakikaya ordayım.” Dedi ve “Görüşürüz balım.” Diyerek kapattı. Telefonu cebime koydum ve trafik lambasına baktığımda kırmızı yandığını görünce geçmeye karar verdim. Tam adım attığım an bir motorcu burnumun ucundan o kadar hızlı gitti ki ne olduğunu anladığımda o benden uzaklaşmıştı. “Hödük müsün ya kırmızı ışık yanıyor.” Diye söylendim.
Kafeye gittiğimde Inna’nın çoktan gelmiş olduğunu görünce hızlıca yanına oturdum. “Selam.” Dedim. “Selam, sana anlatacağım şeye inanamayacaksın.” Dedi. Ceketimi çıkardım ve yanımıza gelen garsona “Sıcak çikolata alabilir miyim?” diye sordum. Kahveden farklı bir şeyler içmem gerekiyordu. Inna’ya dönüp “Ne oldu?” diye sordum. Inna önceden söylediği kahvesini yudumlayıp “Benim yazıştığım bir çocuk vardı ya Aidan, dün onun mesajına geç cevap verdiğim için bana egoist yazıp engelledi.” Dediğinde burnumdan güldüm ve “Bu dertlerden bende istiyorum.” dedim ve garsonun elinden kupayı alıp bir yudum aldım.
“Sende ne var ne yok?” dediğinde bir anda “ Bay J. Proje ödevi için benden bir seri katille aynı ormanda kalmamı istiyor.” Dediğimde fazla bağırarak konuşmuş olacağım ki herkes bir an bana baktığını hissettim. Ne yani siz işiniz için bir seri katille çalışmıyor musunuz? “Sen ciddi misin?” diye sordu Inna. Kafamı salladım ve elimdeki zarfı masanın üstüne koydum. Ben bile daha bakmamıştım. Üzerinde “Orman’a Yolculuk” yazıyordu. “Bana buraya gitmeyeceğim demelisin.” Dedi ve zarfı eline alarak incelemeye başladı. “Aslında şuan tek konum bu.” Dediğimde bana “Kızım delirdin mi?” diye sordu. Sesi biraz korkunçtu. Baya korkunçtu. Çantamdan defterimi çıkardım ve Proje Konuları yazan sayfaya geldim.
PROJE KONULARI
*Bir Suçlu ile Röportaj
Fazla pahalıya patlar.
*Çözülmemiş Bir Davayı Çöz
Bulamam
Fikirlerim bu kadardı, sanırım bundan başka seçeneğim yoktu. “En fazla ne olabilir ki?” diye sordum. Şakaklarını ovdu ve “Delirdin mi sen, senin doğranmış bedenini ormanda bulamak istemiyorum.” diye söylendi ve elindeki zarfı masaya fırlattı. “Öleceğimi sanmıyorum.” Dedim. “Zıven amca buna izin vermez.” Babamdan bahsediyordu. “Onunla konuşacağım.” Dedim. “Lütfen bir aptallık yapma ve otur ofiste başka bir proje bul.” Dedi ve “Bu saçmalığı kafandan yok et lütfen.” Dedi ve oturuşunu dikleştirdi.
“Saçmalık değil sadece işimi yapıyorum.”
“Sen delirmiş olmalısın kim bir katille baş başa olmak ister ki?” diye söylendi.
“Bazı insanlar katillerden daha korkunç.” Dedim fısıldayarak.
“Rhea seni çok seviyorum ama bu fikir için arkanda olamam.” Dedi ve ayağa kalkıp bitkilerin arasından geçip gitti. O sırada telefonumdan bir bildirim geldiğini duyunca telefonumu açtım. Bilmediğim bir numaradan bir mesajdı.
*Bir fotoğraf gönderildi.
Bazı insanlar katillerden daha korkunç Rhea. E.
Fotoğraf daha yeni çekilmişti ben ve Livvie vardı. Etrafıma baktım fakat hiçbir değişiklik göremedim. Kimdi bu sapık. E kimdi? Ayağa kalkıp hızlıca içeceklerin parasını ödeyip kafeden dışarı çıktım. O an gözüme bir motor ilişti. “Bu o motor.” Diye mırıldandım. Ona yaslanmış adamın yanına gidip “Az kala beni eziyordunuz.” Dedim adama doğru. Adam beni baştan aşağı süzüp “Hanımefendi kimsiniz?” diye sordu. “Benim kim olduğumun pek bir önemi yok.” Dedim ve çantamdan aslında abim için aldığım trafik kuralları kitabını adama doğru uzatıp “Bunu oku ve bir yaya karşıdan karşıya geçerken belki yol vermeyi öğrenirsin.” Dedim. Sonrasındaysa tekrardan arabama doğru devam ettim.
Arabaya geldiğimde gülüp “O kitabın elimde olması cidden işime yaradı.” Dedim. Çantamdan zarfı çıkarıp bir süre inceledim. Ne yapacağım ben. Ne yapacağım çok belli ama ben cesaretli biri olmalıyım. Korkmadan gidip, projemi bitirip gelecektim. Korkma Rhea. Telefonumu elime aldım ve zarfın fotoğrafını çekip internete yükledim. Sanırım evet çıkan şeyler biraz ürkünçtü. “Seri katil ile aynı ormanda kalabilir misin?” diye bir başlığa tıkladım.
Seri Katil A…. S….’yı bir ormana bıraktılar. Onunla savaşmaktan korkmayacaksan bu numarayı ara, ücretsiz kamp tatilin için 7 Şubat günü söylediğimiz konuma gel.
Ne de güzel bir tatildi. Yani en fazla ölebilirim ne olmuş ki. O sırada babamın beni aradığını gördüm.
“Hadi başlayalım.” Dedim ve aramayı açtım.
“Rhea hiçbir saçmalık yapma ve eve gel.” Dedi. Sesinden kızdığı belli oluyordu. Ah Inna ben sana ne diyeyim şimdi.
“Baba ama projem,”
“Proje falan yok hemen yanıma geliyorsun.” Dedi ve telefonu yüzüme kapattı. Cidden sanırım şimdi diri halimle ölmüştüm.
Yaklaşık bir saat sonra…
Yola çıkalı bir saat olmuştu, arabadan şarkıyı kapattım ve kasabaya giden yoldan sağa döndüm. Babam bu minik kasabanın Belediye Başkanıydı, annem bizi terk ettikten sonra tüm hayatını bana ve abime adamıştı. Minik bir malikanede yaşıyorduk, dışı çok sıcak görünse de içi buzdan soğuktu ama içeri girdiğinizde asla üşümezdiniz. Arabamı kenara çektim ve yan koltuktan çantamı aldım. Arabadan çıktığımda havanın çok soğuk olduğunu hissettim. Eve doğru yürüyüp kapıyı üç kere tıklattım. Evdeki yardımcı abla Mila kapıyı açıp “Baban çok sinirli, ne yaptın yine.” Diye sorduğunda gözümü devirip içeri girdim. Babam abimle salonda oturuyordu. Ben içeri girdiğimdeyse ortalık sessizleşti. “Merhaba.” Dedim ve tekli koltukların birine oturdum.
Abim bana bakıp “Katillerle aynı yerde yaşamaya gidiyormuşsun.” Diye bağırdı.
“Abi sadece proje ödevi için bir kamp alanına gideceğim, sanki sürekli olarak gidiyormuşum gibi davranıyorsun.” Dedim.
“Birde sürekli gitseydin, annem gibi sende mi gideceksin. Doğru ya siz kadınlar ailesini bırakıp gidiyorlar.” Ayağa kalktım ve “Biz kadınlar çalışıp para kazanmak, sizin paranıza muhtaç bir çocuk gibi yaşamamak için çalışıyoruz. Annem bir hata yapmış olabilir fakat ben emek verdiğim bir iş yüzünden sizi yarı yolda bırakmış olmuyorum ve abi en azından ben senin gibi bir kızla yurt dışına kaçmak için babamdan para çalmadım.” Dedim ve babamın abime “Oğlum!” sesiyle dudaklarım kenara kıvrıldı ve kendimi koltuğa geri bıraktım. “Yalan söylemesene.” Dedi abim, sesinden korktuğu anlaşılıyordu. Bacaklarının titremesini önlemesi için yere oldukça sert basıyordu. “Peki bu yalan olsun.” Dedim ve “Ben odama çıkayım üzerimi değiştirip geliyorum.” Dedim ve hızlıca salondan çıktım. Kurtuldum. Merdivenlerden çıktığımda odama girip kapımı kilitledim. Odam evdeki en küçük oda benim olmasına rağmen çok tatlıydı. Belki her çocuk gibi fazla oyuncağım yoktu ama bir sürü bez bebeğim vardı. Normalde bu evde kalmasam da dolabımda birkaç kıyafet bırakmıştım. Bir tişört ve eşofman çıkartıp yatağımın üzerine koydum ve yatağıma oturdum. Çalışma masamın üzerinde daha önce görmediğim bir oyuncak ayı vardı ama bizim hiçbir oyuncak ayımız yoktu. Annem bize hep ayı aldığı için bizi terk ettiği gün babam tüm ayıları arka bahçede yakmıştı. Ayıyı elime alıp inceledim. “Kamera mı acaba, ama benim odamda neden olsun ki.” Dedim ve yatağımın altına attım. Üstümdekileri değiştirip hızlıca aşağı indim. Yemek odasında babam oturmuştu ve bende onun sağına oturdum.
“Baba odamdaki ayıyı sen mi koydun?” diye sordum.
Babam yüzünü büzüp “Ne ayısı kızım.” Diye sordu.
“Çalışma masamın üzerindeki ayı.” Dedim tekrardan.
“Kızım saçmalama, ayı falan görmedim ben.” Dedi.
O sırada abim geldi ve yemeğe başladık. Evdeki en büyük kurallardan biri buydu. Herkes masaya oturmadan yemeğe başlanmazdı. Bazen bu kuralı saçma bulsam da tam olarak kalan ailemi bir tek masa başında görüyordum fakat genelde yemek yemekten bazen onlarla oturduğumu unuturdum. Yemek yerken o kadar sessiz olmuştu ki nefes seslerini duyabiliyordum. Yemeğimi yedikten sonra odama çıkmıştım Odama gittiğimdeyse yatağımın altındaki ayıyı almak için eğildim. “Neredesin ya.” Diye söylenerek iyice yatağın altına doğru elimi uzattım. Yoktu. “Ben deliriyorum sanırım.” Dedim ve yatağımın üzerine oturup nefes alıp verdim. Kafamı çevirdiğimde bilgisayarımı gördüm. Aldım ve açma tuşuna basıp bekledim. Açıldığında eskiden indirdiğim bir filmi açıp izlemeye başladım.
Film bitmişti. Saate baktığımda iki buçuk olduğunu gördüm. O an kapımın önünde bir tıkırtı olduğunu fark ettim. Ayağa kalkıp kapımı araladığımda önündeki şeyi görünce kendimi geri çektim “Perili bir evdeyim sanırım ve bu perinin benle bir zoru var.” Dedim ama bunun kötü bir yanı da vardı. Bu ev benim evim. Kapının önünden ayıyı aldım ve çalışma masamın üzerine koydum. Rafımdaki kalemlikten makas alıp karnını kestim. İçindeki pamukları odanın ortasına attığımda elime bir kutu gibi elektronik alet geldi. “Bu ne?” diye söylendim ve incelemeye çalıştım ama ne olduğu anlaşılmıyordu. Çantama attım ve birkaç malzememi de aynı şekilde tıkıştırdıktan sonra evden çıkmak için alt kata doğru yürüdüm. Aşağı indiğimde mutfakta bir tıkırtı olduğunu fark ettim. Bir film veya kitapta olsaydık şuan ona bakmam gerekirdi ama ben ölmek istemiyordum ve kedi değildim. Kapıyı açtım ve hızlıca arabaya doğru koştum. Babam beni görse muhtemelen yakardı. Arabanın motorunu çalıştırdım ve çantamdan ayının içinden çıkan şeye bakmaya başladım. İlk gördüğümdeki gibi “Kamera mı acaba?” diye kendi kendime söylendim. Ama kamera neye benzerdi ki. Çantama geri koydum ve arabayı evime doğru sürmeye başladım. Yol boyunca çok uykum gelmişti. En son sağa çektim ve arabayı kilitleyip uyumaya karar verdim. Telefonumu açıp saat altı buçuğa alarm kurdum ve gözlerimi kapattım.
Gözlerimi açtığımda yanımda kocaman oyuncak bir ayı vardı. Bana o kutu gibi şeyi gösteriyordu ve diğer elindeyse zarf vardı. “Ne oluyor be.” Dedim ve ayıya doğru yumruk attım. Ama pek bir şey olmadı. O an bana “Bazı insanlar seri katilden daha korkunç.” Dedi ve uyandım. “Rüyaymış.” Dedim ve nefesimi içime çektim. Son zamanlarda gördüğüm tek rüyaydı. “Bazı insanlar seri katillerden daha korkunç.” Diye fısıldadım. Sanırım bir rüya ile bunu yapmam en büyük aptallıktı fakat zarfı elime aldım ve üstünde yazan numarayı tuşladım.
“İyi günler, Ormanın Gölgesi projesine hoş geldiniz. Görüşmemiz hizmet kalitesi ve güvenlik için kayıt altına alınacaktır.” Dedi ve sustu.
“Merhaba ben stajyer Dedektif Rhea Manov. Bana bunu Dedektif Bay J. Vermişti.” Dedim ve kadın bir anda, “Bay J.’yi tanıyorum sizin için kayıt oluşturayım hemen.” Dedi. Sesi biraz fazla canlıydı ve saat beş buçuktu. “Size gönderdiğim formu doldurun ve sekiz şubat günü Flow Turizmin olduğu yerden saat altıda OY 572 Plakalı araca binebilirsiniz. “ dedi. “Beni kaçırmayacağınıza emin miyiz?” diye sordum. Kadın güldü ve “Kaçırmayız hanımefendi.” Dedi. “Koltuk numaram nedir?” diye sordum. “Formu doldurduğunuzda verilecek.” Dedi “Teşekkürler. Dedim ve kapattım. Mail adresime gelen formu açtım ve doldurmaya başladım.
Ad/Soy Ad
Rhea Manov
Kimlik Numarası
***********
Telefon Numarası
**********
Bunun gibi birkaç şeyi daha yazığımda önüme gelen sayfada kadının anlattığı şeyler ve koltuk numaram yazıyordu “F2’de mi?” dedim. Takvime baktığımda yedi şubat olduğunu gördüm. Yarın gidecektim. Arabayı hareket ettirip eve doğru sürdüm.
Eve geleli yarım saat olmuştu. Beş kere abim yedi kereyse babam aramıştı ama açmaya korkuyordum. Kendime sırt çantası aldım ve yanıma gerekli olarak gördüğüm şeyleri koydum. Belki fotoğraf makinesine ihtiyacım yoktu ama koydum. Dışarı çıkmak için hazırlandım.
Banyo yapmış, saçımı şekillendirmiştim. Bakım işlerimi de halledip dışarı çıktım. Evime dedektiflik bürosu çok yakın olduğu için yürüyerek gitmeyi mantıklı buluyordum. İçeri girdiğimde hızlıca Bayan Jesica’nın odasına girdim. “Günaydın Bayan Jesica.” Bana bakarak gülümsedi ve “Selam tatlım.” Dedi. İnsanlar nasıl birbirlerine bu kadar yakın davranabiliyorlar bilmiyorum. “Ben size bir şey gösterecektim aslında.” Dedim ve çantamdan ayının içinden çıkan şeyi masanın üzerine koydum. Jesica eline alıp incelemeye başladı fakat yüzündeki gülümseme bir anda söndü. “Rhea sen bunu nereden buldun?” diye sordu. Sanırım büyük bir sorun vardı, hem de fazla büyük. “Odamdaki oyuncak ayıdan.” Dedim cızırtılı sesimle. “Rhea şimdi korkma ama bu sanırım ses kayıt cihazı olabilir.” Dediğinde donakalmıştım. Kayıt cihazı mı demişti. Benim kendi odamda beni neden dinlemek istemişti. Jesica su uzattığında elinden alıp içtim. “İnsanlar daha korkunç.” Diye geçirdim içimden ve “Teşekkür ederim.” Deyip hızla odadan çıktım ve tuvalete doğru yürüdüm. İçeri girdiğimde hala zor nefes alıyordum. Kim odama ayı koyardı. O ayıyı benim odama koyabilecek kadar yakınımdı. “Babam,” dedim ama sonra “Hayır, hayır o yapmaz. Kendi kızına özellikle asla yapmaz, yapamaz.” Dedim ve suyu açarak yüzümü yıkadım. “Abim mi?” diye kendi kendime geçirdim tekrardan. Tamam aramız çok iyi değildi ama bunu da yapmazdı değil mi? Benimle oyun oynayan, saçlarımı ören, beni koruyan abim yapmazdı. Kim koyabilirdi? Mila? Tek o kalmıştı ama neden yapsın? Onunla çok az bir tanışıklığım vardı, insan tanımadığı bir kıza bunu yapamazdı değil mi?
Telefonumu elime alıp abimi aradım. Şuan ona ihtiyacım vardı, belki aramız son zamanlarda kötü olsa bile koynunda ağlamaya ihtiyacım vardı. “Rhea, nereye kayboldun sen? Sabahtan beri sana ulaşmaya çalışıyorum.” Dedi. Gözümden düşen damlayı sildim ve “Abi sana ihtiyacım var benim evime gelir misin?” diye sordum. “Rhea iyi misin?” diye sordu ama bu sefer telaşlıydı. “Değilim lütfen gelir misin?” diye sordum. Tekrardan. “Geliyorum.” Dedi ve telefonu kapattı. Telefonu çantama geri attım ve eve doğru yürümeye başladım.
Kapının kilidini açtım ve içeri girdim. Gelene kadar ağladığım için göz altlarım kızarmıştı. Aynaya bakıp “Gözlerim çok tatlı olmuş.” Dedim ve telefonumu çıkarıp fotoğrafımı çektim. Hayır bu sefer delirmiyorum, sonuçta her kız yapmaz mı? Odama geçip üzerime yünlü pijamamı giydim. Salona geçip L koltuğun köşesine oturdum. O an kapı tıkladı, üç kere. Ayaklanıp kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açtığımdaysa ona kocaman sarıldım. O da elindeki poşetleri bırakıp sarıldı bana. “Geldiğin için teşekkür ederim.” Dedim. Birkaç dakika sonra “Hadi bakalım, abi kardeş vakti.” Dedi ve poşetleri eline alıp yürümeye başladı. Salona geçtiğimizde poşetten birkaç şekerleme çıkardı ve paketini açıp masaya koydu. “Ne oldu Rhea?” diye sordu abim. “Ben dün size geldiğimde masamın üzerinde bir ayı vardı. Ben o ayıyı yatağımın altına koymuştum ama odaya girdiğimde ayı yoktu. Sonra delirdiğimi düşündüm ya da evin perili olduğunu bende kendi evime gitmeliyim diye düşündüm ve tam çıkacaktım ki kapının önünde o ayı vardı.” Dedim “İnsana haber verseydin ya o periler beni yeseydi.” Dediğinde kıkırdadım. Abim yanıma yaklaşınca göğsüne doğru yattım ve “Sonra ayıyı alıp yırttım ve içinden küçük kutu gibi bir şey çıktı. Ne olduğunu öğrenmek için Bayan Jesica’ya sorduğumda bunun ses kayıt cihazı olduğunu söyledi.” Dediğimde abimin korkmuş bir şekilde “Kim neden seni dinlemek istesin ki?” diye sordu. Bilmiyorum dercesine kafamı sallarken aklıma bir şey geldi. Ben o sesi kayıt ederken telefonla konuşmuş koltuk numarama kadar birkaç kere sesli bir şekilde okumuştum. “Ya benim yaptıklarımı önceden bilmek için koyduysa?” diye sordum. Abim “Ne yaptın ki Rhea? Lütfen birini kestim deme.” Dedi. “Hayır benim telefon konuşmalarımı dinlemek için olabilir mi?” diye sordum. “Bunu sana kim yapar?” diye sordu. Bilmiyorum dercesine kafamı salladım.
“Hangi filmi izleyelim?” diye sordum. Abim düşünürken poşetten bir çikolata açıp yemeye başladım. “Up izleyelim mi?” diye sordu. “Evet olur ama biz en son onu,” dediğimde sözümü kesti ve “Annemin gittiğini öğrendiğimiz gün izlemiştik.” Dedi ve gülümsedi.
“Abi, seni babama şikayet ettim diye bana kızdın mı?” dedim.
“Aslında babam çok kızmadı ama sen söylemeseydin sanırım bu sır beni bir gün boğabilirdi.” Dedi.
Ona sıkıca sarıldım ve yanağından öptüm. “Abilerin en iyisi .” Diyerek de ekledim.
Film bitmişti. İlk izlediğim gün gibiydi. “Abi ben bir salaklık yapmış olabilirim.” Dedim deli cesaretimle. Bana bakarak dikleşti ve ne yaptın gibi bir bakış attı. “Dün konuştuğumuz mevzu vardı ya.” Dediğimde nefesini içine çekti ve “Bana ona gideceğini söyleme.” Dedi. Eli ile yumruk yapmıştı. “Yaptım.” Dedim. Yumruk yaptığı elini açtı ve “Bende kaydoluyorum.” Dedi ve “Numarası ne bu şirketin?” dediğinde kafamı olmaz anlamında salladım. “Ben işim için gidiyorum senide oraya sürükleyemem.” Dedim bağırarak. Ayağa kalkmıştım. Abim de ayaklanıp “Bende seni korumak için gidiyorum.” Dedi. “Hayır gelmiyorsun.” Dedim. “Seni oraya tek gönderemem Rhea, ver numarayı.” Dediğinde hayır anlamında başımı salladım. O an telefonumu kaptı ve numaralar kısmına girdi. Elinden telefonumu almaya çalışsam da benden çok uzundu. En sonunda telefonumu verdi ama çoktan numarayı almış hatta aramıştı. Neden ona bu kötülüğü yaptım ki. “Kendimi bir çukura sürüklüyorum ardımdan araba ile atlıyorsun.” Dedim ama nafile. “Tamamdır.” Dedi ve kapattı. “İşte bu kadar.” Dedi. “Abi benim korumam değilsin biliyorsun değil mi?” dediğimde şaşkın bir şekilde bana bakıp “Abinim senin hem abin olarak belki gelmemi istemiyorsun ama ben bir polisim.” Dedi. İnadına tüküreyim. “Gidiyorum ben yarın sabahtan seni almaya gelirim.” Dedi ve öpücük attı. “Hadi bay bay.” Dedim sırıtarak.
GEÇMİŞTEN:
Dışarıda çok yağmur yağıyordu. “Abi korkuyorum.” Dedim. Gök gürültüsünden rahatsız olmuştum. Annem yoktu, nerede bilmiyorduk. Babam kendini odasına kilitlemişti. “Korkma Rhea, hadi senle film izleyelim.” Dedi ve babamın kasetlerinden birini seçti. Televizyona taktığında bir anda çalışmıştı. “Bu çok güzel.” Dedim. Abim gurur dolu bir bakış atarak “Abin yaptı tabii ki güzel olacak.” Dedi ve güldü. Film oynarken bizde evde bulduğumuz atıştırmalıklardan elimize alarak yedik. “Abi annem bir daha gelmez mi?” diye sordum. “Gelecek.” Dedi. Sadece gelecek. “O zaman hızlı yemeliyiz yoksa annem yememize izin vermez.” Dedim ve güldüm abimde eşlik etti.
Film bitmişti. “Bu hayatımda izlediğim en güzel filmdi.” Dedim ayakta zıplarken. Abim beni zapt etmeye çalışırken bir yandan da etrafı topluyordu. Ona yardım etmek için yastıkları yerine koydum ve televizyonu kapattım. Abimde çöpleri attı ve battaniyeleri düzeltti. “Tertemiz oldu işte.” Dedim ve parmak uçlarımı öptüm. “Hadi şimdi yatma vakti.” Dediğinde hızla üst kata çıktım.
Sevgili Günlüğüm,
Bugün hayatımdaki en güzel filmi izlemiş olabilirim. Yani sanırım daha önce pek film izlemedim. Ama bugün çok üzücü bir şey oldu. Bu gizli bir sır bu yüzden kimseye söylememelisin. Bugün babam avukat amca ile konuşurken bir sır duydum. Sanırım annem bizi bırakmış ve gitmiş. Neden gitti bilmiyorum ama bunu abime dediğimde çok üzüldü. Babam demişti ki hastalandı geri dönecek. Sanırım dönmeyecek. Abime biz kötü davrandığımız için mi gitti diye sordum ama o biz iyi biriyiz o sadece sıkılmıştı dedi ama bir anne çocuklarından sıkılmazdı ki. Babam bir haftadır çalışma odasından çıkmıyor bazen tuvalete bile gitmediğini düşünüyorum. Bugün çok yağmur yağıyor ve ben yağmurdan nefret etmeye karar verdim çünkü annemin gittiğini yağmurda öğrenmiştik. Belki yağmurda döner diye çokta nefret etmeyeceğim ama. Neyse ki bugün abimle Up diye bir animasyon izledik. Çok güzeldi ama başında çok üzüldüm. Adamın eşi vefat ediyordu ama sonrası eğlenceliydi. Günlüğüm şimdi benim uyumam gerekiyor sana da iyi geceler.